Featured Video Play Icon

MÜZİĞİ GÖRMEK, RENKLERİ DUYMAK – SİNESTEZİ NEDİR?

Bizim psikoloji, nöroloji veya psikolojik sendrom videolarının yorumlarında sık sık “bu bende de var” ya da “var mı acaba” şeklinde yorumlar geliyor. Kimi zaman bazı sendromları ya da bozuklukları yaşayanlar deneyimlerini paylaşarak birçok insana ışık da oluyor. Bu çok çok güzel bir şey.

Bugün konuşacağımız olgu ile ilgili de bu yönde yorumlar gelebilir diye düşünüyorum, en azından birçok insan  “keşke ben de bir kez olsun deneyimleyebilsem” diyebilir bu sıradışı olguyu. Şahsen özellikle birazdan bahsedeceğim çok ilginç özelliklere sahip insanların yorumları ve deneyimlerini çok merak ediyorum.

Şimdi gelelim konuya.

Siz hiç bir rengi duydunuz mu? Ya da bir sesin tadını aldınız mı? Bir şarkı ya da belli bir nota size en sevdiğiniz tatlıyı yiyormuşsunuz gibi hissettirdi mi? Haftanın belirli bir günü veya mesela Temmuz sizin için 3 boyutlu göründü mü?

Ve bunların yanında sayamayacağımız birçok örneği yaşayan bir grup insan olduğunu biliyor muydunuz? Bu bir hastalık değil, bir sendrom, bir bozukluk. Değil. Bir yere konulmuş da değil henüz. Ama bir adı var. Sinestezi…

Bunu yaşayanlara da sinestet diyorlar. Ve benim gibi bu olguyu yaşamayanların hayal bile edemeyeceği bazı özelliklere sahipler…

Çok uzun süre boyunca sinestezinin çok ama çok nadir olduğu düşünülüyordu anca 2006 yılında yapılan bir araştırmada çok çarpıcı bir sonuç çıktı. Nüfusun %4^ü kadarının bu deneyimi yaşadığı anlaşıldı. Yani tahmin edilenden çok daha yaygın bir deneyim bu.

Bu arada o kadar fazla türü var ki biz sadece en yaygın olanlardan bahsedeceğiz. Örneğin Sinestezinin çok yaygın bir türü olan harf renk sinestezisinde harfler ve sayılar bir renk ile ilişkilendirilir. Burada insanlar arasında da belirli farklar görülüyor. Herkes aynı harf ve sayılarda aynı rengi görmüyor. Örneğin bazı kişiler 7 sayısında kırmızı görüp, kalem sözcüğünde mavi görürken başka birisi sarı ve turuncu görebilir. Bazı sinesteziklerde ise ortak renk ve şekiller görülebiliyor.

Veya renk-ses sinestezisinde mesela kişi bir korna sesi gibi tek bir sesi bir renk veya bir şekil ile ilişkilendirebilir. Bazı kişilerde ise bir şarkı bir gökkuşağına dönüşebilir. Belirli notalar belirli renkler şeklinde dinlerken aynı anda gözünün önünde canlanabilir.

Ya da daha nadir görünen bir türü olan harf-tat sinestezisinde bazı resimleri, kelimeleri veya hatta sesleri bile belirli bir tat ya da bazı yemekler ile ilişkilendirebilirler. Yine bu türde bazı tatların ya da kokuların da rengi olabilir. Bazı ekstrem durumlarda bu tür sinesteziye sahip kişiler için diğer insanların duygularının bile bir tadı var. Karşısında mutsuz bir insan olduğunda en sevmediği yemeğin tadını aldığını söyleyenler çok fazla.

Daha az görülen türleri arasında, örneğin başka insanlara dokunulduğunda fiziksel olarak kendisine dokunulduğunu hisseden insanların yaşadığı ayna-dokunma sinestezisi vardır. Başkalarının acısını fiziksel olarak hissetmek de söz konusu olabiliyor bazı durumlarda.

Yine örneğin harflere kişisel özellikler atfeden türleri mevcut. A harfine cesur karakteri, Z harfine içedönük karakteri atfeden insanlar söz konusu.

Yani anlayacağınız çok çok fazla çeşit söz konusu. Fakat bu neden oluyor bununla ilgili ne biliyoruz?

Mesela mor rengin tadına bakmak isteseniz sonradan sinestet olabilir misiniz?

Bunun cevabı için bilim insanlarının sinestezinin mekanizması ile ilgili düşündüklerine bir bakalım.

Aslında çok da fazla bir bilgileri yok desek yalan olmaz. Ancak bu olayın genetik olduğuna dair güçlü bir inanış söz konusu. Araştırma kapsamında sinestezi yaşayanların %40’ından fazlasının birinci dereceden akrabasında da bu olgunun bulunduğu görülmüş örneğin. Ve yine bu kişilerin neredeyse tamamı bu olguyu kendilerini bildikleri süre boyunca yaşadıklarını, çok erken yaşlardan itibaren kendisini gösterdiğini söylüyor.

Bu arada kimi zaman bazı sayıları ya da harfleri örneğin anılarınıza dayanarak belirli renklerle ilişkilendirmek sinestet olduğunuzu da göstermiyor. Çünkü sinestezi anılarla değil duyularla alakalı bir olgu. Bir örnekle açıklayalım isterseniz. Burada beşlerin arasındaki ikileri normal bir insan görmek için az da olsa uğraşması gerekir. Fakat harf-renk sinestezisi olan biri için çok rahat bir şekilde kendini gösterecektir bu ikiler.

Yani buradan bakıldığında sinestezi oldukça gerçek ve algı ve duyularla ilgili otomatik gerçekleşen bir süreç ve anılarla bir bağlantısı söz konusu değil.

Sürecin nasıl işlediğine dair en yaygın teorilerden biri ise şu. Sinestezi beyninizde bir nevi çapraz işleme sonucu ortaya çıkıyor. Renk-harf sinestezisinde mesela bir harf veya sayıyı gördüğünüzde beyninizde hem görsel işleme hem de dil ile ilgili bölüm aynı anda tetikleniyor. Bunun nedeni olarak da araştırmacılar anne karnına kadar gidebilen bir gelişimden bahsediyorlar. Beynin gelişim sürecinde normalde farklı fonksiyonlar için ayrılması gereken beynin bölümleri  ve sinir ağları arasındaki bağlantılar daha “el değmemiş” şekilde kalıyor olabilir. Hatta bazı araştırmacılara göre sinestetlerin beyninde anatomik farklar da söz konusu. Bu kişilerin beyinlerinde daha fazla gri ve beyaz madde olabileceği söyleniyor.

Yani ne yaparsanız yapın sonradan “sinestet” olmanız, bir şarkının tadını almanız mümkün değil.

Fakat bu işin asıl ilginç tarafı ise yaratıcılık ile bağlantısı.

Yazar Vladimir Nabakov, buyuk macar besteci ve piyano virtüözü Franz Liszt, rus besteci Korsakov doğrudan sinestet olduğu bilinen ve deneyimlerini, örneğin notaların nasıl renkli olduğunu kendileri paylaşan insanlar. Bununla birlikte garip gelse de Kanye West’in yanında, Mary J. Blige, Tori Amos, Pharrell Williams, Charlie XCX, Vincent Van Gogh, Billy Joel ve Stevie Wonder da tanıdık sinestetlerden.

Bunların yanında birçok ressam, besteci ve yazarın da bu durumu deneyimlediği düşünülüyor.

Yani sinestezi yaratıcılık anlamında bir avantaj sağlıyor mu? Görünüşe göre öyle. Biz normal insanların görmediği ayrıntıları, yaşamadığı deneyimleri müzik, resim ve yazı ile ifade eden bu kişiler haliyle herkese çok farklı bir bakış açısı sunduğu için “farklı” bir yerde duruyorlar. Nasıl yapıyorlar yahu dediğimiz şeylerin anatomik bir karşılığı var kimi zaman.

Bu arada kendimizi çok da kötü hissetmeyelim. Sanatçı olmak için illa ki sinestet olmamıza da gerek yok zira aralarında doğrudan bir bağlantı olduğuna dair bir kanıt yok henüz. Kaldı ki sinestet olmayan binlerce çok iyi sanatçı da mevcut.

Elbette madalyonun bir de diğer yüzü var. Bazı sinestetler bu özelliklerinin kimi zaman hayatlarını olumsuz etkilediğinden de bahsetmektedir. Örneğin bir harf-renk sinesteti için bir sayının yanlış renkte olması çok rahatsız edici olabiliyor. Odaklanma problemleri yaşayabiliyorlar. Ya da çok garip gelebilir ancak tat sinestetlerinde bir kişinin isminin “tadı” güzel değilse o kişi ne yaparsa yapsın bir yakınlık kurmakta zorlanıyor ve hatta iğrenme duygusu ortaya çıkabiliyor.

Diğer taraftan elbette sonradan sinestet olmanın neredeyse imkansız olduğu düşünülse de kimi çalışmalarda bazı “ilaçların” sinesteziye benzer deneyimleri tetiklediği görülmüş. Bir araştırmada sinestet olmayanlarda nöron bağlantılarında bazı duyuların tek bir noktada tetiklendiği ve “duyu” karmaşası yaşadığı görülmüş.

 Yani özetle sinestezi hayır bir ruhsal bozukluk değil. Bazı bireylerin duyuların işbirliği veya karışması ile dünyayı çok daha farklı ve yeni bir şekilde deneyimlemesi şeklinde özetleyebiliriz aslında. Ve bu kişiler, beyinlerinde normalden çok daha fazla “bağlantı” gerçekleşmesi nedeniyle normalden daha canlı bir görsel dünyaya sahiplerdir. Yine bu kişilerin yaratıcı düşünme konusunda dolayısıyla daha avantajlı olduğu söylenebilir.

Ve başta da bahsettiğim çok farklı sinestezi türlerinden de anlayacağınız üzere belli ki daha bu konuda öğrenecek çok fazla şey var.

Tüm bunları dikkate aldığında insanın sinestet olası geliyor değil mi?

Fakat hakkında henüz bu kadar az şey bildiğimiz bir konuda bu kadar da emin olmamak lazım.

Kaldı ki burada biraz öz-değerlendirme de yapabiliriz.

 Her bir insan, her birimiz aslında özeliz ve kendi çapımızda ve şartlarımızda bir sinestet olmadığımızı da bilemeyiz.

Çünkü sizin gördüğünüz kırmızı ile benim gördüğüm kırmızının aynı olduğunu nereden biliyoruz mesela? Ya da iki kişi bir resme baktığında, bir şiiri okuduğunda ya da bir şarkı duyduğunda aynı şeyleri mi hissediyor? Hayır. Herkes, her şeyi, çok farklı şekilde deneyimliyor.

Bakış açıları çok şeyi değiştiriyor ve aslında sinestezi bize düşünmemiz gereken çok önemli bir soru bırakıyor.

Duyularımız birbirine karışabilir evet. Bunu anlıyoruz.

O zaman şunu da sormak gerekiyor. Duyularımıza ne kadar güvenebiliriz? Duygularımıza, fikirlerimize, bakış açımıza. Kendimize. Ne kadar güvenebiliriz?

Sizce?

Yorumlarda konuşalım.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Kaynaklar:

https://www.livescience.com/60707-what-is-synesthesia.html#:~:text=Synesthesia%20is%20a%20neurological%20condition,seeing%20them%20as%20colorful%20swirls.

https://www.betterhelp.com/advice/synesthesia/the-many-types-of-synesthesia-explained/

https://evrimagaci.org/gercek-kafa-karisikligi-sinestezi-ve-evrim-361

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir