Featured Video Play Icon

Imposter Sendromu Nedir?

Gecenizi gündüzünüze kattınız. Herkes eğlenirken, keyif yaparken siz çalıştınız. Didindiniz. Kendinizi geliştirmek için her gün yeni şeyler öğrenmeye, daha iyi bir insan olmaya çalıştınız. Sonunda hedefinize ulaştınız. Çok iyi bir işe girdiniz ya da o terfiyi aldınız veya herhangi bir başarı olabilir bu. Sonunda oldu. Herkes sizi tebrik ediyor. Çok mutlu olmanız lazım. Ama. Değilsiniz. Bir sorun var.

Tanıdık geliyor mu bu his?

O başarının arkasında verdiğiniz emeği gözünüz görmüyor. O anda kendinize tek bir soru soruyorsunuz. Neden ben? Diğer insanlar da çok iyiydi. Hatta onlar benden iyiler. Neden onlar değil de ben? Bu işi yapabilir miyim gerçekten? Kesin başarısız olacağım. Ben bu başarıyı hak etmiyorum. Şimdi ne yapacağım?

Eğer bu hisler tanıdık geldiyse siz de Impostor Sendromu’na sahip olabilirsiniz. Sahtekarlık ya da Kimlik Hırsızlığı sendromu olarak da bilinir psikolojide ve ciddi anlamda insan yaşamını çok olumsuz şekilde etkileyebilen bir olgudan bahsediyoruz.

Gelin bunun nedenleri, sonuçları ve olası çözümlerine bir bakalım.

Impostor Sendromu şaşırtıcı olmayacak şekilde genellikle akademik ya da profesyonel hayatta başarılı insanların yaşadığı bir sendromdur. Zaten başarı olmazsa böyle bir olgudan da bahsedemeyiz. Yani işin biraz olumlu tarafı da var. Ve fakat bu hissi yaşayanlar için hiç de olumlu bir deneyim değil bu.

Öncelikle bahsettiğimiz resmi bir fiziksel ya da ruhsal bozukluk değil henüz. Ve özetle aslında o işe layık olmadığının başkaları tarafından fark edilmesi korkusu ve kişinin o başarıyı hak etmediğine inanması nedeniyle sözde “eksiklerini” gidermek için çok daha fazla çalışması gerektiğine inanması şeklinde özetleyebiliriz bu sendromu. Elbette bu duygular birçok durumda anksiyete, panik ataklar ve majör depresyonun da tetikleyicileri olabiliyor.

Çok garip bir duygu gerçekten. Yaşayanlar çok iyi anlayacaktır.

Hatta bu konu ile ilgili araştırma yaparken İngiltere’de büyük bir hukuk şirketi olan Net Lawman’ın CEO’su Andrew Taylor’ın da itiraflarına denk geldim.

Şöyle diyordu: “Sürekli bu mevkiyi hak etmediğimin anlaşılacağından korkuyorum. Kendimden hep şüphe ediyorum ve bir sonraki adımı atmaktan, daha ileriye gitmekten çekiniyorum. Bu his hayatım boyunca hep bir pranga gibi oldu.”

Bir CEO olmasına rağmen bunları hisseden bir insan. Bir gün tepetaklak başladığı yere döneceğinden korktuğu için tüm sosyal yaşamını bir kenara bırakıp gece gündüz çalışan, bu duygudan mağdur milyonlarca insandan sadece birisi.

Impostor Sendromu’nun isminin hikayesine bakarsak, 1978 yılında akademik dünyada çok başarılı olan kadınlarla ilgili çalışma yapan psikologlar Pauline Clance ve Suzanne Imes tarafından ortaya atılıyor.

Bu konuda bir kitap da yazan ikiliye göre özellikle kadınlarda bu his daha yaygın.

Akademik ve profesyonel anlamda inanılmaz başarılı olmalarına rağmen impostor sendromuna sahip kadınlar aslında o kadar zeki olmadıkları hissinden ve insanları kandırdıkları hissinden kurtulamıyorlar. Hikayelerine baktığınızda başarılarının asla tesadüf olmadığını, hayatları boyunca kimsenin yanına bile yaklaşamayacağı başarılar gösterdiklerini görüyorsunuz ancak buna rağmen bu kadınların böyle hissetmesini engelleyemiyorsunuz.

Yani bu hissi anlamayan birisi dışarıdan baktığında çok anlamsız geliyor.

Yine bu sendroma sahip siyahi bir kadın olan, başarılı bir iş kadını olan Christian Sismone da benzer şeyler söylüyor.

Gelir düzeyi çok düşük bir aileden gelen ve hem çevresi hem de kendi ailesi tarafından “senden bir şey olmaz” mantığı ile büyüyen Sismone da şunları söylüyor:

“Okul ve iş hayatım boyunca sürekli başkalarından onay almayı bekledim. Bunun için de herkesten çok daha başarılı olmam gerektiğini hissettim. Okul birincisi olduğum dönemde bile majör depresyon yaşıyordum. Bir keresinde intihara kalkıştığım günün ertesi günü ödevimi kusursuz bir şekilde teslim etmiştim.”

Elbette sadece kadınlar değil, her gruptan insanı etkileyen bir durumdan bahsediyoruz. Ve özünde bir tür öz-farkındalık ile ilgili bir problem bu sendrom.

Hatta 2007’de yapılan bir araştırma çok ciddi bir oran önümüze koyuyor. İnsanların %70’i kadarı hayatlarında en az bir kez bu sendromu yaşıyor. Henüz geçen yıl üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada da öğrencilerin %20’sinin ekstrem düzeyde bu olguyu yaşadığını gösteriyor. İşin ilginç tarafı ise neredeyse tamamına yakını gayet başarılı ve akademik olarak bir sorunu olmayan öğrenciler bunlar. Sadece ve sadece kendilerine inançları yok.

Nedenlerine bir bakalım isterseniz.

Birçok psikolog bu durumun özellikle konfor alanımızın dışına attığımız ilk adımda tetiklendiğine inanıyor. Kendi sınırlarımızın dışına çıkarak yeni bir şey yapmaya kalkıştığımız dönemlerde.

Bunun tetiklenmesinin arkasında ise elbette insanın yetiştiği ortamın, özellikle ailesinin etkisi büyük.

İsterseniz birkaç olası senaryoya bakalım.

Mesela. Bir kardeşiniz ya da aile üyelerinden biri herkes tarafından ailenin akıllısı olarak görülüyor. Siz ise sosyal olarak becerili ve biraz da duygusal olarak hassas olarak görülüyorsunuz. Aslında okulda notlarınız aynı, eşit derecede başarılısınız ama o hala ailenin akıllısı. Siz de bu etiketten kurtulmak için “akıllı” olduğunuz kanıtlamak için çok çok daha fazla çalışmak zorunda olduğunuzu hissediyorsunuz. Bu histen kurtulamıyorsunuz.

Yahut.

Siz çocukluğunuzda ailenin “allah vergisi” yeteneklisi olarak görülüyorsunuz. Her şey sizin için çok basit. Fakat okulda veya işte aslında işlerin öyle olmadığını görüyor ve aslında size yalan söylendiğini hissediyorsunuz. Bir şeyleri başarmak için çalışmak zorunda olduğunuz için kötü hissediyorsunuz. Çalışmadan da oluyordu.

Veya elbette ihmal edildiğiniz bir evde büyümüş olabilirsiniz.

Temelde hayatta  kalmaya çalışıyordunuz ve bu kaostan kurtulmak için de çok çok çalışmanız gerekti.

Fakat bu süreçte çevrenizde kimseden herhangi bir takdir görmediğiniz için alışkın değilsiniz ve daha sonra size yapılan iltifatların aslında hiçbir anlamı olmuyor ve sürekli aşırı çalışıyorsunuz. Çünkü aksi halde her şeyin yerle bir olacağını  ve o kaosa döneceğinizi düşünüyorsunuz.

Bunlar elbette sadece birkaç örnek. Çok daha farklı senaryolardan bahsedebiliriz ancak daha genel anlamda sizde olup olmadığını anlamak için bazı belirtilere bakabiliriz.

Bunlardan birincisi davranışsal belirtiler.

Eğer sürekli erteleme huyunuz varsa. Veya herhangi bir şeye “aşırı hazırlanma”, örneğin sürekli liste yapma, her detayı düşünme gibi huylarınız varsa, sosyal olarak çekingenseniz ve hep daha fazla çalışıp yemek, uyumak gibi ihtiyaçlarınızı erteliyorsanız bunlar işaretler olabilir.

İçsel belirtilere bakarsak “yetersiz” hissediyorsanız. Öz-benlik algınız bozuksa, anksiyete probleminiz varsa, kendinizden şüphe duyuyor ve karar almakta  güçlük çekiyorsanız bunlar da belirtiler olabilir.

Tabi bu duygular gelip geçici olabilir. Herkes dönem dönem buna benzer duygular yaşayabilir. Fakat sorun sürekliyse, aralıksız devam eden bir davranış ve duygu durumu haline geldiyse burada sorundan bahsedebiliriz ancak.

Peki. Son olarak.

Nasıl başa çıkarız bununla.

Hep ne diyoruz. Herhangi bir çözüm bulmak için önce sorunu bulmak ve kabul etmek gerekiyor. Birçok insan bu durumu sessizce yaşıyor, sessizce acı çekiyor desek yeridir. Ancak “benim bir sorunum” var diyerek çevresinden, ailesi, arkadaşları veya bir uzmandan destek almaya başlayanlarda çok radikal değişimler gözlemleniyor.

Bu sayede sürekli sözde eksiklik ve yetersizliğine odaklanmaktansa bu his ile nasıl başa çıkabileceğinizi görebiliyor, yalnız olmadığınızı anlayabiliyorsunuz.

Ve elbette kendinizi biraz rahat bırakmanız gerekiyor. Bakış açısından bahsediyorum yine. Kendinizi yine kendinize anlatırken, kendinizi tanımlarken çoğunlukla negatif algılardan oluşan öz-benlik algınızı değiştirmeniz gerekiyor.

Gerçekten yetenekli olduğunuz güçlü yanlarınızı görüp   mükemmel olmanın da mümkün olmadığını anlamak gerekiyor. Ve en önemlisi önceliğinizin her zaman kendi ruhsal ve fiziksel sağlığınız olduğunu unutmamak gerekiyor.

İnsanın kendi değerini başkaları değil yine kendisi belirler.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

Feel Like a Fraud, Despite Your Success? You Might Have Impostor Syndrome | HowStuffWorks

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir