Featured Video Play Icon

Göğe Bakma Rehberi – Çıplak Gözle Astronom Olmak

1977’de bir insan hatası nedeniyle Romanya’nın tamamında büyük bir elektrik kesintisi yaşanıyor. 5 saatten fazla süren bu kesinti nedeniyle garip bir şekilde polise ve acil durum hatlarına telefon yağıyor. Ama bu elektrik kesintisi ile ilgili değildi. Birkaç ay önce ciddi bir deprem atlatan ülkede insanlar panik halinde gökyüzünde bir gariplik olduğunu söylüyorlar. Hem elektrikler kesilmiş, depremin yaraları yeni yeni sarılıyor. Gökyüzünde olanlar yeni bir felaketin mi habercisi yoksa? Kıyamet mi geldi?

Olan neydi biliyor musunuz? Büyük şehirlerde, tüm evlerin ve sokakların ışıkları aynı anda kesilince ışık kirliliği birkaç saatliğine sıfırlanmıştı. İnsanların gökyüzünde gördüğü gariplik ise aslında “samanyolu galaksisiydi”. Hiç görmedikleri kadar fazla yıldız, çıplak gözle görülen gezegenler… İnsanlar aslında ilk defa geldikleri yeri görüyorlardı. Ve bundan çok ama çok korkmuşlardı. Hayran olmak yerine.

Hiç garipsememek lazım. Bugün İstanbul’da yaşayanların birçoğu çıplak gözle tanık olmadıkları bu güzelliği görseler aynı tepkiyi verirlerdi büyük ihtimalle. Yüzbinlerce yıl boyunca insanların sadece göğe bakarak tüm hayatını, mevsimleri, ekin zamanını, doğal afetleri tahmin ederek geçirdiğini bilmeden.

Bunun da ötesine geçip evrenle ilgili sayısız bilgiyi bize göğe çıplak gözle bakan antik insanlar sağlamıştır. Teleskop olmadan da kendi halinde bir astronom olabilmektir göğe bakmak. Hadi birlikte göğe bakalım…

Şehirden bir uzaklaşalım önce. Şehrin boğucu ışıklarından uzağa gidelim. Bulutsuz, açık bir yaz gecesi.

Görüşünüzü engelleyecek hiçbir şey yok.

Önce güneş batıyor. Havanın yavaş yavaş karardığını izliyorsunuz.

Sonra bire ağacın ardında, doğuda bir yıldız beliriveriyor. Sonra bir tane daha. Bir tane daha derken. Yıldızlarla kaplı bir gökyüzüne bakarken buluyorsunuz kendinizi… Muhteşem bir manzara.

İlk fark ettiğiniz ne peki? Evet. O kadar çok yıldız var ki… Gözleriniz sağlıklıysa ve bahsettiğimiz gibi bir yerdeyseniz ortalama çıplak gözle 6 ila 10 bin yıldız görebilirsiniz.

Daha sonra tabi ki her yıldızın aynı parlamadığını görürsünüz.

En soluk görünen yıldızlar aslında sayısı en fazla olanlardır.

Bunun da iki nedeni var. Birincisi her bir yıldız fiziksel olarak aynı parlaklığa sahip değildir. Bazıları sönük bir lamba gibi, bazıları bir saniyede güneşimizin bir günde yaydığından fazla ışık yayan canavarlar.

İkincisi ise elbette mesafe. Ne kadar uzaksa, o kadar sönük.

Garip olan şu ki gördüğümüz parlak yıldızların yarısından fazlasının parlak görünmesinin nedeni mesafedir. Bazıları çok daha uzak olmasına rağmen iki kat daha parlaktır mesela.

Bu da hem astronomide hem de bilimde sürekli tekrar eden bir olgudur.

Gözlemlediğiniz şeylerin arkasında birden fazla neden olabilir.

Hiçbir şey göründüğü kadar basit değildir.

Antik yunan astronom Hiparkus’un parlaklığa dayanarak ilk yıldız kataogunu ortaya çıkardığına inanılır.

Büyüklüğe dayanan bir sınıflandırma sistemi geliştirmiştir. En parlak yıldızlar 1. Seviye. Daha az parlak olanlar 2. Seviye. Ve böylece 6. Seviyeye kadar giden bir sınıflandırma.

Çok da başarılı bir sistemdi ki binlerce yıl sonra bu sistemin farklı bir versiyonunu hala kullanıyoruz. Ama tabi ekipmanlar geliştikçe seviyeler de ilerledi. Örneğin Hubble Teleskobu ile keşfedilen en sönük yıldız 31. Seviyede. Bizim çıplak gözle görebildiğimiz en sönük yıldız bile bundan 10 milyar kat daha parlak.

Sirius mesela. Görebildiğimiz en parlak yıldız. Çıplak gözle görülen en sönük yıldızdan 1000 kat daha parlak.

Çıplak gözle görülebilen diğer parlak yıldızlara bakarsak. Vega mesela. Masmavi görünüyor değil mi? Betelgeuse ise kırmızı. Arcturus turuncu, Capella ise sarı.

Bu yıldızların rengi gerçekten de böyle. Ki gözümüze sadece gerçekten parlak yıldızlar renkli görünür. Daha uzak olanlarsa sadece beyaz görünür. Çünkü gözümüzdeki renk reseptörleri ışığa o kadar da duyarlı değil. Sadece yüksek parlaklığa sahip yıldızlar tetikleyebiliyor.

Gökyüzüne bakarken fark edeceğiniz bir diğer şey ise yıldızların dengeli bir şekilde dağılmadığıdır.

Fakat insanlar belirli bir örüntü, bir düzen görme konusunda çok yetenekli olduğu için özellikle antik astronomlar gökyüzünü takımyıldızlarına ayırmıştır.

Ve bunları da günlük yaşamda gördükleri ya da bildikleri nesnelere, kişilere benzetmiş, buna göre isimlendirmiştir.

Orion yani Avcı takımyıldızı galiba bunların arasında en ünlüsü.

Gerçekten kollarını kaldırmış bir insana benzer. Birçok medeniyet de bunu böyle görmüştür.

Sadece 5 yıldızdan oluşan Delphinus ya da Yunus takımyıldızı da aynı şekilde. Sudan fırlayan bir yunus görebilirsiniz.

Akrep takımyıldızı da aynı şekilde.

Ama bazılarını çok da benzetmek mümkün değil sanki. Akrep ya da Balık takımyıldızı mesela. Yani nereden bakarsak bakalım. İyi bir hayalgücü gerektiriyor.

Ancak. Antik çağlarda rasgele tanımlanmış olsalar da bugün resmi olarak 88 tane takımyıldızını tanıyor, biliyoruz. Ve bu grupların sınırları da net bir şekilde çizilmiştir.

Misal bir yıldız Yılancı takımyıldızında dediğimizde bu yıldızın bu grup sınırları içinde olduğunu ifade ediyoruz.

Bir ülkenin sınırları gibi düşünebiliriz. Bu sınırlar anlaşma ile belirlenir ve bir şehir ya bir ülkededir ya da diğerinde.

Bu arada birçok parlak yıldızın kendine has isimleri vardır. Ve bunların çoğu Arapçadır.

Özellikle Avrupa’nın bilimden çok uzak olduğu karanlık dönemde 10. Yüzyılda yaşamış Farslı gökbilimci Abdurrahman es-Sufi Yunan astronomi metinlerini Arapçaya çevirmiş ve kullandığı isimler o zamandan beri değişmemiştir.

Ancak elbette isimlendirebileceğimizden çok daha fazla yıldız mevcut. Bunun için farklı isimlendirmeler kullanılmıştır.

Herhangi bir takımyıldızında genellikle en parlak yıldıza yunan alfabesinden yola çıkarak Alpha derler. Alpha Orionis mesela. Avcı takım yıldızındaki en parlak yıldızdır.  Sonrakine Beta. Ve böyle devam eder. Harfler bittiğinde de modern kataloglarda sadece sayılar ile ifade edildiğini görürsünüz.

Diğer taraftan. Gökyüzüne baktığınızda fark edeceğiniz başka bir şey de şudur. Bazı yıldızlar. Parlak yıldızlar. Yanıp sönmez. Çünkü onlar. Yıldız değil. Gezegenler.

Evet. Yanıp sönme dediğimiz olgu atmosferimizden kaynaklanır. Sürekli hareket eden hava akışı yıldızlardan bize ulaşan ışığın bozulmasına, sanki saniyede birkaç kez yer değiştiriyormuş gibi görünmesine, bu da yanıp sönüyormuş gibi görünmesine neden olur.

Ancak güneş sistemimizdeki gezegenler bize çok daha yakındır, daha büyük görünürler ve bu nedenle bu bozulmadan çok etkilenmezler.

Ve birçoğumuz için ilginç gelebilir ama çıplak gözle tam beş tane gezegen görebilirsiniz. Merkürü, Venüsü, Marsı, Jüpiteri ve Satürnü görebilirsiniz göğe baktığınızda. Venüs mesela Güneş ve Ay’dan sonra gökyüzündeki en parlak cisimdir.

Mars ve Jüpiter de sık sık en parlak yıldızlardan bile daha parlak görünürler.

Ve bir de şunu fark edersiniz. Gökyüzü, yıldızlar, hareket halindedir. Sanki gökyüzü dünyamızı sarmalayan bir küre gibi. Bizim etrafımızda dönüyor gibi. Ki antik çağlarda da çıkarım buydu. Biz evrenin merkezindeydik.

Ölçtüğünüzde bu gökyüzünün de günde bir kez döndüğünü görürsünüz. Doğudaki yıldızlar ufuktan doğarken batıdakiler ufukta kaybolurlar.

Elbette aslında dünyamızın dönüşünün bir yansıması bu.

Yıldızların bizim tersimize doğru dönmesi antik çağlarda yaşanan bir illüzyondan ibaretti. Otobüs sabitken yanınızda hareket eden bir arabanın otobüs hareket ediyormuş gibi hissettirmesine benzer bir illüzyon.

Ve aslında dünyanın neresinde olduğunuza bağlı olarak gökyüzüne baktığınızda çizdiğiniz daire de değişiyor. Ekvatorda en geniş daireyi çizersiniz. Kutuplara gittikçe bu dairenin çapı daralır. Tam kutup noktasında durduğunuzda ise bir daire çizmezsiniz. Olduğunuz yerde dönersiniz aslında.

Gökyüzünü de aslında aynı şekilde düşünebiliriz. Bir ekvatoru varmış gibi. Kuzey ve güneydeki yıldızlar daha küçük daireler çizer. Uzun pozlamalı bir fotoğraf çektiğinizde bu etkiyi daha net görürsünüz.

En kuzeye baktığınızda Kuzey Yıldızının bir iz bırakmadığını, sabit durduğunu görürsünüz. O hep orada durur. Bu aslında tamamen bir tesadüftür. Sigma Octans’ı saymazsak Güney yıldızı yoktur mesela. Aslında Kuzey Yıldızı dediğimiz de tam olarak kuzeyde değildir. Ufak bir sapma vardır ama yüzyıllar boyunca denizcilere rehber olmaya yetmiştir.

Mesela kuzey kutbunda dursaydınız, evet, Kuzey Yıldızı tam tepenizde olurdu.

Yani dünyanın neresinde durduğunuz da çok önemli.

Ancak birçoğumuz için neresinde olursak olalım gökyüzü sanki bizden çalınmış gibi desek herhalde yalan olmaz. Şehirlerin ışıkları ne kadar büyüleyici görünse de aslında asıl güzelliği saklayan yapay bir aydınlatmadır.

Evet. En başta bahsettiğimiz ışık kirliliğinden bahsediyorum.

Hem bizim bu güzelliği tatmamız önünde bir engel, hem de astronomlar için gerçekten ciddi bir sıkıntı. Bu nedenle gözlemevleri ışık kirliliğinden en uzak yerlere kurulurlar. Çünkü şehir ışıklarında bir galaksiyi gözlemlemeye çalışmak bir rock konserinde 100 metre ileride fısıltı ile size bir şeyler anlatmaya çalışan birini anlamaya çalışmak gibi.

Mesela İstanbul’da yaşayan çok çok az kişi galaksimizi çıplak gözle görmüştür. Milyonlarca kişi içinde şanslı birkaç kişi. Avcı takımyıldızına baktığımızda şehirde gördüğümüz şudur mesela. Ama şehirden uzakta bir yerde baksak manzaramız şu olurdu.

Bazı şehirlerin bu sorunu azaltma konusunda çalışma yürüttüklerini, planları olduğunu biliyorum. Bu çalışmalar da Uluslararası Karanlık Gece Vakfı, Gece Karanlığında Dünya gibi bu konuda ciddi çalışmalar yürüten kurumlar sayesinde gerçekleşiyor. Yani birçok insan için gece göğe baktığında hiçbir şey görememek büyük bir sorun.

Gökyüzü hepimize ait. Umarım onu bir gün geri alabiliriz.

En azından şehirden uzaklaşma şansımız olduğunda ilk fırsatta hemen gözümüzü fezaya dikebiliriz.

Umarım bu video ile artık kafamızı kaldırdığımızda gördüklerimiz bir miktar daha anlamlı hale gelmiştir.

Elbette bunu genel bir giriş olarak da düşünebiliriz. Gökyüzü inanılmaz hikayelerle dolu. Biz de astronomi videolarımızda bu hikayelere dönem dönem değineceğiz.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler.

“Göğe Bakma Rehberi – Çıplak Gözle Astronom Olmak” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir