Featured Video Play Icon

Evrenin Kısayolu: Solucan Delikleri

A notkasından B noktasına gitmek. Binlerce yıl boyunca insanlık için en büyük dertlerden biriydi. At sırtında aylarca süren yolculuklar günlük yaşamın bir gerçeğiydi. Yirminci yüzyıla geldiğimizde bir kıvılcımla her şey değişti. Trenler, arabalar derken uçaklarla globalleşmenin adımları atıldı ve başka bir deyişle dünya büyük bir köy halini aldı. Bugün başka şehirlerde hatta başka ülkelerde çalışıp başka ülkelerde yaşayan ve günlük olarak ülkeler arası seyahatler gerçekleştiren insanlar var. Harika bir imkan. A noktasından B noktasına çok çok daha hızlı gidebilmek. Fakat insanlık biraz doyumsuzdur malum. B noktasını her seferinde biraz daha uzağa koyarak o noktaya ne kadar hızlı gideriz diye düşünüp duruyoruz. Bu noktayı uzattıkça uzatıyor, hedefi her an daha da zorlaştırıyoruz. Ve gözümüzü Mars’a filan diktik. Oraya gideceğiz. Geri dönüşü yok. Bir kere kafaya koyduk. Ama 5 yıl ama 10 yıl ama 50 yıl sonra gideceğiz oraya. Fakat Mars da geniş ölçekten baktığımızda yan mahallemizden farkı yok biliyorsunuz. O nedenle. O noktayı. B noktasını bir tık daha uzağa taşısak. Mesela. Bizim sistemimiz dışındaki bir ötegezegene taşısak. Alpha Centauri Bb misal. Dünyamıza en yakın ikinci ötegezegen. Sadece 4.37 ışık yılı uzaklıkta. Kozmik skalada şuracıkta aslında. Yani ışık hızı ile 4 yıldan biraz daha uzun sürecek. Gidip yerleşelim işte…

Ama ve fakat bir sıkıntı var. 4 yılda gidebilmek için biraz gaza basmamız ve ışık hızına ulaşmamız gerekiyor. Bunu becerebiliyor muyuz? Maalesef hayır. Ne kadar hızlı gidebiiyoruz peki? Ortalama saatte 32.000 kilometre. Bu da ışık hızının %0.003’ü demek oluyor. Ve bu hızla Alpha Centauri Bb’ye ulaşmamız ne kadar sürer sizce? Yaklaşık 142.000 yıl… Komşumuza gitmek 142.000 yıla denk geliyor. Ne diyelim o zaman. Gözden ırak gönülden ırak mı?

Yani aslında şunu deneyebiliriz.    Öyle uzay mekikleri inşa ederiz ki bu süre boyunca yolculuğuna devam edebilecek ve bu uzay gemilerinde insanlığın neredeyse insanlık tarihine denk gelecek bir süre boyunca yaşayabilmesi, üreyebilmesi, hayatta kalabilmesini sağlarız. 142.000 yıl. Nesiller. Nasıl bir gemi tasarlarız. Yüzbinlerce yıl boyunca yetecek malzemeyi, yemeği, suyu, yakıtı nereden sağlar, bunları gemiye nasıl sığdırırız gibi soruları geçtim. Bunları çözdüğümüzü farz edelim. Yok olmadan ya da birbirini yok etmeden bu gemi içinde yaşayabilirse binlerce nesil sonra torunlarımız oraya ulaşabilirler. Fakat gittiklerinde hiç de ummadıkları bir manzara ile karşılaşırlarsa ne olur? İşte size 150.000 yıllık bir hayal kırıklığı. Bizimle ilgili de çok iyi şeyler söylemezler diye düşünüyorum. Değil mi?

O yüzden bu B noktası biraz uzak oldu sanki değil mi? Gereksiz bir yolculuk ve gereksiz masraf sanki…

Fakat bir adım atarak tüm bunlardan kurtulabileceğimizi söylesem? Bir adım atarak alpha centauri bb’ye gidip “burada görülecek bir şey yok geri dönün” diyebileceğimizi söylesem? Bir kısa yol, bir portal… Bir delik…

Bir solucan deliği…

Evet. Solucan delikleri. A noktasından B noktasına açılan kapılar. Köprüler. İster 4 ışık yılı olsun ister 100.000 ışık yılı. Uzay zamanın kumaşını alıp bunu katlayıp, ortasında bir delik açtığınızda normalde yüzbinlerce yıl sürecek yolculukları inanılmaz derecede kısaltabilirsiniz. Yani o kadar kısaltırdı ki bazı durumlarda solucan deliğine girer girmez B noktasına, hedefinize varabilirsiniz.

Çıkış noktası da bize yabancı değil. İlk defa genel görelilik teorisinde karşımıza çıkıyor. Tabi adamımız Albert Einstein’ın büyük katkıları ile. Genel görelilik teorisinde alan denklemleri üzerine çalışan Albert Einstein ve Nathan Rosen’ın çalışmalarında uzay zamandaki bükülme sonucu ortaya çıkabilecek bu deliklere Einstein-Rosen Köprüsü adı verilmiştir hatta. Hatırlarsınız. Konuşmuştuk. Genel göreliliğe göre kütleçekim dediğimiz şey işte bu uzay-zamandaki bükülmeden başka bir şey değildi. Yani uzay-zaman kütle ile bükülebiliyorsa o zaman başka şekillerde de bükülebilmeli ve manipüle edilebilmeliydi. Matematik de bunu onaylıyor bir anlamda. Solucan delikleri fizik kurallarını aslında ihlal etmiyor. Ancak aynı yasalar bize şunu da söylemeyi ihmal etmiyor. Solucan delikleri olasıdır, olabilir ancak çok da işe yaramazlar.

Çünkü. Bir tünel gibi düşünebiliriz. Bir dağı delerek karşıya ulaştığınız bir tünel. Ancak bu tünelin duvarları solucan deliklerinde inanılmaz dengesiz olacaktır. Bu duvarlar birbirlerine çekilerek içinden geçecek herhangi bir yolcuyu o anda öldürecektir. Bununla kalsa iyi. Solucan deliklerindeki bu dengesizlik sonunda bir süpernovaya dönüşerek bir güneş sistemini tarihe de gömebilir en nihayetinde.

O nedenle. Bu dengesiz tünelleri bir şekilde dengelemezseniz işler çok karışacaktır. Kısa seyahatiniz bir süpernovayla sonuçlanabilir zira. Bunun için birbirini çeken bu tünel duvarlarını birbirinden uzaklaştırmanız gerekir. Bu da o kadar kolay değil. Çünkü bu noktada bize bir negatif kütleli madde gerekir. Evet. Sizin, gökdelenlerin, yıldızların kütlesi var ya. İşte bunun tam tersi. Kütlesi eksi olan bir şey. Vakum dediğimiz uzay boşluğundan enerjiyi çekecek bir şey. Garip geldi değil mi? Fakat teorik olarak böyle bir madde var. Buna da “egzotik madde” diyoruz. Ancak henüz bulamadık. Bulabilseydik olası anti kütleçekimi özellikleri ile tüneli açık tutmamıza yarayabilirdi. Fakat bir aday var. Karanlık enerji. Karanlık enerji ne derseniz onu da konuşmuştuk daha önce. Yukarıdan izleyebilirsiniz. Orada da bahsettiğimiz gibi karanlık enerji kütleçekime karşı geliyor ve evrenin genişlemesini hızlandırıyordu. Ancak buradaki sıkıntı şu. Diyelim ki karanlık enerji ihtiyacımız olan çözüm olsun ve diyelim ki bu enerjiyi tespit ettik. Bu tip bir tüneli açık tutabilmek için ciddi miktarda enerjiye ihtiyacımız olacaktır. Bu miktarda bir enerjiyi de elde edecek kadar gelişmiş değiliz maalesef. Daha tespit bile edemediğimizi de söylemek gerekiyor tabi.

Kaldı ki bu durumda bile tünelde hayatta kalacağınızın garantisi yok.

Çünkü kuantum mekaniğne göre bu tünelin içinde sayısız yeni ve garip parçacık bulunacaktır. Ayrıca inanılmaz düzeyde radyasyon da bulunacağı için içinden geçebilecek herhangi bir şeyi yakıp kül edebilecektir. Tabi bu deliğe sığabildiğinizi de düşünürsek. Ayrıca işin şu tarafını da unutmamak lazım. Bu kısa yol diye düşündüğümüz tünel orijinal yoldan da daha uzun da sürebilir.

Diğer taraftan Stephen Hawking bize bu noktada şunu söylüyor. Solucan delikleri zaten var. Fakat o kadar küçük ölçekte bulunuyorlar ki zaten bunları tespit edemiyoruz veya tespit etsek bile içine sığabilmemiz çok mümkün değil. Şunun gibi düşünün. Bize pürüzsüz gibi gelen herhangi bir yüzeye yeterince yaklaştığınızda aslında hiç de düz olmadığını görürsünüz. Boşluklar, pürüzlerle doludur.  Buna göre mikro düzeyde kuantum dalgaları nedeniyle minik solucan delikleri sürekli oluşarak kaybolmaktadır. Belki büyük patlamanın ilk anlarında oluşan solucan deliklerini tespit ederek bunları yeterince büyütüp kullanabiliriz ya da evren genişledikçe kendiliğinden genişleyerek yeterince büyüklüğe ulaşan solucan deliklerini kullanabiliriz.

Ancak nereden bakarsanız bakın solucan deliklerini oluşturmak ve dengeli hale getirmek çok zordur. Bunun için bilim insanlarına göre yapmamız gereken zaten var olan bazı adayları kullanmaktır. Kara delikler elbette en önemli aday. Bazı teorilere göre beyaz delikler vardır ve kara deliğe düşen her şey diğer tarafta bu beyaz delik dediğimiz delikler tarafından başka bir yere ya da evrene püskürtülmektedir. Fakat bu beyaz delikler sadece teoride hatta bilim kurguda yer bulabilecek seviyede. O nedenle bize elektrik yüklü kara delikler gerekli. Kara deliklerin nasıl oluştuğunu konuşmuştuk. Elektrik yüklü olanını bulmak çok kolay olmayacak ancak bu kara delikler ters yüklü bir kara delik ile bir tür köprü oluşturabilir. Bu da tam olarak bir solucan deliğinin tanımıdır.

Fakat bir sorun var. Zıt yükler birbirini çeker ve ciddi bir sıkıntı bu da. Bir çöküş. O yüzden bu ikisinin arasına bir şey koymamız lazım.

Bir. Kozmik sicim.

Kozmik sicim dediğimiz şey büyük patlamanın ilk saniyesinde oluşan defolardır aslında. Bir protondan daha geniş olmayan bu sicimlerin bir santimi Everest dağından ağır olabilmektedir. Yani bir tanesi ile karşılaştığınızda siz anlamadan bir ışın kılıcı gibi sizi yok edebilecek oluşumlar. Henüz tespit edebilmiş değiliz ancak oluşmamaları için bir neden yok.

Ancak müthiş gerilimleri sayesinde bu sicimleri bahsettiğimiz zıt yüklü kara deliklerden geçirirseniz dengeyi sağlayabilirsiniz.  Fakat burada da bir sıkıntı var. Bu kozmik sicimler de hiç dengeli varlıklar değil. Neden olduğu titreşimler uzay zamanın kendisini bükebiliyor. Ancak işte bu sıkıntıyı lehimize çevirip bu sicimleri doğru şekilde konumlandırdığımızda işte bu sayede negatif kütle etkisini sağlayabilir ve tam da ihtiyacımız olan bir solucan deliğine ulaşabiliriz.

Fakat bunu sağladığımızda, bir solucan deliği açtığımızda bu deliğin tek yönlü mü yoksa gidiş geliş mi olacağı da ayrı bir muamma.

Yani nereden bakarsanız bakın imkansız bir görevle karşı karşıyayız.

Interstellar gibi harika bilim-kurgu filmlerinde ağzımız açık izlediğimiz olasılıklar bunlar ancak tabi haliyle sadece olasılıklar bunlar.

Tabi fark ettiyseniz bu işin sadece A noktasından B noktasına hareketine odaklandık. Bir de işin zamanda yolculuk kısmı var ki oraya ayrıca değinmek ve ayrı bir video yapmak gerekiyor.

Özetle tüm bunlar henüz bilmediğimiz ve tespit edemediğimiz bir sürü farklı olasılığa dayanıyor. O nedenle henüz solucan deliği var mı yok mu ve bunları kullanmak güvenli mi değil mi diye tartışmadan önce evrenin tarihi ve özellikle geometrisini çok daha iyi anlamamız gerekiyor.

Ne olursa olsun bu olasılıkları konuşmak, düşünmek bile heyecan verici değil mi?

O nedenle bu tip olasılıkları bol bol konuşmaya devam edeceğiz.

Ancak.

Her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

What is a Wormhole? – ScienceHook

Physicists Just Released Step-by-Step Instructions for Building a Wormhole | Live Science

“Evrenin Kısayolu: Solucan Delikleri” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir