Featured Video Play Icon

Gerçek Mutluluk Nedir? – Hedonizm ve Eudaimonia

Gerçek mutluluk. Hangi dinden, kültürden, ülkeden veya sosyal sınıftan olursa olsun, her bir insanın özünde arayışta olduğu gizli formül. Aynı şekilde her bir insan için ayrı bir anlamı olan şey. Mutluluk o nedenle karşılaştığımız en soyut, en sübjektif olgulardan biri.

Ancak. Genel çerçevede baktığımızda aslında insanların bu arayışı, mutluluk arayışı iki şekilde gerçekleşiyor. Ki biz de buradan bakacağız.

Kimi için bunun anlamı “anlıktır”. Yani belirli anlarda yaşanan mutluluk ya da iyi hissetme patlamalarından bahsediyoruz. Budur nihai amaç. Kimi içinse çok daha geniş bir anlamı vardır mutluluğun. Daha uzundur. Kimi zaman bir hedef değil kat ettiği yoldur. Arayışın kendisidir.

İşte burası da hedonik ve ödomanik mutluluğun ayrıldığı yerdir. Hedonik ve ödomanik mutluluk mu? Merak etmeyin. Anlatacağım.

Önce hedonizmden bahsedelim. Milattan önce 4. Yüzyıla kadar giden bir geçmişi var. Antik filozofların bu konulara çok kafa yorduğunu biliyorsunuz. Bunlardan biri. Sokrates’in de öğrencilerinden Aristippos’a göre yaşamın nihai amacı zevk almaktı. Zevki maksimize etmek. Yüzyıllar boyunca bunu destekleyen sayısız filozof ve düşünür de ortaya çıktı. Zihin ve bedenin aldığı zevkleri artırmak ve acıyı en aza indirmek. Örneğin Amerikan kültürü bu tür mutluluğu arayanların çoğunlukta olduğu bir kültürdür. Popüler kültür de sosyal medya, holywood filmleri ve farklı karakterlerin yaşamlarının pompalanması ile buna çanak tutmaktadır. Anlık zevklerin peşinde koşmak ve bu zevklerin sayısını maksimuma çıkarmak. Hedonist yani “hazcı” mutluluğun genel bir özetidir.

Bunun karşısında ise diğer mutluluk bulunuyor. Kelime anlamı ile “iyi talih” anlamına gelen ödomonik mutluluk. Aristo’ya kadar ve hatta Sokrates ve Platon’a kadar dayandırabileceğimiz bir geçmişi olan bir mutluluk veya daha genel anlamı ile “refah” olgusu. Özellikle Aristo’nun türkçe’ye Nikomakhos’a Etik ismi ile çevrilen kitabında hala tartışılsa da oğlu Nikomakhos’a atfettiği düşünülen iyilik, mutluluk, refah ve erdem konuları ile ilgili sözleri bu tür mutluluk için temel alınır.

Ve temelde iyi bir yaşamın ve daha genel anlamda iyi bir toplumun temelini mutluluk ve erdemin oluşturduğunu söyler. Hatta politik felsefenin de bu temellere dayanması gerektiğini söyler.

Özünde en iyi mutluluk olarak tanımlar aslında. Ve aslında tam karşılığı da bizim bildiğimiz anlamı ile mutluluk değildir.

O yüzden biraz açmak gerekiyor. Gelin biraz daha derinlere inelim.

Mutluluk dediğimizde gözümüzde canlanan ilk resimler genellikle haz ve tatmin olma duygusunu akla getiren aktiviteler ve deneyimler oluyor. En sevdiğimiz tatlıyı yemek, seyahat etmek veya en basiti modumuzu düşürecek herhangi bir stres uyarıcısının olmadığı huzurlu anlar.

İşte bu tip mutluluk anlayışını “hedonik” mutluluk olarak alır uzmanlar. Yani anlık haz patlamaları.

Bu haliyle de aslında pozitif duyguları yaşamak adına mutluluğun en kolay ve en hızlı yoludur. Negatif duygulara yer olmayan, tam bir tatmin olma duygusu.

Gayet ideal bir yaklaşım gibi görünüyor bu haliyle.

Fakat Aristo’dan beri bu tip mutluluk arayışını bayağı ya da amiyane görenlerin de sayısı çok. Stoacılık olarak bildiğimiz düşünce akımını destekleyenler mesela buna biraz yan gözle bakarlar. Yani sırf haz duymak için tüm negatif düşünce ve duyguları yok saydığımızda, sürekli haz peşinde koştuğumuzda “arzularımızın esiri olduğumuzu” söylerler. Bu nedenle de kısa süreli hazlar yüzünden asıl önemli olan uzun süreli hedeflerimizden ve bu hedeflere bizi götürecek disiplinden feragat ettiğimizi söylerler.

Fakat yine de hedonist mutluluğa da öcü gibi bakmamak gerekir. Kimi zaman gerçekten tüm negatifliği bir kenara bırakıp, uzak durup anlık zevkleri kovalamak çok yardımcı olabilir. Burada bahsettiğimiz bir denge aslında.

Peki şimdi uzun süreli, kalıcı mutluluğa gelirsek. Mesela “neden” sorusunu sormadan. Neden yaşıyorum sorusunun cevabını almadan, belirli bir hedefimiz, belirli bir amacımız olmadan, hayatımızda büyük değişiklikler yapmadan, rutini bozmadan, kişisel gelişimimize yatırım yapmadan, kendimizi gerçekleştirmeden, gerçekten mutlu olabilir miyiz?

Kısa bir cevabı var. Hayır.

Bugün karşılaştığımız “mutluluk” hikayeleri de tam olarak bunun eksikliğini yaşıyor ve yığınla yanlış mesaj içeriyor o nedenle. Kimse kendini gerçekleştirmekten, kişisel gelişimden ya da “amaçtan” veya anlam arayışından bahsetmiyor.

İşte burada “ödomanik” mutluluk devreye giriyor ve “iyi ve mutlu bir yaşam” nedir sorusuna daha kapsamlı bir cevap sunuyor.

Elbette tartışmaya açık olsa bile çok uzun süredir yapılan araştırmalar, anketler ve vaka çalışmaları sonrasında ödomanik mutluluğun 6 temel unsura dayandığı görüşü hakimdir.

 Bunlar da şu şekilde:

İlki otonomi yani bağımsızlık. Başkalarının fikirlerini çok az umursayan, hayatta kendi yolunu çizmeyi başarmış ve bu yolu yürümekten korkmayan insandan bahsediyoruz.

Bir diğeri ise kendini kabullenme. Artıları veya eksileri ile. Güçlü ve zayıf yolları ile kendini kabul etmiş ve sürekli olarak kendini geliştirmenin yollarını aramak.

Üçüncüsü “amaç”. Yaşamın bir amacı olmasından bahsediyoruz. Ufak, geçici hazların ötesine geçen, tüm kararlarınızı ve eylemlerinizi yönlendiren, bir rehber gibi ışık tutan bir amaç, bir anlam bulmaktan.

Dördüncüsü ise kişisel gelişim. asıl potansiyelini keşfetme ihtiyacından bahsediyoruz. Ve bunu kullanarak bahsettiğimiz yaşamdaki amacınızı kovalamaktan.

Bir diğeri ise “kontroldür”. İçsel beceriler ve dış kaynakları kullanarak gerektiğinde ortamını değiştirmek, manipüle etmek ve hayatında olan bitenin kontrolünü elinde bulundurmak.

Ve son olarak “pozitif ilişkiler”. Sizin ihtiyaçlarınız, arzularınız ve hayata bakış açınızı paylaşan, yaşam amacı olan insanlarla, sizi pozitif etkileyecek insanlarla ilişki kurmaktan bahsediyoruz.

Tüm bunları genel çerçevede kendinizde görebiliyorsanız mutluluğa, kalıcı, sürekli mutluluğa çok yakınsınız demektir.

Anlayacağınız üzere bu açıdan baktığımızda daha kapsamlı bir “asıl mutluluk” tanımı çıkıyor karşımıza.

Bahsettiğimiz gibi maalesef bu kadar hızlı değişen bir dünyada ihtiyacımız olmayan şeyleri karşılamak, istemediğimiz mutluluk koşturmacalarına katılmak, aslında bizi mutlu etmeyen geçici amaçlara takılıp kalmak durumunda kalıyor ve kendimizi dinlemeye pek vaktimiz olmayabiliyor. Farkına vardığımızda da kimi zaman çok geç kalmış olabiliyoruz. Asıl, uzun süreli mutluluğa gizi götürecek disiplin ve öz-denetimi de göz ardı edebiliyoruz.

O nedenle artık yavaş yavaş araştırmacılar bu tip “ihmal edilen” kavramlara daha fazla eğilmeye ve kişisel yetenekler ve potansiyelin gerçekleştirilmesinin önemine daha fazla vurgu yapmaya başladılar.

Bununla birlikte bu tip, ödomanik yaklaşımın sadece bizim için değil, mesleki gelişim, kişisel gelişim ve genel çerçevede aile ilişkileri ve toplum için de en doğrusu olduğuna inanıyorlar.

Yani mutluluk dediğimiz şey öyle basitçe “budur” diyebileceğimiz bir şey değil. Çok çok farklı yönleri ve katmanları olan bir olgu.

Genel anlamda uzun süreli bir anlam arayışı ve uzun süreli mutluluğu kovalamak gerekse de kimi zaman genel ruh durumunuzun da iyiliği için anlık zevkleri de ihmal etmemek gerekiyor.

Yani hem hedonik hem de ödomanik mutluluğun bir dengesini bulmak gerekiyor. Biri olmadan diğerinin de pek anlamı kalmıyor aslında.

Benim söylemek istediğimse hedonik, anlık hazları hepimiz biliyoruz, şimdi zaman biraz da kendinize, genel mutluluğunuza ve refahınıza yatırım yapma vaktidir.

Parayla mutluluk olmaz klişesini de bir tarafa bırakıp, genel refahınız açısından bunun da önemini anlayıp özellikle yeteneklerinize, kendinize de zaman ayırmanız gerekiyor. Kendinize yatırım yapmanız. Yeteneklerinizi keşfetmeniz, yeni yetenekler edinmeniz. Sürekli kendinizi geliştirmeniz.

Özetle, özellikle kendinizin daha da farkında olduğunuz, bilinç düzeyi yüksek, tüm özellikleriniz ile insan olduğunuz için, iyisi ve kötüsü ile kendinizi kabul ettiğiniz, bir amacı olan, etrafınızda birlikte büyüyebileceğiniz, yükselebileceğiniz insanların bulunduğu bir hayat yaşamanız dileği ile.

Her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler…

“Gerçek Mutluluk Nedir? – Hedonizm ve Eudaimonia” için bir yorum

  1. Galaksinin Batı Sarmal Kolu’nun bir ucunda, haritası bile çıkarılmamış ücra bir köşede, gözlerden uzak, küçük ve sarı bir güneş vardır. Bu güneşin yörüngesinde, kabaca yüz kırk sekiz milyon kilometre uzağında, tamamıyla önemsiz ve mavi-yeşil renkli, küçük bir gezegen döner. Gezegenin maymun soyundan gelen canlıları öyle ilkeldir ki dijital kol saatinin hala çok etkileyici bir buluş olduğunu düşünürler. Bu gezegenin şöyle bir sorunu vardı, daha doğrusu eskiden vardı: Üzerinde yaşayan halkın büyük bölümü çoğu zaman mutsuzdu. Bu sorun için pek çok çözüm önerilmişti, ama bunların çoğu genellikle yeşil renkli küçük kâğıt parçalarının hareketleriyle ilgiliydi. Bu da tuhaftı, çünkü aslında mutsuz olanlar yeşil renkli küçük kâğıt parçaları değildi. Bu nedenle sorun varlığını sürdürdü; halkın çoğunun durumu kötüydü ve onların büyük bölümüyse sefildi, dijital kol saatleri olanlar bile. Her şeyden önce, ağaçlardan inmekle büyük bir hata ettiklerini düşünenlerin sayısı gün geçtikçe artıyordu. Bazıları ağaçlara çıkmanın bile yanlış bir hamle olduğunu ve hiç kimsenin okyanuslardan asla ayrılmamış olması gerektiğini söylüyordu.
    -Douglas Adams, Otostopçunun Galaksi Rehberi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir