Featured Video Play Icon

Sen Ölümsüzsün! – Kuantum Ölümsüzlüğü

Bebar Bilimin beyin yakma videolarını bilirsiniz. Özellikle kuantum mekaniğine girdiğimiz zaman kaybolduğumuz zamanlar olmuştu. Güzel, entelektüel bir kayboluş. Uzun süredir pek yapmamıştık. Fakat zamanı geldi. Bir miktar bilimsel felsefeye de kayacağız. Peki. Biraz kaybolalım mı?

“Bir şeyin olma ihtimali varsa o şey olur”.

Evet. Başlangıç noktamız burası. Kuantum mekaniğinin temel iddialarından ya da çıkarımlarında biri diyebiliriz.

Yine bu noktada sizden bir şeyleri unutmanızı isteyeceğim. Kendi deneyimlerinizi, yaşantınızı, algınızı bir kenara bırakın.

Bu noktada fark edeceksiniz ki bu iddia aslında doğru. “Bir şeyin olma ihtimali varsa o şey olur”.

Hatta. Ölüm kalım meselesinde de. Evet. Ölmek ya da ölmemek konusunda da doğru bu. Ve bu konuyu biraz düşündüğümüzde ve irdelediğimizde çok ama çok acayip olasılıklar karşımıza çıkıyor! Bir sonuca varmak durumunda kalıyoruz.

Nereye varıyoruz biliyor musunuz?

Ölümsüzlüğe!

Kuantum ölümsüzlüğüne…

Bu fikrin arkasındaki adamın, Hugh Everett’in hikayesi ise inanılmaz bir dram barındırıyor. Konuya yaptığımız girişten DARK dizisini izleyenler bağlantıyı kurmuştur diye tahmin ediyorum. Hugh Everett’in hikayesi de dizideki dramla oldukça yakın öğeler içeriyor. Videonun sonunda değineceğim. Ama önce bu açıdan herkes nasıl ölümsüz olabiliyor onu bir konuşalım…

Bir olay sonucunda sizin yaşamanız veya yaşamamanız söz konusuysa bu iki olasılığın da gerçekleşmesi gerekiyor. Bu durumda hiç ölmediğiniz bir senaryo gerçekleşmek durumunda. Ne kadar kulağa çılgınca gelse de eğer hayatta kalma olasılığınız sıfırdan yüksekse o halde yaşamak zorundasınız.

Şöyle düşünün. Kendi bakış açınızı. Deneyimlerinizi. Bu algınızın, deneyimlerinizin devam etmesi için dünya inanılmaz olasılıkları gerçekleştiriyor. Ancak ne olursa olsun siz, algınız, bakış açınız devam ediyor. Ne olursa olsun. Yaşamaya devam ediyorsunuz.

İşte “kuantum ölümsüzlüğü” de bu bakış açısından ortaya çıkıyor ve şunu en baştan söylemekte fayda var. Bu olgu bir felsefi düşünce deneyidir. Temel aldığı teoriler de “kuantum mekaniğinin aynı anda birden fazla durumda bulunma yani süperpozisyon” durumu ile antropi ilkesi ve hayatta kalana odaklanma eğilimi adı verilen bir olgudur.

Öncelikle. Antropi ilkesi bize şunu söyler. Bir gözlemcinin gözlemleyebilmesi için ne olması gerekiyorsa tüm bunlar olmuştur. İlginç belki ama şu an bu videoyu izleyenler olarak bir oturup düşünelim. Sizi bu videoyu izlemeye getiren olayları, deneyimlerinizi göz önüne getirin. İmkanlarınızı. Türkiye’de doğmuş ya da bir şekilde Türkçe öğrenmişsiniz. İnternete erişiminiz var. Buna ayıracak vaktiniz var. Ve en önemlisi doğmamış da olabilirdiniz. Ama hepiniz doğdunuz. İşte bu videoyu izleyenler olarak bahsettiğimiz imkanların hiçbirinin doğru olmadığını düşünebiliriz. Bebar Bilim izlemeyenleri yok sayabiliriz. J İşin şakası algı böyle bir şey.

Tıpkı buzdolabının ışığı gibi. Buzdolabının ışığı da aslında hep açıktır. Çünkü buzdolabı bu şekilde tasarlanmıştır. Görebildiğiniz, gözlemleyebildiğiniz zaman açık olacak şekilde tasarlanmıştır.

Antropi ilkesi aslında her yerde. Çok da güçlü bir teori. Bir durakta “buradasınız” yazan bir haritanın önünde duruyorsanız bu yazı her zaman doğrudur. Rus ruleti oynamış olan hiçkimsenin bundan pişman olmadığını da açıklar. Dünyanın bizim gibi canlıları desteklemesini de. İmkansız diyebileceğimiz her şeyin gerçekleşmiş olduğunu. 

Ve kuantum ölümsüzlüğüne döndüğümüzde tüm bunları ilginç kılan da işin “kuantum” kısmıdır elbette. Örneğin evrende başka bir gezegende mutlaka bizim gibi canlıların olması gerektiğini de açıklar. Fermi paradoksunu da kendi içinde çözer. Bu kadar olasılık varsa. Aslında o kadar olasılığa da gerek yok. Olasılık sıfırın üzerindeyse bu sorunun cevabı “olabilir” değil “kesinlikle” var olacaktır.

Klasik fizikten ayrıldığı yer de burası işte. Klasik fizikte yürüdüğünüzde her şey belirli bir durumdadır. Televizyon olduğu yerde, eviniz belli bir sokağın belli bir kısmındadır. Anahtarlarınızı kaybettiğinizde nerede olduğunu bilmeseniz de belirli bir yerde olduğunu bilirsiniz.

Kuantum fiziğinde ise tüm bu algılarımız sistemin çökmesine neden olur. Bunun en popüler örneği de “çift yarık deneyidir”. Konuşmuştuk bunu da hatırlarsınız. İzlemediyseniz link yukarıda. Bir ışık gözlemlediğinizde çift çizgi oluştururken gözlemlemediğinizde, müdahale etmediğinizde dalga gibi davranıyordu. İşin asıl çığrından çıktığı nokta fotonları tek tek gönderdiğinizde de bunun gerçekleşmesiydi. Garipliğin ötesi. Bunun bizi en zorlayan kısmı da şudur aslında. Bir fotonun nereye düşeceğini tahmin etmek için izleyebileceği tüm olası yolları hesaplamanız gerekir. Bu da çok ama çok zordur.

Fakat herhangi bir fizik öğrencisine, fizikçiye ya da bir kimyacıya sorduğunuz zaman ortada hiçbir gariplik yoktur. Bu dünyanın en normal şeyidir. Evrenin, maddenin işleyiş biçimidir bu. O yüzden bizim kadar heyecan duymaz onlar bu gariplik karşısında. Ama olsun. Bize de kızmasınlar J Çünkü garip. Gerçekten.

Örneğin. Bu çift yarık deneyini her şeyle yapabilirsiniz. Parçacıklar büyüdükçe daha da zorlaşır ancak teoride her şeyle, insanla bile yapabilirsiniz. Misal bu deneyin gerçekleştirildiği en büyük parçacıklardan biri 810 adet atomdan oluşan bir moleküldü. Bakın foton, elektron filan değil. Atom. 810 tane hem de. Bildiğiniz bir cisim bu.  

Ve işte bu noktada bizim yetersizliğimiz gün yüzüne çıkıyor. Mühendislik konusundaki yetersizliğimiz. Makro evrende, bizim deneyimlediğimiz haliyle “kuantum fiziğini” gözle görmememizin sebebi bir tür mühendislik engelidir. Keşfedilmeyen bir fiziksel yasa değil. Çünkü bugüne kadar gördüğümüz tüm deneyler aslında klasik evrenle kuantum evreni arasında bir ayrım olmadığını gösteriyor. Aksine. Kuantum yasaları evrenseldir ve her şey ve her yer için geçerlidir.

Bu arada merak etmeyin. Bunların hepsi bizi ölümsüzlüğe götürüyor. Geliyoruz yavaştan.

Ve en baştaki “gerçekleşme olasılığı olan her şey gerçekleşir” iddiasını da “her şey olur” ile karıştırmayalım. Fizik yasalarının, kuantumun evrenselliğini konuştuğumuz zaman doğal olarak kendimizin de bir süperpozisyonda olduğu yanılgısına düşebiliriz. Yani neden o iş teklifini kabul etmiş olan diğer versiyonumuzu görmüyoruz o zaman değil mi? Çünkü bunun olaıslığı gerçekten sıfır. Yani siz şu anda buradaysanız bitmiştir. Buradasınızdır. İhtimaller çökmüştür. Farklı durumlarda olsanız dahi bu farklı versiyonların birbirleri ile etkileşime girmesi olanaksızdır. /

Aslında hep beraber kuantum fiziğinin derinlerine doğru yolculuk yapmış bir grup olarak şu şekilde açıklayabiliriz bunu.

Schrödinger’in kedisini hatırlarsınız. Biz ölçene kadar ölü mü değil mi bilmiyoruz. İkisi de doğru diye var sayıyoruz hani. Niels Bohr öncülüğündeki kuantum fizikçiler bu durumu şu şekilde ele alır. Birisi kutuyu açıp baktığında tüm olasılıkları tek bir olasılığa indiriyoruz. Yani kedi canlıysa o an için ölü olma ihtimali sonsuza kadar ortadan kalkmıştır derler.

Fakat kuantum fiziğinden ortaya çıkan diğer bir yorum da çoklu dünya teorisidir. Bu teoriye göre biz kapıyı açtığımızda kedinin canlı olduğunu gördüğümüz anda aslında başka bir evrenin de kapısını açıyoruz. Kedinin ölü olduğu başka bir evrenin.

Yani bizim başka bir evrendeki kopyamız kapıyı açtığında kedinin ölü olduğunu görüyor.

Siz o kapıyı iki kere açıyorsunuz aslında. Başka bir dünyada, başka bir evrende, başka bir bedende.

Ancak buradaki sıkıntı şu. Diğer benliğinizden haberiniz olma ihtimali yok. Sıfır. Bu noktayı iki ayrı yola ayrılan ve sonsuza kadar bir daha bir araya gelmesi imkansız iki ayrı yola benzetebiliriz. Siz sağa döndüğünüzde aslında sola da dönüyorsunuz aynı anda. Ama o anda başka bir evrenin de kapılarını açıyorsunuz.

Aslında bunu test edebilirsiniz. Evet. Çok basit.

Schrödinger’in kedisinin yerine siz geçebilirsiniz. Kutunun içine zavallı kedi yerine testi yapan fizikçiyi koyalım. Niye kediyi harcıyoruz ki? Kediler yaşasın J

Şimdi. Test aynı. Fakat radyoaktif maddedeki atomların sayısını artıralım ve hayatta kalma ihtimalini çok çok düşürelim. Örneğin 100 atomdan en az birinin 1 saniye içinde bozunma ihtimali %50 olsun. Yani hayatta kalma ihtimali oldukça düşük fizikçimizin.

Bunun amacı da şu. Eğer çoklu evrenler doğruysa ve biz bu deneyi sayısız kez tekrar ettiğimizde hayatta kalma şansı çok düşük olsa da sıfır değil. Ve mantık olarak bir keresinde hayatta kalabilir.

Ve bu evrenlerden birinde fizikçimiz laboratuvardakilerin şaşkın bakışları arasında kutudan sapasağlam çıkacaktır. Büyük ihtimalle tüm dünyada kahraman ilan edilecek, haberlerde “ölümsüz” adam, mucize adam diye bahsedilecektir. Tabi diğer gereksiz haberlerden zaman kalırsa.

Fakat burada unutulan bir şey olacaktır. Çoklu dünya teorisine göre fizikçimiz zaten sayısız defa ölmüş olacaktır. Sayısız evrende kendisi haberlerde rokete binip dünyanın düz olduğunu kanıtlayan adam gibi muamele görecek ve farklı listelerde en saçma ölümler listesinde başa oynayacaktır.

Bir evrende kahraman olduğundan haberimiz olmadan.

Şimdi gelelim bu çılgın fikrin arkasındaki adam Hugh Everett’in hikayesine.

Bir fizikçi olan Hugh Everett gerçekten saplantılı bir adamdı. Hayatının tam merkezinde sadece işi ve teorileri bulunuyordu. Eşi ve çocukları ile çok sorunlu ve uzak bir ilişkileri vardı.

Tüm zamanını özellikle çoklu evren ve çoklu dünya gibi teorileri geliştirmeye ayıran Everett’in bir de sigara ve alkol bağımlılığı da vardı.

Gerçekten çok zeki bir adam olan Everett Pentagon’da çalışmalar yaparken kendisine bir haber geliyor.

Kızı intihar etmişti. Everett haberi aldığında tek söylediği şey şuydu “Bu kadar üzgün olduğunu bilmiyordum.”

Kızı neyse ki hayatta kalmıştı ancak bu olay karşısında kurduğu cümle ailesi ve çocukları ile olan ilişkisini özetliyordu. Çocuklarını ve ailesini sürekli ihmal etmişti.

Ve maalesef bunu düzeltecek vakti de olmamıştı. Kızının intihar girişiminden kısa bir süre sonra henüz 52 yaşındayken bağımlılıklarının da sonucunda kalp krizinden hayatını kaybedecekti.

Fakat kızı daha sonra tekrar intihara kalkışmış ve maalesef bu sefer başarılı olmuştu.

Arkasında bıraktığı notta da “Babamla başka bir evrende son bir kez daha görüşmeye gidiyorum.”  Yazıyordu.

Hikaye çok farklı olsa da bahsettiğim gibi DARK dizisinde de benzer bir hikaye vardı hatırlarsınız.

Kaldı ki orada da çoklu ve paralel evrenlerden, kuantum mekaniğinden bol bol alıntı yapılmıştı dizide.

Hugh Everett’in hikayesinde de gördüğümüz üzere belki de kişisel hatalarını düzeltmek, her şeye yeniden başlayabilmek ümidi ile çoklu evrenlere, “bir şansının daha” olmasına takıntılı hale gelmiş olabilir.

Ve başta da bahsettiğim gibi oldukça teorik ve felsefi bir açıdan ele alabileceğimiz bir teori bu. Zira test edilebilmesi imkansız anlayacağınız üzere.

Fakat doğruluk payı varsa belki de başka bir evrende Hugh Everett çocukları ile sohbet ettiği, Pazar kahvaltılarını birlikte yaptığı bir hayat sürüyor olabilir. Umarız öyledir…

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

Quantum Suicide and Immortality. And the question which led to the many… | by Ella Alderson | Medium

https://arxiv.org/pdf/0902.0187

https://interestingengineering.com/a-theory-of-quantum-mechanics-that-suggests-everyone-is-immortal

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir