Featured Video Play Icon

Hiçbir Şeyden Zevk Almamak: ANHEDONİ NEDİR?

İnanılmaz lezzetli görünen bir pasta düşünün. En iyi malzemelerle yapılmış, muhteşem meyvelerle süslenmiş. İçi en sevdiğiniz krema ile dolu. Durduramıyorsunuz kendinizi. Bir ısırık alıyorsunuz. O da ne? Tadı yok bunun. Ama olmaz ki? Bir ısırık daha alıyorsunuz. Yok. Hatta rahatsız ediyor sizi. O kadar tatsız ki. Ama öyle görünmüyordu? Sonra etrafınızdaki insanlara bakıyorsunuz. Aynı pastadan yiyen insanlara. Her ısırıkta kendilerinden geçiyorlar. Birbirlerine “hayatımda daha güzel bir pasta yemedim” diyorlar birbirlerine. Bir sorun var herhalde diyorsunuz. Bir dilim daha alıyorsunuz. Yok. Bir gazete kağıdını ısırıyormuşsunuz gibi. Çok kıskanıyorsunuz etrafınızdakileri. Sizin alamadığınız tadı almalarına imreniyorsunuz. Ama yine de gülümsüyorsunuz siz de. Ağzınızda çoğalan pastayı bitirip “Evet. Çok güzeldi” diyorsunuz.

Anhedoninin bir tanımıydı bu. Haz alamamak. Hiçbir şeyin zevk vermemesi. Ne pastanın, ne içtiğiniz kahvenin ne de ettiğiniz sohbetlerin. Derin bir duygusuzluk hali. Hissizlik.

Majör depresyonun en önemli belirtilerinden birisi.

Az önce bahsettiğim pasta örneğini veren de bu durumu yaşayan biriydi. Ve bu “hissislikle” hayatı boyunca mücadele etmiş kişi şöyle devam ediyor:

“Son 7 yıldır hayatımda sadece bazı duygu kıvılcımları yaşadım. Onun dışında neredeyse hiçbir şey hissetmiyorum. Bahsedebileceğim hedeflerim yok. Hiçbir şey de istemiyorum. Çünkü sonuçları beni tatmin etmeyecek biliyorum. Hayatımı tek bir kelime ile ifade etmek gerekirse: Soğuk. Baktığım her şey. Yaptığım her şey. Soğuk görünüyor. Soğuk hissediyor.”

Bu durum birçoğumuz için tanıdık gelmiştir. Dönem dönem de birçok insan bunu yaşamaktadır. Fakat burada gerçekten hatırlayamayacağınız kadar uzun bir süre devam eden bir hissizlikten bahsediyoruz. Ama “anhedoni” derken tam olarak neden bahsediyoruz ve bazı çözüm yollarına birlikte bakalım.

Bahsettiğim gibi. Birçok insan hayatının belirli dönemlerinde önceden heyecan duyduğu şeylere karşı “ilgisini kaybedebilir”.

Anhedoni ise bu ilgisizliği ekstrem düzeylere çıkarır. Artık herhangi bir şeyden, daha önce zevk veren müzik, yemek, arkadaşlar ya da herhangi bir şeyden en ufak bir zevk duymanın bile imkansız hale gelmesine neden olur.

Majör depresyonla birlikte şizofreni, psikoz, Parkinson, anoreksi ve madde bağımlılığı gibi bozukluklar ve olgular ile birlikte de görülmektedir.

Birçok durumda kişinin ekstrem sporlara gösterdiği ilginin altında da yatan bir durumdur anhedoni. Haz duyabilmek için yapılan eylemlerin bir parçası olarak.  

Fakat elbette anhedoninin nedenleri ve mekanizmasını anlamak da herhangi bir duygudurumu anlamak kadar zor. Zira beynimizin devreleri de bir o kadar karmaşık, giriftli ve yoğun.

Çünkü anhedoni derken sadece çikolata yerken eski tadı alamamaktan bahsetmiyoruz. Altta yatan ödül mekanizmasında ciddi boyutlara ulaşabilecek bir sorundan bahsediyoruz.

Haliyle ödül mekanizması ile ilgili her biri birbirinden karmaşık olan ilgi seviyesi, motivasyon, beklenti, umut, gerekli çabanın hesaplanması gibi birçok konudaki değişiklik söz konusu olabilir.

Burada şunu yanlış anlamamak lazım. Anhedoni durumunda insanlar diğer insanlar gibi aktivitelere katılabilir ve belirli bir seviyede bundan zevk de alabilirler fakat işte anhedonide ödül süreci tamamen farklı işlemektedir.

Ödül mekanizması derken de neden bahsettiğimizi basit bir örnekle açıklayalım.

Bir şeyi yaptığımızda ve bundan zevk aldığımızda haliyle otomatik olarak bunu tekrar yapmak isteriz. İlk defa yediğimiz bir çikolata gibi. Şeker gibi. Çok beğendiysek tekrar yemek isteriz. Fakat örneğin bu çikolatanın tanesi 100 lira ise orada bir düşünürüz. Ya da sağlığa aşırı zararlı olduğunu öğrendiğimizde.

Fakat bu çikolata tamamen sağlıklıysa ve üstüne bedavaysa hiç düşünmeyiz. Kalkıp diğer odadan, dolaptan alacaksak sadece. Kalkar alırız. Gözümüzde büyümez. Örneğin bu harika ve bedava çikolataya ulaşmak için bir otobüse binmek gerekiyorsa burada da harcanacak eforu hesapladığımızda “değmeyeceğini” düşünerek vazgeçebiliriz. Bazılarımız için çikolata ne kadar uzakta olursa olsun fark etmez biliyorum.

Ama mesela istanbuldaysanız ve beylikdüzünden tuzlaya gitmeniz gerekiyorsa.

Uzatmaya gerek yok. Çok basit bir örnek olsa bile hayatımızdaki birçok kararı bu tip yapılacak iş ve ödül oranına göre hesaplayarak alırız. Birçok kez farkında bile olmadan.

İşte bu tip süreçleri beyinde bazal çekirdekler olarak bilinen bölgenin bir bölümünün sorumlu olduğu düşünülüyor. Bu bölgeye “nucleus accumbens” ya da bilinen adı ile beynin ödül merkezi denir. İşte sürpriz olmayacak şekilde anhedonide de bu bölgenin öne çıktığı farklı çalışmalarla ortaya çıkmış. Fakat tabi ki beyinde hiçbir şey tek bir bölge ile sınırlı değil.

Planlama ve kişilikten sorumlu prefrontal korteks, duygular ve kararlardan sorumlu amigdala, bilinç ve öz benlikle ilişkili insula isimli bölümlerin de rol oynadığı düşünülüyor.

 Özellikle prefrontal korteksin ödüllerin işlenmesinden, fayda-maliyet hesabından ve bununla ilişkili kararlardan sorumlu olması ve ödül bölgesi ile bağlantıları da motivasyon ve haliyle anhedoninin ortaya çıkışı ile ilgili bakılması gereken en önemli bölgelerden.

Bu noktada ayrıca nörotransmiter olarak bilinen sinir taşıyıcılar da incelenmiş anhedoni ile ilişkili olarak. Elbette dopamin hormonu öne çıkıyor. Zira dopamin ödül bölgesi ile ilgili bağlantılarda oldukça aktif.

Hatta bu bölgede dopamin eksikliği ile anhedoninin şiddeti arasında da bağlantı bulunmuş.

Ama yine de bu kadar karmaşık yapı içinde tek cevap da bu değil gibi görünüyor. Çünkü beynin farklı bölgelerinde dopamin eksikliği bazen çok farklı ya da tam tersi etkiyi de yaratabiliyor.

GABA olarak bilinen ve merkezi sinir sisteminde sinir iletimi görevi gören bir amino asit, serotonin ya da opioidin de bu konuda rolü var.

Yine bir çalışmada anhedoni ile birlikte seyreden depresyonu olan hastaların GABA seviyelerinde düşüş gözlemlenmiş ve yine opioid aktivitelerinde düşüş görülen depresyonlu hastaların yine anhedonisinde artış gözlemlenmiş.

İlginç bir bağlantı da tıpta enflamasyon olarak bilinen iltihap düzeyinin de depresyon ile ilişkisi. Evet. Araştırmalarda depresyondan muzdarip olanlarda iltihap düzeyinin artışı söz konusu olabiliyor. B u artışa neden olan temel kimyasallar da sitokin ve CRP olarak C reaktif proteinlerdir. Halk arasında kanda iltihap varmış denilen durumlarda kan testlerinde CRP’de yükselme gözlenir mesela.

 İşte 2015’te yapılan ve Molecular Psychiatry dergisinde yayımlanan bir çalışmada CRP seviyelerinde artış ile anhedoni artışı arasında bağlantı tespit edildiğinden bahsediliyordu.

Farklı farklı çalışmalarda da benzer sonuçlar çıkacaktı.

Noktaları birleştiren araştırmacılar da bunun tekrar eden bir olgu olduğunu görecekti.

Sitokin mesela. Covid krizinde de karşımıza çıkan bir kimyasal. Bağışıklık sisteminin virüslere veya saldırılara karşı verdiği bir cevap. Ancak kimi zaman bu cevap farklı hasarlara yol açabiliyor. Covid’li hastaların yoğun bakıma düşmesinin sebebi olarak uzmanlar bu sitokinleri işaret eder mesela. Akciğerlere saldıran bağışıklık sisteminin bir sonucu. Saldırı aracı olarak da bu sitokinleri kullanıyor.

Hepsinin ötesinde sitokinlerin salgılanması ile depresyon ile paralel acıya duyarlılık, halsizlik, tat duyusunun azalması gibi belirtiler de şiddetleniyor. Kanser tedavisinde de sitokin kullanılması sonucunda depresyonun geliştiği de sıkça karşılaşılan bir durum.

İşte bu sitokinler sonuç olarak kimi zaman “anhedoni” yani hissizliğe de neden olabiliyor. Yani karşımızda fiziksel dayanakları da olan oldukça karmaşık bir olgu söz konusu.

Kimi zaman depresyon tedavisi için kullanılan ilaçların anhedoniyi şiddetlendirdiği düşünülüyor. Depresyon tedavi edilmeye çalışılırken anhedoni gözden kaçabiliyor ve kimi durumlarda intihar eğilimini de artırabiliyor bu durum.

Ancak tüm araştırmalar sonucunda bu “hissizliğe” de çare olabilecek yöntemler ve ilaçlar geliştirildi ve geliştirilmeye de devam ediyor.  Anhedoninin en büyük risklerinden biri de tedavi almaya yönelik isteksizlik olabiliyor. Fakat bu konunun artık çok daha iyi anlaşıldığını ve çözümünün mümkün olduğunu da bilmek gerekiyor. Bunun için de vakit kaybetmeden bir uzman ile görüşmek.

Zira “zevk” eksiksiz ve mutlu bir yaşamın en temel parçası. Yediğiniz yemekten, gördüğünüz yerlerden, yeni tanıştığınız insanlardan, yeni deneyimlerden mutlu olabilmek, bu deneyimlerin sizi her anlamda “duygulandırması” her şeyi daha çekilir kılıyor. Klinik olarak da mutlu insanların daha uzun yaşadığını, hastalıkla, stresle daha iyi başa çıktığını da biliyoruz.

Bunun da öğrenilebileceğini. Evet. Bazılarımızın herkesin kolaylıkla haz duyabildiği şeyleri yeniden öğrenmesi gerekebiliyor. Mutlu olmayı baştan öğrenmesi. Ama bunun için de tüm çabalara değeceğini de unutmamamız gerekiyor.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir