Featured Video Play Icon

Şizofreni ile Yaşamak

Şizofreni. Yaşamayan bilemez derler ya. Bunun en can alıcı örneklerinden biridir belki de. Anlaşılması ve anlatması çok zor. Depresyon gibi değil. Ya da uykusuzluk veya aşırı yorgunluk gibi belirtileri de anladığımız yanılgısına neden olabiliyor. Fakat şizofreninin öne çıkan en yaygın belirtilerine baktığımızda sanrılar, halüsinasyonlar ve düzensiz düşünceler karşımıza çıkıyor.  Bu belirtilerin ise bu hastalığa sahip olmayanların yaşamında doğrudan deneyimleyebileceği bir karşılığı neredeyse yoktur. İşte o yüzden anlaması çok zordur ve işte bu nedenle bu konuda oldukça fazla bilgi kirliliği bulunmakta ve yanlış tanıya ve hatta yanlış tedaviye kadar varmaktadır.

O nedenle sadece belirtilerine odaklanmaktansa daha iyi anlamak ve tespit etmek amacıyla şizofreniye yol açan derinlerde yatan mekanizmalara, sorunlara odaklanmamız gerekiyor.

Birçok uzmana göre şizofreninin altında yatan en önemli unsurlardan biri bilgide yatıyor. Günlük bilgilerden bahsediyoruz. Hava durumu gibi. Ve bu bilgilerin öneminden.

Salience derler buna. İlginçlik diye çevirebiliriz bu kapsamda. Bilginin ilginçliği. Herhangi bir bilginin ne kadar önemli olduğuna dair otomatik bir mekanizması vardır insanın. Bizim açımızdan ve bulunduğumuz ortam ve zamana göre bize göre önemli ve ilginç olduğunu düşündüğümüz bilgilere daha çok önem verir, dikkat kesiliriz. Örneğin herhangi bir yerde rasgele sayılar gördüğünüzü düşünün. İlk bakışta sizin için hiçbir şey ifade etmeyen sayılar. Beyniniz otomatik bir filtre ile bu sayıları hafızanızdan siler. Fakat size bu sayıların örneğin bu haftanın sayısal lotoda çıkacağı söylenirse bir anda bu rasgele önemsiz sayılar ilginç hale gelmeye başlar. Sayılar aynı sayılar fakat artık bir anlamı vardır. Bunun biyolojik bir karşılığı da vardır. Dopamin. Beyniniz bu tip bir bilgi karşısında dopamin seviyesini artırarak daha fazla dikkat kesilmenizi sağlar.

Harekete geçersiniz.

Sigara paketlerine rahatsız edici fotoğrafların konulması da bununla ilgilidir. Sigara sağlığa zararlı dediğinizde dikkat kesilmezsiniz ancak rahatsız edici bir görüntü karşısında bu bilginin elle tutulur bir sonucunu gördüğünüzde bu bilginin önemi, ilginçliği artar.

Bu neden önemli peki? Çünkü özellikle modern yaşamda ciddi bir bilgi bombardımanı altındayız. Sabah gözünüzü açtığınızda ilk olarak telefonu elinize alıp 5 dakika sosyal medyaya ve haberlere göz gezdirdiğinizde maruz kaldığınız bilginin haddi hesabı yok. Eğer tüm bu bilgilere beyniniz tam olarak odaklansa ve hepsini tek tek işlemeye çalışsa aşırı yüklemeden çok kısa sürede akıl sağlığınızı yitirebilirsiniz. O nedenle mesela sadece o gün yağmur yağacağını gördüğünüzde bu bilgiye odaklanırsınız. O bilgi önemlidir sizin için. Çünkü şemsiye almazsanız ıslanırsınız. Bu bilgi sizin için önemlidir.

Peki tüm bunların şizofreni ile bağlantısı nedir?

İşte burada dopamin seviyesi devreye giriyor. Şizofrenide sürekli ve kontrolsüz bir biçimde salgılanan dopamin söz konusudur. Yani karşılaştığınız her bilgiye tam olarak odaklanmaya çalışırsınız. Gördüğünüz her haber, aldığınız her bilgi eşit derecede önemlidir. Bunun da ötesinde karşılaştığınız her bir harf, her bir sayı bir şeyler ifade eder sizin için. Neyin önemli neyin önemsiz olduğuna dair filtreniz en basit haliyle yoktur, ya da yanlış çalışmaktadır. Her şey ölüm kalım meselesidir sizin için. Şizofreni hastaları yapılan görüşmelerde en sık duyulan cümle şudur “Tüm duyularım sonuna kadar açık gibiydi. Dünya ile ilgili farkındalığım çok yükselmiş ve ufacık şeyler, sesler, görüntüler daha önce hiç farkında olmadığım kadar önemli hale gelmişti. Sanki derin bir uykudan uyanmış gibi hissediyordum.”

“Bir puzzle’ın parçalarını birleştiriyormuşum gibi geliyordu.”

Bu durum tahmin edeceğinizden de çekilmez bir hale getirebilir yaşamı. Çünkü özellikle bu tip ataklar yaşarken yani bilgi filtresi çalışmazken    bir şizofreni hastası haberleri izlediğinde örneğin ülkenin başkanı halka sesleniş konuşmasının doğrudan kendisine yapıldığına inanır. Bu konuşma içerisinde kendisine şifreli bir mesaj gönderdiğine. Bir şarkı duyduklarında özellikle o şarkının o anda radyoda çıkmasının bir anlamı olduğuna inanırlar. İnternette gezinirken bir anda çıkan bir pop-up reklamının tüm dünyayı kurtarmakla, bir felaketi önlemekle alakalı olduğunu düşünebilirler.

Şimdi buraya kadar gerçekten çok zor bir durum söz konusuyken bir de işin içsel kısmı var.

Yani dışarıdan gelen uyarıcılara, haberlere, bilgilere aşırı anlam yüklemenin dışında bir de aslında olmayan, gerçekte bulunmayan ve kişinin kafasının içinde üretilen bilgilere aşırı anlam yükleme söz konusu olduğunda asıl büyük sıkıntı başgöstermeye başlıyor.

Hepimizin yaşadığı “bilinç akışı” dediğimiz olağan bir bilgi akışı gerçekleşir. Düşünceler, hayaller, olasılıklar. Fakat bunun kendimize ait olduğunu, kendi kurgularımız olduğunu biliriz. Fakat söz konusu filtreye sahip olmayan şizofreni hastaları için bu bilinç akışı, bu içsel kurguların gerçek hayattaki bilgilerden farkı yoktur. İçlerindeki ses onlar için bir dış sesten, bir ulusa sesleniş konuşmasından farksızdır. Bu nokta ses halüsinasyonlarına yol açar. Sesler duymaktan kasıt da budur. Bir ses yükseltici gibi işleyen mekanizma içinizdeki seslerin sanki dışarıdan geldiği hissini yaratır. Ve gerçekten sesler duymaya başlarsınız.

Bu noktada da şizofreninin en önemli belirtilerinden biri baş göstermeye başlar. Düzensiz düşünceler.

En basit bilgileri bile üstüste duymasına rağmen hiçbir tepki verememesi bu nedenledir şizofreni hastalarının.

Dışarıdan bakan biri için çok anlamsız gelse de bu şuna benzer. Aynı anda 100 tane filmi izleyip anlamaya çalıştığınızı düşünün. İşte her bilginin aynı şekilde öneme sahip olması bu sanrılara, düzensiz düşüncelere yol açar.

O nedenle şizforeni hastalarının hareketleri, söyledikleri, davranışları dışarıdan bakıldığında tutarsızdır, anlamsızdır insanlara göre.

Ama yine de bu filtre teorisi şizofreni ile ilgili çok uzun süredir sorulan birçok sorunun cevabını sağlıyor bize. Hatta şizofreni hastalarının yaşadığı sanrıların kültürden kültüre farklılık göstermesini de bir noktada açıklıyor. Örneğin şehirde yaşayan bir hasta uydu antenlerin düşüncelerini dünyaya yaydığına inanırken kırsal alanda yaşayanların düşüncelerinin komşuları ya da hayvanlar tarafından çalındığına inanması gibi örnekler söz konusudur. Yani sadece biyolojik bir açıklama getirmek mümkün değil şizofreniye. Bu kültürel farklılıklar da bunu bize açıklıyor. Biyolojik anomalilere sahip bireylerin psikolojik temelde oluşturduğu sanrılar  en temel karakteristiğidir şizofreninin o nedenle.

Hatta bu teori ile birlikte şizofreninin tedavisinde, özellikle belirtilerin hafifletilmesinde oldukça yol kat edilmiştir. Bahsettiğimiz gibi dopamin seviyesinin özellikle halüsinasyonlar ve sanrılar ile bağlantısı keşfedildikten sonra antipsikotik ilaçlarla dopamin seviyesi kontrol edilerek filtre yeniden devreye sokulabiliyor. Bunu şöyle düşünebilirsiniz. İnanılmaz gürültülü bir ortamdan bir anda çok sessiz bir yere geçmişsiniz gibi. Ya da sürekli bir arkaplan gürültüsünün olduğu yerde bu sesin bir anda durması gibi. Gürültü bittikten sonra yaşadığınız rahatlamayı.

Fakat bunun da bir bedeli var. Maalesef bu sadece psikozlarla ilgili bilgileri filtrelemeye yaramıyor. Bu ilaçlar dopamin seviyesini genel anlamda baskıladığı için bu hastalar bu ilaçları aldıktan sonra bu sefer de odaklanma ve bilgileri tamamen filtreleme sorunu yaşıyorlar.

Evet tüm bilgiler artık hayati önem taşımıyor belki ama bu sefer de hiçbir bilgi önem taşımaz hale geliyor.

Bu ilaç etkisindeki biri için işte bu nedenle yağmurun yağacak olması da önemsiz bir bilgi olduğu için şemsiye almayı aklına getiremiyor diyebiliriz.

Diğer taraftan şizofreninin diğer belirtileri de bu tedavinin kapsamı dışında kalabiliyor. Duygudurum bozuklukları, haz alamama ve ilişkilerdeki sorunlarla ilgili genel anlamda bir çözüm pek bulunmuyor.

Yani bir atak durumunda neler olduğunu ve bununla kısmen nasıl başa çıkabileceğimizi az çok biliyoruz fakat kesinlikle keşfedilmesi gereken çok daha fazla mekanizma bulunuyor.

Yine de bu da bir adımdır ve başta da bahsettiğim gibi tam olarak anlayamasak da şizofreniye bir tür dünyadışı ve çözülemez rahatsızlık gibi bakmanın da önüne geçebilir bu çalışmalar.

Bu insanların neler yaşadığına dair bize fikir verebilir.

En önemlisi de budur zaten. Anlayamasak da anlamaya çalışmak ve sorunun değil çözümün bir parçası olmak.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler!

Kaynaklar:

https://www.verywellmind.com/the-internal-experience-of-schizophrenia-2953095

https://www.jnj.com/personal-stories/i-have-schizophrenia-what-its-really-like-living-with-the-mental-illness

https://www.psychologytoday.com/us/blog/not-the-whole-person/201710/what-its-really-live-schizophrenia

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir