Featured Video Play Icon

IRKÇILIK – Yok Edilmesi Gereken Musibet

Irkçılık aşırılıktır. Onunla nerede karşılaşılırsa karşılaşılsın, abartılmış benlik imgeleri ve diğerlerinin aşağılanan imgeleri, şiddetli ve hatta yıkıcı dışlama, radikal baskı, aşırı nefret veya abartılı karalama yapılarak gerçekliğin tek taraflı ve aşırı çarpıtılmasıyla uğraşılmak zorunda kalınır.

Irkçılık, en başta sağduyudan uzaklaşılan sürekli aşırılık olarak ifade edilir. Toplum algısında ise; insanlığın “temel kötülüğü” ve “belası”, bir “hastalık” ve “sanrı”, Modern Çağ’ın “sapkınlığı”, toplumun “virüsü” veya “yok edilmesi gereken bir musibet” olarak tanımlanmaktadır.

Bu satırlar Runik Kitap’ın Runik Bilgi Serisinden Irkçılığın Tarihi isimli kitabın giriş cümleleri.  Sık sık kitap önerileri yapmamı isteyenler oluyor, bu inanılmaz tartışmalı konuya girmeden kısaca size bu vesileyle dev bir seri önerisi yapmak istiyorum. Bilimden tarihe, sanattan siyasete, felsefeden teknolojiye, birçok konuda giriş seviyesinde, harika bir şekilde özetlenmiş, her biri bir günde okunabilecek inanılmaz güzel bir seri. Bende serinin tamamı mevcut. Gerçekten herkesin kitaplığında bulunması gereken bir seri olduğunu düşünüyorum. Mutlaka bir göz atın.

Şimdi gelelim konumuza.

Önce şunu kabul edelim. Neresinden tutacağımızı bilemediğimiz bir konu bu.

Irkçılık nedir? Kim ırkçıdır veya değildir? Bu niyetiniz ya da düşünce veya inanç biçiminizle mi alakalı yoksa davranışa dökülmeyen inanışlar ırkçılık olarak görülemez mi?

Daha da önemlisi önyargı nedir? Neden var?

Şunu da kabul edelim. Bir sihirli değnek ile ırkçılığı tarihten ya da günümüzden silemeyiz.

Öjeni ile ilgili videomuzda da konuştuğumuz gibi. İnanılmaz rahatsız edici şeyler yaşandı geçmişte. Ve bunlara sırtımızı dönerek de bir yere varamayız. Hatta tam tersine üzerine gitmeli ve anlamalıyız.

Çünkü her şeyin başı, tüm sorunların çözümüne yönelik en önemli ilk adım anlamaktır.

Gelin biz de bunu yapalım. Anlamaya çalışalım…

Her şeyden önce elimizdeki konuyu bir tanımlayarak başlayalım.

Irkçılık, ayrımcılık ve önyargıyı bir önümüze koyalım önce.

Önyargı dediğimiz belirli bir gruba yönelik adil olmayan genelleme eğilimidir.

Adil olmayan derken?

Şundan bahsediyoruz. Bir okyanustan bir damla alıp tüm okyanusu anladığımızı sanmaktan. Bir gruba ait bir insana yönelik hislerimizi o insanın ait olduğu gruba atfetmekten. Tanıdığımız birkaç kişi üzerinden bir ülkeye, bir etnik kökene ait tüm insanları yargılamaktan.

Bunun en temel nedeni de benmerkezciliktir. Yani aslında çoğu durumda karşı tarafın tek suçu sizden farklı düşünmesidir. Farklı bir kültüre sahip olması. Bu nedenle bu önyargıların büyük kısmı azınlıklara yöneltilir.

Irkçılığa gelirsek önyargıdan daha farklı bir resim çıkıyor karşımıza.

Irkçılıkta temel odak noktası bir ırkın başka bir ırktan ya da diğer tüm ırklardan doğuştan daha üstün olma düşüncesidir.

Kimine göre ise burada ırktan ziyade sosyal ve ekonomik güce sahip olanların olmayanlara göre daha üstün olduğu düşüncesi söz konusudur.

Ve elbette ırkçılık kimi zaman açıkça görülebilse de çoğunlukla gizlidir. Derinlerde gizlenir. Ortaya çıkmayı bekler.

Asıl sorun da buradadır zaten. Birçoğumuzun derinlerinde, bilinçaltımızda normalde hiç fark etmediğimiz, asla kabul etmeyeceğimiz bir ırkçı yatıyor. Sadece doğru şartları bekleyen bir canavar gibi.

Örneğin. 2007’de Colorado Üniversitesinden Joshua Correll isimli bir sosyal psikolog bu sessiz ırkçılığın hangi durumlarda ortaya çıktığını görmek için bir çalışma yapıyor.

Çalışmada katılımcılar bir bilgisayar oyunu oynuyor. Bu oyunda kendilerinden elinde silah olanları vurmaları, olmayanları ise vurmamaları isteniyor.  Sonuçlara göre ise katılımcıların elinde silah olmayan afrikalı-amerikalıları beyazlara göre daha fazla vurduğu ortaya çıkıyor.

Asıl garip olan ise katılımcıların siyah ya da beyaz olması bu sonucu değiştirmiyordu. Daha da garibi katılımcılar ile öncesinde yapılan görüşmelerde siyah erkekler ile silah ilişkisinin büyük bir yanlış önyargı sonucu olduğunu söylemeleri ve bu önyargıya çok şiddetli bir şekilde karşı çıkmalarıydı.

Bu çalışmanın ilginç bir tarafı ise katılımcıların büyük bir kısmının polis olmasıydı. Ama tahmin edeceğinizin aksine polisler bu önyargılara karşı daha dirençliydi. Elinde silah olmayan siyah erkekleri vuranlar büyük oranda sivillerdi. Eline güç geçtiğinde düşünmeden masum birini öldürmekten çekinmemişlerdi. Evet bu bir oyundu sadece ancak… Derinlerde neler yattığına dair ufak bir pencere de açıyordu.

Bu da bizi ayrımcılık konusuna getiriyor. Önyargı genellikle zararsız gibi görülebilir, inançlarla alakalıdır. Ayrımcılık ise bunun hayata geçirilmiş hali diyebiliriz.

Basit bir şekilde ayrımcılık farklı insan grupları arasında eşit olmayan davranış biçimi olarak tanımlanabilir.

Ancak ayrımcılık ile ırkçılık arasında da önemli bir fark var. Ayrımcılık genellikle belirli bir insanla sosyal anlamda görüşmeme, o insanla iş yapmama gibi belirli genel davranışları kapsasa da ırkçılık bunun daha sistematik halidir.

Elbette bu üçü birbirini besleyen bir kısır döngüyü de doğuruyor. Belirli bir gruba farklı nedenlerle önyargı ile bakılır, daha sonra hem sosyolojik hem de ekonomik anlamda belirli işlerde çalışmaması veya mesela belirli mahallelerde barınmaması sağlanır ve sonunda bu grup haliyle bazı iş grupları ve bölgelere sıkışarak sonunda sosyal olarak dezavantajlı duruma gelen bu gruba, bu durumda olduğu için daha da ayrımcılık yapılır. Gibi. Sonu gelmeyen bir döngü…

Ama sorunun daha da kökenine inmek lazım.

Irkçılık neden var sorusunun cevabı mesela…

Bir teoriye göre bunun nedeni  günah keçisi teorisi. Bir diğer adı ile engellenme ve saldırganlık teorisi.

Şöyle bakabiliriz buna. Normal şartlarda avantajlı durumda olan bir grup yaşadığı sorunlarla ilgili başka bir grubu suçlamaya eğilim gösterir. Bu bir savunma mekanizmasıdır. Bir günah keçisi bulmak ister insan. Ama biraz oturup düşündüğünüzde aslında suçlunun o insanlar değil, genel anlamda bazı sistemsel değişimler, hatalar, yanlış yönetimlerden kaynaklandığını görürsünüz. Fakat buna karşı çıkmak, bunu değiştirmeye çalışmak çok daha kompleks olduğu için daha kolay olanı, birini veya bir grubu bulup onları sorumlu ilan etmeyi, bir nevi çarmıha germeyi tercih ediyor insanlar.

Elbette bu davranışın en temel sorumlusu ise ekonomik etkenler. Birçok insan hayatını idame ettirdiği sürece çevresinde olup bitenle ilgilenmekten geri durur, bu anlaşılabilir, fakat yaygın bir şekilde yılan kendisine dokunduğu zaman hedef tahtasına doğrudan kendinden olmayanları koymayı tercih ediyor. Bunun arkasındaki küreselleşme veya otomasyon gibi etmenler belki de fazla soyut geliyordur.

Buna yönelik diğer bir teori ise 1950’lerde Alman sosyolog Theodor Adorno tarafından öne sürüldü. Adorno özellikle Almanya’da ikinci dünya savaşı öncesi ve sonrasındaki faşizm ve anti-semitizm patlamasını anlamaya çalışıyordu.

Adorno bu akımların arkasındaki otoriter figürlerin etkisine odaklanıyor teorisinde. Özellikle insanların düzeni sağlayacak, gelenekleri korıyacak ve statükoyu sağlamlaştıracak güçlü liderlerin peşine takılmasını da bu “otoriter figür” teorisi ile açıklamaya çalışıyor.

Kendisine göre otoriter figürler ya da otorite hayranları, karakterlerin toplumu doğal olarak üstün olan grupların diğerleri üzerinde doğal olarak hak sahibi olduğu bir hiyerarşik düzen dahilinde değerlendiriyor.

Yani hem bu teori hem de günah keçisi teorisi haliyle önyargıyı bir nedenle öfkeli olan ya da belirli bir karakteri olan insanlara atfediyor.

Fakat üçüncü bir teori bu konuya, ırkçılık ve ayrımcılık mevzusuna biraz daha farklı yaklaşıyor.

Kültür teorisi. Bu teoriye insan özünde aslında yaşadığı kültürün bir ürünüdür ve her kültür belirli bir seviyede önyargılıdır ve dolayısıyla her insan aslında önyargılıdır. Daha da derine indiğimizde “herkes biraz ırkçıdır” anlamını da çıkarabiliriz.

Ama tabi ırkçılıktan bahsederken doğrudan toplumda açıkça veya gizli bir şekilde nasıl uygulandığından bahsetmeden olmaz.

Öncelikle özellikle artık modern dönemlerde “çoğulculuk” adı verilen daha eşitlikçi bir yaklaşım söz konusu. Yani yine ırk ayrımı söz konusu ancak sosyal veya ekonomik imkanlara erişim konusunda herkes en azından kağıt üzerinde eşit durumda. Gelişmiş ülkelerde durum böyle diyebiliriz. Fakat kağıt üzerinde dememizin de bir nedeni var. Bugün en gelişmiş ülkelerde bile ayrımcılık gerçek hayatta devam ediyor. Amerika’da mesela siyahi öğrencilerin %25’i hala öğrencilerin %90’ından fazlasının siyahi olduğu okullara devam ediyor. Bu okulların da maalesef kaynakları genellikle çok daha kısıtlı oluyor. Yani kağıt üzerinde amerika’da eskiden olduğu gibi bir ayrım söz konusu olmasa da uygulama gördüğünüz gibi çok farklı.

Bunun nedenlerinden biri de ırkçı önyargılardan kaynaklı “ayrıştırma veya dışlama” eğilimi. Başta da konuştuğumuz gibi bazı azınlıklar belirli bölgelerde yaşamaya veya belirli işlerde çalışmaya yönlendirildiği için bu durum karşımıza çıkıyor. Ayrıca yine bu insanlar yeni bir yere taşınmak istediğinde kendisi gibi insanların olduğu yerleri tercih ettiği için döngü bozulmuyor.

Tabi ırkçı önyargıların sonucu sadece ayrımcılık ya da dışlama olmuyor. Tarihe bir baktığımızda kendini üstün gören grupların kendince alt grupları kitlesel olarak yok etmeye çalıştığını da sayısız defa gördük.

Kızılderililerden, Rwanda’ya, Yahudilerden, Srebrenitsa’ya kadar. Ve tüm bunların sonucunda aslında o kadar da pişman olmayan, bu eylemlerini yine üstünlük gözlükleri ile destekleyen gruplar var. Bugün eyleme dönüştürmeseler de içlerinde o ateşle, o virüsle yaşayan…

Ne yapabiliriz peki? Dedim ya. Anlamak. Her şeyin başı. Ve bilmek. Irk dediğimiz şey özünde bilimsel olduğundan daha çok kültürel ve sosyal bir meseledir. Ve sorunlarımızın nedeni belirli bir ırka ait olan insanlar değil bu sistemin çarklarını döndürenlerdir. Bunu kabul ettiğimizde tepkimizi doğru yönlendirebilir ve bitmek bilmeyen bu kısır döngüyü kırabiliriz.

Bitirmeden bu videoya da ilham olan başta da bahsettiğim Runik Kitap’ın Runik Bilgi serisini tekrar önermek isterim. Mutlaka ilgi alanlarınıza, kendinize ait bir şeyler bulacağınıza inandığım bir seri. İncelemek isteyenler için açıklamalara linkini bırakıyorum.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir