Featured Video Play Icon

Evrenin Akılalmaz Büyüklüğü!

Şimdi. Eğer rahat bir yerde değilseniz, rahat bir yere geçin.

İsterseniz bir içecek alın.

Ve arkanıza yaslanın.

Çünkü birlikte uçsuz bucaksız bir yolculuğa çıkıyoruz.

Videonun sonunda da iki ihtimal var.

Ya kendinizi, kim olduğunuzu, nerede olduğunuzu tamamen unutacak ya da tam tersi asıl benliğinizi bulacaksınız.

Varoluşsal bir yolculuğa hazır mısınız?

Evren. -Son tahminlere göre 93 milyar ışık yılı çapında. 13 küsür milyar yıl önce doğan evren nasıl 93 milyar ışık yılı çapında oluyor diye sorarsanız bu da evrenin genişleme hızı ile alakalı. Bildiğimiz üzere evren çok uzun süredir hızlanarak genişliyor. Yani ışık hızı evren için limit değil. Fakat bunu ayrıca konuşabiliriz.

Ama şimdi. 93 milyar ışık yılı dediğimizde “hmm, büyükmüş bayağı” diyoruz. Fakat bu tip sayıları, bu mesafeleri algılamak, anlamak gerçekten çok zor. Somutlaştırmak gerekiyor. Biz de bugün bunu yapacağız. Evrenin ne kadar büyük olduğunu. Neden peki? Onu da videonun sonunda konuşacağız.

Hazırsanız başlayalım.

Önce bize göre sıfır noktasından. Üzerinde bulunduğumuz soluk mavi noktadan, dünyamızdan başlayalım. Aslında çok da küçük bir gezegende yaşamıyoruz düşününce. Somutlaştırmak dedik ya. Mesela. Bir arabaya atlasanız. Saatte 100 km hızla dünyanın çevresini hiç durmadan dolaşsanız 17 günden fazla yol almanız gerekir. Bu çok yorar deseniz bir yolcu uçağına atlasanız yine de 2 günden fazla yol almanız gerekir.

Yani hiç de küçük bir gezegende yaşamıyoruz.

Yüzbinlerce yıldır da geziyoruz bu kayalık gezegenin üzerinde. Yerleşiyor, yaşıyor, ölüyoruz. Hala daha da bitiremedik. Birçok insanın ömrü de çok kısıtlı bir alanda, bırakın kıtaları, başka şehirleri bile görmeden bitiyor.

Hey gidi koca dünya.

Neyse. Zihnimizin sınırları yok ama değil mi? Gelin terk edelim dünyayı. En yakın komşumuza. Aya gidelim. Fotoğraflara, canlandırmalara, animasyonlara baktığımızda hemen yanıbaşımızdaymış gibi görünüyor değil mi? Dolunayda elimizi uzatsak dokunacakmışız gibi. Halbuki aramızda 384.400 kilometre var. Atlayalım mı arabaya yine? Diyelim ki aya bir yol yaptık ve yine 100 km hızla tuvalet ya da yemek molası vermeden, aralıksız sürdük. Aya ulaşmamız 6 aydan fazla sürerdi. 6 ay. Arabayla olmasa da ulaştık buraya. İnsanlığın dünya dışında, kozmik skalada ulaştığı en uzak yer. 12 kişi bu zamana kadar üzerinde yürüdü. Müthiş bir iş.

Fakat.

Vaktimiz dar. Devam edelim.

Odağımızı biraz daha genişlettiğimizde karşımızda diğer gezegenler var. Bunları da canlandırmalarda  gördüğümüzde çok yakınlarmış gibi gelir bize. Fakat tabi ki alakası yok. Asıl ölçeği göstermek mümkün değil zira. Güneş sistemi. Evrenin minicik bir parçası aslında devasa büyüklükte. Misal. Arabamıza binelim tekrar ve güneşe gitmeye çalışalım. 100 km hızla, yine yemek molası vermeden yaklaşık 177 yılda varabilirdik. Bu çok. Uçakla gidelim desek. O da tam 19 yıl sürerdi. Dibimizdeymiş gibi düşündüğümüz güneşe…

Peki vazgeçip Neptün’e gidelim desek? O daha da sıkıntı. Arabayla “yine molasız” 5000 yıldan fazla. Uçakla? 600 yıl.

Yani evet. Güneş sistemi bayağı, bayağı büyük. İşte bu yüzden sadece güneş sistemini kolonileştirmek bile çok büyük bir hayal. Fakat yine de sınırları zorlamadık değil. Biz gidemesek de bizim yaptığımız araçlar bayağı yol kat ettiler. Zira bu araçlar bir arabadan veya uçaktan çok daha hızlı, saatte 30 bin, 40 bin km bazen daha da hızlı hareket edebiliyorlar. Örneğin şu anda uzayda insan yapımı bir araç olarak en uzak cisim 1977 yılında fırlatılan Voyager 1. Şu anda 43 yıldan fazla bir süredir son sürat uzayın derinliklerine doğru yol alıyor. Güneş sistemini terk edeli de çok oldu. 2012’nin ağustos ayında terk-i diyar eyledi ve şu anda dünyamızdan 22 milyar kilometre uzaklıkta. Yani ışık hızında seyahat edebilseydiniz Voyager 1’e ulaşmanız 21 saat kadar sürerdi. Bu arada Voyager 1’in mevcut konumunu ve rotasını hala NASA’nın sitesinden takip edebilirsiniz.

Peki. Yavaş yavaş mahalleden çıkma vakti geldi. Güneş sisteminden bir çıkalım. Ama bir sorun var. Sınır nerede?

Bunun çok net bir cevabı yok. Kimilerine göre Neptün’ün, kimilerine göre Plüton’un yörüngesi bunun cevabı. Bazı astronomlara göre de bu “Oort Bulutu” olarak bilinen, milyarlarca kuyruklu yıldız bulunan bir kuşak.

Tabi bu belirsizlik de inanılmaz mesafelere tekabül ediyor. Diyelim ki Neptün güneş sistemimizin sınırı olsun. Bu durumda ışık hızında hareket edebilsek 4 saatte ulaşabilirdik. Ama sınırı biraz dışarıdan, oort bulutundan çizmeye çalışırsak bu sefer güneşten yola çıktığımızda ışık hızı ile tam 1,5 sürerdi buraya ulaşmamız. Yani sınırı nereye çizdiğinize göre 4 saat ila 1,5 yıl gibi ciddi bir fark söz konusu. Işık hızının nasıl bir hız olduğunu tekrar hatırlamak için aya ışık hızı ile 1,3 saniyede, güneşe ise 8 dakikada ulaşabilirdik. Işık hızına ulaşırsak her şeyi çözecekmişiz gibi geliyor ya. Mahallenin dışına ulaşmak bu hızda bile 1 yıl sürecek anlayacağınız.

Neyse. Daha yeni başlıyoruz dememe gerek yok sanırım. Daha kozmik açıdan bir santim bile yol gitmedik 🙂

Buraya kadar müthiş bir boyuta sahipmiş gibi gelen güneş sistemimizi galaksimiz ile, samanyolu ile karşılaştırdığımızda aklımızın sınırları daha da zorlanmaya başlayacak.

Şimdi. Bize en yakın yıldızı baz alalım. Proxima Centauri. Sadece 4.2 ışık yılı uzaklıkta. Şuracıkta aslında. E atlayalım arabaya o zaman. Gitmeye çalışalım. Ne kadar sürerdi sizce? Saatte 100 km hızla gitsek, mola vermeden, yaklaşık 47 milyon yıl sürerdi. Acelemiz var, uçağa binelim desek, 5 milyon yıl. Daha da acelemiz var, bir uzay mekiğine atlayalım desek. Mesela Voyager 1 ile aynı hızda seyahat etsek 73 bin yıl sürerdi. Komşumuza, en yakın yıldıza gitmek. Yani çok kötü değil ama insan ömrünü hesaplarsak bu hızda bile 2500 nesil sonra varabilirdik.

Biraz daha uzakta. Gökyüzündeki en parlak yıldız, Sirius. 8 ışık yılı uzaklıkta.

Biraz daha uzaklaştığımızda yıldızlardan oluşan daha büyük mahallemiz karşımıza çıkıyor. 52 tane yıldız sistemi var bu bölgede. Bazıları biraz sönük. O yüzden göremiyoruz. Ama çok daha uzaktaki bazı yıldızları daha net görebiliyoruz mesela. Betelgeuse gibi. 645 ışık yılı uzaklıkta olmasına rağmen oldukça kolay görebiliyoruz. Çünkü güneşimizden 1000 kat daha büyük bir yıldız Betelgeuse.

Ama kendi yıldızlararası sistemimize baktığımızda 50 ışık yılı çapında bir sistem karşımızda. Bir ucundan bir ucuna Voyager ile 1 milyon yılda ulaşabileceğiniz devasa bir sistem.

Bu sistemi de arkamızda bıraktığımızda Radyosfer’e ulaşıyoruz. Radyosfer dediğimiz de 2. Dünya savaşından bu yana insan iletişiminin ve yaydığı radyo dalgalarının ulaşabildiği yerden bahsediyoruz. Bu da işte bu kadar bir yere tekabül ediyor. Şu mavi noktadan bahsediyorum. Yani Radyonun icadından bu yana yaydığımız dalgalar henüz Cetus takımyıldızına yeni ulaştı. Samanyolunun daha uzak bir yerinde bir medeniyet varsa bizi henüz duymadılar bile. Aslında ufak da bir alan değil. Bu radyosfer dediğimiz alan içinde 3 ila 5  bin yıldız bulunuyor. 160 ışık yılı çapında bir alan.

Ama buradan da çıkalım. Bin ışık yılı kadar uzaklaşalım. Çok çok uzak değil mi? Ama hayır. Daha samanyolu galaksisinin %1’i bile değil bu mesafe. Sadece bizim galaksimizin ne kadar büyük olduğunu tahayyül edebiliyor musunuz? Tahmini 400 milyar kadar yıldızın bulunduğu tek bir galaksi. Milyar dediğimizde de insan “vay be, çokmuş” diye düşünüyor ama milyarın ne kadar büyük olduğunu tekrar bir düşünün istiyorum. Mesela. Tek tek saysanız. Bine kadar saymanız 17 dakika, bir milyona kadar saysanız 12 gün kadar sürer. Bir milyara kadar saymaya kalksanız ne kadar biliyor musunuz? 32 yıl. Evet. O kadar büyük bir sayı bir milyar. Ve yüz ila iki yüz milyar yıldız dediğimizde neden bahsettiğimizi anlatabiliyorumdur umarım. Bunu vurgulamak istedim çünkü işler çok daha karışıyor.

O yüzden. Sadece bizim galaksimizde 400 milyar kadar yıldız varsa. Her yıldızın da bir gezegen sistemi olduğunu varsayarsak. Milyarlarca olası gezegenden bahsediyoruz.

Tüm bunları içeren galaksimiz de 120.000 ışık yılı çapında ve bin ışık yılı kalınlığında.

Sayıları boş verelim. Şöyle söyleyelim. Güneş sistemimizin 5 kuruş büyüklüğünde olduğunu düşünelim. Samanyolu ise neredeyse Amerika kıtası kadar diyebiliriz. Samanlıkta iğne aramak çocuk oyuncağı anlayacağınız. Ve unutmayın. Bu beş kuruşun içinde bizim dünyamız da var. Muhtemelen gözle görülmeyen bir toz tanesi kadar. O toz tanesinin üzerinde de. Evet. Biz varız.

Neyse. Devam edelim.

Hatta ipleri koparalım.

Çıkalım samanyolundan. Komşuya. Andromedaya gidelim. 2.5 milyon ışık yılı uzağa.

Onu da geçelim. 110 milyon ışık yılı çapa kadar genişlettiğimizde karşımızda bizi, andromedayı, bunların bulunduğu Yerel Grup adı verilen galaksiler grubunu da içeren Başak Süper Kümesi karşımıza çıkıyor. İçinde binlerce galaksi bulunuyor. Binlerce. İçinde yüzmilyarlarca yıldız, trilyonlarca gezegen barındıran binlerce galaksi.

Durmak yok. Daha da uzaklaşalım. Karşımıza Başak Süper Kümesi gibi diğer süper kümeler çıkacak. Bir kısmı karanlık çünkü Samanyolu galaksisi bu kısmı kapatıyor. Göremiyoruz. 

Daha da uzaklaştıkça evrenin genç dönemlerinde oluşmuş aşırı parlak galaksiler olan kuazarlar karşımıza çıkıyor.

Sonunda ise “kozmik arkaplan ışıması” adını verdiğimiz, büyük patlamadan kalan ışımanın haritasına geliyoruz. Buraya baktığımızda da aslında “gözlemlenebilir evren” dediğimiz sınıra ulaşıyoruz. Bulunduğumuz anda, ışığın bize ulaşabildiği en son cisimlerden oluşan sınır.

Ve içerisinde 2 trilyon kadar galaksi bulunan dev sistem. 2 trilyon galaksi… Artık sayıların büyüklüğünü anlatmaya gerek yok sanırım.

Burada bitiyor mu peki? Hayır elbette. Şu an için gözlemlenebilir evrenin 93 milyar ışık yılı çapında olduğunu biliyoruz. Ötesi? Bilmiyoruz ama daha önce konuştuğumuz gibi evrenin hızlanarak genişlemesi hesaba katıldığında asıl evrenin 250 kat daha büyük olabileceği düşünülüyor. Trilyonlarca ışık yılı…

Şimdi asıl soru. E ne yapalım? Yani bunu öğrenmek bir insana ne katabilir ki?

Bunun cevabı elbette çok kişisel. Fakat tarihteki tüm büyük isimler, filozoflar, düşünürler, bilim insanları için bu sorunun cevabı aslında her şeyin cevabı.

Zira insanın evreni anlama çabası ile kendini anlama çabası aslında çok paralel.

Evreni ne kadar iyi anlarsak, kendimizi de o kadar iyi anlıyoruz.

Rumi’nin de söylediği gibi “Kendini yalnız hissetme, tüm evren senin içinde.”

Evet. Biz aslında evreni anlamaya çalışmıyoruz. Evren kendimizden ayrı düşünebileceğimiz bir olgu değil. Evren biziz, biz de evreniz en nihayetinde.

Biyolojik olarak birbirimizle, kimyasal olarak dünyamızla ve atomik olarak evrenle bir bütünüz, bağlıyız.

Ve bu bilinç de her anlamda tüm her şeyi değiştirebilecek bir bilinç.

Bu bilinç bize tüm canlılara, çevreye saygı ile, sevgi ile yaklaşmamız gerektiğini söylüyor.

Çok çok küçük ve önemsiz gibi görünebiliriz ama bir o kadar da özel olduğumuzu söylüyor. Vücudumuzdaki her bir atomun zamanında ölen yıldızlardan geldiğini bilmek en nihayetinde bize kavgaların, savaşların ve basit dertlerin önemsizliğini anlatıyor.

Zamanımızın kısıtlı olduğunu ve bunu çok iyi değerlendirmemiz gerektiğini.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

https://www.space.com/24073-how-big-is-the-universe.html

https://www.livescience.com/how-big-universe.html

https://www.nasa.gov/audience/foreducators/5-8/features/F_How_Big_is_Our_Universe.html

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir