Değiştiremeyeceğimiz bir gerçek var. Hepimiz. Öleceğiz. Biraz sert başladık biliyorum. Ama. Ölüm, yaşam için ödememiz gereken bir bedel. İnsanlık bu gerçeğin de gayet farkında. Fakat bu düşünce ile pek barışmış diyemeyiz. O nedenle bir taraftan mümkün olduğunca ertelemek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Tarihe baktığımızda da ortalama yaşam süresi bakımından bu süreyi çok iyi bir seviyeye çıkarabildik. Ama tabi yine tarihe baktığımızda bunu sonsuza çekmek isteyen efsaneler ve hikayeler görürüz. Ölümsüzlükten bahsediyoruz. Sonsuza dek yaşamaktan. Peki bu mümkün mü? İnsan ölümsüz olabilir mi?
Belki de soruyu biraz değiştirerek sormak gerekiyor. Ölümsüzlük ne demek? Ölümsüzlük yolunda tabi önümüzdeki en büyük engel yaşlanmak. Bu çok zor gibi görünse de doğada bazı hayvanlar bu sorunu çözmüş gibi görünüyor. Yani biyolojik olarak imkansız değil.
Hidralarda olduğu gibi. Bu minik tatlısu polipleri özünde çok hücreli hayvanlar arasında en ilkel yapıya sahip olan canlılardır. Ama asıl ilginç özellikleri yaşlanmamaları. Evet. Hidralar temelde hücreler yaşlandıkça sürekli bölünerek yeni hücre üreten kök hücrelerinden oluşurlar. Sürekli gerçekleşen yeni hücre akışı sayesinde de hidralar kendilerini tamamen yenileyerek sürekli genç kalabiliyorlar. Şöyle söyleyelim. müthiş bir yenilenme yeteneği vardır. Hidraları neredeyse kaç parçaya bölerseniz bölün, her bir parçasından yeni hidralar oluşur. Yani normal şartlarda ölümsüzler diyebiliriz hidralar için.
Fakat burada şunu unutmamak lazım. Hidralar ortalama 10 mm uzunluğunda ve organları olmayan canlılar. İnsanlar için bu imkansız. Bizim bedenimiz inanılmaz karmaşık bir yapıya sahip. Evet. İnsanlarda da kök hücreler bulunur, bu hücreler yenilenebilir ve hatta karaciğer gibi organları yeniden üretebilme özelliğine de sahiptir. Fakat tüm bedenimiz hidralar gibi bu hücrelerden oluşmuyor.
Zira insan bedeninin sadece bölünüp yeni hücre üretmekten başka şeyler de yapan hücrelere de ihtiyacı var. Örneğin alyuvarlarımız yani kırmızı kan hücrelerimiz bedenimizde oksijeni taşıma görevini üstlenirler. Yığınla farklı göreve atanmış çok farklı hücrelerimiz mevcut. Bu görevlerini yürütürken de hücrelerimiz bölünme özelliğini kaybederler ve bir anlamda yaşlanırlar. Onlarla birlikte biz de yaşlanırız.
Tabi hidralar gibi bu yorgun hücrelerden kurtulma şansımız da yok. Çünkü son ana kadar onlara ihtiyacımız da var. Mesela beynimizde nöronlar bilgi akışını sağlarlar. Bunları yenilemek işimize gelmez çünkü bu durumda hiçbir şey hatırlayamayız. Bu evrimsel açıdan da yok oluşumuz anlamına gelirdi zaten. Ama tabi doğada bulunan bu özelliği belki hücrelerin de daha sağlıklı yaşlanmasını sağlamak için kullanabiliriz. Fonksiyonlarını daha uzun süre daha üstün bir performansla yürütmelerini sağlayabiliriz. Yine de evet… Bu tip bir biyolojik ölümsüzlük bizim için imkansız.
Guiness Rekorlar Kitabına göre bu zamana kadar yaşamış, tabi kayıtlara göre en yaşlı insan 1997 yılında 122 yaşında ölen Jeanne Calment isimli bir fransızdı. Nature Communications dergisinde 2021 yılında yapılan bir araştırmaya göre de [https://www.nature.com/articles/s41467-021-23014-1] insanlar maksimum 120 ila 150 yaşına kadar yaşayabilir. Bunu insan bedeninin herhangi bir hastalıktan iyileşmesinin mümkün olduğu son eşik olarak düşünebiliriz. Bu yaşın sonrasında bu özelliğimizi tamamen yitiriyoruz. Bunun ötesine geçebilmek için işte hücrelerin yaşlanmasını durdurmak ve hastalıklardan tamamen korunmak gerekiyor.
Bunun için umut vadeden alanlardan biri nanoteknoloji. Nanoteknoloji 100 nanometreden küçük parçacıkların düzenlenmesi, değiştirilmesi ve kullanılması ile ilgilenen bir alandır. Bu boyutta robotlar yapılarak insan bedeninde kan akışı ile hücre hasarının olduğu bölgeler onarılabilir. Buna yönelik birçok çalışma da şu an için devam ediyor.
Tabi bu minik robotlar Melbourne Üniversitesindeki bir araştırmaya [https://blogs.unimelb.edu.au/sciencecommunication/2020/10/08/tiny-robots-may-help-you-live-longer/ ] göre kanser gibi bazı hastalıkların tedavisinde de devrim yaratabilirler. Bunun için hasarın olduğu bölgede kanserli hücreleri temizleyebilirler.
Ama tabi sorumuz hala ortada. İnsan bedeninin yaşlanmasını yavaşlatmak hatta durdurmak bile ölümsüzlük için yeterli değil. Hidralara bakalım isterseniz. Evet yaşlanmıyorlar ve evet inanılmaz bir yenilenme yetenekleri var. Ama hala ölüyorlar. Diğer canlılar tarafından yeniyorlar, çevresel değişikliklere karşı çok duyarlılar, ciddi değişimlerde yok oluyorlar ve bulundukları su birikintisi donduğunda da. Ölüyorlar.
Evet bizim avcılarımız pek yok ancak bedenlerimiz kazalara, çevresel etkilere vs. çok dayanıklı değil. O nedenle başta da sorduğum soruya tekrar dönebiliriz. Ölümsüzlük ne demek? Kendi bedenimizde, olduğumuz haliyle mümkün değil. Bunu söyleyebiliriz. Bize benliğimizi devam ettirecek farklı bir “beden” gerekiyor. Bunun cevabı da. Evet. Teknolojide…
Gelecek geliyor. Ve teknolojik gelişmenin geleceğinde uzmanlara göre iki önemli aşama bizi bekliyor. Bunun ilki singularity. Yani tekillik. Tekillikten kastedilen temel olarak şu. Kendini yeniden tasarlayan ve her geçen gün daha da akıllı hale gelerek bir noktada insan zekasını her anlamda alt edecek olan bir yapay zeka tasarımı. Bu nokta işte tekilliğe ulaştığımız nokta. İkinci aşama ise sanal ölümsüzlük. Bu da en basit haliyle beynimizi tarayarak biyolojik olmayan, bilgisayar gibi bir ortama aktarmaktan ibaret. Tabi özellikle bu ikincisi için ön şart beynin deşifre edilmesi.
Buna yönelik en çarpıcı çalışmalardan biri bir tür solucanın beyninin tamamen haritalandığı, OpenWorm isimli bir projeydi [https://www.smithsonianmag.com/smart-news/weve-put-worms-mind-lego-robot-body-180953399/]. Daha önce organik bir LEGO robottan bahsettiğim bir video yayınlamıştım. İşte bu projede de bu solucanın beyin haritası bir yazılımda yeniden oluşturularak sinirsel bağlantılar bu yazılımda taklit edilmiş ve yine bir LEGO robota yüklenmişti. Bu robot çalıştırıldığında ne yapmıştı peki? Evet. Bir solucan gibi hareket etmeye başlamıştı.
Tabi bir sorun var. Bu solucanların beyninde sadece 300 kadar nöron mevcut. İnsan beyninde 86 milyar… Yani işimiz zor. Fakat işte gelecekte bizi bekleyen iki aşama dedik ya. Yapay zeka bu konuyu da bizden alabilir. O tekilliğe ulaşmadan bile insan beyninin haritalanmasını bizim yerimize makineler yapabilir. Büyük ihtimalle yapacaktır da… İşte bu nokta çok acayip bir nokta olacak. Tabi büyük ihtimalle, en azından ben bir lego robota yüklenmek istemezdim. Bunun için en çılgın olasılığı Matrix bize zamanında sunmuştu. Bir dijital ikiz ile tamamen dijital bir evrende yaşama sonsuza dek yaşama fikri kimileri için daha cezbedici olabilir.
Zira aşamaları bir düşündüğümüzde insan beyninin haritalanması ve bir yazılıma dönüştürülmesi sonrasında internete bağlanması, çok hızlı bir şekilde gerçekleşecektir. Anlayacağınız ölümsüzlük, en azından bir vampir gibi biyolojik bedende binlerce yıl yaşama fikri imkansız. Buna ulaşmak için biyolojiyi bir tarafa bırakmamız gerekecek. Bahsettiklerimiz tabi çok uzun bir geleceğin konusu fakat şu noktada durup bu ihtimallerin bizi nasıl hissettirdiğini konuşmamız gerekiyor. Siz. Nasıl hissediyorsunuz? Heyecan mı duyuyorsunuz? Korkuyor musunuz? Buna cevap vermeden şunu da konuşalım isterseniz.
Bilinciniz dijitalleştiğinde gerçekten “siz” olduğunuz haliyle “siz” mi ölümsüz olacaksınız yoksa sizin başka bir versiyonunuz, başka biri mi olacak bu? Bu noktada Artificial You: AI and the Future of Your Mind kitabının yazarı Susan Schneider’ın yine bu kitapta ele aldığı bir düşünce deneyine bakalım. Bu deneyde bilincimizin bilgisayara yüklenmesi süreci ele alınıyor. Soru basit. Bu yükleme sonrasında diyelim ki siz hala hayattasınız. O zaman oraya aktardığınız dijital kopyanız… Siz olamazsınız. Siz. Hala buradasınız. Biyolojik bedeninizde. Son kullanma tarihini bekleyen. Bunun üzerine düşününce… Galiba kolay değil.
Son kullanma tarihimizi uzatmak. Pek mümkün değil gibi. Tabi buna alternatif sunanlar da var. Yavaş yavaş insan beynini çiplerle değiştirerek kademeli bir şekilde bir cyborg’a dönüşme fikri. Ama bunun da intihardan pek farkı olduğunu söylemek zor gerçekten. O yüzden bakış açımızı biraz değiştirmemiz gerekiyor. Burada soru ölümsüzlükten de çıkıyor aslında. Kim olduğumuzdan, benliğimizden ve bilincimizden bahsetmemiz gerekiyor.
Dijitale beynimizin bir haritasını aktarmak oradaki dijital kopyamızın bizim sahip olduğumuz anlamı ile bilinçli olmasını sağlar mı? Ya da düşünce deneyinde olduğu gibi. Biz hala yaşıyor olacaksak. Bir kopyamızı oluşturmamızın ne anlamı olacak? Tüm bu sorular her biri ayrı bir tartışma konusu. O nedenle bunlarla ilgili yorumlarınızı merak ediyorum. Bana göre ise gelecekle ilgili tüm olasılıklar, daha uzun ve sağlıklı yaşamak, biyoteknoloji sayesinde yeteneklerimizi geliştirmek… Hepsi harika olasılıklar. Fakat tüm bunlara çok fazla odaklanıp şunu unutmamak gerekiyor. Ölümsüzlük ne demek demiştim ya?
Bana kalırsa arkamızda bırakacağımız miras… Hem kişisel olarak hem de gelecek nesillere bırakacağımız dünya… Birlikte kuracağımız, savaşlardan, kavgalardan uzak, sadece bugünü değil, gelecek nesilleri de düşünerek bıraktığımız temiz bir dünya ve bunun kurulması sırasında koyduğumuz her bir tuğla bizi ölümsüz kılacaktır. Asıl ölümsüzlük budur.




