Featured Video Play Icon

Sosyal Anksiyete/Sosyal Fobi Nedir?

SOSYAL ANKSİYETE!

Bazı insanlar için adı bile duyulduğunda bir endişe hali doğuran bir bozukluk.

Özetle başkalarının sizi yargılayabileceği sosyal ortamlardan ya da sahne korkusu da diyebileceğimiz topluluk önünde konuşma gibi eylemlerden kaçınma, bunlardan korkma durumu olarak özetleyebileceğimiz bu durum aslında çok daha derin bir konu ve bu bozukluğa sahip olanlar için hayatı ciddi anlamda cehenneme çevirebilecek bir durum.

Yani hepimizin bu tip stresli durumlarda hafif endişe duyması gibi bir durumdan bahsetmiyoruz. Bu ortamlarda mide bulantısı yaşamaktan, tüm vücudunuzun kontrol edilemez biçimde titremesinden ya da baygınlık hissinden, kimi zaman bayılmaktan bahsediyoruz.

O nedenle isterseniz önce türlerine bakalım, ardından nasıl belirtiler gösteriyor bu tip bozukluğa sahip olanlar onu konuşalım, nedenlerini inceleyelim ve sonunda bu sorunla başa çıkabilmek için kullanılabilecek bazı çözümlere bakalım.

Öncelikle Asosyalim Mutluyum isimli videonun yorumlarında da gözlemlediğim üzere yaygın bir yanlış anlaşılma söz konusu. Önce onu bir açıklığa kavuşturalım. İçedönüklük ile Sosyal Anksiyete çok çok farklı şeyler. İnsanların içine çıkmaktan, topluluk önünde konuşmaktan, herhangi bir performans sergilemekten korkuyorsanız bu içedönüklük değildir. İçedönük insanlar sosyal ortamlarda dışadönükler kadar rahattır, bir sorun yaşamazlar. Eğer yalnız olmadığınızda bir korku ya da endişe durumu söz konusuysa durumun farklı olabileceğini anlamanız gerekiyor.

Şimdi.

Ruhsal Bozuklukların Tanısal Ve İstatistiksel El Kitabına göre sosyal anksiyete bozukluğunun iki türü mevcut. Biri “Genel Anksiyete Bozukluğu” diğeri ise “Sahne Korkusu” diyebileceğimiz bir tür performans sergilemeleri gereken durumlarda yaşanan Anksiyete Bozukluğudur.

Genel Anksiyete Bozukluğu dediğimiz türü diğerine göre en şiddetli türdür ve bunu yaşayan insanlar günlük yaşamlarında ciddi aksaklıklar yaşayabilirler.

Bu tip performans sergilenmesi gerektiğinde yaşanan bozukluğu yaşayanlar özellikle topluluk önünde konuşurken ciddi korku yaşarlar ancak sosyal ortamlarda herhangi bir anksiyete belirtisi göstermezler.

Buna rağmen bu tür Sosyal Anksiyete de özellikle kariyer hedeflerine ulaşma ya da bireyin gerçek yeteneklerini sergileme konusunda yaşam kalitesine ciddi zararlar verebilmektedir.

Peki. Belirtilerine bir göz atalım isterseniz.

Sosyal Anksiyete Bozukluğuna sahip insanlar neredeyse her zaman fiziksel belirti gösterir. Korkularının yersiz olduğunun gayet farkında olmasına rağmen bunu durduramazlar. O nedenle ya bu durumlardan tamamen uzak durmayı tercih ederler ya da bu durumları ciddi ankisyete atakları ile tamamlarlar ancak haliyle gerçek potansiyellerini bu nedenle asla gösteremezler. Yani burada “utangaçlıktan” öte bir durum olduğunu ayrıca vurgulamak lazım.

Belirtilerini de 3 kategori altında inceliyor uzmanlar.

Fiziksel, Bilişsel ve Davranışsal belirtiler söz konusu.

Fiziksel Belirtiler arasında en yaygın olanlar, elbette hepsi birlikte gerçekleşmeyebilir ancak sıklıkla görülenler şunlar:

Yüz kızarması, terleme, titreme, kasların gerilmesi, göğüs ağrısı, sesin titremesi, nefes alıp vermede zorluk, boğazda düğümlenme, buğulu görme, kulak çınlaması, baş ağrısı, ağız kuruluğu, baş dönmesi, mide bulantısı, ciltte karıncalanma, kalbin hızlı atması ve hatta kimi zaman daha önce konuştuğumuz depersonalizasyona benzer gerçeklikten kopma hissi…

Bazen bu belirtiler o kadar şiddetlenir ki tam bir panik atağa dönüşebilir. Fakat panik bozukluktan farklı olarak bu panik atakların korkularından kaynaklandığının farkındadır.

Bunun yanında Bilişsel Belirtiler de söz konusudur.

Burada bahsettiğimiz olumsuz düşünce biçimidir. Yani bu bozukluğa sahip olanlar sosyal ortamlarda veya performans sergilemeleri gerektiği durumlarda tamamen olumsuz düşünmeye ve özellikle kendinden şüphe etmeye meyillidirler.

Olumsuz Eğilim bunların başında gelir. Yani yaşadıkları olumlu sosyal deneyimleri ya da herhangi olumlu bir davranışı önemsiz görmeye ve başkalarının kendilerinden sosyal anlamda daha becerili olduğuna inanmaya eğilimli olurlar.

Diğer Olumsuz Düşüncelerdir. Kendinizle ilgili otomatik diyebileceğimiz bir olumsuz değerlendirme reaksiyonu. Yani örneğin yeni girdiğiniz bir işte ya da yeni bir okulda herkes kendini tanıtırken “Herkes çok rahat görünüyor, ya saçmalarsam, ya herkes sesimin titrediğini anlarsa” gibi düşüncelere kapılmak ve size sıra geldiğinde mümkün olduğunca az şey söylemek buna örnektir.

Son olarak Olumsuz İnanışlar gelir. Yani sosyal ortamlarda ya da performans göstermeniz gereken durumlarda herhangi bir neden olmamasına rağmen “yetersiz” olduğunuza dair güçlü ve yerleşmiş bir inanç.

En kötüsü ise bu sorunların üzerine gitmediğinizde zamanla öz-saygınız ve öz-güveninizi de kaybetmeye başlarsınız.

Son olarak Davranışsal Belirtilerden bahsedebiliriz.

Yani bu bozukluğa sahip insanların sabit bazı davranış şekilleri vardır. Tüm seçimlerini bu korkuya göre yaparlar. Gerçekten istediklerine göre davranamazlar. Sınıfta sunum yapamadıkları için dersten kalabilirler mesela. Asıl sıkıntı ise tümü bir araya geldiğinde bahsettiğim gibi yaşam kalitesi çok düşer.

Davranışsal Belirtilerin bazıları şu şekildedir.

Kaçınma. Yani anksiyeteyi azaltmak için yapılan ya da yapılmayan her şeyden bahsedebiliriz.

Güvenli Davranışlar bir diğeri. Yani sosyal ortamlardan ya da performans sergilenmesi gereken durumları tamamen kontrol etmek ya da bu deneyimleri sınırlandırmak için alınan eylemler.

Ve son olarak Kaçma. Yani kendinizi böyle bir durumda bulduğunuzda bu ortamdan kaçarak uzaklaşma söz konusudur.

Peki. Nedenlerine gelirsek.

Sosyal Anksiyetenin Genetik ve Çevresel nedenlerinden bahsedebiliriz.

Genetik olarak eğer anne-babanızdan birinde sosyal anksiyete bozukluğu söz konusuysa sizin de bu bozukluğa sahip olma olasılığınız istatistiklere göre 6 kata kadar daha fazla.

Çevresel nedenler ya da kişisel deneyimler ise daha derin bir rol oynuyor bu bozukluğun gelişiminde. Öğrenilmesi de diyebiliriz.

Yani çocukluğunuzda mesela okulda küçük düşürücü bir durum yaşadıysanız ya da sürekli devam eden zorbalığa maruz kaldıysanız. Yahut çocuklukta travmatik bir olay yaşadıysanız yıllar sonra bile sosyal anksiyete  bozukluğu gelişebilir.

Bunun yanında travmatik bir olaya, ya da bir başkasının küçük düştüğü bir duruma tanık olmanız durumunda da benzer etki ortaya çıkabiliyor. Ayna Nöronlar iş başında anlayacağınız. Bunu da konuşmuştuk daha önce.

Ayrıca aşırı endişeli anne babalar da direkt ya da doğrudan çocuklarında bu bozukluğun gelişmesine neden olabilir. Anne-babanız insanların kendileri ile ilgili ne düşündüğü konusunda ya da bizim bildiğimiz haliyle “elalem ne der” konusunda aşırı endişeliyse mesela bu endişeyi size de dolaylı olarak öğretebiliyorlar.

Bununla birlikte yetiştirilme biçiminiz de belirleyicidir. Yani çocukken sosyal ortamlara yeterince maruz kalmamanız ve haliyle uygun sosyal becerileri geliştirememeniz durumunda da risk söz konusudur.

İşin elbette tahmin edeceğiniz üzere toplumsal yönü de var.

Özellikle Japonya veya Kore gibi kapalı toplumlarda daha önce de konuştuğumuz Taijin Kyofusho gibi insanları utandırma korkusu ile ortaya çıkan farklı anksiyete türleri de karşımıza çıkabiliyor.

Fakat kimi zaman nedenler tüm bunların da bir kombinasyonu olabiliyor.

Şimdi. Son olarak bu bozukluğun tedavisi ve hafifletilmesi için alınabilecek bazı eylemlerden bahsedelim.

Sosyal Anksiyete gördüğünüz üzere farklı biçimlerde karşımıza çıkıyor ve bir tedavisi olmasına rağmen uzmanların tahminine göre sadece %25’i yardım alıyor.

Bu cidden çok düşük bir oran. Bazı insanların yardım alma şansı da olmayabiliyor. Elbette uzman rehberliği ilk tercih olmalıdır fakat yine de kendi kendine yardım etme de bazı belirtileri hafifletmede yardımcı olabilir.

Öncelikle daha girişken olmak için bazı egzersizler deneyebilirsiniz. Örneğin özellikle bir sohbete katılmak oldukça zordur bu bozukluğa sahip biri için. Fakat endişeye ve kendinize odaklandığınız zaman kimin ne söylediğini duymaz hale gelebiliyorsunuz. O nedenle ilk olarak dikkatli bir şekilde insanların ne söylediğini dinleyerek konuşulan konu hakkında yorumlar yaparak başlayabilirsiniz. Örneğin “Amerika’daki olaylardan mı bahsediyorsunuz? Irkçılık gerçekten bir hastalık değil mi sizce de?” diyebilirsiniz.

Aslında en önemlisi insanlara anksiyeteniz olduğundan bahsedebilirsiniz. Yakınlarınız büyük ihtimalle bunun farkındadır fakat başkalarının da sizi anlamasına yardımcı olabilirsiniz. Çünkü gerçekten insanların çok farkında olmadığı bir durumdan bahsediyoruz ve insanların durumunuzun farkında olması sizin hayatınızı oldukça kolaylaştırabilir.

Bunun yanında bazı ciddi hatalardan da kaçınmak gerekiyor. Örneğin başkalarının sizin hakkınızda ne düşündüğünü bildiğinizi düşünebiliyor olabilirsiniz. Yani insanların aklını okuyormuşsunuz gibi. Ancak bunun doğru olmadığını, insanların gerçekten ne düşündüğünü kimsenin bilemeyeceğini bilmeniz gerekiyor.

Ayrıca başkalarının davranışlarını da şahsi almamak gerekiyor. Yani basit bir örnek belki ama “Esniyor. Uykusu geldi. Bu filmi seçmemeliydim” demek yerine gerçekten uykusu gelmiş olabileceği, bunun sizinle alakası olmayabileceğini de hesaba katmak gerekiyor.

Son olarak Anksiyetenizi kontrol etmeye ya da bastırmaya çalışmayın. Yok edilmesi gereken bir düşman gibi gördüğünüzde ister istemez daha fazla odaklanıyor ve kurtulmak da haliyle daha da zorlaşıyor. Kaldı ki mükemmel olmaya da çalışmayın. Her zaman işler sizin de kontrolünüz de olmayacak şekilde kötüye gidebilir. Bunu, bu olasılığı kabul etmek bir başlangıçtır. Ayrıca sosyal anksiyeteyi bir “kişilik özelliği” olarak da görmeyin. Kabul etmeyin. Başta da belirttiğim gibi bu içedönüklük ile aynı şey değil. Sosyal anksiyete bozukluğu gerçek bir rahatsızlıktır ve bundan kurtulmak ve mutlu ve anksiyetenin olmadığı bir hayat da mümkün.

Bunun için az önce de söylediğim gibi bu rahatsızlığa sahip olanların sadece %25’inin yardım almaya çalışması çok ciddi bir problem aslında. O nedenle, bir uzmandan yardım almaktan çekinmeyin. Nedenlerinden konuşurken bahsettiğim gibi. Bu sizin suçunuz değil. Çoğunlukla travma kaynaklı olan bu sorunun kaynağı siz değilsiniz, suçlusu da siz değilsiniz haliyle. Çözüm aramak dolayısıyla en doğal hakkınız.

Ama her şeyde olduğu gibi bir çözümden bahsedebilmek için önce bir sorununuz olduğunu kabul etmek gerekiyor. Bahsettiğim belirtiler sizde de mevcutsa lütfen ilk olarak mutlaka yardım alın. Daha iyi bir yaşam mümkün…

Bitirmeden, fark ettiğiniz üzere sizin de katkılarınızla ve desteğinizle her geçen gün özellikle görsel anlamda daha kaliteli içerikler üretmeye çalışıyorum. Ayrıca gerçekleştirmek istediğim ve zamanı geldiğinde sizinle de paylaşacağım kanalımız ile ilgili bazı çok heyecan verici projeler mevcut. Ancak bunun için desteğiniz gerçekten çok önemli. Patreon ve Katıl Butonu üzerinden desteğinizi bekliyorum.

Açıklamada da bugüne kadar desteğini esirgemeyenleri paylaşmaya çalışıyorum.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız!

Sevgiler…

Kaynaklar:

What Is Social Anxiety Disorder?

Symptoms and Diagnosis of Social Anxiety Disorder

Understanding the Causes of Social Anxiety Disorder

Coping With Social Anxiety: The Best Self-Help Strategies

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir