Dünya tarihinde sayısız yıkıcı doğal olay gerçekleşti. Bizim açımızdan bunlar elbette felaket, fakat aslında doğal sürecin parçaları bunlar. Bazen bir buza dönüştü dünya, bazen bir meteorun hedefi oldu, devasa depremler gördü ve çok yıkıcı süpervolkan faaliyetlerine de şahit oldu. Bunlardan bazıları hatta “5 Kitlesel Yok Oluş” adını verdiğimiz ve neredeyse tüm dünyada canlılığın tamamen sonunu getirmeye yaklaşmış olaylara da gebe oldu. Bu yok oluşların bazılarında canlılığın %90’ından fazlası yok olacaktı. Fakat yaşam çok inatçıydı ve bir şekilde gelişip serpilecek fırsatı yarattı. Bugün ise gerek dünyamızın yaşı itibariyle ilk zamanlarında yaşadığı dramatik olayları daha az yaşaması, bir anlamda olgunlaşması nedeniyle gerekse bazı belirli aralıklarla tekrar eden devasa felaketlerin nispeten durulduğu bir döneminde olduğumuz için rahatız. 150.000 yıl kadar önce buzul çağının sona ermesi mesela özellikle insanlık için büyük bir fırsat doğuracaktı. Fakat yine de şunu iyi biliyoruz. Hiçbir zaman tamamen güvende değiliz. Biz bu doğal döngünün bir parçasıyız ve bir asteroid, yeni bir buzul çağı, bunun yanında insanın etkisi ile büyüyen iklim değişikliği, büyük depremler ve elbette süpervolkan faaliyetleri hala olasılıklar arasında.
Bunların birçoğu, özellikle depremler için önceden tahmin etme fırsatımız pek olmasa da konu süpervolkanlar olduğunda bu konuda sahip olduğumuz ölçüm araçları ile bir miktar tahminde bulunabilme şansımız var. Ama bu neyi değiştiriyor? Yani. Bir süpervolkanın patlayacağını öngörsek ne yapabiliriz? Özellikle küresel bir etkiye sahip olacak bir süpervolkan olsa bu mesela? Mesela ABD’deki Yellowstone gibi? Böyle bir felaket bugün yaşansaydı bizi ne beklerdi? Gelin bu düşük de olsa olası senaryoyu inceleyelim…
İlk olarak. Yellowstone Milli Parkının altında bulunan süpervolkanın bahsettiğimiz gibi patlama olasılığı çok düşük. Fakat tarihte 3 farklı büyük patlamaya neden olduğunu da unutmamak lazım. Birincisi 2.1 milyon yıl önce, diğeri 1.3 milyon yıl önce ve sonuncusu ise 664.000 yıl önce.
Ve bugünkü veriler de yakın zamanda bir patlama öngörmüyor, fakat yine de orada normal bir volkandan binlerce kat daha güçlü bir canavarın uykuda olduğunu bilmek bile insanların zihinlerini kurcalayabiliyor haliyle. Bu endişeye yönelik olarak 2014 yılında da Geochemistry, Geophysics, Geosystems dergisinde bir makale yayımlanmış ve bu olasılığı, yani bu süpervolkanın patlaması durumunda yaşanabilecekler incelenmişti. Bu makalenin detaylarına ve tahminlerine gelmeden önce Yellowstone’u bir tanıyalım isterseniz.
Yellowstone dediğimiz aslında Wyoming, Montana ve Idaho eyaletlerine yayılan 9 bin km2’den geniş bir tür milli park. Burası çeşitli doğa aktiviteleri gerçekleştirebileceğiniz, keyifli zaman geçirebileceğiniz, gerçekten de harika bir doğal alan. Dünyanın en eski ulusal parkı olan bu alanda kanyonlar, şelaleler, nehirler, sıcak su kaynakları ve sayısız hayvan türü bulunuyor.
Ama işte burada doğa yürüyüşü yapan birçok insan kimi zaman devasa bir süpervolkanın üzerinde yürüdüğünü unutabiliyor. Evet. Bu ulusal park 50 km’ye 70 km’lik bir alanı kaplayan dev bir süpervolkanın tam da üzerinde bulunuyor. Aslında bu da tesadüf değil. Volkanların bulunduğu bölgeler yine volkanın kendisinden kaynaklı olarak zengin mineral deposu olduğu için çok verimli topraklar oluyor ve yine tarih boyunca insanlar birçok kez bu verimliliğe aldanarak volkanların eteklerine yerleşmiş ve birçok felaket de bu şekilde gerçekleşmişti. Yellowstone’un doğal güzelliği ve çeşitliliğini sağlayan en önemli etken de yine bu altında yatan yıkıcı canavar aslında.
Ve burada “süpervolkan” terimine de bir parantez açmak lazım. Bir süpervolkanı sıradan bir volkandan ayıran nedir? Süpervolkan terimi aslında bilimsel bir terim değil. 1940’larda kullanılmaya başlanmış ve 2000 sonrası bilim camiasında da kabul görmeye başlanmış bir tabir diyebiliriz. Elbette büyüklük önemli bir belirleyici burada. Fakat bu “büyüklüğün” de bazı birimleri var. Burada karşılaştırmalı olarak bunlardan bahsedersek zihnimizde nasıl bir şeyden bahsettiğimiz daha net oturacaktır. Bir volkanik patlayıcılık endeksi mevcut. Volkanik patlamaların patlayıcı özelliğinin göreli ölçüsü diyebiliriz. 8 en yüksek olacak şekilde 0 ila 8 arasında logaritmik bir ölçek bu. Yani her 1 derecelik artış 10 kat daha yüksek şiddet anlamına gelir. Depremler için kullanılan Richter ölçeğine benzer bir ölçekten bahsediyoruz. Ve bu ölçekte patlamanın ortaya çıkardığı maddenin hacmi, bulut yüksekliği gibi gözlemler kullanılır. Bu ölçeklerin de isimlendirmeleri var. Genellikle Hawaii’de sürekli gerçekleşen ve küçük ölçekli olanlar 0 ila 1 seviyesi patlamalara verilen isimdir. Strombolian ve Vulcanian seviyesi ise 2 ila 3 arasındaki seviyeye verilen isim. Ardından 4 sonrasında Plinian tipi patlamalar başlar. Bu ismi de Pompeii ve Herculanium’u yok eden ünlü Vesuvius volkanının patlamasını raporlayan Genç Pliny olarak bilinen bir yazardan alır. Bu patlama 5 seviyesi bir patlamaydı ve sonrasında Plinian üstü patlamalar başlar. Aslında Vezüv yanardağı da Campi Fiegri olarak bilinen bir süpervolkan sisteminde bulunan küçük bir volkan. Ve bu endekste bu zamana kadar gördüğümüz en şiddetli volkan patlamaları arasında 35.000 kişiden fazla kişinin ölümüne yol açan Endonezya’da 1883 yılında gerçekleşen Krakatoa volkan patlaması ve 1993 yılında filipinlerde gerçekleşen Pinatubo patlaması verilebilir. Ve bunlar bu ölçekte 6 seviyesindeki patlamalardı. Ortaya çıkardıkları toz bulutu 30 km’yi aşan ve 10km3’ün üzerinde malzeme püskürten canavarlardı bunlar. Bu endekse göre belirlenen frekansa göre de bu tip patlamalar 100 yılda bir gerçekleşiyor.
İşte yine bu endekse göre 8 ve üzeri patlamalar için “mega-yıkıcı” tabiri kullanılıyor ve bu “mega-yıkıcılığa” yol açabilecek bilinen 20 kadar süpervolkanın olduğu düşünülüyor ancak en önemli aday işte Yellowstone olarak görünüyor. Bu tip bir süpervolkanın patlaması Krakatoa’dan 50 kat daha kuvvetli olabilir ve 50 km’den daha yükseğe uzanan bir bulut ortaya çıkarabilir. Ve 10 km3’ün karşısında 1000km3’ten daha fazla malzeme püskürtebilecek bir şeyden bahsediyoruz.
Ve bu patlamanın tam olarak nasıl gerçekleşeceğine dair elimizde sadece tahminler var. Zira yazılı tarihte bir süpervolkan patlamasına tanık olmadık. En son süpervolkan patlaması 26.500 yıl önce Yeni Zelanda’da gerçekleşen Taupo volkanı patlamasıydı. Peki. Bu patlama için gerekli şartlar oluşur ve gerçekten de gelecekte bu gerçekleşirse ne olur? Bununla ilgili başta bahsettiğimiz makaleye dönebiliriz.
Bu makalede karşımıza çıkan en çarpıcı gerçeklerden biri şuydu. İlk etapta “piroklastik” akıntı olarak bilinen bir toz ve gaz bulutunun saatte 300 km hızla dört bir yana yayıldığını görürdük. Bu bir toz bulutu gibi görünse de aslında bir çığdan farksız çok yüklü bir materyal dalgası gibi düşünebiliriz. 1902’de 4. Seviye bir patlama sonucunda Fransa antillerindeki Martinik’te bulunan bir köy bu piroklastik akıntı nedeniyle yerlebir olmuştu. Bu ilk etki sonrasında elbette hava yolu ile çok daha geniş bir bölgeye yayılacak ilk toz ve gaz bulutu da söz konusu olacak. Bu büyüklükte bir süpervolkanın patlaması durumunda ortaya çıkacak volkanik toz bulutu nedeniyle Wyoming, Montana, Idaho ve Colorado gibi eyaletlerin tamamı neredeyse 1 metreden fazla bir volkanik kül ile kaplanırdı. Yani. Türkiye’nin yüzölçümünden fazla bir alandan bahsediyoruz. Tüm Türkiye’nin 1 metre volkanik kül ile kaplandığını düşünün. Bu elbette en gözle görünür etkilerden biri sadece. Bunun etkileri de sadece külü temizlemekle kurtulabilecek cinsten olmazdı. Çünkü volkanik toz ve gaz derken bir kamp ateşinden çıkan bir dumandan bahsetmiyoruz. Trilyonlarca mikroskobik minik cam ve taş parçasından oluşan bir bulut bu. Ve bu tozu solumanız durumunda yaşanacakları düşünün. Akciğerlerde biriken bu malzeme uzun vadede milyonlarca ve hatta milyarlarca insan ve hayvan için çok kötü bir haber. İlk etapta milyonlarca hayvan ve sayısız bitkinin ölümü anlamına gelir, bu korkunç ağırlık altında çatılar, seralar çökebilir ve haliyle özellikle elektrik ve su gibi hayati altyapıları kullanılamaz hale getirirdi.
Ama asıl sıkıntı yine bu ilk etki olmayacaktır.
Endonezya’daki Toba gölünde bulunan ve dev bir patlama sonrası volkanın kendi içine çökmesi ile oluşan büyük bir kaldera bulunuyor. bu göl de aslında 74.000 yıl kadar önce gerçekleşen bir patlamanın sonucuydu. Ve bu patlama sonrasında salınan volkanik toz ve gaz nedeniyle tam 6 yıl sürecek bir volkanik kış başlamıştı. Ve bunun sonucunda da 1000 yıl kadar etkisi sürecek bir buz devri başlayacaktı. Bir süpervolkan patlaması neden kışa neden olur ki diye sorarsanız bunun da açıklaması şu: volkanlar patladığında stratosfer tabakasına su buharı, karbon dioksit ve sülfür dioksit salınımına neden olur. Sülfür dioksit özellikle çok önemli zira su buharı ile etkileşime girerek sülfat aerosolleri oluşturur ve bu da güneş ışınlarının dünyaya ulaşmadan yansıması anlamına gelir. Daha az güneş ışığı daha soğuk bir dünya anlamına geldiği için “volkanik kış” adını verdiğimiz dönemi başlatır. 74 bin yıl önceki olay da böyle bir dönemi başlatmış ve bu da aslında evrimsel anlamda da insanlığı etkileyecekti. Ki insan nüfusunda çok ciddi bir etkiye neden olacaktı. Bu 1000 yıllık kış nedeniyle insan nüfusu dünya çapında 10 bine kadar düşecekti. Bu aslında modern insan türünün tanık olduğu son büyük olaydı. Ve bu bahsettiğimiz gibi 6 seviyesinde bir patlamaydı. Yine buna benzer İtalya’da bulunan ve bize en yakın süpervolkan Campi Flegrei’nin 40.000 yıl önce patlaması sonucunda Neanderthallerin de neslinin tükenmesine büyük etkisi olduğu düşünülüyor. Evet. Dibimizde bir süpervolkan var. Bundan eksik kalamazdık elbette değil mi? Neyse.
Bunları düşününce 8 seviyesinin üzerinde bir şiddete sahip olabilecek Yellowstone’un bu anlamda neden olacağı etkiyi tam olarak tahmin etmek zor olsa da çok daha kötü bir senaryo bizi bekleyebilir. Yıllarca sürecek bir kış, kıtlık, enerji sorunu, elektrik-internet altyapısının çok uzun süre tamamen kullanılamaz hale gelmesi ve daha birçok etki…
Bunun en yakın küçük ölçekli örneği aslında 2022 yılında Güney Pasifikteki 5 seviyesindeki Hunga-Tonga-Hunga volkan patlamasıdır. Bu orta-üst seviye patlama sonrasında bile Tonga ile iletişimin günlerce kopmasına, okyanuslardaki kabloların kopmasına, tsunamilere, küresel anlamda hissedilen şok dalgalarına, yüzlerce kilometre çapta etkili olan volkanik kül nedeniyle su ve yiyecek kaynaklarının kirlenmesine ve nefes almanın zorlaşmasına neden olmuştu. O nedenle bir süpervolkan patlaması ne kadar düşük olasılık olsa da etkilerini anlamak bize başka bir bilinç kazandırabilir.
Aslında o kadar savunmasızız ki… Evimiz dediğimiz bu dev gezegenden büyükmüşüz gibi hissediyoruz bazen. İnşa ettiğimiz medeniyetin sonsuz olduğu ilüzyonuna kapılabiliyoruz. Kaynaklar üzerinden birbirimizi yiyor, yok edici genlerimize hakim olamıyoruz. Aslında sonumuz bir süpervolkan, bir asteroid kadar yakın… Bunu bilmek kolektif bilincimizi berraklaştırır diye ümit ediyorum. Umut. Olmazsa yaşayamayız değil mi?




