Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Yaşam ve Doğa

Buz Devrinden Nasıl Sağ Çıktık?

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 30 Ekim 2022 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Soğuk. O kadar soğuk ki… Hep soğuk oldu zaten. Doğduğunuzdan beri kar ve buz dışında bir şey görmediniz. Ama sanki gittikçe daha da soğuyor. Sağdan soldan bulduğunuz çalı çırpıyla ısıttığınız mağara da ısınmıyor artık. Üstelik en son ne zaman bir şey yediğinizi hatırlamıyorsunuz. Mağaranın bir köşesinde zula yaptığınız yiyecekler biteli zaten çok oldu. Artık bir şeyler yapmanız gerekiyor. Kendiniz için olmasa bile çocuklarınız, onların anneleri, evcilleştirdiğiniz hayvanlarınız için. Ateşin başından ayrılıp o soğukla savaşmanız ve aileniz için yemek bulmanız gerekiyor.

Bir cesaretle kalkıp mağaranın girişine doğru yürüyorsunuz. Siz yürüdükçe kar fırtınasının sesi de yükseliyor. Dün de böyleydi, ondan önceki gün de… En son ne zaman böyle değildi? Hatırlamıyorsunuz. O yüzden beklemenin anlamı yok. Bir ağacı yontarak yaptığınız mızrağınızı ve bir ayı ile savaşınızdan kalan ganimeti, ayı postunu geçiriyorsunuz üstünüze. Atıyorsunuz kendinizi fırtınanın ortasına. Evcilleştirdiğiniz kurt da peşiniz sıra geliyor. Göz gözü görmüyor. Nereye gittiğinizi bile bilmiyorsunuz. Derken ufukta bir hareket görüyorsunuz. Evet. Bir geyik bu. Belki de ailenizin son şansı.

Türünüzün devamı, bu kara kışı atlatma umudunuzun son kırıntısı. Odaklanıyorsunuz. Küçük adımlarla yaklaşıyorsunuz. O kadar odaklanıyorsunuz ki fırtınanın sesini de duymaz, soğuğu hissetmez oluyorsunuz. Sadece derin derin aldığınız nefesin sesi ve soğuktan ağzınızdan çıkan buharın görüntüsü var. Bir adım daha… Bir adım daha… Geyik sizi fark ettiğinde artık çok geç. Aileniz için, çocuklarınız için, kendiniz için, tüm insanlık için atlıyorsunuz geyiğin üstüne. Kalan son gücünüzle alt ediyorsunuz geyiği. Sırtlayıp getiriyorsunuz mağaranıza… Ve bu sayede biz hayattayız. Sizin sayenizde insan, homo sapiens sapiens bir kışı daha atlatıyor…

Kış da değil bu… Siz farkında değilsiniz ama bir buz çağını atlatıyorsunuz. … O her şeye rağmen hayatta kalmayı beceren atalarımızdan birinin hikayesi bu. Yazılı kayıtlarda bulamayız belki bu hikayeleri ama binlerce, onbinlercesinin yaşandığına emin olabiliriz. Hayatta kalmaya çalışırken kalem kağıt alıp günlük tutmalarını bekleyemeyiz sonuçta değil mi? Neyse… Yıl olmuş 2022… Takvimler, takvim sistemleri, bizi bayağı yanıltabiliyor… Geçtiğimiz yılbaşına özel bir bölüm yayınlamıştık Hiçbir Şey Tesadüf Değil’de. Tarihte Yaşanabilecek En İyi Zaman diye. Orada bunu detaylıca anlatmıştım. Orada da söylediğim gibi.

Zaman algımız, malum, çok sıkıntılı… 1990’lar bile antik tarih gibi geliyor bazılarımıza. Ama. Biz 100 değil, 500 değil, 2022 değil… Neredeyse 300.000 yıldır buralardayız… 300.000 yıldır dolanıyoruz bu soluk mavi nokta üzerinde… Kendi ömrünüzde yaşadıklarınızı düşünün. Son 10 yılda yaşananları… 100 yılda, bilimsel devrimlerden sonrasında, son 400 yılda, 1000 yılda… Şimdi bunu 300.000 yıla yayın. Neler, neler yaşadık. Neler gördük. Ne yıkımlar, ne felaketler, ne “kıtlıklar”, ne soğuklar gördük… Evet. Çok soğudu hava. Öyle birkaç gün değil. Yüzlerce, binlerce yıl süren soğuklardan sağ çıktık bir şekilde.

Bu ortama dayanamayan sayısız akrabamız yok oldu gitti. Biz dayandık ama. Çok dayanıklıyız çok. Bugün işte o soğuklardan bahsedeceğiz. Yediğimiz ayazlardan… Başta anlattığım hikayedeki adamın ve daha da genel olarak homo sapiens sapiensin bu ayazlardan nasıl sağ çıktığından bahsedeceğiz… İnsan. Birçok şeye dayanma gücüne sahip. Öyle şartlara uyum sağlayabiliyoruz ki… Gerçekten inanılmaz. Özellikle 115.000 yıl kadar önce başlayan ve iniş çıkışlarla neredeyse 100.000 yıl kadar süren buz devri. Bizi bayağı zorlamıştı. Öyle ki homo erectus gibi aynı anda dünyayı paylaştığımız türlerin bu çağda veya hemen öncesinde nesli tükenmişti.

Ama detaylara girmeden önce isterseniz önce “buz devri” nedir onu bir tanımlayalım. Öncelikle dünyamızın çok uzun süre “soğuk” olması gerekiyor. Çok uzun sürelerden, milyonlarca yıldan bahsediyoruz. Bu süreç içerisinde de elbette yavaş yavaş gezegenimizin kabuğunun buz ile kaplanmasından. Bildiğimiz kadarıyla da dünya 4.6 milyar yıllık tarihinde görünüşe göre 5 büyük buz devri atlatmış. İlki 2 milyar yıl kadar önce yaşanmış ve 300 milyon yıl kadar sürmüştü. Sonuncusu ise 2.6 milyon yıl kadar önce başladı ve size garip bir şey söyleyeyim, biz hala teknik olarak bu buz çağının içerisindeyiz. Evet. Bir buz devri yaşıyoruz aslında.

Ama niye her yer buz değil? Zira şu anda yaşadığımız dönem buz devirlerinde yaşanan ve “interglacial”, buzullar arası dönem olarak bilinen bir dönem. Buz devirleri içerisinde yaşanan dalgalanmalardan bahsediyoruz. Ve bu dönem sıcaklıkların kısmen arttığı dönemlerdir. Buzullar arası dönemde sıcaklıklar artar, buzullar kısmen erir ve zirve yaptığı dönemlerde ise tekrar buzullanma yaşanır. Şu an için 11.000 yıl kadar önce başlayan “ısınma” döneminin içerisindeyiz aslında.

Ve bizim aklımıza gelen anlamı ile “buz devri” dediğimiz de aslında 115.000 yıl kadar önce başlayarak yine dalgalanmalarla 11.000 yıl kadar önce sona eren “zirve” dönemiydi. 11.000 yıl öncesine dikkat etmenizi istiyorum. Neye denk geliyor bu dönem? İlk yerleşimlere, medeniyetin doğuşuna… Evet. Ama biz bu döneme bakarsak tekrar zirve yaptığı dönemlerde Amerika ve Avrasya’nın çoğu buzullarla kaplıydı. İklim çok daha kuruydu ve deniz suyu buzullarda hapsolduğu için deniz seviyeleri çok daha düşüktü. Bitki örtüsü olarak stepler, bazı yerlerde yeşil düzlükler ve çöller yaygındı.

Bu dönemde yaşayan hayvanlar da çok yabancı değil. Boz ayılar vardı, kurtlar. Ama bugün olmayanlar da çoktu. Mamutlar, kılıç dişli kedigiller, dev tembel hayvanlar… Bu hayvanların yok oluşunda insanların avlanmasının etkisinin çok büyük olduğu düşünülüyordu. Yani evet. Bildiğiniz gibi 300.000 yıldır buralarda olduğumuz için bu gibi türlerle bayağı temasımız oldu ve tabi Afrika’dan yayılmaya başladıktan sonra da maruz kaldığımız iklimler de oldukça çeşitlendi.

Ortama baktığımızda bu dönemlerde dünyanın %30’undan fazlası buz ile kaplıydı. Sıcaklık ortalaması 7 santigrat derece civarındaydı. Antarktika zaten buzla kaplıyken, kuzey amerikanın tamamı ve avrasyanın kuzeyi, ki ülkemiz de buna dahil buzulların altındaydı. Yağmur yağışı bugünkü ortalamaların neredeyse yarısı düzeyindeydi ve bahsettiğimiz gibi Denisovanlar, Homo Erectuslar ve Neandertaller de belirli dönemlerde bizimle birlikte yaşıyorlardı bu süreçte. Ama bizim, homo sapienslerin bir avantajı vardı.

Denisovanlar ve homo erectuslar asyada ve neandertaller batı ve orta avrasyadayken biz afrikadaydık. O nedenle “biz nasıl hayatta kaldık” sorusunun cevaplarından biri de budur. Evet. Konum çok önemliydi. Diğer türler buz çağının yaklaşması ile yaşanan ani hava değişimlerine maruz kalmış ve yiyeceğe ve barınmaya ulaşımı çok zor hale gelmişti. Neandarteller için özellikle bazı araştırmacılar bu türün bildiğimiz donarak neslinin tükendiğini söylüyor. Bu iddialar tam olarak kanıtlanmış olmasa da yaşam şartlarının çok zorlaştığını söyleyebiliriz.

Kaldı ki Afrika’dan dünyaya yayılmaya başladıktan sonra Neandertallerle bir süre birlikte yaşamıştık ve bazı araştırmacılara göre ise kısıtlı yiyecek imkanları karşısında onların sonunu getirenin biz olmamız da büyük bir ihtimal. Fakat şimdi bu zor şartlarda hayatta kalmamızı sağlayan en önemli etkene gelelim. Hikayeler… Evet.

Birçok kaynağa göre bu dönemlerde homo sapiens, diğer akrabalarından çok daha kompleks bir dil geliştirmiş ve hatta akıcı bir şekilde konuşabiliyordu. Diğer türlerden bizi temel olarak ayıran da buydu. Dil üzerinde daha güçlü bir hakimiyet, konuşabilmek, çevremizi gözlemleyerek gözlemlerimizi çevremize ve sonraki nesillere aktarabilmek. Bu işte her şeyi değiştirmişti aslında. Soyut düşünebiliyor, geleceği planlayabiliyor, ürettiğimiz teknolojileri aktarabiliyorduk. Üstüne diğer topluluklarla bir işbirliği kurmamıza, birlikte hareket etmemize olanak sağlıyordu.

Bunu destekleyen en önemli kanıtlar da Paleolitik mağara sanatlarıdır. Bundan 30 bin yıl öncesine dayanan ve Arjantin’de, Fransa’da mağara duvarlarında gördüğümüz hayvan çizimleri, insan el izleri ve benzeri semboller bize bir şey söylüyor. Onlar da, doğayı anlıyorlardı ve mevsimlerle, bitkilerle, hava durumları ile, hayvanlar ile ilgili bilgileri aktarmanın bir yolunu bulmuşlardı. Ve hatta bazı evrimsel biyologlara göre bugün kullandığımız birçok kelimenin, ben, ateş, kül, kim, biz… gibi kavramların kökeni de bu döneme ait…

Evet. Neandertaller fiziksel olarak soğuğa ve daha sert şartlara uygun olsalar da bu yetenekleri olmadığı ve işbirliği kuramadıkları için yok olmaktan kurtulamadılar. Bizi kurtaran yine “birlik” olmaktı anlayacağınız. Neyse. Bir sonraki avantaj da tabi bunlarla bağlantılı olarak avcılık yeteneklerimiz ve teknolojik icatlarımızdı. Bu arada diğer tüm homininlerin de alet ve silah kullandığını biliyoruz. Fakat bizim avantajımız yine “entelektüel” birikimimizdi.

50 bin yıl kadar önce birkaç tür, Neandertaller de dahil olmak üzere sivri uçlu silahlar geliştirmişti. Ama yine Neandertaller yakından avlanmayı, fiziksel avantajı tercih ederken Homo sapiens mızraklarla, daha uzak mesafeden, birlikte koordine olarak avlanmayı tercih ediyor ve bu da yine bizim için koruma sağlıyordu. Bu arada evet. O üstten baktığımız Neanderthaller bildiğiniz alet edevat inşa edip kullanan türlerdi. Birine “neanderthal” misin diye hakaret etmeden önce bir daha düşünün. Neanderthaller gelişmiş türlerdi.

Ama tabi bizim biraz cılız olmamız, biraz korkak olmamız aslında işe yarayacaktı. Öyle ki avlarımızı belirli bir strateji üzerine kuruyor, hayvanların kaçış rotalarına ateş yakarak yönlerini değiştiriyor ve “konuşarak” planları paylaşıyorduk. Yani asıl avantaj “alet” kullanımı değil, yine iletişim becerimizdi. Zaten kısıtlı olan kaynakları bu sayede diğer türlerden alıyorduk. Onlara pek bir şey kalmıyordu. O türlerin neslinin tükenmesinde önemli etkenlerden biri de buydu. Ve elbette. Giyinme… Birçok bilim insanına göre insanlık tarihinin en önemli icadı sayesinde. İğne… Evet. Bundan 50 bin yıl öncesine ait “iğneler” bulundu mesela.

Ve bu iğneler sayesinde atalarımız kendilerine göre kıyafetler tasarlıyor ve dikiyorlardı. Bu arada neandertaller de giyiniyorlardı ama onlar biraz, nasıl söyleyelim, “salaştı”. Üzerlerine ne buluyorlarsa geçiriyorlardı. Homo sapiens iç, dış ve üst olmak üzere farklı derilerden farklı katmanlar dikebiliyorlardı. Ve tabi son olarak: barınma… Homo sapiens nehir yataklarındaki veya tepelerdeki derin kaya oyuklarında barınarak çok soğuk havalara ve rüzgarlara karşı korunuyordu.

Bunun üzerine bitki örtüsünü kullanarak bir nevi çatı ve mağara girişlerine kapı bile yapıyorlardı. Zaten ateşe hükmettikleri için oldukça sıcak yuvaları vardı. Hatta bildiğimiz bir tür iskeleti olan derme çatma evler de bu dönemlere aitti. Mamut kemiklerini belirli bir şekilde dizerek, üzerini derilerle kaplayarak kendilerine ev yapmaya başlamışlardı. Bu mamut konusu da ayrı bir konu bu arada. Bu türleri özellikle bu buz devrinde aşırı avlayarak bir anlamda soylarının tükenmesini hızlandıran Homo sapiens bir noktadan sonra avlanacak hayvan bulamayınca diyetini değiştirmek ve tarıma yönelmek zorunda da kalmıştı. Ama bu da başka bir konu.

Yani özetle. O veya bu sepeble. Hayatta kaldık. İnsanlık aklımızın almayacağı zorluklara, doğa şartlarına, bugün “kıyamet geldi” olarak karşılanacak felaketlerden sağ salim çıkmayı başarmıştı. Ama tüm avantajlar arasında bizi güçlü kılan en önemli şeyi fark etmişsinizdir. İletişim… Konuşma… Bir arada olma… Yardımlaşma… Birlik olma… Bu gücünü kullanmayı bildiğinde insanlığın… Bizim… Önümüzde hiçbir şey duramıyor… Güçleniyor, çoğalıyor, gelişiyor ve geleceğe çok daha umutlu bakabiliyoruz… Aslında çok basit.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Last Glacial Period