Featured Video Play Icon

Beyin Nasıl Yıkanır? | Gerçek Hikayelerle

Kore Savaşı sonrasında Kore ve Çin’de esir alınan Amerikalı askerlerin beyin yıkamaya maruz kaldığı bilgileri yayılmaya başlamıştı. Bu süreçte bazı Amerikan askerleri aslında öyle bir şey olmamasına rağmen biyolojik saldırı gerçekleştirdiklerini itiraf etmiş ve esaretlerinin sonunda da komünizme bağlılıklarını açıklayarak kendi ülkelerini lanetlemeye başlamışlardı. Hatta esaretleri bittiğinde ve salıverildiklerinde bazı Amerikan askerleri ülkelerine dönmeyi reddetmiş Kore’de veya Çin’de yeni bir hayat kurmuşlardı. Bu durum haliyle beyin yıkama iddialarını güçlendirmişti. Düşman belledikleri bir ülkeye gönderilip burada esir düştükten sonra bu kendilerine göre düşman ülkelere sığınmaları, düşman belledikleri ideolojileri benimsemiş olmaları da aslında bizlere bazı fikirler veriyor.

Elbette burada tüm esirlerden bahsetmiyoruz. Beyni yıkandığı iddia edilen binlerce esir arasından yüz civarında askerden bahsediyoruz. Bu açıdan “beyin yıkamanın” çok da etkili bir yöntem olmadığını, boş bir iddia olduğunu söyleyenler de mevcut. Fakat işin aslı başka tabi ki. Sadece bu örnek üzerinden değerlendirirsek de yanılmış oluruz. Kaldı ki çok daha geniş çaplı bir gerçeklikten bahsediyoruz beyin yıkama derken. Ve çok büyük ihtimalle sen, ben, o… Hepimiz bir şekilde bunun kurbanı olduk ve oluyoruz. O yüzden gelin bu konunun, beyin yıkama mevzusunun en derinlerine doğru inelim ve örneklerle neler yapıldığını, uygulanan çeşitli taktikleri öğrenelim.

Psikolojide beyin yıkama daha çok “düşünce reformu” veya “düşünce değişimi” olarak bilinir ve temel olarak “sosyal etki” veya “sosyal baskı” çerçevesinde değerlendirilir. Bu açıdan baktığımızda, evet, her gün, her an hepimizin de hayatında gerçekleşen bir olgudan bahsediyoruz. Ve daha genel anlamda beyin yıkamak derken bir kişi veya bir grubun düşünce ve/veya davranışlarını değiştirmek amacıyla uygulanan yöntemlerin bir bütünü olarak ifade edebiliriz.

Bu yöntemler de amaç ve sonuçta ulaşılmak istenen hedefe bağlı olarak farklı şekillerde karşımıza çıkıyor. Misal. Son amaç itaat edilmesi ise sadece kişinin davranışını değiştirmeniz yeterlidir. Neye inandığı, ne düşündüğü sizin için önemli değildir. İkna yönteminde ise kişinin tavrını ve karakterini de değiştirmeye odaklanırsınız. “Bunu yaparsan mutlu ya da başarılı olacaksın” dersiniz. Daha kapsamlı bir yöntem olan “eğitimde” ise… Evet. Eğitim. Tarih boyunca kimi ülkelerde uygulanagelmiş en kapsamlı beyin yıkama yöntemlerinden biri. Bu işin nirvanası… Burada amaç ise kişinin hem davranışını, hem karakterini hem de tüm inançlarını değiştirmektir. “Bunu yapmalısın çünkü yapılması gereken, doğru olan bu”.

Yani bu şekilde kısaca baktığımızda bile aklınızda ne kadar güçlü bir araçtan bahsettiğim canlanmıştır diye düşünüyorum.

Bir insan veya grubun önceden izni, rızası ve çoğunlukla haberi bile olmadan tüm hayatını, varlığını değiştirmekten bahsediyoruz.

Şimdi.

1950’lerin sonunda başta bahsettiğim Amerikan askerleri üzerinde çalışan psikolog Robert Jay Lifton bu esirlerin çok aşamalı bir süreçten geçtiklerini belirlemişti. Bu süreç ilk olarak esirlerin kimliğine ve benlik algısına bir saldırı ile başlayıp sonunda inançlarında bir değişikliğe neden oluyordu. Bu aşamaları ise çalışma sonunda şu şekilde sıralamıştı:

Kimliğe saldırı.

Suçluluk.

Kendine ihanet.

Kırılma noktası.

Pişmanlık.

İtirafa zorlama.

Suçluluğun yönlendirilmesi.

Suçluluktan kurtulma.

İlerleme ve uyum.

Son olarak ise itiraf ve yeniden doğma.

Tüm bu süreçler elbette tahmin edebileceğiniz gibi tam bir tecrit ortamında gerçekleşiyor ve bireyler belirli bir noktada çevresinde referans alabileceği insanlar veya bir topluluk olmadığı zaman değişime ve kendini eleştirmeye açık hale geliyor. Biliyorsunuz toplum içinde insan davranışlarını farkında olarak veya olmayarak toplumu ve başkalarını referans alarak şekillendirir. İşte bu insanların referans noktaları elinden alınmış oluyordu. Açlık, uykusuzluk da işin içine girdiğinde tüm benliğiniz ve doğru bildikleriniz büyük bir sis perdesinin arkasında kalabiliyor. Biraz direnmeye çalıştığınızda da özellikle bu esirler açısından fiziksel şiddet de işin içine girdiği için kırılma noktasına ulaşmak çok da uzun sürmüyor.

Biz az önce bahsettiğimiz detaylı adımları aslında üç başlık altında inceleyebiliriz.

Benliğin yok edilmesi. Kurtuluş ışığının görülmesi ve Benliğin yeniden inşası.

Benliğin yok edilmesine bakarsak. Burada kişiye “sen aslında olduğunu düşündüğün kişi değilsin” algısı yerleştirilmeye çalışır. Sistematik bir şekilde “Sen asker değilsin, sen bir piyonsun, bildiklerin yanlış” gibi söylemlerle temel inanç sistemine büyük bir saldırı gerçekleştirilen kişi haliyle günler veya bazen aylar sonra bunları sorgulamaya, kafası karışmaya ve mantıklı düşünememeye başlıyor.

Ardından suçlamalar başlıyor. Kimlik krizi baş göstermeye başladığında kişinin büyük bir suçluluk duyması sağlanır. Birilerine zarar vermişse özellikle bu nedenle ne kadar suçlu, ne kadar günahkar olduğu vurgulanır. Bir noktadan sonra çok yavaş yemek yediğine kadar varır. Sonunda hedefteki insan yaptığı her şeyin yanlış olduğuna dair sağlam bir inanışa sahip olmaya başlar.

Ardından kendine ihanet aşaması başlar. Kötü olduğunu, suçlu olduğunu açıkça kabul etmek. Ülkesini, ailesini, inandığı her şeyi reddetmesi istenir. Herkesin aslında kendisi kadar suçlu olduğunu. Bu noktada işler iyice kötüye gitmeye başlar. Çöküş başlar.

Bu noktada da “Ben kimim, neredeyim, ne yapmam gerekiyor?” gibi sorularla kimlik krizi, büyük bir utanç, suçluluk, doğru bildiği, inandığı, sevdiği herkese ve her şeye ihanet etmiş olma ve aslında onların da yanlış olduğuna inanma sonrasında “sinirsel çöküş” başgösterir. Artık hedefteki kişinin tüm inanç sisteminin yerine yenisinin konulmasının vakti gelmiştir.

Bu noktada ise sorumlu kişi “sana yardımcı olabilirim” der. Kurtuluş ışığıdır bu. Yemek verebilir. Biraz yürüyüşe çıkmasına izin verebilir. Bu tip küçük iyilikler aylar süren psikolojik saldırı sonrasında inanılmaz önemli görünür. Aslında kendisinin gerçekten kötü ve suçlu olduğu inancı güçlendikçe artık bu kişiyi bir nevi dönüştürmek isteyen kişi veya kişiler bu hissi yeni inanç sistemine bağlama fırsatına kavuşmuştur.

Ne yaptığının veya neden suçlu olduğunun da önemi kalmamıştır. Sadece suçludur. Yeni inanç sistemi ise kurtuluşun tek anahtarıdır. “Suçlu ben değilim, bana eski yanlış inanışlarımı empoze edenler, beni suçlu ben yapanlar aslında” diyerek bu hatadan kurtulup, tüm bu eski yanlışları reddedip, itiraf edip eski kimliğini tamamen geride bırakıp artık yepyeni bir insandır. Hem de tüm benliği ile. Büyük bir mutluluk ve rahatlama ile. O artık yepyeni bir bireydir.

Sonunda da birçok olayda da gördüğümüz gibi bir tür seremoni ile kişi yeni inanç sistemine kabul edilir. Yeniden doğuş tamamlanmıştır.

Bu bahsettiklerimiz genel anlamda esir altında gerçekleşen bir beyin yıkama süreci olsa da tarih boyunca farklı şekillerde karşımıza çıkmıştır.

İlk örneklerinden biri 1920’lerde Çin Komünist Partisinin “düşünce reformu politikası” olarak da bilinen ve komünizme dahil etme politikası olarak yürüttüğü genel çaplı bir politikaydı. Bu dönem sonrasında elbette Amerika Soğuk Savaş döneminde özellikle büyük bir korku yaşamış ve tüm dünyada bu tip politikaların yürülebiliyor olduğu ve kendi halkının da haberi olmadan komünizme kurban gideceğini düşünmeye başlamıştı. Her zaman olduğu gibi geride kalmak istemeyen Amerika CIA’in yürüttüğü MKULTRA isimli bir program başlatmış ve kendi eliyle “beyin yıkamayı” uygulayarak anlamayı, bu kadar güçlü bir silahı kendisi de kullanmayı düşünmüştü. Bu program dahilinde farklı gruplarla LSD gibi ilaçlar kullanılarak deneyler yapılmış ancak sonrasında 1970’lerde bu deneylerin çok zararlı olduğu itirazı ile kongre bu deneyleri iptal etmişti. Birçok kaynağa göre ise kağıt üzerinde böyle olsa bile kapalı kapılar ardında bu deneyler devam ediyordu.

Soğuk savaş sonrasında ise 60lar ve 70lerde sayısız kült ya da tarikat olarak bildiğimiz gruplar türemişti. Bunlardan birinde kendini peygamber ilan eden Jim Jones’un tarikatına binlerce kişi katılmış ve Guyana’da bulunan Jonestown’da 900’den fazla kişi toplu şekilde intihar etmişti.

Burada da inanılmaz sonuçları olan büyük bir beyin yıkama karşımıza çıkıyor.

Diğer bir örnekte de Amerikalı zengin bir ailenin varisi olan Hearst şirketinin varisi Patty Hearst kendisine Simbiyonez Özgürlük Ordusu adını veren bir grup tarafından kaçırılmış. Günlerce süren beyin yıkama sonrasında Patty tüm ailesini şeytan ilan etmiş ve bu grup ile birlikte banka soygunlarına bile katılmıştı.

Çok ünlü bir dava haline gelen mahkeme sonucunda avukatı “beyni yıkandı” savunması ile sadece 7 yıl ceza almasını sağlamış ve Patty iki yıl sonra hapisten çıkabilmişti.

Son bir örnek de Lee Boyd Malvo vakasıdır. Annesi tarafından 15 yaşında terk edilen Malvo’yu eski bir asker olan 42 yaşındaki John Allen Muhammed yanına almış, çok uzun süre bir tür “ırk savaşının” yaklaştığı konusunda beynini yıkamış, keskin nişancılık eğitimi vermiş ve sonunda birlikte Washington’da suçsuz 10 kişiyi öldürmüşlerdi. Bu davada da beyni yıkandığı söylense de Mohammed idama mahkum edilmiş ve Malvo da şartlı tahliyesiz müebbet hapse mahkum edilmişti.

Elbette sayısız örnek verebiliriz geçmişe baktığımızda fakat bu tip dramatik örneklerde karşımıza çıkan bir tür izolasyon, tecrit hali. Bu açıdan baktığımızda beyin yıkamanın sadece bu tip durumlarda olduğunu düşünebiliriz. Fakat birçok psikolog veya nörobilimci aksini düşünüyor.

Bu olgunun çok daha geniş çaplı biçimde ana akım medya veya sosyal medya aracılığı ile yürütüldüğünü düşünüyorlar. Daha da ileri giderek bazı ülkelerin tüm eğitim sistemini nesillerin karakterini ve inanç sistemini belirlemek için kullandığını söyleyenler de var.  Bu noktada örnekler vermek bir miktar komploya gireceği için çok da değinmek istemiyorum fakat sanırım sizlerin bu konuda söyleyecekleri vardır.

Diğer taraftan bu konunun geleceğinin daha da karanlık olduğunu söyleyenler de var. Özellikle yeni nesil teknoloji ile birlikte her anlamda “bağlı” olan insanları yönlendirmenin çok daha kolay olacağını. Biraz daha ileri gidip Elon Musk’ın Neuralink projesi gibi beyin arayüzü projelerinin de bu konuda kötü niyetli kişi veya kurumların insanları bir tür “piyon” haline getirmesinde aracı olacağını söyleyenler de. Ama dediğim gibi. Bu alana girdiğimiz zaman bilimsel çerçeveden çıkmamız gerekiyor. O nedenle isterseniz benim de çok çok etkilendiğim ve bu beyin yıkama konularını da ele alan bir iki kitap ve film önerisi ile bitirelim.

Okuyanların aklında başından beri canlandığını düşündüğüm, George Orwell’ın 1984 kitabı ve aynı isimli filmi bu konuyu en iyi ve en karanlık şekilde işleyen yapıtlardır. “Savaş barıştır, özgürlük köleliktir ve cehalet güçtür” mottosu ile  nüfusun büyük bir kısmının beyninin yıkanmasından bahseden, 2 + 2’nin 5 olduğuna tüm ulusu inandıran distopik bir evreni konu alıyor.

V for Vendetta da bu açıdan örnek verilebilir aslında. Bu açıdan pek ele alınmamıştır fakat her ne kadar izleyicilerin çok da sorgulamadığı bir şekilde filmde çok da spoiler vermeden Evey karakterinin V’nin ideallerini kabul etmesinin de buna, yani beyin yıkamasına bir örnek olduğunu düşünüyorum. Elbette bu konuyu farklı açılardan oldukça uzun uzadıya da tartışabiliriz.

Daha sonra tekrar çekilen ama orjinali 1962 yılında çekilen ve siyasi bir psikolojik gerilim filmi olan, Frank Sinatra ve Janet Leigh gibi yıldızların rol aldığı The Manchurian Candidate yani Mançuryalı Aday filminde de beyni yıkanan ve robotlaşmış bir casusun hikayesi konu alınıyor.

Yine benim açımdan tüm zamanların favorileri arasında olan 71 yapımı A Clocwork Orange yani Otomatik Portakal filminde de şiddete eğilimli suçluların beyni yıkanarak rehabilite edilmesini izliyoruz.

Oldukça fazla film veya kitapta işlenen bu konu ile ilgili diğer örnekleri de size bırakayım. Ayrıca elbette beyin yıkama ile ilgili kendi tecrübelerinizi, duyduklarınızı veya genel olarak fikirlerinizi de merak ediyorum.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

https://www.history.com/this-day-in-history/mass-suicide-at-jonestown

http://law2.umkc.edu/faculty/projects/ftrials/hearst/hearstbio.htm

https://www.fbi.gov/history/famous-cases/beltway-snipers

https://www.washingtonpost.com/crime-law/2020/03/10/sniper-lee-boyd-malvo-is-married-prison/

https://www.smithsonianmag.com/history/true-story-brainwashing-and-how-it-shaped-america-180963400/

https://www.scmp.com/news/hong-kong/health-environment/article/2106418/brainwashing-what-it-and-how-effective-can-it-be

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir