Featured Video Play Icon

Herkes Risk Grubunda – Genel Anksiyete Bozukluğu Nedir?

İnsanlık gerçekten çok zor bir dönemden geçiyor. İçindeyken pek anlamıyor insan ancak gerçekten yüzyıllar boyunca hatırlanacak, tarihe geçecek bir dönemin tam ortasındayız şu anda. Dediğim gibi içindeyken en büyük ve en haklı korkumuz elbette fiziksel sağlığımız oluyor. Maske, mesafe, hijyen vs. derken kendimizi mobil bir fanusun içine aldık ya da yapabilenler evinden dışarı adımını bile atmıyor. Çok da haklılar. Fakat bunun bazı sonuçları olacak. Çok ciddi sonuçları. Pandemi sakinleştikten ve etkisini yitirdikten sonra yavaş yavaş fark edeceğimiz, kolay kolay atlatamayacağımız bazı psikolojik sonuçları.

Korku dedik ya. Hastalıktan, virüsten, etrafta kol gezen herhangi gerçek bir tehlikeden korku duymak. Bunun bir de “olası veya hayali bir tehlikeden” korku duyma tarafı var. Burada da anksiyete karşımıza çıkıyor ve işte pandemi sonrasında başa çıkmamız gerekecek önemli bir mesele bu da. Genel Anksiyete Bozukluğu. Sadece sağlık açısından değil bir insanın tüm yaşamını çok derin bir şekilde etkileyen çok önemli ve üzerinde durulması gereken bir rahatsızlık. Önce çok genel bir test yapalım, sonra nedenlerine ve olası çözümlerine bir bakalım.

Genel anksiyete bozukluğu en basit haliyle nedensiz bir şekilde ortada olmayan bir felaket, sağlık sorunu, finansal zorluklar, aile bireylerinin sağlığı veya iş veya okul ile ilgili olası sorunlarla ilgili aşırı endişe duyma hali diyebiliriz.

Bu bozukluğa sahip kişiler aslında bu endişelerinin yersiz olduğunun farkında olsa bile bu hislerden kurtulamazlar. Rahatlamakta, uyumakta çok büyük zorluk çekmelerinin yanında titreme, tikler, kasılmalar, baş ağrıları, terleme, ateş basması, çarpıntı veya nefesin kesilmesi gibi fiziksel birçok belirtiyi de sık sık yaşarlar.

Bununla birlikte genel anksiyete bozukluğu insanların çok sık kendi kendine yanlış tanı koyduğu rahatsızlıklardan biridir. Hafif düzeyde ve aralıklarla yaşanan endişe her bir insanın dönem dönem yaşadığı bir şeydir ve aslında insanın hayatta kalabilmesi ve bazı işlerin üstesinden daha etkili bir şekilde gelebilmesi için de gereklidir. Fakat her yaşadığınız anksiyete veya kimi zaman panik ataklar genel anksiyete bozukluğunuz olduğu anlamına gelmez. Bunun için bazı göstergeleri iyi okumak gerekiyor.

İsterseniz genel olarak bir özdeğerlendirme yapalım birlikte. Unutmayın bu kendinize tanı koymanız için yeterli değildir ancak bir fikir vermesi ve bir uzmana danışmanızın zamanının gelip gelmediğini anlamanız açısından yardımcı olabilir.

Öncelikle.

Son altı ayınızı göz önüne aldığınızda. Şunları söyleyebilir misiniz?

Son altı aydır sürekli olarak;

Birçok olay veya aktivite karşısında çok endişeli hissettim.

Bu endişelerimi yatıştırmak çok çok zordu.

Endişeli olmam nedeniyle iş yapmak, ders çalışmak, arkadaşlarımla veya ailemle zaman geçirmek gibi günlük rutinleri gerçekleştirmek inanılmaz zor hale geldi.

Bunların üçüne de evet yanıtını verdiyseniz şu belirtilerden en az üçünü veya daha fazlasını da yaşadınız mı?

  • Tedirginlik veya gerginlik
  • Sürekli yorgunluk ve kırgınlık hali
  • Odaklanmada güçlük
  • Aşırı hassaslık ve çabuk sinirlenme
  • Kas ağrıları (çene ağrısı, sırt ağrısı gibi)
  • Uyumada zorluk veya çok rahatsız ve gergin uyanma

Bunlardan da en az üçünü yaşadıysanız bu sizin de genel anksiyete bozukluğu konusunda risk grubunda olduğunuz anlamına gelebilir.

Fakat neden? Yani bu bozukluğa neden olan altta yatan sebepler ne olabilir?

Burada da elimizde özellikle fiziksel açıdan işte budur diyebileceğimiz net bir cevap yok ancak tüm bozukluklarda olduğu gibi uzmanlar ilk olarak genetiğin bu bozuklukta da bir rol oynadığını düşünüyor. Birinci dereceden yakınlarda bu bozukluğu olanların daha yüksek risk grubunda olduğu biliniyor zira.

Ancak tetikleyiciler elbette hayatımızın içinde. Çevremizde. Yaşadıklarımızda.

Bunlardan ilki elbette hayatımızın bir döneminde yaşadığımız bir travma olabilir. Uzmanlara göre özellikle çocuklukta yaşanan istismar, ilgisizlik, bir yakının ölümü, ebeveynlerin sorunlu boşanması, terk edilme gibi travmalar bu açıdan en büyük tetikleyiciler.

İlla ki bir travma da söz konusu olmayabilir. Yetişkinliğe giden süreçte aile içinde veya okulda bariz olmayacak şekilde ancak sürekli devam eden izole edilme, sürekli eleştirilme, ciddiye alınmama ve küçük görülme gibi deneyimler de kişinin özgüveninin yara almasına, kendinden şüphe duymasına ve sonunda ileriki yaşamında alakasız durumlarda bile endişe duymasına ve bunun sürekli hale gelmesi sonucunda da genel anksiyete bozukluğu geliştirmesine neden olabilir.

Tabi anne-babaya veya insanın çocukluğunda kendisi ile ilgilenen kişiye de bir parantez açmak gerekiyor. Anne babanın stresli bir durum karşısında, kriz zamanlarında veya zorlu zamanlarda olayları nasıl ele aldığı da çok önemli. Krizle, stresle başa çıkamayan bir anne-babanın çocuğu da bunu öğrenir ve öğrenilmiş bu davranışlar da maalesef kişiliğimizin bir parçası olabilir.

Bunlarla birlikte aşırı sosyal medya kullanımı, kafein, sorunlu ilişkiler ve iş veya okul stresinin de genel anksiyeteyi tetikleyici faktörler olduğu düşünülüyor.

Peki tedavisine gelirsek. Neyse ki genel anksiyete bozukluğu tedavi şansı oldukça yüksek bir bozukluktur. Anksiyetenin şiddeti ve süresine bağlı olarak iki temel tedavi yöntemi mevcut. Biri psikoterapi diğeri ise ilaçlar.  Kimi zaman bu ikisinin kombinasyonuna da başvurabiliyor uzmanlar. Kimi zaman da maalesef deneme yanılma yolu ile en iyi tedaviye karar verilebiliyor.

Bunlardan psikoterapiye baktığımızda bir nevi “konuşma terapisi veya psikolojik danışmanlık” da diyebiliriz bu yönteme. Burada anksiyete semptomlarını hafifletmek için bir terapist ile düzenli olarak görüşmekten bahsediyoruz.

Uygulanan teknikler arasında da en etkili olanlardan biri bilişsel davranışçı terapidir. Genellikle kısa süreli bir tedavi şekli olan bu terapide endişelerinizi kontrol edebilmeniz için size bazı beceriler kazandırılır ve zamanla normal yaşamınıza dönmeniz sağlanır.

Bir de tabiki durumunuza bağlı olarak çok çeşitli ilaçlar da kullanılabilir.

Antidepresanlar, endişe önleyici ilaçlar ya da kimi durumlarda yatıştırıcılar da kullanılabilir.

Fakat terapistin de ilk olarak önereceği gibi yaşam şartlarımızda veya alışkanlıklarımızda da ciddi değişikliklere gitmemiz gerekir kalıcı bir çözüm için. Sağlıklı yemek, spor ve daha fazla sosyalleşmek ilk etapta çok etkili yöntemlerdir.

Bununla birlikte bozuk uyku düzeninin de çok önemli bir tetikleyici olduğunu unutmamamız gerekiyor.

Yani ciddi ve insan hayatını çok olumsuz bir şekilde etkileyen bir rahatsızlıktan bahsediyoruz. Asla hafife alınmaması  ve bu durumda olan birinin de “güçsüz” olduğunu düşünmememiz gerekiyor. Bu bozukluğa sahip olanlar başta da bahsettiğim gibi bunun farkında olsalar da endişelerini kontrol edemiyorlar ve sürekli, her dakika bu endişe hali içinde yaşamak zorunda kalabiliyorlar. Bunun ne kadar zor olabileceğini sadece düşünmek bile yeterli aslında.

Bu bozukluğa sahip biri yaşadıklarını şu şekilde tanımlamıştı:

“Sanki zihninizde sürekli Jaws filminin gerilim müziği çalıyor fakat köpekbalığını bir türlü bulamıyorsunuz gibi.”

Geçen yıllarda yapılan araştırmalar nüfusun %15 ila 20’sini etkileyebildiğini gösteriyordu. Bunun pandemi sırasında arttığını ve giderek artacağını da rahatlıkla söyleyebiliriz sanırım.

O nedenle şimdiden ilk olarak kendi hayatımızda bu rahatıslığı tetikleyebilecek risk faktörleri üzerinde çalışmaya başlayabilir ve daha sağlıklı ve pozitif bir yaşam tarzı benimsemeye çalışabiliriz.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

An Overview of Generalized Anxiety Disorder

Generalised anxiety disorder (GAD) – Beyond Blue

Generalized Anxiety Disorder | Psychology Today

DSM-5 Criteria for Diagnosing Generalized Anxiety Disorder

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir