Featured Video Play Icon

Dünyada Yaşam Nasıl Başladı?

AMFİBOLİT!

Durun. Yabancı bir kanala bağlanmadınız. BebarBilim’deyiz.

Ama Amfibolit’ten bahsedeceğiz.

Metamorfik yani Başkalaşım geçirmiş kayaçlardan.

Ve ardından kıtalardan, sudan, okyanustan, sıcak bir gölde ortaya çıkan ilk yaşam formlarından…

Sonrası… Sonrasına bakalım hadi birlikte…

Önceki videoda konuştuk. Bir toz bulutunda toz taneleri bir araya gelerek gezegenimizi oluşturmuştu.

Sonra sonu gelmeyen meteor yağmurları.  Ardından Theia isimli bir başka gök cismi gelip dünyamıza çarpmış ama bu felaket sonunda dünya tam da olması gereken açıyla güneş yörüngesine yerleşmiş ve daha da güzeli uydumuz ay bu toz bulutundan meydana gelmişti. Ama dünyada hala bir şeyler eksikti. Kıtalar ve okyanuslar…

Amfibolitler diyorduk. Dünyanın kara parçasını oluşturan kayaçların bir bölümünü bunlar oluşturur.

Bunlar genellikle derinlerde, yüksek ısı ve yüksek basınç şartlarında oluşan volkanik lav kaynaklı başkalaşım geçirmiş oluşumlarıdır.

O nedenle bu kayaçların eski olduğunu biliyoruz. Bayağı eski. Ama Kanada’da keşfedilen bir amfibolit kayaç oluşumu bilinen tüm kayalardan çok farklı bir görüntüye sahipti. İçindeki mineraller. Kimyası. Garipti.

  Bu kayaçtan örnekler alan jeologlar radyometrik tarihleme yöntemi ile bu kayaların tarihini incelemeye karar veriyor haliyle.

Bakıyorlar. Yanlış olabilir diyorlar. Bir daha. Bir daha…

Ama yok. Doğruydu. Bu kaya parçası tam 4.28 milyar yaşındaydı. Yani dünyanın oluşumundan sadece 200 milyon yıl kadar sonra oluşmuştu. Yani Kanada’daki bu kayaçların üzerinde yürüdüğünüzü bir düşünün. Neredeyse dünyanın oluşumuna tanıklık ediyorsunuz. Gerçi çok uzağa gitmenize gerek yok. İstanbul Üniversitesi Jeoloji Müzesinde bu bölgeden alınan taş örnekleri mevcut. Bir gidip görmekte fayda var.

Neyse. İşte elimizde dünyada bulunmuş en eski kaya örneklerinden biri duruyordu. Peki bu bize ne anlatıyor. Bu şu anlama geliyor. Dünyanın kıtaları, kara parçası aslında neredeyse dünya ile birlikte oluşmuştu… Çok gecikmemişti bu halini almaya başlaması.

Fakat işin çarpıcı kısmı burası değil. Şimdi sıkı durun.

Bu kayaçları inceleyen bilim insanları çok çok acayip bir şey keşfediyor.

Şimdi. Bir kaya oluşurken oluştuğu ortamla ilgili bilgileri de taşır. Kimyasal oluşumuna bakarsanız nasıl bir çevrede oluştuğunu çok rahat anlayabilirsiniz.

İşte Kanada’da keşfedilen bu amfibolitlerin kimyasal oluşumunu inceleyen bilim insanları ne keşfetti biliyor musunuz?

Sonuçlara göre. Bu kayaçlar oluştuğunda dünyada sadece kıtalar oluşmamıştı. Bu kayaçların oluştuğu yerde su da vardı. Bu kayaçların kimyasal bileşimi bize bu kayaçların su altında oluştuğunu anlatıyordu.

4.28 milyar yıl önce. Dünyamızda. Su. Okyanuslar. Vardı!

Bunu da yine bu bölgede keşfedilen kayaçlarda bulunan Şeritli ya da Bantlı Demir Oluşumları adı verilen bir tür kayaçtan anlıyoruz. Çünkü bu kayaçlarda bulunan ve doğal olarak oluşan en manyetik minerallerden olan Manyetit isimli mineral çoğunlukla su bulunan ortamlarda oluşmaktadır.

Yani Dünya oluşumundan birkaç yüzyıl içinde hem bir kıtaya hem de okyanuslara sahipti.

Ama buradaki milyon dolarlık soru şu: su nereden geldi?

Bugün dünyanın %71’ini oluşturan su nasıl oldu da bu seviyeye ulaştı? Kayalardan oluşan bir gezegende. Bir dönem binlerce derece sıcaklığa sahip olmuş bir yerde hem de?

Bu milyon dolarlık sorunun cevabını da bize yine uzayın derinlikleri verecekti. Bir meteor. Ne ararsak meteorlarda buluyoruz sanki. Cevap hep orada bir yerde.

İşte 30 yıl kadar önce dünyamıza düşen bir meteorun analizleri sonucunda meteorun içinde bildiğiniz tuz bulunduğu anlaşılıyor. Sofrada kullandığımız tuz hani.

Bu tuz tanelerine daha da yakından bakıyor bilim insanları. Mikroskop altında inceliyorlar. Bir şey bulmak amacıyla değil bu arada. Standart analiz.

Ama yakınlaştıkça bu tuz kristallerinin içinde bir hareket görüyorlar.

Ve anlaşılıyor ki bu hareket ufak, çok ufak bir su damlasıydı. Bir tuz kristalinin içinde bulunan minik bir su damlası.

Bunun yanında yine bu meteoru ve içindeki tuz kristallerini radyometrik tarihleme ile incelediklerine 4.5 milyar yaşında olduğunu da öğreniyorlar. Yani içindeki su en az bu kadar eski olmalıydı. Yani su da gezegenimizle birlikte, o toz bulutunda hidrojen ve oksijen atomları yeterince zaman geçirdikleri için bağ oluşturmuştu. Yani su en başından beri vardı…

O nedenle bu bulgu bize şunu söylüyor. Tek teori bu olmasa bile en geçerli teorilerden birisi bu. Suyu bize yine meteorlar getirdi… Dünyanın maruz kaldığı meteor yağmurunun boyutunu hayal bile edemeyiz demiştik önceki videoda. İşte bu meteorlar yine suyu da beraberinde getirmişti. İşte başka geçerli bir teori de aslında dünya oluştuğunda su zaten mevcuttu diyor. Burada bir tek dünyanın bir noktada radyoaktivite nedeniyle bir alev topuna döndüğü bir dönemde bu suyun buharlaşmış olma ihtimali bu teoriyi biraz zora sokuyor. O nedenle takip eden yüzmilyonlarca yılda dünyaya düşen meteorların suyu getirmiş olabileceği daha güçlü bir teori gibi…

Peki. Şimdi bir dönüp bakarsak… Birkaç yüzmilyon yıl içinde dünyamızda kara parçaları ve su bulunuyordu. Yörünge ve sıcaklık olarak da stabil hale gelmeye başlamıştı. Ama hala bugünkü halinden çok çok uzak. Çünkü dünyanın evrimine baktığınızda dünyayı bugünkü dünya haline getiren en önemli unsur hala ortada yoktu.

Yaşam… Ortada yoktu.

O halde bu sefer milyar dolarlık soruya geldik…

Yaşam mucizesi bu ortamda nasıl ortaya çıkabildi? Yaşam. Nasıl başladı?

Çünkü yaşam olmadan kömür, petrol, doğalgazdan bahsedemeyiz… Dünyanın coğrafyasını kökünden değiştiren yaşam olmadan bildiğimiz yaşam olmayan kurak gezegenlerden hiçbir farkımız olmazdı.

Fakat bunu, yani yaşamın kaynağını bulmak gerçekten hiç ama hiç kolay olmayacaktı.

Ama elbette bir yerden bir cevap gelecekti bir şekilde.

Tahmin edin nereden ve nasıl gelecekti bu cevap?

Evet. Yine bir meteor getirecekti bize bu cevabı.

1969’da Meksika’ya düşen bir meteor.

Bu meteor da haliyle analiz ediliyor.

Ve ilk analizde müthiş bir bulgu yakalıyor bilim insanları.

Bu meteorun içinde az miktarda amino asit bulunuyordu.

Amino asitler ise proteinlerin yapıtaşıdır. Protein dediğimiz ise hayatın. Dünyada yaşayan her şeyde ama her şeyde. Bitkilerde, hayvanlarda… Aminoasitler bulunuyor. Yani bunlar olmadan yaşamdan da bahsedemezdik.

Yani yaşamın yapıtaşlarından birini taşıyordu bu meteor.

Bu bulgudan önce bilim insanları aminoasitlerin dünya üzerinde kimyasal reaksiyonlarla oluştuğunu düşünüyordu. Dünya üzerindeki sıcak su birikintilerinde şimşeklerin neden olduğu elektrik akımı ile başlatılan kimyasal tepkimelerle. İşte bu bulgu tüm bunları ve tüm algıyı değiştirecekti.

Yaşamın yapıtaşı uzaydan gelmişti…

Ve işte yaşamı da başlatacak olan bu uzaylılardı…

Ama hala sorumuz cevaplanmış değil.

Yaşam nasıl başladı? İlk nerede başladı? Nasıl bir yaşam formundan bahsediyoruz?

Puzzle’ın son parçası eksikti.

Oksijen eksikti bir kere.

Ve bundan 3.5 milyar yıl öncesine kadar da olmayacaktı. Evet su vardı ancak dünyanın atmosferi inanılmaz dengesizdi ve çoğunlukla karbondioksit, sülfür, sülfürik asit ve azottan oluşuyordu ve çok çetin şartlar nedeniyle ancak 3.5 milyar yıl önce belli bir dengeye oturacaktı. Oksijenle dolmaya başlaması da işte bu döneme denk gelecekti.

STROMATOLİTLER sayesinde…

Stromatolitler. Daha önce duydunuz mu bilmiyorum ama bundan sonra unutmamanız gerekiyor. Çünkü bunlar dünyada bulunmuş en ilkel ve ilk yaşam formlarıdır. Milyonlarca mikroskobik organizmadan oluşmaktadırlar ve işte az önce de bahsettiğim gibi 3.5 milyar yıldır varlar…

 Ve bu stromatolitler de yine öncesinde suda çokça bulunan çok önemli mikroplardan oluşmuştur. Siyanobakterilerden. Siyanobakteri dediğimiz bakteriler de işte bu stromatolitleri oluşturarak dünyanın kaderini değiştireceklerdi. Çünkü çok çok önemli bir yeteneğe sahiplerdi.

Oksijen üretebiliyorlardı.

Burada da gördüğünüz gibi. Oksijen üreten birer fabrika gibi her biri. Bu su baloncukları siyanobakterilerin oluşturduğu oksijenler. Önce suya, oradan da buharlaşma ile atmosfere doğru yol alıyorlar.

Bu bakterilerden önce de bizim alışık olmadığımız, sülfürden enerji alan yaşam formları da mevcuttu ve işte siyanobakterinin ürettiği oksijen inanılmaz zehirliydi. O nedenle dünyayı kökünden değiştirerek milyonlarca yıl boyunca trilyonlarca ton oksijeni atmosfere yayarak bugün soluduğumuz oksijeni üretiyorlardı.

Oksijenle dolan atmosfer de artık dünyada yaşamın oluşması için artık her şey hazırdı.

Dünyanın coğrafyası kökünden değişecek, bitkiler tüm kara oluşumunu kaplayacak ve milyarlarca yıl içinde bugün kıtaların altını kaplayan organik kalıntılara dönüşecekti.

Fakat herkesin aklında bir soru olduğunu da biliyorum. Stromatolitler, siyanobakterilerden oluşuyor biliyoruz. Organik oluşumlar. Peki bunlar nasıl oluştu? İnorganik maddelerden organik maddeler nasıl ortaya çıktı?

Net bir cevabı olmayan sorular bunlar ancak birkaç teori ve hatta birkaç deney mevcut. Bu kısmına ise sizin karar vermenizi istiyorum. Ödev gibi düşünün. Bahsedeceğim birkaç teoriyi ve deneyi inceledikten sonra yorumlarda konuşalım, tartışalım ne dersiniz?

Bunlardan bazıları şunlar:

Miller Deneyleri, Derin deniz sıcak su kaynağı teorisi, Fox deneyleri, Eigen hipotezi ve Wachtershauser’in hipotezi…

Araştırma ruhumuzu kaybetmeyelim istiyorum. O nedenle kimi videolarda bu tip araştırma ödevleri verebilirim. Tabi siz de bu fikri sevdiyseniz?

Fakat özetlemek gerekirse dünyamızın hikayesi bu. Bildiğimiz kadarıyla bu… “Bildiğimiz kadarıyla” demeyi bilime çok yakıştırıyorum. Çünkü yarın çok başka bir yerden çok başka bir kanıt tüm bildiklerimizi yalanlarsa bilim insanları “hayır ben böyle bilmiyordum o yüzden kabul etmiyorum” demez. Hiç düşünmeden yıllarca sürdürdüğü çalışmaları çöpe atarak yeni bulgularla hayatına devam edebilir. Bilimin de olması, izlemesi gereken yol tam olarak budur.

Bizim için de böyle olmalıdır bu. Ne olursa olsun, ilişkilerimizde, kendi hayatımızda bildiklerimiz yanlış çıkabilir, ya da bir kere daha düşünmemiz gerekebilir. En önemlisi bir konuda fikrimiz bile olmayabilir. İşte bu noktada “bilmiyorum ama öğrenmek istiyorum” diyebilmek çok önemlidir. Çünkü bilmediğini kabul etmeyen insanın ilerleyebilecek bir santim bile yolu yoktur.

Öğrenmekten, araştırmaktan, araştırmacı ruhunuzu beslemekten vazgeçmeyin…

Öğrenin ve en önemlisi öğretin… Ancak bu şekilde birlikte bir yere varabiliriz.

Ve her zaman olduğu gibi.

Tekrar görüşene dek.

İyi ki varsınız.

Sevgiler.

Kaynaklar:

http://www.bbc.com/earth/story/20161026-the-secret-of-how-life-on-earth-began

https://science.nasa.gov/solar-system/big-questions/how-did-life-begin-and-evolve-earth-and-has-it-evolved-elsewhere-solar-system

https://www.sciencedaily.com/releases/2019/08/190801093310.htm

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir