Featured Video Play Icon

Uzaylılar Nerede? – Fermi Paradoksu

Biraz şehir dışındayken, belki bir kamp yaparken kafanızı kaldırıp gökyüzüne baktığınızda yıldızlar normalden çok daha parlak, çok daha fazla ve çok daha yakın görünür. Ve gözlerinizi bu şölende gezdirirken büyülenirsiniz. Karışık duygular hissedersiniz. Büyülenmenin yanında bir miktar korkarsınız bu büyüklük karşısında. Daha sonra varoluşsal bir kriz baş gösterir. Çok küçük hissedersiniz. Sonra bir noktada neredeyse herkesin aklına şu soru gelir.

Bu kadar fazla yıldız. Bu kadar geniş alan… Bu kadar fazla olasılık.

Evrende gerçekten yalnız mıyız? Oralarda bir yerlerde başka canlılar yok mu? Olmalı! Öyleyse. Nerede bunlar?

Fakat. Burada bir sıkıntı var. Gökyüzüne baktığımızda. Bize sonsuz gibi gelen o boşluk… Şöyle söyleyeyim size. Evinizin arka bahçesine bakıp tüm evreni anladığınızı, gördüğünüzü düşünmekten farksız. Çünkü uzayın bu çıplak gözle gördüğümüz kısmı gerçekten bizim arka bahçemizden farksız.

Yani bir yaşam formu arıyorsak, uzaylıları arıyorsak uzağa, çok çok daha uzağa bakmamız ve inanılmaz sayılardan ve olasılıklardan bahsetmemiz gerekiyor.

Hazır mısınız?

Gökyüzüne baktığımızda. Sayısız gibi gelen parlak noktaların, yıldızların sayısı ortalama 2500’dür. Yani çıplak gözle maksimum bu kadar yıldız görebiliyoruz. Ve bu galaksimizdeki yıldızların tamamının yüz milyonda birine denk geliyor sadece. Bunların tamamı da bize 1000 ışık yılından daha yakın. Yani Samanyolu galaksimizin %1’ine tekabül ediyor bu da. Şöyle gösterelim. Gördüğümüz yer işte şu kırmızı yuvarlak içindeki kısım sadece.

 Biraz daha açılalım. Tahminlere göre galaksimizde 100 ila 400 milyar arası yıldız var. Ve evrende de neredeyse bu civarda galaksi bulunuyor. Ortalama 200 milyar galaksi. Ancak bir sıkıntı var. Bunlar sadece gözlemlenebilir evrende bulunan galaksilerin sayısı.

Hadi bakalım.

Yani tahminimiz şu yönde. Evrenin tamamında. Farklı görüşler ve hesaplamalar var ancak bu hesaplamaların maksimumunu alırsak. Toplamda. 10 trilyon galaksi bulunuyor. 10 trilyon.

Her galakside ortalama 100 milyar yıldız olduğunu farz edersek. Tahmini 10 üzeri 24 yani 1.000.000.000.000.000.000.000.000 civarı yıldız bulunduğunu düşünüyoruz. İnanılmaz. Tabi bu sayının oldukça tahmini olduğunu belirtelim tekrar. Sayı gerçekten sonsuza doğru gidebilir.

Fakat asıl çılgınlık şurada başlıyor.

Bir güneş sistemi oluşturabilecek güneşimize benzer yıldızların sayısına bakalım.

Burada da bilim insanları bu sayının %5 ila %20 arasında değişebileceğini söylüyor.

Yani tüm evreni bırakın sadece gözlemlenebilir evrende 500 kentilyon güneş benzeri yıldız bulunuyor.

Tabi ayrıca bu yıldızların kaçında dünyamıza benzer bir gezegenin bulunduğuna yönelik tahminler de mevcut. Yani su bulunan, benzer sıcaklık koşullarına sahip ve yaşamı destekleyebilecek gezegenler. Bununla ilgili tahminler de %22 ila %50 arasında. Minimumdan gidersek evrendeki yıldızların %1’inin yörüngesinde 100 kentilyon kadar, yani 1.000.000.000.000.000.000 civarı dünyamıza benzer gezegen bulunma ihtimali var. Şöyle somutlaştıralım isterseniz. Dünyadaki tüm kum tanelerini düşünün. Sahilde üzerinde yürüdükleriniz dahil. Her bir kum tanesi başına 100 kadar olası dünya…

Ve bunlar dikkatli, minimumdan aldığımız değerler. Ve bunlar gözlemlenebilir evrendeki olasılıklar.

Nefes kesici değil mi?!

Biraz daha olasılıkları düşürelim isterseniz.

Tüm bu olası gezegenlerin sadece %1’inde milyarlarca yıl sonra bizimki gibi yaşam oluştu diyelim. Ve bu yüzde 1’in de sadece yüzde 1’inde bizim gibi akıllı yaşam formları oluştu diyelim. Oldukça kısıtladık olasılıkları.

Ama bu durumda bile gözlemlenebilir evrende 10 katrilyon kadar bizimki gibi bir gezegen olmalı. Medeniyetler.

Tüm bu olasılıkları daha da daraltalım. Sadece bizim galaksimiz, samanyolu galaksisine uygulayalım. Karşımıza şöyle bir sonuç çıkıyor. Bizim mahallemiz diyecebileceğimiz galaksimizde 1 milyar civarı dünya benzeri gezegen ve 100 bin civarı bizim gibi akıllı yaşam formu bulunabilir.

Akıllarda tek bir soru.

Nerede kardeşim bu uzaylılar?

Merak etmeyin. Yalnız değilsiniz.

Bunu soran sadece biz değiliz. Dünya Dışı Akıllı Yaşam Arama kurumu kısaca SETI isimli bir kurum bu tip akıllı yaşam formlarından gelebilecek sinyalleri dinliyor. Sadece bizim galaksimizde 100.000’den fazla akıllı yaşam formu bulunabiliyorsa ve bunların %1’i bile bir şekilde bir sinyal yayabilecek durumdaysa. O zaman. Ufak da olsa. Bir şey. Bir sinyal. Bir şey yakalamamız gerekir değil mi? Yani olmaması imkansız. Değil mi?

Maalesef.

Daha durun. Olasılıklar da daha bitmedi.

Şimdi. Biz yine dar bakıyoruz olaya.

Yani. Bizim güneş sistemimiz daha çook genç. 4.5 milyar yıl kadar. Yani. Farz edelim. 8 milyar yıl önce tıpkı bizimkine benzer bir hikayesi olan bir gezegen oluşmuş olsun. Bu durumda bu gezegende ortaya çıkacak bizim gibi tırnak içinde “akıllı” bir türün bizden çook daha uzun bir süresi olacaktır. Şöyle düşünün. Bugün insanlığın 100 yılda, hatta 5 yılda geldiği yeri düşünün. Sonra bundan 100 yıl sonrasını bir hayal edin. 1000 yıl sonrasını. Hadi. 10.000 yıl sonrasını. Acayip gelişiriz değil mi? Müthiş işler başarırız. İşte bu 8 milyar yıl önce oluşan gezegende ortaya çıkmış olan akıllı türün bizden tam olarak 3.4 milyar yıl daha fazla süresi olacaktır. Yani 3.4 milyar yıl daha ileride, daha gelişmiş, aşmış artık yani bir şekilde yıldızlararası seyahatleri çözmüş olması gerekiyor değil m!

Ancak işte asıl sıkıntı da bu varsayımda ortaya çıkıyor…

Şimdi. Tam bu noktada önemli bir konudan bahsetmemiz gerekiyor. Kardashev Ölçeğinden.

Bu ölçek Nikolai Kardashev isimli Sovyet bir astrofizikçi tarafından oluşturulmuştur ve en basit haliyle medeniyetleri kullanabildikleri enerji miktarına göre kategorilere ayırır.

Bu ölçekte Tip 1, Tip 2 ve Tip 3 olmak üzere 3 kategori bulunur. Bunlar da şu şekildedir.

Tip 1 seviyesindeki bir medeniyet bulunduğu gezegendeki tüm enerjiyi kullanabilen medeniyettir.

Tip 2 bir medeniyet sisteminin merkezindeki güneşin enerjisinin tamamını verimli şekilde kullanabilen medeniyettir. Burada dünyaya kurulan güneş panellerinden filan bahsetmiyorum. Bildiğiniz gidip güneşe veya çevresine santraller vs kurup enerjisini kullanmaktan bahsediyorum. Bununla ilgili en çılgın teorilerden birisi Dyson Küresidir mesela. Onu da ayrı bir videoda konuşalım olmadı.

Tip 3 bir medeniyet ise bambaşka bir seviye. Bu seviyede artık söz konusu medeniyet bir galaksinin tamamına eşdeğer enerjiye erişebilen medeniyettir. 

Peki biz şu anda neredeyiz.

Bununla ilgili Carl Sagan bir oran vermişti.

0.7. Evet. Henüz kendi gezegenimizi bile tam olarak verimli şekilde kullanabilen bir seviyeye ulaşamadık. Bayağı ilkel durumdayız şu anda.

Tip 1 olmamıza bile daha çok var.

Fakat az önce de bahsettiğim söz konusu olası eski gezegenlerin 3.4 milyar yıl daha fazla süresi vardı ve bu durumda yine söylediğimiz gibi bir şekilde Tip 3 bir medeniyete erişebilecekleri yeterince süreleri vardı. 

Ve yine baştaki olasılıklara ve sayılara dönersek. Tüm olasılıklar arasında olası gezegenlerin %1’inde bile tüm galaksiyi kolonize edebilecek Tip 3 medeniyetler bulunma ihtimali söz konusu olsaydı sadece bizim galaksimizde en az 1000 tane Tip 3 medeniyet bulunmalıydı. Ve bu tip medeniyetlerin gücünü düşündüğümüzde mutlaka ama mutlaka onlar bizi bulurdu zaten. Ancak.

Henüz. Hiçbir şey görmedik. Hiçbir şey duymadık ve henüz kimse bir çayımızı bile içmeye gelmedi!

O yüzden tekrar ve tekrar soruyoruz.

Neredesiniz kardeşim?

Paradoksumuz hayırlı olsun. Fermi Paradoksu dediğimiz şey de tam olarak bu işte.

Yani tüm olasılıklar, tüm oklar bu tip medeniyetlerin olabileceğini hatta olması gerektiğine işaret ediyor ve fakat yok işte. Tamam biz gidemiyoruz, göremiyoruz ama olsalardı onlar gelirlerdi. Dediğim gibi. Onlar bizi zaten bulurlardı bir şekilde. Çook çok önce hem de…

Ama.

Yok.

Haliyle bizim bu paradoksa verebileceğimiz bir cevabımız da yok.

Fakat. Bazı “olası” cevaplarımız da yok değil. Yani bazı teoriler, bazı fikirler…

Kaldı ki kime sorarsanız size çok farklı teoriler sunacaktır. Her insanın, her bilim insanının kendine ait bir görüşü mevcut bu konuda. Zira şu anda bu konuda insanlar dünyanın düz olup olmadığını tartıştığı zamanda nasılsa o haldeyiz. Büyük bir karanlık. Bir bilinmezlik.

Öncelikle.

En yaygın görüşlerden biri şu.

Yine Kardashev ölçeğine dönersek. Tip 2 ya da Tip 3 medeniyetlerden herhangi bir haber almadık çünkü bu medeniyetler aslında yok. Yani yok.

Yani. Evrenin büyüklüğü ve olasılıkların çokluğuna baktığımızda matematik bize mutlaka olması gerektiğini söylüyor. Bırakın evreni. Sadece kendi galaksimizde binlercesi olmalı. Ama yok. O zaman işin içinde başka bir şey var. Yani yoklar ama neden olmadıklarını ancak başka bir teori açıklayabilir.

Buna da “THE GREAT FILTER” diyoruz. Yani BÜYÜK FİLTRE!

Büyük filtre teorisi bize şunu söyler. Sıfırdan 3. Tip medeniyete doğru giden yolda bir duvar var. Dev bir duvar. Kimsenin aşamadığı. Bu zamana kadar bizim seviyemize ulaşmış tüm medeniyetlerin tosladığı bir duvar.

Fakat bu duvar nerede? İşte bu sorunun cevabı tüm insanlığın kaderini ilgilendiriyor. İki olasılık var burada. Bir iyi bir de kötü haber.

İyi haber şu olabilir.

Bu duvarı aşan ilk medeniyet biziz. Eşsiziz. Bizden önce başka gezegenlerde bizim gibi medeniyetler vardı ancak hiçbiri bizim şu anda bulunduğumuz seviyeye yaklaşamadı bile. Ya da zaten bir yaşamın başlaması kendi başına Büyük Filtre olabilir. Belki de sayısız gezegende tek bizde 3 milyar yıl önce ortaya çıkan ilk canlı türleri olan prokaryot canlılar kaynıyordur ancak bunların bir sonraki seviyeye atlaması işte Büyük Filtredir.

İşte bu iyi haber. Yani bu durumda trilyon kere trilyon kere trilyonda bir bir olasılığı gerçekleştirmiş ve Büyük Filtreyi arkamızda bırakmış ve Tip 3 bir medeniyet olarak tüm galaksiyi kolonize etme yolunda ilerliyor olabiliriz.

Ancak.

Diğer bir olasılık da bu filtreye henüz ulaşmamız olmamız.

Eğer durum böyleyse. Durum pek iyi değil.

Bu durumda bizim seviyemizdeki bir medeniyet bir süre sonra yok olmaya mahkumdur.

Bu herhangi bir şekilde gerçekleşebilir. Teknoloji de olasılıklardan biri. O kadar gelişiyor ki teknoloji sonunda sonumuzu getiriyoruz. Ya da delinin biri bir nükleer savaş başlatıyor. Ya da daha doğal bir neden. Bir gama ışını patlaması mesela. Bir şekilde tüm medeniyetler belli bir seviyede kendini yok ediyor olabilir.

Dediğim gibi. Bu durumda işler pek iyi görünmüyor.

Umalım ki Büyük Filtreyi çoktan geride bırakmış olalım.

Daha çok fazla fikir yürütebiliriz ancak elimizdeki temel argümanlar bunlar.

Bir şekilde ya o kadar eşsiz bir türüz ki tüm evrene yayılabilecek ilk Tip 3 medeniyet biz olacağız ya da evrenin geri dönüşüm kutusunda yerimizi alacağız.

Sizce ne tür bir senaryo söz konusu? Yani gerçekten çok özel miyiz yoksa milyarlarca kozmik atıktan biri miyiz sadece?

Fakat bu mevzuyu elbette burada da bırakmayız. Fermi paradoksu, Büyük Filtre bu konuda konuşulabilecek en temel konular. Öncelikle iyi haberden yola çıkaran tip 2 veya 3 medeniyetler önce kendi sistemlerini sonra tüm galaksiyi nasıl kolonileştirebilir, bunun için neye ihtiyacımız var onu bir konuşalım. Sonrasında zaten kozmik yolculuğumuz aklın sınırlarını zorlayan duraklara doğru devam edecek.

Ancak her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız!

Sevgiler…

Kaynaklar:

https://www.space.com/25325-fermi-paradox.html

https://cosmosmagazine.com/space/what-is-the-fermi-paradox/

https://www.seti.org/seti-institute/project/fermi-paradox

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir