Featured Video Play Icon

2000 Yıllık Bilgisayar – Antikythera Mekanizması

Bundan 220 yıl kadar önce 1901 yılında bir Yunan adası olan Antikitera adası, bizim bildiğimiz adıyla Küçük Çuha adasının açıklarında dalgıçlar bir gemi batığına denk geliyorlar. Bu antik bir roma gemisinin batığıydı ve içinde bir sürü tarihi eser bulunuyordu.

Yapılan incelemelerde geminin milattan önce 205 yılında battığı keşfedilecekti. Arkeologlar genellikle dönemine göre oldukça lüks eşyaların bulunduğu bu gemiden çıkarılan içlerinde mücevherler, eski paralar, heykeller bulunan parçaları incelerken belki de en gereksiz gördükleri parça 15087 kodunu verdikleri parçaydı. Bir kutu içinde bazı dişliler bulunan, ne olduğunu anlamadıkları bir parçaydı bu.

Kireçlenmiş, üstünde okunmayan yazılar bulunan bu parça o nedenle Yunanistan’da alelade bir parça gibi 50 yıl boyunca müzede bir sürü ilgisiz ziyaretçinin gözünden kaçacaktı. Ancak keşfedilmesinin ardından geçen 50 yıl sonra, 2200 yıl önce inşa edilmiş bu parça müthiş bir gizem saklıyordu aslında.

Bu parça insanlık tarihinde Avrupa’da mekanik hesap makinelerinin kullanılmaya başlanmasından tam 1800 yıl önce inşa edilmiş, kullanılmış, o dönemdeki insanların sahip olduğu teknolojik gelişmelerle ilgili tüm bildiklerimizi yerle bir eden tarihin bildiğimiz anlamına en yakın haliyle ilk bilgisayarıydı.

Antikitera Mekanizması…

İlk bakışta bugün herhangi bir hurdacıda köşeye atılmış bir parçaya benzeyen mekanizma temelde bir ahşap kutu içinde paslanmış pirinçten yapılmış dişlilerden oluşuyordu. Biraz daha yakından incelediklerinde bu dişlilerin bir, iki değil en az 24-25 tane olduğu görülecekti. Ve bu dişliler o kadar hassas bir şekilde ayarlanmıştı ki bu düzeni ancak bugün ünlü saat markalarının tasarımlarında görebilirsiniz. Ve bu tip bir teknolojiyle bu mekanizma bulunmadan önce en son 16. Yüzyılda karşılaşmıştık. Yani bu tarz bir gelişmişliğe 16. Yüzyıla kadar yaklaşılamadığını düşünüyorduk. İşte o yüzden bu parça o kadar önemli. Neredeyse 2000 yıl kadar yanıldığımız anlamına geliyordu.

Fakat asıl soru şu. Bu dişlilerden oluşan parça ne işe yarıyordu?

Arkeologlara göre mekanizmaya ilk baktığınızda bunun bir saat, takvim ya da bir hesap makinesi olduğu fikri hakimdi. Belki de gezegenlerin oyuncak bir modeli ya da ilk olarak antik yunanlılar tarafından icat edilen ve daha sonra islam dünyasının astronomları tarafından, özellikle İbrahim el Fezari tarafından geliştirilen bir yön bulma aracı olan bir usturlab da olabilirdi.

İlk çalışmalardan biri 1959 yılında Princeton’da bilim tarihçisi olan Derek de Solla Price tarafından yapılacaktı. Dişlileri yakından inceleyen Price mekanizmanın o zamanlar kullanılan takvime göre gökyüzündeki gezegenler ve yıldızların konumlarını tahmin etmeye yaradığını bulacaktı. Ana dişli yılı ilerleterek gezegenlerin, güneşin ve ayın hareketlerini temsil eden daha küçük diğer dişlileri döndürüyordu.

Yani ana dişliyi hangi tarihe getirirseniz o tarihte gezegenlerin, güneşin ve ayın konumunun ne olacağını öğrenebiliyordunuz.

Ve Price’a göre bu en basit haliyle bir bilgisayardı. Müthiş bir astronomik saat. Ya da karmaşık hesaplamalar yapabilen günümüzdeki analog bilgisayarlardan biri.

Bilgisayar demesinin sebebi de şu. Mantık benziyor. Kullanıcı olarak bazı değişkenleri girdi olarak giriyorsunuz ve karmaşık matematiksel hesaplamaları sunuyor. Bugün modern bilgisayarlarda bu girdileri dijital olarak 0 ve 1 leri kullanarak yapıyoruz. Bu mekanizma ise dişlilerinin matematiksel oranlarını kullanıyor. Kullanıcının tek yapması gereken ana dişli ile tarihi girmek ve bu sayede mekanizma ilgili dişlileri döndürerek örneğin güneşin gökyüzünde çizdiği açıyı gösterebiliyordu size. İşte bu çalışma mantığına en yakın bildiğimiz mekanizma bahsettiğim gibi 16. Yüzyılda dişli oranlarını kullanan mekanik hesap makineleriydi.

Ancak Price’ın bu incelemesi elbette bugünkü teknolojiler olmadan yapılan bir analizdi. Yeni X ışını ve 3 boyutlu modelleme teknolojiler sayesinde 2000’li yıllarda bu mekanizmanın gizemleri ortaya çıkacaktı.

Bu sayede mekanizmanın tüm parçalarını içeren bir tür kullanım kılavuzu çıkarılacaktı. Bunun için de parça üzerinde bulunan antik yunanca yazılardan da yararlanıldı.

Özellikle Nature dergisinde bu makine ile ilgili yayımlanan bir rapor inanılmaz bulgular ortaya koyacaktı.

Bu rapora göre sadece dişlilerden oluşan antikitera mekanizması bir ay ya da güneş tutulmasının hangi ayda, hangi günde ve hangi saatte olacağını tam olarak hesaplayabiliyordu. Bununla da kalmayıp artık yıl dediğimiz 4 yılda bir şubatın 29 gün olması ile gerçekleşen hesaplamayı da yapabiliyordu. Ayrıca burç kuşağına göre güneş ve ayın konumlarını çok doğru şekilde hesaplıyor ve belli bir tarihte ayın hangi evresinde olduğunu gösterecek şekilde siyah veya beyaza dönüşen bir dişli mekanizmasına da sahipti. Üstelik o dönemde bilinen Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn’ün konumları da çok hassas bir şekilde gösteriliyordu.

Daha bitmedi.

Antikitera ayrıca iki ya da dört yılda bir gerçekleştirilen Olimpik oyunlar gibi büyük etkinlikleri de gösteriyor, kaç gün kaldığını hesaplıyordu.

Yani basit mekanik bir takvimden çok öteye giden bir sistemdi bu. Örneğin bir bulgu çok garipti.

Antik çağlarda misal ayın yörüngesinin eliptik olduğu bilinmiyordu haliyle. Ancak bu makineyi kim yaptıysa epicyclic yani uydu dişlisi dediğimiz bir dişli kullanmış ve ayın eliptik yörüngesindeki değişken hareketlerini tam olarak göstermişti.

Buradaki sıkıntı şu. Özellikle bu uydu dişlileri antik çağlarda sahip olmaları çok ilginç bir teknolojiydi. Kimse bu insanların bu denli geliştiğini ne görmüş ne de duymuştu.

Yani tüm fonksiyonları ile birlikte ortaya şöyle karmaşık bir yapı çıkıyordu.

Gerçekten çok sıradışı.

Asıl sorulardan biri ise bunu kim yaptı? Yani tasarlayan, hayata geçiren kimdi bu tasarımı?

Bununla ilgili bazı teoriler var.

Literatürü tarayan araştırmacılar aslında bu mekanizma ile ilgili bir kayıda ulaştılar. Cicero’nun yazılarında güneşin, ayın ve gezegenlerin konumlarını tespit eden bir cihazdan bahsedildiği görülmüş. İncelemeyi derinleştirenler sonunda gayet tanıdık bir isimle karşılaşmışlar. Bu cihazı yapan kişi olarak tüm oklar Arşimet’i gösteriyordu. Fakat bu mekanizma tahminlere göre arşimet’in ölümünden sonra yapılmış olmalıydı. O nedenle üzerindeki kelimelerden yola çıkan araştırmacılar Korint kolonilerinin bu cihazın yapımından sorumlu olabileceğine karar vermiş. Fakat bugün Siraküza olarak bildiğimiz İtalya’nın güneyi de bir Korinth kolonisiydi. Ve Arşimet de tam da burada doğmuştu. Yani doğrudan Arşimet üretmiş olmasa da çok yüksek ihtimalle Arşimet’in bir tasarımıydı bu.

Peki bu tip bir mekanizma tasarlanıp üretilebiliyorsa bugüne kadar neden böyle bir şeye rastlamadık? 16. Yüzyıla kadar bu kadar gelişmiş bir yapıyla neden karşılaşmadık? Yani tasarımlar, hatta otomatik makineler, robotlarla ilgili tasarım taslakları ile karşılaştık ancak karşımıza hiçbir şekilde bir parçanın çıkmamış olması… Garip gerçekten. Yani gizem tam olarak çözülmüş değil.

Ancak bu Antikitera Mekanizması antik çağlarda bizim tahminimizin çok ötesinde bir gelişmişlik düzeyi olduğunun kanıtlarından biridir. Belki de bizim yaşadığımız bir tür endüstriyel devrimin eşiğindeydiler ve sonra… Sonra ne oldu bilmiyoruz. Ancak bu devrim o dönemlerde yaşanmış olsaydı, kaybettiğimiz binlerce yılda neler başarabilirdik hayal bile edemiyor insan… Belki de marsı çoktan kolonileştirmiş ve yıldızlararası bir tür olmuştuk bile…

Kim bilir… Siz ne düşünüyorsunuz? O karanlık dönemde ne oldu? Bu gelişme neden durdu? Teorileriniz neler? Yorumlarda biraz beyin fırtınası yapalım mı?

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

The Antikythera mechanism is a 2,000-year-old computer – Vox

Advanced Imaging Reveals a Computer 1,500 Years Ahead of Its Time

Decoding the Antikythera Mechanism, the First Computer | History | Smithsonian Magazine

Antikythera Mechanism – Athens, Greece – Atlas Obscura

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir