Sanal Gerçeklik: Evinizden Yıldızlararası Seyahat Mümkün

Gelecek olasılıklardan, insanlığın ulaşabileceği seviyelerden, yapabileceklerinden bahsetmeyi ve bu olasılıkları hayal etmeyi şahsen çok seviyorum. Fakat bir noktada çok üzüldüğüm şeylerden biri de bu olasılıklardan bir çoğunu, örneğin Mars’ı kolonileştirmeyi, belki cyborgları, belki de yıldızlararası seyahatleri göremeyecek olmaktır. Sadece gelecek olasılıklar da değil. Basit belki ama AC/DC’yi sahnede canlı izlemek ya da yunuslarla yüzmek bile olabilir. Birçoğumuz bunların bir kısmını yapamadan öleceğiz. Fakat elimizde bir koz olabilir. Yani sistemi aldatabilme şansımız. Evet. Evimizden, koltuğumuzdan kalkmadan. Gerçekten Mars’ın yüzeyinde gezebilir. Başka yıldız sistemlerine seyahat edebiliriz. Birebir deneyime yaklaşabilecek elimizdeki en büyük imkan ile.

Sanal Gerçeklik…

Sanal gerçeklik deyince şu anda elbette birçoğumuzun aklına kaba gözlüklerle gerçek ile ...  Devamı

Dünyayı Değiştirenler: Bilgisayar Devrimi (2. Bölüm)

Bir fikri ortaya atana bazen biraz fazla odaklanıyoruz. O kadar ki o fikri mükemmelleştireni gözden kaçırıyoruz. Asıl gelişim ancak bu aşamada gerçekleşir zira. Rafineleştirilmeyen hiçbir fikir ne kadar devrimsel görünse de işlevsizdir. Bir çip üstüne 64 tane transistör koyan insanlar geleceği hayal etmemizi sağlamıştı. Ama bir çipe 4 milyon transistör koyanlar asıl geleceği bize verenlerdir.

Kanadalı bir yazar Malcolm Gladwell söylemişti bunları. İnsanın sürekli bir kahraman arama ve asıl gelişimi, ortaya çıkan müthiş icatlara giden süreci görmeme eğilimini ifade ederken.

Isaac Newton’ın söylediği gibi: Daha ileriyi görebildiysem, bunu omuzlarından baktığım devlere borçluyum…

Bilgisayarlar da, ellerimizdeki akıllı telefonlar da bunun en güzel, en elle tutulur, en basit örneğidir aslında.

Hep bir rekabet, hep bir “en birinci kimdi” kavgasının ortasında birbiri ile birinci ...  Devamı

Bilgisayarın Hikayesi – Her Şey Nasıl Başladı?

Bilgisayarlar. Tüm dünyayı baştan aşağı değiştiren belki de tarihin en önemli icatlarından biri. Evet. Ondan önce transistörler, ondan önce ikili sayı sistemi vs. bulunmasa, elektrik keşfedilmese çok başka şeylerden bahsediyor olurduk ama bir son ürün olarak, tüm bunları kullanan, insanlığa gerçek anlamda çağ atlatan bir buluş olduğunu kabul etmemiz gerekiyor. Her anlamda.

Tam anlamı ile çiçek açtığı, hızla geliştirilmeye başlandığı dönem olarak yirminci yüzyılın son çeyreği karşımıza çıksa da aslında bilgisayarların geçmişi çok çok daha öncesine, yaklaşık 2500 yıl öncesine dayanıyor.

Bildiğimiz abaküse…

Evet. Yani. Şimdiki süper bilgisayarlarla bir abaküsü karşılaştırmak çok mantıklı gelmeyebilir. Ancak en temeline indiğimizde bugünkü süper bilgisayarların da çalışma mantığı abaküs ile neredeyse birebir aynı. Ardı ardına, birçok işlemi, bir ...  Devamı

Manhattan Projesi: Bilim Tarihinin Dönüm Noktası

Geldik bilim tarihinin en keskin dönüm noktalarından birine. Kimine göre bilimin zirvesi, dünyayı değiştiren en önemli keşif, kimine göre ise bilimin alçalabileceği en dip nokta.

Bir önceki videoda konuşmuştuk. Enrico Fermi, Irene Curie, Otto Hahn ve sonunda Lise Meitner’ın çalışmaları ile atomu parçalamayı başarmıştık.

Bu ciddi anlamda tarihin en önemli dönüm noktalarından biriydi. Ortada devasa, inanılmaz, akıl almaz bir güç vardı ve bu gücü kullanarak insanlığa seviye de atlatabilirdiniz. Ya da toplumları yer yüzünden silebilirdiniz…

Ve biz. İkisini de yapacaktık…

Atomun inanılmaz öyküsü bilim insanları ile, savaşlar ile, atom bombaları ile, Manhattan Projesi ile devam ediyor…

Bir atom bombasının yapılıp yapılamayacağı konusu artık nötron keşfine ve nötronun işleyişine bağlıydı. Nükleer fizyon ile bir patlama gerçekleşmesi için bir tür zincirleme reaksiyonun ...  Devamı

Atom’un Film Gibi Hikayesi

Madde. Muhteşem bir kilim gibi. Atomaltı parçacıklarla ilmek ilmek örülmüş bir kumaş. Deneyimlediğimiz evreni oluşturan bir örtü. Ama yüz yıl önce madde o kadar da karmaşık gelmiyordu kimseye. O zamanki bilgi birikim dahilinde madde dediğimiz şey elektron ve protonlarla kolayca elde edilebiliyordu. Bugün önümüzde duran müthiş detaylı bir eserin aksine daha düz, basit bir desen vardı karşımızda.

Ve 1920’lerde, o dönemde görülen müthiş gelişimler ile de fizikçiler yavaştan işi çözdüğünü düşünüyordu. Artık maddenin en temel yapıtaşı karşılarındaydı. Pozitif yüklü bir çekirdek çevresinde dönen elektronlardan oluşan bir atom… Ve 1919’da keşfedilen protonların da çekirdekte belirli bir sayıda bulunuyordu. Bu sayı da evrendeki maddelerin bu kadar çeşitli olmasını sağlıyordu.

Bu nispeten basit yaklaşımı tahmin edersiniz ki terk etmesi kolay olmadı. Bilim dünyasında ...  Devamı

Akılalmaz Gerçeklik: Gecikmiş Seçim Kuantum Silgisi Deneyi

Richard Feynman. Kuantum mekaniğine en doğru açıdan bakan isimlerden birisi belki de. Ne “mistik” olduğunu kabul ediyor. Ne de şaşırılacak hiçbir şey olmadığını. Birçok insan için de böyle. En azından kuantum mekaniğine ufak da olsa göz atmış birisi için. Özellikle bu kişiler için her şey “sıradışı ve doğa üstü” gibi gelebilir. Ki bu da çok normal. Niels Bohr’un da dediği gibi. Kuantum yasalarından şok olmuyorsanız zaten kuantum mekaniğini anlamamışsınızdır. 

Daha da derinlere inip deneysel anlamda kuantum fiziği çalışan insanlar için de durum aynı. Atomaltı parçacıkları gözlemlediğinizde tüm hayatınızı kontrol eden klasik yasaların gözünüzün önünde yok olduğunu, tuzla buz olduğunu gördüğünüzü düşünün. Gerçekten kolay değil.

Ne kadar deney yaparsanız yapın, ne kadar farklı açıdan bakarsanız bakın kuantum mekaniği klasik algıyı yerle ...  Devamı

İnanılmaz Teori: Büyük Patlamada Patlayan Bir Kara Delik Miydi?

Uçsuz bucaksız evreni anlamaya çalışan bir tür olarak 19 ve 20. Yüzyılda gösterdiğimiz gelişmenin yüzbinlerce yıllık tarihimizde eşi benzeri yok.  100 yıl gibi insanlık için kısa, evren için minicik bir zaman önce henüz Samanyolu Galaksisinin evren olduğunu zannediyor, bu evrenin statik, sabit, mutemelen ezeli ve ebedi olduğuna inanıyorduk. Newton yasaları da bunu bir nevi destekliyordu.

Tüm bunlar sadece birkaç yıl içinde dramatik bir biçimde değişecekti. Albert Einstein’ın Genel Göreliliği Newton’ın kütleçekiminin yerine geçecek ve bununla birlikte madde, enerji ve uzay-zaman kumaşının arasındaki ilişkiyi de net bir şekilde ifade edecekti. Einstein’ın denklemlerine göre evren sabit olamazdı, dinamik olmalıydı. Sonrasında evrenin genişlediği anlaşılınca bu iddiası da doğrulanacaktı.

Ayrıca Einstein kara delikleri de öngörmüş ve bunlar da daha sonra kanıtlanmıştı. ...  Devamı

“Kimsenin Umurunda Değilsin” – Spotlight Etkisi Nedir?

Friends dizisinin gayet masum görünen bu sahnesinde aslında milyonlarca insanın hayatını ciddi ölçüde etkileyen psikolojik ve sosyolojik bir olgu ele alınıyor. “Bir kadının yalnız yemek yemesi” gibi gayet olağan bir durumun bile konu olabildiği bir olgu.

Spotlight Etkisinden bahsediyorum. Bir diğer adı ile Sahne Işığı etkisinden. Basit tanımı ile insanın başka insanların kendisini gerçekte olduğundan daha fazla umursadığını, izlediğini düşünmesi. Spotlight yani sahne ışığı altında olduğunu, herkesin kendisini izlediğini sanması olarak tanımlanabilir.

Her gün, günlük yaşamımızda her an karşılaşabildiğimiz bir durum bu. Olumlu ya da olumsuz da olabilir. Çok iyi bir iş yaptıktan sonra insanların size gıpta ile baktığı, sizi inanılmaz takdir ettiği yanılgısı da buna dahildir. Ya da tam tersi. Bir hata yaptığınızda herkesin tüm dikkatini bu hataya verdiğini düşünmeniz ...  Devamı

İnsan Işık Olarak Doğsaydı? – Bir Fotonun Yaşamı

Evrendeki her şey. Aşırı genelleme olduğunu biliyorum fakat. Ya maddedir ya da ışık. Basitçe böyle ifade edebiliriz.

İkisini ayıran şey ise sabit kütlesidir.

Maddenin kütlesi vardır. Işığın. Yoktur.

Ama burada bir sıkıntı var. Kütle dediğimiz şey temel, değişmez bir özellik değil. Geçici bir özellik.

Sadece parçacıklar arasındaki etkileşimler sonucunda ortaya çıkan bir sonuç.

Misal. Bir kara deliği düşünün. Biliyorsunuz. Koca koca yıldızları şekerleme gibi yutabilen canavarlar.

Fakat menüleri de gayet geniş. Maddeyle yetinmiyorlar. Işığı da yiyorlar.

İşte sıkıntı da burada. Işık kütlesiz diyoruz fakat kara delikler ışığı yediğinde ne oluyor biliyor musunuz? Kilo alıyorlar. Evet. Su içsem bile yarıyor diyoruz ya. Işığı yese bile kilo alıyor kara delikler. Büyüyorlar. Kütleleri artıyor.

Çünkü ışık. Hapsedildiği zaman kütle kazanıyor. Confinement. Yani ışığın ...  Devamı

Hiçbir Şeyden Zevk Almamak: ANHEDONİ NEDİR?

İnanılmaz lezzetli görünen bir pasta düşünün. En iyi malzemelerle yapılmış, muhteşem meyvelerle süslenmiş. İçi en sevdiğiniz krema ile dolu. Durduramıyorsunuz kendinizi. Bir ısırık alıyorsunuz. O da ne? Tadı yok bunun. Ama olmaz ki? Bir ısırık daha alıyorsunuz. Yok. Hatta rahatsız ediyor sizi. O kadar tatsız ki. Ama öyle görünmüyordu? Sonra etrafınızdaki insanlara bakıyorsunuz. Aynı pastadan yiyen insanlara. Her ısırıkta kendilerinden geçiyorlar. Birbirlerine “hayatımda daha güzel bir pasta yemedim” diyorlar birbirlerine. Bir sorun var herhalde diyorsunuz. Bir dilim daha alıyorsunuz. Yok. Bir gazete kağıdını ısırıyormuşsunuz gibi. Çok kıskanıyorsunuz etrafınızdakileri. Sizin alamadığınız tadı almalarına imreniyorsunuz. Ama yine de gülümsüyorsunuz siz de. Ağzınızda çoğalan pastayı bitirip “Evet. Çok güzeldi” diyorsunuz.

Anhedoninin bir tanımıydı bu. Haz ...  Devamı