Featured Video Play Icon

DEPERSONALİZASYON – Kendine Yabancılaşma!

“Bir sabah uyandığımda pencereden dışarı baktığımda gördüğüm çevre aynı çevre değildi. Aynı evde, çocukluğumdan beri yaşadığım evde olduğumdan emindim. Etraftaki evler de aynıydı. İnsanlar da. Ama aynı değillerdi işte. Anlatabiliyor muyum? Nasıl söylesem? Daha cansızlardı. Hayat daha cansızdı. Bir süre sonra geçer diye düşündüm. Ama geçmedi. Saatler. Günler geçti. Her baktığımda hayat, her şey daha sönüktü artık. Sanki bir fanusun içinde yaşıyormuşum gibi. Sanki gözlerimin önünde bir perde var gibi. Her şey daha uzak. Her şey daha yabancı. Doktora gittim. Strestendir. Geçer dedi.

Ama geçmedi. Üstelik ne oldu biliyor musunuz? Artık aynada gördüğüm kişi de ben değildim… Korkunçtu. Ben olduğumu biliyordum. Mantığım bana onun ben olduğunu söylüyordu ama. Nasıl anlatabilirim bunu size? Ben ben değildim işte. Bir yabancıya bakıyordum. Gerçekliğimi kontrol etmem gerekiyordu sürekli. Kendi çocukluğuma iniyordum. Çocukluk anılarımda kendimi bulmaya çalışıyordum. Ama asıl korkunç olan da burası işte. O anılar da benim değil gibi geliyordu. Tüm anılarımı hatırlıyordum ama dışarıdan gözlemleyen biri gibi. Yaşana değil. Benim anılarım değildi bunlar. Rahatlamak için, bağlanmak için dışarı çıktığımda, sosyalleştiğimde ise daha da kötüydü. İnsanlar benimle konuşurken sanki arkamda başka birisiyle konuşuyormuş ve ben sanki yokmuşum gibi geliyordu…”

Bir kitapta hayali bir karakterin söyleyebileceği şeyler gibi değil mi? Yazarın hikayeye derinlik kazandırmak için kullandığı kelime oyunları.

Ama bunlar birinin gerçek sözleri. Terapisti ile paylaştığı sorunlarından bir alıntı. Kendine yabancılaşan bir insanın gerçek hikayesi.

Bu durumun da bir adı var.

Depersonalizasyon ya da Derealizasyon da denebiliyor.

Kendine Yabancılaşma veya Gerçeklikten Kopuş diyebiliriz.

Nedir bu sendrom peki?

Şöyle tanımlayabiliriz.

Depersonalizasyon veya derealizasyon bir insanın sürekli ya da tekrar eden bir şekilde vücudunun dışında olduğu hissi (depersonalizasyon) ya da etrafında olup bitenin gerçek olmadığı hissi (derealizasyon) yaşamasıdır.

Dört tip disosiyatif bozukluktan biridir. Bunlarda kişilik, hafıza ya da bilinçte bölünme veya bozulma görülen bozukluklardır genel anlamda. Ancak tüm bunların temelinde gerçeklikten istemsizce ve farkında olmadan kopuş söz konusudur. Amerika’daki Ulusal Akıl Sağlığı Birliğinin verilerine göre yetişkinlerin neredeyse yarısı hayatlarında bir kez de olsa bir gerçeklikten kopma deneyimi yaşamıştır ancak yalnızca nüfusun %2’sinde bu bozukluğun tanısının koyulabilmesini gerektiren belirtiler mevcuttur.

Bu arada kadınların depersonalizasyon veya diğer disosiyatif bozuklukları yaşama oranı daha yüksektir.

Şizofreni gibi psikotik bozuklukların aksine depersonalizasyon gibi disosiyatif bozukluk yaşayanlar bu durumun, yani yaşadıklarının ya da kopuşlarının gerçek olmadığının farkındadır ve bu nedenle ruh sağlıklarını kaybettiklerini düşünebilir ve bu da depresyon ve özellikle aksiyeteyi tetiklerler ve genellikle hastalarda bir travma geçmişi gözlemlenir.

Peki. Belirtilerine bakalım önce isterseniz. Öncelikle. Depersonalizasyon ve derealizasyon çoğunlukla birlikte kullanılır ve tek bir olguymuş gibi algılanır. Fakat kimi zaman farklı şekillerde sadece biri de gözlemlenebiliyor. O yüzden ayrı ayrı ele almak gerekirse.

Depersonalizasyonda kendinizi sanki bir köşeden ya da bir ekranda dışarıdan izliyormuş gibi hissedersiniz. Bedeniniz, zihniniz, duygularınız ya da duyularınız ile bağlantınız veya bağınız yokmuş gibi gelir. Kimi hastalar bu durumu “bir robot gibi hissetmek, konuşmayı veya hareketleri kontrol edememek” olarak tanımlıyor.  Bu durumda anılarınız ile duygusal anlamda bir bağ kuramaz ve hatta anılarınızın size ait olduğunu algılamakta dahi güçlük çekebilirsiniz. Ayrıca alexithymia ya da duygu körlüğü, duygu sağırlığı da diyebileceğimiz durum da çok yaygındır bu sorunu yaşayanlarda. Yani duyguları ayırt etmek veya açıklamakta zorlanabilirler. Elbette kimi zaman fiziksel etkileri de olabiliyor. Bedeniniz veya eklemlerinizin kaskatı kesildiğini, şiştiğini veya başınız sanki bir pamukla sarılmış gibi hissedebilirsiniz.

Tüm duyulara veya duygulara duyarsızlaşabilirsiniz hem fiziksel hem de zihinsel anlamda.

Derealizasyon ise biraz daha farklı olarak çevrenize ve çevrenizdeki insanlar veya nesnelere karşı yabancılaşma söz konusudur. Dünya sanki bir perdenin arkasından izliyormuşsunuz gibi gerçek dışı ya da çarpık görünebilir. Tüm dünyayla aranızda banka gişelerindeki cam panellerden varmış gibi.

Bu disosiyatif durumda ise görme veya diğer duyularda da bozulmalar görülebilir. Çevreniz puslu, renksiz, iki boyutlu, olağan dışı veya çizim gibi görünebilir.  Mesafe, şekil veya boyut algınız bozulabilir ya da her küçük detaya karşı ekstra hassaslaşabilirsiniz. Henüz yeni olmuş olaylar yıllar önce yaşanmış gibi hissettirebilir.

Peki nedenlerine gelirsek.

Özellikle ciddi bir stres, anksiyete ya da depresyon hali depersonalizasyonu tetikleyebiliyor. Genellikle depersonalizason sorunu yaşayanların geçmişinde bir tür travma bulunmaktadır. Bu travmalar çocuklukta duygusal veya fiziksel şiddet ya da ihmal olabilir ya da aile içi şiddete tanık olma olabilir veya sevilen bir kişinin birden hayatını kaybetmesi de olabilir. Bunun yanında uyku bozukluğu ya da aşırı yoğun ve stresli ve kimi zaman baskıcı bir çevre de belirtileri şiddetlendirebiliyor.

Ayrıca bazı insanlar doğası gereği diğer insanlara göre psikiyatrik bozukluklara daha yatkın olabiliyor. Fakat yine de az önce de bahsettiğim nedenlerle birlikte bu bozukluğu yaşayan insanlarda tekrar eden bazı risk faktörleri göze çarpıyor.

Bunlar da şu şekilde:

 Zorluklarla karşılaştığında içgüdüsel bir şekilde bu zorluklardan kaçınma ya da bunları reddetme ve zorlu durumlara uyum sağlamada güçlük çekme.

Çocuklukta ya da yetişkinlikte travmatik bir olay ya da istismar yaşama ya da bu tip bir olaya ya da istismara tanık olma.

Hayatın herhangi bir alanında, çalışma hayatında, ilişkilerde ya da maddi durumda aşırı stres yaşama.

Özellikle uzun süren depresyon veya panik ataklarla seyreden anksiyete bozukluğu yaşama.

Ayrıca uzun süreli madde veya alkol kullanımının da depersonalizasyon ataklarını tetiklediği görülmüştür.

Bu atakların ise süresi bazen saatler bazense günler boyunca sürebilmektedir.

Bu bozukluğun tanısında ise hekimlerin izlediği yol genellikle şu şekildedir.

Öncelikle bu atakları tetikleyen aşırı alkol ya da uyuşturucu madde kullanımı ya da epilepsi hastalığı ve diğer ruhsal bozuklukların olup olmadığı araştırılır.

Bu olasılıklar elendikten sonra Ruhsal Bozuklukların Tanısal ve İstatistiksel El Kitabına göre bazı kriterler aranır.

Bunlar da şu şekildedir:

Hastanın depersonalizasyon veya derealizasyon ataklarını ya da her ikisini birden sürekli veya tekrar eder şekilde yaşayıp yaşamadığı.

Bu kişinin deneyimlediklerinin gerçek olup olmadığının farkında olup olmadığı.

Ve belirtiler nedeniyle sosyal veya çalışma hayatında ciddi sorunlar yaşayıp yaşamadığına bakılır.

Elbette özellikle kişi 40 yaş üzerindeyse fiziksel sorunları elemek amacıyla görüntüleme araçlarına ya da testlere de başvurulabilir. Bunun üzerine psikolojik testler ve özel olarak kurgulanmış görüşmeler de bu bozuklukların tanısında kullanılabilir.

Yani anlayacağınız tüm psikolojik bozukluklarda olduğu gibi kişinin kendi kendine tanı koyması anlamsız ve hatta kimi zaman tehlikelidir.

Tedavisi ile ilgili olarak da en yaygın şekilde kullanılan yöntem psikoterapidir. Psikoterapi dediğimizde herkesin zihninde bir koltuğa uzanmış bir hasta başında notlar alan bir psikolog resmi canlanıyor ancak psikoterapinin çok değişik türleri mevcuttur ve çoğunlukla her hastaya özel farklı teknikler kullanılabilir. Ancak genel anlamda bu yöntemde bir psikoterapist ki bu klinik psikolog da olabilir psikiyatrlar da olabilir hastanın belirli bir ruhsal bozuklukla ya da bir stres kaynağı ile baş edebilmesi sağlanır.

Depersonalizasyon ve derealizasyon özelinde ise yine psikoterapinin bir türü olan Bilişsel Davranışçı Psikoterapi de kullanılabilir.

Burada da hastaların fobi, bağımlılık, depresyon ve anksiyete gibi geniş çerçevede bazı bozuklukları ile yine hastanın başa çıkabilmesi amacı söz konusudur. Yine strese ya da uyumsuz davranışlara yol açan negatif düşüncelerin değiştirilmesi amaçlanır.

Bu tedavi yöntemleri ile ilgili dilerseniz ileride kapsamlı bir video yapalım ne dersiniz?

Depersonalizasyon açısından ise hissedilen veya görülenlerin gerçek olmadığına yönelik obsesif düşüncelerin engellenmesi veya değiştirilmesi amaçlanır.

Bu bozukluğu tedavi etmeye yönelik kullanılan diğer teknikler arasında psikodinamik teknik de mevcuttur. Burada ise insanların kopmak istediği çatışmalar ve negatif duygular detaylı olarak incelenir, o an içinde olup bitenler, düşünceleri, yaşadıkları anlık olarak tanımlanır ve insanların gerçeklikten kopma duygusunu anlaması ve tanıması amacıyla tüm nedenler ayrı ayrı belirlenir.

Anlayacağınız üzere depersonalizasyona yönelik özel bir ilaç bulunmamaktadır. Kimi zaman hekimler belirtileri hafifletmek amacıyla anksiyete önleyici ilaçlara ya da antidepresanlara başvurabilir ancak tam bir tedavi için psikoterapi ve benzeri teknikler her zaman tercih edilir.

Yine tekrar belirtmek gerekirse bu tip bir bozukluk ya da benzeri herhangi bir bozukluk için kendi kendimize tanı koymak çok tehlikeli olabilir. Çünkü kimi zaman kendini psikiyatrik bir sendrom gibi gösteren ciddi fiziksel bir sorunu gözden kaçırabilirsiniz. Örneğin panik atak olarak düşündüğünüz şey hipertiroid ya da kalp ritim bozukluğu bile olabilir. Hatta bazı zamanlarda beyin tümörleri dahi kişilik değişikliği veya psikoz hatta kimi zaman depresyon ile birlikte seyredebiliyor. Çoğunlukla durum bu kadar ciddi olmasa bile ve kendimizi tanıdığımızı düşünsek bile uzmanlığımız olmadığı için birçok ince detayı ve birlikte seyreden başka psikolojik sorunları da gözden kaçırabiliriz. Bu durumda birinin size ayna tutması gerekebilir. Bu da hekim olacaktır. Anksiyeteniz olduğunu düşünüyor olabilirsiniz mesela. Ancak arkasından majör depresyon da çıkabilir.

Yani tüm şartlarda kendimize tanı koymaktan ve üstelik kendi kendimize çare aramaktan kaçınmalıyız. Burada gösterdiğiniz belirtilerin de önemi çok büyük elbette. Kendinizi tanımak ve psikolojinizdeki ya da genel olarak sağlığınızdaki değişimleri iyi izlemek gerekiyor.

Ama her ne olursa olsun kendimize iyi bakmamız gerekiyor. Bunu söylediğimizde genelde insanlar fiziksel anlamda iyi bakmayı düşünüyor hemen. Ancak psikolojimize, nasıl hissettiğimize de en az bedenimiz kadar dikkat etmemiz ve bir sorun varsa bunun üzerine eğilmemiz gerekiyor.

Elbette sizin fikirlerinizi de merak ediyorum bu konuda. Yorumlarda konuşalım.

Bitirmeden yine bebarbilim’in destekçilerine bir teşekkür etmek istiyorum. Daha önce de söylediğim gibi bu kanalın uzun süre varlığını sürdürebilmesi için destekleriniz çok önemli.

Bunun yanında instagram ve twitter’dan da takip etmeyi ve 5000 üyeyi geçen ülkenin en büyük Discord bilim sunucusuna da katılmayı unutmayın. Bilimi konuşabilmek ve yayabilmek için her türlü mecrayı kullanıyoruz.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler!

Kaynaklar:

Depersonalization/Derealization Disorder Symptoms

Depersonalization/Derealization Disorder | Psychology Today

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir