Featured Video Play Icon

Bu ROBOT Canlı! – XENOBOT

Bir algıyı daha tamamen değiştirmek üzere toplandık arkadaşlar.

Robot deyince aklınıza gelen resimler, olasılıklar… Hepsini unutun. Çünkü olaya çok yanlış bakıyormuşuz.

Görünüşe göre tüm korkularımız yersizmiş. Yani. Biz robot yapacağız sonra onlar dünyayı ele geçirecek diye korkuyorduk ya? İşte hiç korkmamıza gerek yok. Çünkü daha korkunç mu desem, inanılmaz mı desem… Daha başka bir şey yaptık yakın zamanda.

Canlı bir robot ürettik.

Bir XENOBOT!

Araştırmayı ve çalışmayı okuduktan sonra verdiğim tepki şuydu. Bu gerçek olamaz!

Ama gerçek. Gelin birlikte detaylarına bakalım. CANLI ROBOT darken neden bahsediyoruz. Olasılıklar neler. Gelin konuşalım. Sonunda da bayağı soru soracağız.

Önce şunu bir hayal edin. Canlı hücrelerden alınan materyallerle canlı bir organizma oluşturduğunuzu. Ve bu organizmayı ürettiğinizde programlayabildiğinizi, komutlara göre hareket edebildiğini, belirli görevler verebildiğinizi. Ve görevini yaptıktan sonra kendini imha edebildiğini. Biyoçözünür olduğunu ve tamamen zararsız olduğunu hayal edin. Ve bu organizmanın da bir bilgisayar algoritması ile tasarlandığını düşününün.

Peki şöyle söylesem.

Yakın zamanda tüm bu bahsettiklerimi gerçekleştirebilecek bir organizma ürettik desem?

Robot. Ama canlı. Kontrol edilebilen. Canlı olduğu için robot da diyemeyeceğimiz.

XENOBOT dediğimiz bir şey…

Gelmiş geçmiş belki de en büyük, en sıradışı ve belki de en korkunç gelişmelerinden biri.

Canlı robot derken bahsettiğimiz terminatör gibi bir şey değil. O yüzden algımızı değiştirmemiz gerekiyor demiştim.

Bu robotlar metalden, plastikten ya da insan yapımı malzemelerden yapılmıyor. Bahsettiğimiz robotlar canlı kanlı hücrelerden oluşan insan tasarımı organizmalar.

Ve bu hücreler yine canlı hücrelerden alınan örnekler mesela bir kurbağadan alınan deri hücresi ile kalp hücresinin bir araya getirilmesi ile ortaya çıkarıldı.

XENOBOT denmesinin nedeni de burada aslında. Afrika’da yaşayan bir kurbağa türü olan Xenopus Laevis’ten alınan hücrelerle üretilen bu yeni organizmaya o yüzden XENO-BOT deniyor.

Şimdi burada bir kavram karmaşası söz konusu. Önce onu bir açıklığa kavuşturalım. Bu hücreleri biz tasarladık evet. Ama bildiğimiz tanımı ile robot da değiller. O nedenle aslında karşımızda dünya üzerinde bu zamana kadar var olmamış yeni bir yaşam formu, yeni bir organizma duruyor. Kaldı ki literatüre de “tamamen yeni bir yaşam formu” olarak girmiş durumda.

Sıfırdan ortaya çıkarılan yeni bir canlı!

Şimdi aklınızda bir sürü soru var biliyorum. Hepsini tek tek cevaplamaya çalışayım.

İlk sorumuz. Nasıl? Nasıl yapıldı bunlar. Süreç nasıl işledi?

Az önce de biraz değindiğim gibi. Bir tür kurbağanın deri ve kalp hücreleri alınıyor.  Bu hücreler mikroskop altında kesilip birleştirilerek bahsettiğimiz gibi tamamen yeni bir organizma çıkarılıyor ortaya. Tahmin ettiğiniz gibi ortaya çıkan organizma çok çok küçüktü. Maksimum 1 mm boyutlarında.

O halde neden “canlı robot” ya da “makine” diyoruz?

Bunun cevabı da tasarımında yatıyor. Bahsettiğimiz kesme ve birleştirme işlemi rasgele yapılmıyor. Şimdi bu canlıların belirli bir amaca hizmet etmesi isteniyor. Belirli şekillerde hareket etmesi, malzeme taşıması, birleşmesi, birlikte hareket etmesi filan. Bir organizmadan bunları yapmasını istiyorsanız haliyle onu bilinçli bir şekilde tasarlamanız gerekiyor.

İşte burada da genetik ile bilgisayar birleşerek mucizevi bir şey çıkarıyor ortaya.

Bu xenobotlar Vermont üniversitesinde genetik ve bilgisayar mühendisliği bölümlerinin ortak çalışması sonucunda üretiliyor.

Öyle klasik laptoplarla da olacak iş değil haliyle. O nedenle Vermont üniversitesi bilgisayar mühendisliği bölümünde mevcut olan bir SÜPER BİLGİSAYAR kullanılıyor bunun için.

Süper bilgisayardan da kastımız şu.

Vermont üniversitesinde DeepGreen adı verilen bir süper bilgisayar ağı mevcut. Asıl amacı makine öğrenmesi ve yapay zeka araştırmaları yapmak olan bu bilgisayar ülkedeki en güçlü 100 bilgisayardan biri olarak gösteriliyor. Tek bir işlemcisinin gücü standart laptoplardan yaklaşık 1000 tanesine denk geliyor. Yaklaşık 500.000 çekirdekli bir işlemciden bahsediyoruz. Bu sayede saniyede 1 milyar işlem gerçekleştirebiliyor. Saniyede 1 milyar işlem!

İşte elinin altındaki bu gücü kullanarak bilim insanları söz konusu organizmayı ortaya çıkarmak ve belirli görevler için kullanılabilmek için yaklaşık bin ayrı tasarım ortaya çıkarıyorlar. Örneğin hareket edebilmesi için belirli kısmının kalp hücresinden belirli kısmının ise deri hücresinden oluşması gerekiyordu. Neden? Çünkü kalp daha esnek bir organ ve ondan alınan hücreler hareket etme yani yürüme eylemine daha uygundu. Deriden alınan ise bir tür iskelet görevi görecekti.

Sonunda bu sayısız tasarım alternatifinden en uygun olanlar yine simülasyonda teste tabi tutuldular ve en uygun tasarım seçildi. Bu organizmanın anatomisi belliydi artık.  Ve işte inan müdahalesi de burada gerçekleşti. Tasarıma uygun şekilde her bir hücre tek tek birbirine eklenerek son haline ulaşıldı.

Çalışmayı yürütenlerden Sam Kriegman bu süreçle ilgili şunları söylüyor:

“Bu robotun bir uzaktan kumandası yok veya biyoelektrik kullanılmıyor. Tamamen kendi kendine hareket edebilen bir organizmadan bahsediyoruz.”

E nasıl hareket ediyorlar diye sorarsanız bizim gibi. Proteinlerden enerji alıyorlar.

Ve doğada daha önce görmediğimiz bu organizmalar üretildikten sonra kalp hücrelerinin esnekliği sayesinde tam da bilgisayarda tasarlandığı şekilde hareket etmeye başladılar.

Bir annenin çocuğunun ilk adımlarını izlemesi gibi bir şeydi bu bilim insanları için. Ve bizim için de yeni bir çağın başlangıcı…

Sadece yürümüyorlardı da. Xenobotlar çevrelerindeki diğer materyalleri de taşıyabiliyorlardı.  —

Süper bilgisayara “Ben organizmanın şunu yapmasını istiyorum” diyorsunuz ve o da size gerekli anatomiyi, tasarımı gösteriyor. Bir canlı organizmaya istediğinizi yaptırabildiğiniz bir senaryo.

Ama işte işin biraz korkunç tarafı şu. Bu xenobotlar tek başına belli bir görevi yapıyor ama ayrıca birleştiğinde tahmin edemediğimiz işler yapıyorlardı?

Bu bize çok acayip bir şeyi hatırlatıyor. Kendimizi.

Beynimizi ele alalım. Tek tek hücrelerine ayırdığınızda her biri anlamsız… Ama bir araya geldiğinde… Bilinç ortaya çıkıyor…

Bu xenobotların da bunu yapıp yapmayacağını bilmiyoruz ama… Ama yapabilirler. Teorik olarak mümkün. Birleşip. Yeni bir yaşam formu ortaya çıkarabilirler! Çünkü xenobotlar bir araya koyulduklarında birleşiyorlardı. Tahmin etmedikleri şekilde hareket ediyorlardı. Başladıkları yere dönüyorlardı. Daha da ilginci. Bir xenobota zarar verdiğinizde. Kendini iyileştiriyordu!

İşte işin etik kısmı burada.

Ama bunu video sonuna saklayalım isterseniz. Şimdi gelelim başka bir soruya.

En sevdiğimiz soru. Bu şu anda bizim ne işimize yarayacak?

Kendi hücrelerinizden yapılmış xenobotları düşünün mesela. Bunlardan milyonlarcasının damarlarınızda gezdiğini. Ve bu xenobotları beyninizdeki bir tümörü iyileştirebilecek şekilde tasarladığınızı.  Ya da damarlarınızdaki tıkanıklıkları temizlediğinizi. Klasik tedavilerin aksine en büyük avantajı, bunlar aslında sizin hücreniz olduğu için bedeniniz bunları reddetmeyecek bile!

Bunun yanında her tür hücreden bunları üretebileceğimizi de biliyoruz. Yani gelecek olasılıkların sonu yok. Tıp alanında, biyoteknoloji alanında… Olasılıklar gerçekten sınırsız!

Ya da çevre kirliliğini bitirebiliriz mesela. Nasıl mı?  Bu xenobotlar belirli bir materyali, mesela plastiği hedef alacak şekilde  tasarlanabilir. Okyanuslarda plastiklerin çözünmesini ya da bir araya toplanmasını ve kolayca temizlenmesini sağlayabilirler. En güzel tarafı da biyolojik organizmalar olduğu için belirli bir süre sonra tamamen doğaya karışabilecekler!

Şimdi gelelim işin etik kısmına.

Cevaplanması gereken çok ama çok önemli sorular var.

Açıkçası ben teknolojik her türlü gelişme karşısında hep çocuk gibi heyecanlanmış ve kötü senaryoları hep göz ardı etmiş biri olarak ilk defa ürperdim diyebilirim.

Çünkü bu alan bizim ortaya çıkardığımız ama bizim kontrolümüzün çok çok az olduğu bir gelişme. Yani canlı organizmalardan bahsediyoruz. Ve söylediğim gibi. Bu xenobotlar şu anda çok çok basit formdalar ama ileride çok farklı insan hücresinden alınarak ortaya çıkarılacak çok daha kompleks bir yaşam formu söz konusu olduğunda… Evet. Belki bu süreçte ne kadar kompleks olursa olsun bir algoritma ile nasıl tamamen kontrol edebileceğimizi öğrenebiliriz. Ama sonuçta karşımızda canlı kanlı, kontrollü de olsa bilinç sahibi olan, belki de acı duyacak, hisleri olacak bir “yaşam formu” göreceğiz. Bu durumda bu yeni canlının hakları olmalı mı mesela? Yoksa istediğimiz gibi kullanabilmeli miyiz? Henüz kendimizi tam olarak çözememişken yeni bir yaşam formu ile ilgili olasılıklarla nasıl başa çıkacağız? Çizgiyi nerede çekmemiz gerekecek?

Kaldı ki işin denge kısmı da var. Tamamen biyolojik yeni formlar mevcut ekolojik dengeyi ne kadar ve nasıl etkileyecek? Çünkü bu doğaya müdahale etmek anlamına bile gelebilir…

Diğer taraftan bu çalışma bana daha önce konuştuğumuz Transhümanizm ile ilgili olasılıkları da hatırlattı.

Tüm bu soruların cevabını henüz kimse bilmiyor. Birçok bilim insanı bunun çok çok riskli bir alan olduğunu ve dünya devletlerinin acilen bu konuda özellikle etik yönetmeliklerin hazırlaması gerektiğini düşünüyor.

Ama ben sizin fikirlerinizi daha çok merak ediyorum. Sizce? Öncelikle. Xenobotlar üretilmeli ve geliştirilmeli mi yoksa işler karışmadan bu projeye derhal son mu verilmeli? Az önce sorduğum soruların olası cevapları neler?

Sizce karşımızda çok faydalı bir gelişme mi var yoksa bir felaket senaryosuyla mı karşı karşıyayız?

Yorumlarda konuşalım.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız!

Sevgiler…

Kaynaklar:

https://www.cnn.com/2020/01/13/us/living-robot-stem-cells-intl-hnk-scli-scn/index.html

https://www.technologyreview.com/f/615041/these-xenobots-are-living-machines-designed-by-an-evolutionary-algorithm/

https://www.livescience.com/frogbots-living-robots.html

https://www.wired.com/story/xenobot/

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir