HER ŞEY BİR İLLÜZYON MU? – HOLOGRAFİK EVREN TEORİSİ

Jacob Bekenstein. Amerikalı bir teorik fizikçi. 1972 yılında kara deliklerle ilgili araştırma yapıyor. Ama teorik fizikçi de olsanız bir noktada bir konu canınızı çok sıkabiliyor. O da “test edilemezlik”. Her ne kadar kağıt üzerinde bir olguyu kusursuz görünecek şekilde ifade etseniz bile gerçek dünyada test edemediğiniz, gözlemleyemediğiniz sürece tatmin olmazsınız. Bekenstein da bu histen müzdaripti. Kağıt üzerinde bir sonuca varmıştı. Ne yaparsa yapsın tek bir şey çıkıyordu ortaya.

 ...  Devamı

PSİKOLOJİK SALGIN – KİTLESEL HİSTERİ

Sağlık. Her şeyin başı elbette. Orada sorun yok.

Fakat sağlık dediğimizde hep başımız ağrımasın, misal korona olmayalım, kansere yakalanmayalım diye endişe ediyoruz. Sonuna kadar da haklıyız.

Fakat iş zihin sağlığına geldiğinde. I ıh. Hala psikoloğa gidenlere “hayırdır, contayı mı yaktın?” deme cüretini gösterebiliyoruz.

Bunun üzerine biraz düşünmek lazım aslında. Sağlık dediğimiz, psikolojik sağlıktan da bahsettiğimizde, sonunda biyolojik bir olgu mu sadece? Yoksa ruhsal sağlığa başka bir yerden mi bakmak gerekiyor? O yüzden mi bir türlü çare bulamıyoruz.

Misal biyolojik rahatsızlıklarımızın birçoğunu zihinsel sağlığımıza bağlayabilir miyiz?

Gelin bununla ilgili çok acayip yaşanmış birkaç hikaye anlatayım size.

2006 yılında Mexico City yakınlarında bulunan bir yatılı okulda kalan kız öğrencileri etkileyen çok gizemli bir hastalık baş gösteriyor.

Katolik ...  Devamı

TELEPATİ İÇİN İLK ADIM – BRAINNET!

İnsan. İnanılmaz bir varlık. Takdiri hak eden bir tür. Başardıkları. Geldiği nokta. Mağaralardan başka gezegenlere uzanan. Gözünü yıldızlararası seyahatlere dikmiş insanlık.

Fakat bir sıkıntımız var. Ciddi bir sıkıntı.

İletişim.

İlginç belki ama “iletişim çağında” hala çözemediğimiz bir sıkıntı. Hala yanlış anlaşılmalardan, kendimizi ifade etmede yaşadığımız sorunlara kadar. İkili ilişkilerden ülkeler arasındaki iletişime çözülemeyen bir sorun.

Bunun da en büyük nedeni elbette bir aracıya ihtiyaç duymamız. Kelimeler ya da vücut dili ile sıkışıp kalmış durumdayız.

Birine yol tarifi verirken bile, hele hele baskı altındaysak kafamızın içinde kurduğumuz edebi tanımlamalar yeni konuşmaya başlayan bir bebeğin kelime haznesine sığacak diyaloglara dönüşüyor.

Peki. Kelimeleri tamamen ortadan kaldırabilseydik? Yani bu aracıyı arada çıkarıp bir nevi beyinlerimiz ...  Devamı

MÜZİĞİ GÖRMEK, RENKLERİ DUYMAK – SİNESTEZİ NEDİR?

Bizim psikoloji, nöroloji veya psikolojik sendrom videolarının yorumlarında sık sık “bu bende de var” ya da “var mı acaba” şeklinde yorumlar geliyor. Kimi zaman bazı sendromları ya da bozuklukları yaşayanlar deneyimlerini paylaşarak birçok insana ışık da oluyor. Bu çok çok güzel bir şey.

Bugün konuşacağımız olgu ile ilgili de bu yönde yorumlar gelebilir diye düşünüyorum, en azından birçok insan  “keşke ben de bir kez olsun deneyimleyebilsem” diyebilir bu sıradışı olguyu. Şahsen özellikle birazdan bahsedeceğim çok ilginç özelliklere sahip insanların yorumları ve deneyimlerini çok merak ediyorum.

Şimdi gelelim konuya.

Siz hiç bir rengi duydunuz mu? Ya da bir sesin tadını aldınız mı? Bir şarkı ya da belli bir nota size en sevdiğiniz tatlıyı yiyormuşsunuz gibi hissettirdi mi? Haftanın belirli bir günü veya mesela Temmuz sizin için 3 boyutlu göründü mü?

Ve bunların ...  Devamı

Laplace’ın Şeytanı, Determinizm ve Özgür İrade

“Bir sorunu çözmek için 1 saatim olsaydı ve hayatım da buna bağlı olsaydı ilk 55 dakikasını doğru soruyu sormak için harcardım.” Einstein

Bu videonun sonunda video başlığındaki konularla ilgili bir cevap sunmayacağım size. Ama şuna emin olabilirsiniz. Bu videonun sonunda bir sürü soru işareti ile başbaşa kalacaksınız.

Sizinle başlayalım. Yaptığınız, yapacağınız, şu anda yaptığınız her şey aslında tahmin edilebilir mi? Bunları bilebilir miydiniz?

Kökenini Sokrat’a kadar dayandırabileceğimiz determinisme göre evet. Aslında olan biten her şey birer sebep sonuç ilişkisinin sonucu ve tüm bilgileriniz, inançlarınız, tüm yaptıklarınız sonunda sizi şu an olduğunuz kişi haline getiriyor. Yani bugün sizinle ilgili tüm bilgilere sahip olan üstün bir zeka, bir süper-bilgisayar sizin 10 yıl sonra nerede ve ne yapıyor olacağınızı bilebilir.

Tahmin edilebilirsiniz.

Determinizme ...  Devamı

2020 Nobel Fizik Ödülleri – “Devlerin Omuzlarında Yükselmek”

6 Ekim 2020.

İsveç Kraliyet Akademisinde Goran Hansson bu yılın Nobel fizik ödülünü kazananlarını açıklıyor.

Buraya nereden geldik peki biliyor musunuz?

Dikkatli bakarsak, biraz yakınlaştırırsak bu ödülün arkasında bazı büyük dâhilerin silüetlerini görebiliriz.

Isaac Newton’ın 1676’da Robert Hooke’a yazdığı mektupta söylediği gibi:

“Eğer daha uzağı görebiliyorsam bu, benden önceki devlerin omuzlarında durduğum içindir.”

Biz de bu ödülün detayına girmeden önce zamanı biraz geriye saralım o halde.

Albert Einstein.

Yüzyılın dâhilerinden. Belki de en büyüğü.

Uzun zamandır kendisinden bahsetme fırsatımız olmamıştı ama o ölümünden 65 yıl sonra bile kendini hatırlatmanın bir yolunu buluyor.

Genel görelilik teorisi ile sadece uzay, zaman, kütleçekim ve madde arasındaki ilişkiyi anlatmakla kalmamış daha sonra “kara delik” adını alacak olan, sadece uzay-zamanı değil ...  Devamı

Yapay Zeka İnsanlaşmaya Devam Ediyor!

Önce bir soru. Bu fotoğraflara bir bakın. Videoyu durdurarak da bakabilirsiniz. Bu fotoğraflarda ne görüyorsunuz? Biraz düşünün. Birazdan tekrar geleceğiz bunlara.

Ama öncelikle.

Bu zamana kadar ortaya çıkarılmış tüm Yapay Zeka modellerinin arasında yakın zamanda OpenAI’ın GPT-3 modeli en heyecan vericisiydi. Çok az müdahale ile şiirler, kısa hikayeler ve şarkılar yazabiliyordu. Ve hatta bu model ile bir öğrenci ortaya çıkardığı bir blog ile onbinlerce kişiyi kandırmayı başarmıştı. İnsanlar gerçekten bu blog’un bir insan tarafından yazıldığını düşünmüştü. Hatta bu blog’un yaratıcısı şöyle söylemişti. “Aslında yaptığım şey aşırı kolaydı”. “Ve asıl korkunç olan da bu”.

GPT-3 ile ilgili bol bol video yapıldı, izlemişsinizdir. Ne kadar inanılmaz görünse de aslında gerçek zeka ile karıştırılmaması gereken bir nevi programlama sihri gibi bir algoritma ...  Devamı

Deja Vu – Matrix’te Bir Hata Mı?

Deja Vu. Osmanlıcada Hiss-i kable’l vüku olarak bilinir veya fransızca’dan en yakın çevirisi “önceden yaşadım duygusu”. Yaşayanların şu şekilde tanımladığı bir olay: “Daha önce yaşamış olma ihtimalim olmayan bir olayı sanki birebir yaşamışım gibi hissettim.” Sanki o anda, o ortamda, tam olarak o noktada daha önce bulunmuştum. Derler. Örneğin Kadıköy sokaklarında dolaşıyorsunuz. Bir kitapçıya giriyorsunuz. Etrafınızdaki insanlar, raflardaki kitaplar. Ortamın kokusu. Havadaki nem. Bütün sesler, sokaktan geçen seyyar satıcının sesi. Tüm bunları. Tüm ayrıntıları ile hatırlıyorsunuz. Siz bu anı daha önce yaşamıştınız. Tam da bu şekilde…

Ya da bir arkadaş grubu ile oturuyorsunuz. Bir şeyler tartışıtorsunuz. Hararetle bir konudan bahsederken bir anda ben tüm bunları daha önce tam da bu şekilde anlatmıştım. Hatta cümlemin sonunda karşıdakinin ne tür tepki ...  Devamı

Kuantum İnterneti – Geleceğin İnterneti

2020 her anlamda birçok insanın hatırlamak bile istemeyeceği bir yıl olmaya devam ediyor. Fakat enseyi çok karartmamak adına bilim açısından da bir o kadar önemli bir yıl olmaya da devam ediyor. Mars’a yapılan görevler, venüs’te yaşam izlerinin keşfi derken biraz nefes alabiliyoruz. Fakat tam da pandemi başlamadan önce aslında başka çok önemli bir gelişme daha yaşanmıştı. 2020’nin Şubat ayında Amerika Enerji Bakanlığının Argonne Laboratuvarında ve Şikago Üniversitesinde çalışan bilim insanları çok önemli bir başarıyı dünyaya duyurmuşlardı.

Bilim insanları Şikago’da kuantum tüneli adını verdikleri tesiste bu zamana kadar elde edilen en uzun mesafede, 83.7 kilometrelik bir mesafede kuantum dolanıklığını elde etmeyi başardıklarını duyurdular.

Yani şimdi bundan bize ne de diyebiliriz fakat bebarbilim izleyicileri kuantum serisinden tanıdık bu mevzuya. Gördüğümüz, ...  Devamı

Şizofreni ile Yaşamak

Şizofreni. Yaşamayan bilemez derler ya. Bunun en can alıcı örneklerinden biridir belki de. Anlaşılması ve anlatması çok zor. Depresyon gibi değil. Ya da uykusuzluk veya aşırı yorgunluk gibi belirtileri de anladığımız yanılgısına neden olabiliyor. Fakat şizofreninin öne çıkan en yaygın belirtilerine baktığımızda sanrılar, halüsinasyonlar ve düzensiz düşünceler karşımıza çıkıyor.  Bu belirtilerin ise bu hastalığa sahip olmayanların yaşamında doğrudan deneyimleyebileceği bir karşılığı neredeyse yoktur. İşte o yüzden anlaması çok zordur ve işte bu nedenle bu konuda oldukça fazla bilgi kirliliği bulunmakta ve yanlış tanıya ve hatta yanlış tedaviye kadar varmaktadır.

O nedenle sadece belirtilerine odaklanmaktansa daha iyi anlamak ve tespit etmek amacıyla şizofreniye yol açan derinlerde yatan mekanizmalara, sorunlara odaklanmamız gerekiyor.

Birçok uzmana göre şizofreninin ...  Devamı