Featured Video Play Icon

Hayalet Nötronlar ve Ayna Evrenler – 9 Saniye Problemi

Bilimin en güzel taraflarından birisi şu. Bir gün, birisi, o kadar sıradışı bir fikirle ortaya çıkıyor ki. Önce bir reddediş dalgası baş gösteriyor. Olmaz öyle şeyler, geleneklere sıkı sıkı sarıla bilim insanları. Sonra birileri “mantıklı bu” demeye başlıyor. Sonra. Sonrasını biliyorsunuz. Einstein çok yaşadı bunu. Görelilik yasası. Herkesin aklını başından aldı. Ama sonunda. En basit sonuçlarından biri olan GPS’i bu sayede neredeyse hatasız kullanabiliyoruz.

Ve yine böyle bir fikirden bahsedeceğiz bugün. Algılaması güç, geleneksel algıya ciddi bir darbe indirecek bir iddia.

İddia şu. Bulunduğumuz anda, bulunduğumuz mekanda bizim, çevremizin, tüm yaşantımızın bir aynası hüküm sürüyor olabilir. Ayna atomlar, ayna gezegenler, ayna yaşamlar, ayna siz. Arabaların ters yönde ilerlediği, saatlerin geriye doğru gittiği ir evren.

Bir ayna evren.

Bahsettiğim gibi. Bu evren çok uzakta da olmayabilir. Tam olarak bizim uzay zaman kumaşımızda, bizim evrenimizde fakat madalyonun diğer yüzü gibi işleyen, tura kısmının hiçbir zaman yazı kısmını göremediği gibi bizim hiç görmediğimiz bir evren sürüp gidiyor olabilir.

Çılgınca değil mi. Düşüncesi bile absürt. Bilim kurgu filmlerinde görsek “yok artık” diyebileceğimiz bir hikaye.

Ancak günümüz fizikçilerinin aklını kurcalayan çok önemli bir sorun var.

Özellikle atomun dolayısıyla bildiğimiz her şeyin yapıtaşlarından nötron parçacığı ile ilgili büyük bir sorun.

9 saniye. Evet bazı nötronlar kimi zaman 9 saniyeliğine bir yere kayboluyorlar. İşte o 9 saniyede nereye gittiklerine dair ciddi bir kafa karışıklığı mevcut. Gelin neden bahsediyoruz bir bakalım.

Şimdi. Olay biraz karışık anlayacağınız üzere. O yüzden adım adım gidelim. 4 adımda neyden bahsettiğimizi daha iyi anlayacaksınız.

İlk olarak. 4 yüz yıl öncesine bir gidelim. Bir adamın teleskobu alıp gökyüzüne ilk kez baktığı zamana.

Öncesinde tüm gözlemlerimizi çıplak gözle yapıyor aslında buna rağmen çok da iyi iş çıkarıyorduk. Dünyanın yuvarlak olduğunu çözmüş ve hatta mö 200’lerde  Erastothenes dünyanın çapını %1,6lık bir hata payı ile ölçmeyi başarmıştı.

Fakat 1608’te hollanda’da bir optikçi olan Lippershey ilk teleskobu icat etmiş, birkaç yıl sonra Galileo bu tasarımı geliştirerek astronomide bir çağ açmıştır. Bu teleskopla Jüpiter’in uydularını görmüş ve Venüs’ün tıpkı bizim ayımız gibi evreleri olduğunu görmüştü. Kopernik ve ondan önceki bazı bilim insanlarının dünyanın güneşin çevresinde döndüğü iddiasını kanıtlamıştı.

Yani Galileo ile birlikte tüm insanlık için kozmosa yeni bir kapı açılmıştı.

Bunun ardından ikinci adımda karşımıza şans eseri bir bulgu çıkıyor.

1896’da Fransız Henri Bacquerel biraz uranyum ve fotoğraf filmlri arasına ufak bir metal haç yerleştiriyor. Bununla fotoğraf filmine asla ışığın geçmeyeceğini göstermek istiyordu. Fakat filmleri banyo ettiğinde metal hacın net bir fotoğrafı karşısındaydı.

Bu şu an için oldukça sıradan bir bilgi olsa da o zaman için bu inanılmaz bir olaydı. Uranyum radyasyon yayıyordu. Bu bulgu ile birlikte kuantum mekaniğinin tohumları atılmaya başlanacaktı.

Zamanı biraz ileri sardığımızda 3. Adıma geliyoruz. Karanlık maddeye. 1933’de İsviçreli astronom Fritz Zwicky bir galaksi kümesine bakacaktı. Bu kümedeki ayrı ayrı galaksiler birer arı gibi ortak kütleçekim merkezinin çevresinde dönüyordu.

Zwicky bu galaksi kümesinin tamamının kütlesini bulmaya koyuldu. Bunun için parlaklıklarını hesapladı. Bu sayede kütleyle doğrudan bağlantılı olarak toplam kütleçekimini hesapladı. Daha sonra galaksilerin dönüş hızlarını ölçtü.

Fakat bir sorun vardı. Galaksiler olması gerektiğinden çok daha hızlıydu. Bu kümedeki galaksilerin kütlesi ve kütleçekimini hesapladığında bu galaksilerin bu kümede durması için çok az bir miktardı bu. Bu galaksilerin savrulup gitmesi gerekiyordu. Ama bir şey, görünmeyen bir şey dev galaksileri bir küme içinde tutuyordu. Neydi bu?

Bu kadar büyük bir kütleyi ortak bir kütleçekim etrafında toplayacak bilinmeyen bir kütleçekim kaynağı olmalıydı.

İşte bu Karanlık Enerji ile ilgili ilk ipucumuz olacaktı. Daha sonrasını biliyorsunuz, konuşmuştuk ayrı bir videoda.

Ama şimdi gelelim son adıma. Ayna evrenlerin olabileceğini bize gösteren adıma.

Serbest nötronlar.

Çok garip bir olgu.

Şimdi. Ortaokul, lise fizik derslerinden neredeyse herkes az çok bilir. Bir atomun iki temel bölümü mevcuttur. Merkezinde ağır bir çekirdek ve bu çekirdeğin çevresinde dönen elektronlar. Çekirdek ise proton ve nötronlardan oluşur.

Standart modele hiç girmiyorum. Onu da konuşmuştuk zaten. Bu kadarı şu an için yeterli bize.

Çünkü burada işler ilginçleşiyor.

Protonlar ve nötronlar atom çekirdeğinde birbirlerine yakınken, bir aradayken hiç sorun yok. Gayet dengeliler ve evren ile birlikte milyarlarca yıl boyunca kimse dokunmadığı ya da sıradışı bir olay olmadığı sürece o şekilde kalabilirler. Ancak. Nötronu o birliktelikten çıkarıp aldığınızda, nötron tek başına yaşayamıyor. Sadece 15 dakika gibi bir sürede bozunarak proton ya da elektronlara dönüşüyor.

Üzücü bir hikaye aslında.

Fakat durun işler daha da karışıyor.

Şimdi. Bu serbest nötronla ilgili yaptığınız deneye bağlı olarak aldığınız sonuçlar değişiyor. Nötronun bozunma süresi farklılaşıyor. Ama bu hiç normal değil. Sonuçta nötron nötrondur. Sonuçların aynı olması gerekiyor.

Örneğin nötronun ne kadar sürede bozunduğuna dair yapabileceğiniz deneylerden birisi birkaç nötronu alıp zayıf bir manyetik alana koymaktır. Bu deneyle birlikte bir nötronun bozunması ortalama 14 dakika 39 saniye sürer.

Fakat deneyi farklı bir şekilde yaptığınızda sonuçlar sapıtıyor.

Bunu da en net nükleer reaktörlerde görüyoruz. Nükleer reaktörlerde nötronlar serbest kalmaktadır. Ve bu reaktörlerde serbest kalan nötronların bozunması ortalama 14 dakika 48 saniye sürüyor.

E bu 9 saniyelik fark nereden çıktı şimdi?

Yani 9 saniyeden ne olacak canım diye düşünebiliriz fakat fizikçiler bu deneyleri binlerce kez tekrarlamış, olası tüm değişkenleri dikkate almış ancak bu 9 saniyeden kurtulamamışlardır.

İşte bu 9 saniye fizik dünyasının en çok tartışılan konularından biridir.

Ve bazı kuantum fizikçiler bu 9 saniyeyi, bu kayıp zamanı bir ayna evrenle açıklayabileceğimize inanıyor.

 Mesela. İlk deneyde bahsettiğimiz manyetik alan bir nötronun söz konusu ayna evrene geçmesine olanak sağlıyor olabilir. Burada bir süre kalan nötron tekrar bizim evrenimize dönüyor olabilir.

Yani nötron kısa ömrünün bir kısmını ayna evrende geçiriyor. Fizikçilere göre nötronların %1’i bile bu zıplamayı gerçekleştiriyorsa bahsettiğimiz 9 saniyelik fark tamamen çözülebiliyor.

Ve bu söz konusu zıplama bize başka bir gizemi de açıklayabilir.

Karanlık maddeyi.

Evet.

Bir türlü tespit edemediğimiz karanlık madde bu ayna evrende saklanıyor olabilir.

Evrenin ilk zamanları ile ilgili teorilerimiz doğruysa ve ayna evren bu zamanlarda ortaya çıktıysa bu durumda hesaplamalara göre bu ayna evren bizim evrenimizden çok daha soğuk bir yer olabilir.

Ve bu sıcaklık farkı da bazı maddelerin ayna evrenle kendi evrenimizi ayıran çizgiyi aşarak bir daha geri dönmemek üzere buraya geçtiği anlamına gelebilir. Aslında hesaplamalar da bize evrenimizdeki her bir normal parçacığa karşılık ayna evrende 5 parçacık olması gerektiğini söylüyor.

1’e 5.

Bu oran bir şey hatırlattı mı size?

Evet. Karanlık madde araştırmaları yapan bilim insanları da evrende normal maddenin 5 katı kadar karanlık madde olduğunu öngörüyorlardı.

Yani. O zaman karanlık maddeyi bulduk. Gizem çözüldü.

Maalesef o kadar kolay değil.

Bu şu an için bir spekülasyondan ibaret.

Fakat bir parçacık fizikçi olan Leah Broussard bu konuda elini taşın altına koymaya kararlı. Bunun için de bir deney tasarladı. Bu deneye göre nötronların asla geçemeyeceği kalın ve bir o kadar yüksek yoğunlukta bir duvar inşa ediyorlar.   Duvarın arka tarafına da bir nötron detektörü yerleştirilecek. Normal şartlarda bu detektör hiçbir nötron algılamamalı. Ancak algılarsa bu durumda olası açıklama şu olabilir.

Duvara gönderilen nötron duvara çarpmadan önce ayna evrene zıplıyor ve tekrar bizim evrenimize döndüğünde detektöre çarpıyor olabilir.

Deney büyük ölçüde hazır durumda şu anda ancak henüz güvenilir sonuçlar alınabilmiş değil sanırım. Bu konuda bir bulgu elde edildiğinde mutlaka bilgilendireceğim.

Yani özetle bu deneyde detektörde nötron algılanırsa hem karanlık maddeyi, hem başka bir evreni hem de bu can sıkıcı 9 saniyelik farkı anlamaya yaklaşabiliriz.

Fakat bu ve benzeri iddialar ve deneylerle ilgili bazı sorunlar var.

Öncelikle insanlık özellikle kuantum evrenini ve parçacıkların davranışlarını anlayacak, algılayacak ne teknolojiye ne de bilgi birikimine henüz erişebilmiş değil. Evet. Garip gelebilir fakat daha gidecek çok yolumuz var bu konuda.

Yani belki de nötron bozunması konusunda ne kadar denersek deneyelim yetersizlikler nedeniyle yanlış sonuçlar alıyor olabiliriz.

Ya da belki de gerçekten bir ayna evrenden, hatta çok başka evrenlerden de bahsediyor olabiliriz.

Sanırım bekleyip göreceğiz hep birlikte.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler.

Kaynaklar:

https://www.livescience.com/truth-behind-nasa-mirror-parallel-universe.html

https://www.nbcnews.com/mach/science/scientists-are-searching-mirror-universe-it-could-be-sitting-right-ncna1023206

https://bigthink.com/surprising-science/mirror-universe

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir