TEST: “DEPRESYONDA MISIN?” / YENİ TEDAVİ YÖNTEMİ

Son zamanlarda pek iyi hissetmiyor musunuz? Hiçbir şeyden zevk almıyor musunuz? Ya da geleceğe pek umutla bakamıyor musunuz? Acaba depresyonda olabilir misiniz? Peki öğrenmek ister miydiniz?

Gelin bir test yapalım.

Size bazı cümleler vereceğim ve vereceğiniz Evet ya da Hayır yanıtlarına göre depresyonda olup olmadığınızı ve öyleyse hangi seviyede olduğunuzu bulmaya çalışacağız.

İsterseniz videoyu durdurup bir kalem kağıt alın ve yanıtlarınızı bir kenara yazın. Ya da aklınızda da tutabilirsiniz.

Şimdi burası önemli. Yanıtlarınızı son iki haftayı dikkate alarak verin lütfen. ***Yani bahsedeceğim duygu durumlarının son iki haftada sürekli olarak yaşadıysanız evet, yaşamadıysanız hayır yanıtını vermeniz sonuçlar açısından önemli.

Öyleyse başlayalım.

Son iki haftadır:

  1. Sürekli olarak depresif hissediyorum.
  2. Hiçbir şeye ilgi duymuyorum ve hiçbir şeyden zevk almıyorum
  3. Sürekli yorgun hissediyorum
  4. Odaklanma ve dikkat konusunda sorunlar yaşıyorum.
  5. Sürekli suçlu ve değersiz hissediyorum.
  6. Kendime zarar vermeyi veya intiharı düşünüyorum
  7. Uykularım hiç düzenli değil
  8. Yeme alışkanlıklarım bozuldu
  9. Geleceğe umutla bakamıyorum
  10. Kendime saygım veya güvenim kalmadı
  11. Sabahları erkenden uyanıyorum
  12. Özellikle sabahları daha kötü hissediyorum
  13. Daha hareketliyim/hareketsizim
  14. Kilo kaybediyorum
  15. Cinsel isteksizlik yaşıyorum

Şimdi hazırsanız sonuçlara geçelim:

***İlk üç soruyu ayrı ve diğer soruları ayrı değerlendireceğiz.

İlk üç sorudan en az ikisine evet ve diğer sorulardan yine en az ikisine Evet cevabını verdiyseniz Hafif Depresyondasınız.

İlk üç sorudan en az ikisine evet ve diğerlerinden en az 3 veya 4’üne Evet yanıtını verdiyseniz Orta Seviye Depresyondasınız.

İlk üç sorunun üçüne de Evet ve diğer sorulardan 4’üne veya daha fazlasna Evet yanıtını verdiyseniz İleri Seviye Depresyondasınız anlamına geliyor.

Burada şu uyarıyı da yapmak lazım. Bu test kesin sonuç vermeyebilir ve sonuçtan bağımsız olarak ilk olarak mutlaka bir psikologdan veya psikiyatristten yardım almak gereklidir.

Bu testi yapmamızdaki amaç ise depresyon tedavisine yönelik çok yeni bir çalışmadır. 

Zira birçok çalışma, araştırma ve istatistiğe göre depresyon ile ilgili yeni tedavi yöntemlerinin geliştirilmesi gerekiyor.

Dünya Sağlık Örgütü’nün yürüttüğü Küresel Hastalık Yükü isimli ve hastalıkların ekonomik, iş gücü, sosyal ilişkiler gibi etkilerini inceleyen bir çalışmaya göre Depresyon 2020’de tüm hastalıkları geride bırakarak tüm dünyada 1. Sıraya yerleşecek.

Depresyon sanayileşmiş ülkelerde nüfusun %15’ini etkilemekte ve sadece İngiltere’de 2011 yılında yazılan antidepresanların sayısı 50 milyon adedi geçmişti. Bunun maliyeti de 270 milyon doların üstündeydi. Ama bu sadece kağıt üzerindeki etkisi. Depresyonun sağlık sistemi üzerindeki etkilerine ve sosyoekonomik etkilerine baktığımızda çok daha ciddi bir tablo ortaya çıkıyor. Şöyle ifade edelim, yine İngiltere’de yapılan bir çalışmada Depresyonun ülke ekonomisine zararı 11 milyar pound civarında.

***Bunun yanında bana kalırsa en önemlisi Depresyonda olan kişinin kendisi ile birlikte sosyal ve iş ilişkilerine ve yaşam kalitesine yansıyan etkilerdir.

***Şu anda depresyon terapi, ilaç tedavisi veya cerrahi müdahalelerle ya da bu yöntemlerin bir kombinasyonu ile tedavi ediliyor. Yani terapi ve ilaç tedavisi birlikte uygulanabiliyor.

Ancak bu tedavi yöntemlerinin tıkandığı bir yer var. Örneğin ilaç tedavisinde ilaçların yan etkileri hastanın hayat kalitesini ciddi ölçüde düşürebiliyor, ya da birçok durumda karşılaştığımız gibi hasta tedaviye yanıt vermiyor. Buna tedaviyi reddeden çok sayıda insanı da eklediğinizde tablo çok sorunlu bir hale geliyor. Ya da iyileştiği düşünülen bir hastanın hastalığı çok kısa süre sonra tekrar edebiliyor.

Tüm bu sorunları birlikte düşündüğünüzde işte yeni bir tedavi yönteminin, uzun süreli ve kalıcı bir çözümün gerekliliği ortaya çıkıyor.

İşte bu nedenle uzun süredir bilim insanları, psikologlar, farklı alanlardan araştırmacılar bir arada çalışarak bir çözüm arayışındalar.

Şundan da bahsetmek lazım burada. Çevrede hep duyarız “ya büyütme, benim de şu sorunum var, pozitif düşünsene biraz, milletin ne dertleri var, haline şükret” gibi müthiş, kimsenin aklına gelmeyen, hastanın asla düşünemediği mucizevi çözümler sunar insanlar. Bu sorunun düşünce yapısı ile ilgisi olduğu algısı vardır hep. Ancak birçok çalışmada kanıtlanmıştır ki depresyon ve benzeri psikolojik rahatsızlık yaşayanların beyninde bazı sinir ağları sağlıklı bir beyinde olduğu gibi çalışmıyor.

Beynin farklı bölümlerinde bazı bağlantılar ya normalden çok ya da daha az çalışıyor ya da hiç çalışmıyor. Bu nedenle depresyonda olan birisine “pozitif ol, şükret geçer” demeden önce birkaç kez daha düşünün. Ya da düşünmeyin. Demeyin böyle bir şey…

Neyse.

İşte depresyon gibi rahatsızlıkların beyinde bazı fiziksel sorunlar ile birlikte seyrettiğini gören araştırmacılar depresyon hastalarının beyinlerini fMRI ile taramaya başlıyorlar. Bu taramalar sonucunda insan beyninde duyguların kontrol edilmesinden sorumlu olan Amigdala isimli bölümde sıradışı aktiviteler gözlemliyorlar.

***Bunu da normal bir insan ile depresyon teşhisi konmuş olan bir kişiye negatif öğeler bulunan resimler göstererek karşılaştırma yaparak buluyorlar.

Sağlıklı bir insanın amigdalasında çok düşük seviyede bir aktivasyon görülürken, depresyonda olan kişide bu bölümde sıradışı düzeyde yüksek etkinlikler görülüyor.

Dipnot olarak bu fMRI ile tarama tekniği şizofreni hastalarına da uygulanıyor ve sesler duyduğunu söyleyen şizofreni hastalarının beyni bu teknik ile incelendiğinde gerçekten beynin sesler algılayan bölümünün aktive olduğu görülüyor. Yani gerçekten duyuyorlar.

Yani bu teknik ile aslında beynin hangi bölümlerinde sorun olduğu anlaşılabiliyor.

İşte depresyon hastalarında da amigdalanın aşırı aktif olması gibi bir sorun söz konusu. Normal bir insanı çok da etkilemeyen ve çok önemsiz gelebilecek bir durum, bir olay, bir fotoğraftan depresyonda olan insanlar kat be kat daha fazla etkilenebiliyorlar.

Bu bölümdeki aşırı etkinliği kontrol altına almak amacıyla araştırmacılar hala makine içinde olan hastalara bu sefer pozitif resimler gösteriyorlar. ***Yavru köpekler, rahatlatıcı manzaralar, vs. Ayrıca kendilerinden mutlu oldukları anıları hatırlamaları, bunları düşünmeleri isteniyor. Ya da olumlu bir resim, bir durum, bir olayı hayal etmeleri.

Ve sonuç bu.

Burada solda kırmızı çizginin sınırın üstüne çıktığı bir nokta görüyorsunuz. Bu bir depresyon atağını ifade ediyor. Bu sırada araştırmacılar hastalara bahsettiğimiz gibi olumlu resimler göstermeye başlıyor ve*** kısa süre sonra kırmızı çizginin tekrar normalin altına indiğini görüyoruz.

İşte bu zamana kadar uzun süren terapiler, antidepresan tedavileri gibi çözümlerle bu etki yaratılmaya çalışılıyordu. Ama burada hastanın kendisi sorunun nerede olduğunu, bununla nasıl başa çıkabileceğini öğreniyor.

Burada başlarda tek bir sorun söz konusu aslında. Hasta sisteme bağlı olmadığında beyindeki aktiviteler izlenemiyor ve hastanın ne zaman bu tekniği kullanması gerektiği pek anlaşılamıyor.

Ama çalışma ilerledikçe çok heyecan verici bir bulgu ortaya çıkıyor.

Hastalar takip eden seanslarda olumsuz resimlere baktığında amigdaladaki aktivasyon gittikçe düşüyor. Bu bölüm normal bir insanın gösterdiği tepkilere benzer bir tepki göstermeye başlıyor. Yani hastalar sisteme bağlı olmadan da depresyon ataklarını nasıl kontrol altına alacaklarını öğreniyorlar.

***Bu araştırma hala devam eden bir araştırma bu arada. Henüz çok yeni ama ilk bulgular cidden çok umut verici.

Peki bize ne anlatıyor bu?

Aslında bize söylediği şey şu: Düşünce biçimimiz, bakış açımız ile beynimizde gerçekleşen fiziksel tepkimeleri kontrol edebiliyoruz. E zaten biliyorduk bunu diye düşünebilirsiniz… “Pozitif düşün, abartma diyenler” haklı mıydı yani diye de sorabilirsiniz… Hem evet, hem de hayır aslında. Evet haklılar bir noktaya kadar ama bu konuda uzman olmayan birinin ciddi psikolojik sorunları olabilecek birine bunları söylemesi doğru değil. Onun üzerine vazife değil yani.

***Ayrıca burada bilimsel bir kanıt söz konusu. Artık çok rahat bir şekilde düşünerek iyileşebildiğimizi söyleyebiliriz. Doğru düşünce biçimi ile sinirsel ağların ne yönde çalışacağını belirleyebiliriz demek oluyor bu.

***Tabi şunu da söylemek lazım. Bu “tedaviyi bırakın, ilaçları bırakın” anlamına kesinlikle gelmiyor. Araştırmacıların kendisi de söylüyor bunu. Bu yöntem sadece mevcut terapi, ilaç tedavisi gibi tedavilere takviye olarak kullanılmalıdır ve mutlaka ama mutlaka bir psikolog veya psikiyatrın yönlendirmesine ihtiyaç vardır.

Bitirmeden önce söylemek istediğim son şey ise şu: psikolojik rahatsızlıklıklar ile ilgili toplumdaki algının da acilen değişmesi gerekiyor. İnsanlar “kafayı yemek, delirmek” gibi tabirler nedeniyle ya tedaviyi reddediyor ya da en kötüsü bir rahatsızlığı olduğunu kabul dahi etmiyor. Bunun üzerine hem kendisi hem de çevresi için çok büyük zorluklar söz konusu olabiliyor. O nedenle bir rahatsızlığınız varsa, tıpkı ciddi bir karın ağrısı ya da ateşli bir hastalık yaşadığınızda hemen doktora koştuğunuz gibi psikolojik rahatsızlığınız varsa mutlaka ama mutlaka bir uzmandan yardım almalısınız.

***Bu hem sizin, hem aileniz hem de toplum açısından çok ama çok önemlidir.

Bir dahaki videoda görüşene kadar.

Sevgiyle kalın…

Kaynaklar:

Neurofeedback and networks of depression

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir