Featured Video Play Icon

Tepkisel Bağlanma Bozukluğu Nedir?

Terapi söz konusu olduğunda sürekli karşımıza çıkan bir mizansen vardır. Hastanın çocukluğuna inmek. Biraz karikatürize edilmesi nedeniyle kimi zaman bunun ne kadar önemli olduğu, hayati önemi gölgelenebiliyor. İnsanın bebekliğinde, çocukluğunda yaşadıkları tüm hayatını dramatik bir şekilde etkileyebiliyor, ölene kadar kapanmayan yaralar açabiliyor zira.

İnsan doğduğunda anne babasının sürekli sevgi ve ilgisine muhtaçtır. Öyle ki bu hava, su, yemek gibi temel bir ihtiyaçtır. Anne-babasının kendisini koruduğunu ve ağladığında, korktuğunda kendisini sakinleştirdiğini görür ve buna güvenir. Güvenmek zorundadır.

Bunun sonucunda da anne-babası ile ya da sonrasında kendisi ile ilgilenen büyük annesi-babası ya da bakıcısı ile güvene dayalı, sağlıklı bir ilişki geliştirir.

Ancak kimi zaman bebekler ile anne-babası arasında bu ilişki kurulamayabiliyor, istediği, beklediği ilgi ve sevgiyi göremiyor ve bunun sonucunda tepkisel bağlanma bozukluğu adı verilen ve tüm hayatını etkileyen ve hayatının her döneminde sağlıklı ve seviye dayalı ilişki kurmayı zorlaştıran bir bozukluk ortaya çıkabiliyor.

Tepkisel bağlanma bozukluğunun birçok farklı nedeni olabilir. İsterseniz nedenlerine ve bazı örneklere birlikte bakalım. Siz de kendi hayatınızı değerlendirebilir ve belki de bazı sorunların adını koyabilirsiniz bu sayede.

Öncelikle nedenleri ile başlayalım. En temel nedeni şudur. Bir çocuk belirli bir kişi ya da kişiler tarafından doğru şekilde ve düzeyde ilgi görmediğinde bu bozukluk ortaya çıkabilir. Burada bahsettiğimiz sadece anne-baba değil. Özellikle anne-baba başta olmak üzere örneğin anne-baba çalışıyorsa bu süreçte çocukla ilgilenen kişinin kim olduğu ve nasıl ilgilendiği de çok belirleyicidir. Bu kişi sürekli değişiyorsa ya da çocuk ağladığında ister anne-baba ister ilgilenen bakıcı ya da akraba çocuğa tepki vermiyor, ilgilenmiyor, sevgi ve şevkat göstermiyorsa çocukta bu bozukluk gelişebilir.

Bazı örnekler üzerinden gitmek gererkirse.

Örneğin anne ya da baba sürekli, farklı nedenlerle uzun süre çocukla vakit geçiremiyor ve çocuk devamlı akrabalarda ya da farklı yerlerde kalıyor ve bir yetişkinle bir bağ kuracak kadar uzun süre vakit geçiremiyorsa.

Anne ya da baba depresyon sorunu yaşıyorsa ve bu nedenle çocukla ilgilenmekte güçlük yaşıyor, çocuk ağladığında ilgilenemiyor ve yeterli sevgi ve ilgi gösteremiyorsa.

Ya da bir çocuk herhangi bir sebeple sosyal hizmetler tarafından anne-babadan alınmış ve bakım evlerinde büyümüşse.

Anne-babanın uyuşturucu madde kullanımı ya da bağımlılık sorunları varsa.

Yahut anne-baba çok genç yaşta çocuk sahibi olmuş ve çocuk gelişimi konusunda çok bilgi sahibi değilse ve bu nedenle fiziksel ya da duygusal olarak kendisi bağ kurmakta zorlanıyorsa bir çocuk tepkisel bağlanma bozukluğu geliştirebilir.

Ama tüm durumlarda aslında tekrar eden olgu çocuğun duygusal ve fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmamasıdır. Bunun üstüne ilgi ve şefkat eksikliği de yaşadığında risk faktörleri daha da artmaktadır.

Peki özellikle çocuklarda bu sorunun geliştiğini nasıl anlayabiliriz? Yani belirtiler neler?

İlk olarak bu çocukların basit kurallara uyma ya da diğer çocuklarla empati kurmada zorluk yaşadığı görülür. Fakat bu bozukluk davranışsal sorunların da ötesine geçebilir.

O nedenle bu tanıyı koyabilmek için bazı göstergeleri takip etmek gerekiyor.

Örneğin çocuk mutsuz olduğunda, sıkıntı yaşadığında ya da stres olduğunda hiç yardım aramıyorsa veya biri kendisini rahatlatmak istediğinde buna hiç tepki vermiyorsa.

Başkalarına karşı sosyal ya da duygusal olarak çok az tepki veriyorsa.

Özellikle kendisine bakan yetişkinlerin yanında sebepsiz rahatsızlık, mutsuzluk, korku benzeri belirtiler gösteriyorsa bunlar bu bozukluğun habercisi olabilir.

Bunun yanında elbette çocuğun geçmişine bakıldığında bakıcılarının sık sık değiştiği ve farklı nedenlerle hem ailesinden hem de bakıcısından duygusal yakınlık ve sevgi göremediği görülebilir. Ayrıca başta da söylediğimiz gibi yetimhane gibi yerlerde bir yetişkinle herhangi bir bağ kurma fırsatı çok kısıtlı olduğu için bu çocuklar risk grubundadır.

Belirtiler genellikle 5 yaşından önce kendini göstermektedir bu arada. Ve doğduğu andan itibaren şartlar bu bozukluğun gelişimini belirlemektedir.

Bu arada Tepkisel Bağlanma Bozukluğu nispeten yeni tespit edilmiş bir bozukluk ve bu nedenle maalesef birçok çocuk tanı bile konulmadan tüm hayatını bu bozukluğun sonuçları ile yaşamak zorunda kalabiliyor.

Genel nüfus üzerinde İngiltere ve Danimarka’da yapılan araştırmalarda çocukların %2’si kadarında bu bozukluğun olduğu görülmüştür mesela.

Henüz yeni tanımlanmış bir bozukluk olması nedeniyle özellikle öğretmenlerin, bakıcıların ya da bu konuda dikkatli olması gereken herkes çocuklarda az önce bahsettiğim belirtiler olup olmadığına dikkat ederek gerektiğinde müdahale etmesi önemlidir.

Bu aşamadan sonra bir uzman yardımı ile çocuğun bakıcısı, annesi-babası ile ilişkisi doğrudan gözemlenerek, çocuğun gelişim geçmişi incelenerek, anne-baba ya da bakıcı ile doğrudan görüşme yaparak veya çocuğun davranışları gözlemlenerek tanı konulabilir.

Ancak kimi zaman bu bozuklukla karıştırılabilecek farklı durumlar da söz konusu olabilir. Örnein travma sonrası stres bozukluğunda, bilişsel rahatsızlıklarda, otizm ve benzeri durumlarda da çocukta az önce bahsettiğimiz belirtiler gözlemlenebilir. Ancak her birinin belirleyici bazı belirtileri vardır ve buna ancak bir uzman karar verebilir.

Fakat tepkisel bağlanma bozukluğu özelinde bu bozukluğa sahip çocuklar bazı ruhsal bozukluklar konusunda risk grubunda oluyor. Dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite bozukluğu, anksiyete ve benzeri bozuklukları bu çocukların ileride yaşaması olasılığı daha yüksektir.

Bununla birlikte tepkisel bağlanma bozukluğunun iki alt türü de tespit edilmiştir.

İlk türünde çocuk bahsettiğimiz gibi herhangi bir yetişkin ile bir tür bağ kuramıyor. İkinci türünde ise daha riskli bir durum söz konusu. Herhangi bir yetişkin ile bir yakınlık kuramadığı için çocuk için tüm yetişkinler aynı. Bu çocuklar tanımadığı biri ile gitmekten, herkese yaklaşmaktan çekince duymuyorlar.

Dediğim gibi bu türünde risk oldukça yüksek. Anne babayı bağ kuramadığı herhangi bir yetişkin olarak gördüğü için tanımadığı insanlar da onun için aynı seviyede olabiliyor.

Bu bozukluğun tedavisi için ise ilk ve en önemli şart sevgi ve ilgi gördüğü ve sürekli değişiklik yaşamadığı, çevresindeki insanların sürekli değişmediği bir ortama koymaktır. Çocuğun ortamı sürekli değişiyorsa terapi herhangi bir çözüm sağlamayacaktır.

Terapi kısmına gelindiğinde ise anne-baba ile birlikte çocukla ilgilenen kim varsa tüm bireyler sürece dahil edilir. Tüm paydaşlar bu süreçte eğitilmelidir. Çünkü sorunun kaynağı burada yetişkinlerin tutumu ve yanlışlarıdır aslında.  Bunun için anne-baba ebeveynlik kurslarına gitmeleri konusunda teşvik edilir ve burada özellikle o döneme kadar oluşmuş hasarlar sonucunda gerçekleşen davranış bozuklukları karşısında nasıl davranmaları gerektiği konusunda dersler alabilirler. Güveni yeniden kazanmak ve tekrar sağlıklı bir ilişki kurabilmek adına.

Bu arada geçmişte bu tip çocuklara oldukça tartışmalı tedaviler uygulanmaya çalışılmıştır. Çocuklar terapist veya anne-baba tarafından fiziksel olarak bağlanarak tüm duyguları yaşamaları ve sonunda direnmekten vazgeçmeleri sağlanmaya çalışılmış, bu sayede sorunlarından kurtulabileceği düşünülmüştür. Haliyle tüm bunlar çocuklarda çok daha ciddi travmalara ve kapanması çok zor ruhsal yaralara yol açmıştır. 1980’lerden bu yana neyseki bu tip sıradışı çözümler rafa kaldırılmış ve bahsettiğimiz gibi sürece dahil olan herkesin eğitilmesi ve terapiye dahil edilmesi gibi daha insancıl ve mantıklı çözümler uygulanmaktadır.

Size bu bozukluğun sonuçlarının ne kadar ciddi olabileceğini gösteren bir  istatistikten de bahsetmek istiyorum.

Elbette bu bozukluğun çözümü konusunda bir adım atılmaması durumunda çocuklar yetişkinliklerinde sosyal, duygusal ve daha birçok sorunla karşılaşabilmektedir.

Araştırmalara göre çocuk yaşta suça karışan çocukların %52’sinde bu tepkisel bağlanma bozukluğu olduğu görülmüştür. Bu çok yüksek bir oran ve bize çok önemli bir mesaj veriyor aslında.

Bu tip belirtiler gösteren bir çocuğa ilgi göstermediğinizde, bir çözüm aramadığınızda bunun sonuçları tahmin edildiğinden de ciddi olabilmektedir.

Peki riski azaltmak için ne yapabiliriz? Yani özellikle çocuk sahibiyseniz ya da olacaksanız neler yapmalısınız?

Öncelikle az önce de söylediğim gibi bu konuda eğitim almanız çok önemli. Çocuk sahibi olmak sorun değil. Biyolojik olarak bazı istisnalar dışında oldukça kolay. Fakat sağlıklı çocuk yetiştirmek için biyolojik yeterlilik tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Öncelikle kendinizle ilgili sorunlarınız varsa bunları çözmeli ve bunları çocuğunuza yansıtmamalısınız. Kendi tercihi dışında dünyaya getirdiğiniz bir çocuğa sevgi, ilgi ve şefkat göstermek, onun sadece maddi değil daha da önemlisi manevi ihtiyaçlarını karşılamak, güvenebileceği, sorun yaşadığında sığınabileceği bir liman olmak zorundasınız. Bunun için doğduğu andan itibaren hem anne hem de baba olarak onunla bağ kurabilmek için oyunlar oynamalı, birlikte aktiviteler yapmalı ve sarılabildiğiniz kadar sarılmalısınız. Yine her iki ebeveyn de altını değiştirmeli, çocuğu ile birlikte yemeli, ona ortak bir şekilde gerekli ilgiyi göstermelidir.

Bu konuda kendinizden emin değilseniz ilk olarak emin olana kadar zaten çocuk yapmamalısınız ancak nasıl bağ kurabileceğinizden emin değilseniz ki bu çok ama çok normal bu konuda gerekirse ebeveynlik kurslarına gitmeli, kitaplar okumalı ve kendinizi geliştirmek zorundasınız.

Sadece bir çocuk değil bir insan, bir yetişkin ve sonunda bir toplum yetiştirdiğinizi unutmadan, bu sorumluluğu sonuna kadar üstlenip ona verebileceğiniz en değerli ve en güzel şeyi, sevgiyi, anlayışı ve saygıyı vermekten çekinmeyin.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynak:

Reactive Attachment Disorder Causes and Treatment

“Tepkisel Bağlanma Bozukluğu Nedir?” için bir yorum

  1. Abi internet siteni ve YouTube kanalını takip ediyorum. Bazen sessiz ortamlarda yazılarını okuyorum bu yüzden YouTube da kullandığın bazı fotoğraflari formüller, istatistikler gibi internet sayfana da koyarsan memnun olurum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir