Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Psikoloji ve İnsan

🧠İnsan Beyninde Yeni Anlayış: Dolanık Beyin

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 22 Haziran 2025 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Binlerce sığırcığın yaptığı şu muhteşem koreografiyi görmüşsünüzdür. Canlı gördüyseniz çok şanslısınız. Gerçekten kusursuz bir gösteri sunar ekip size. Büyülenirsiniz. Fakat bir sorun var burada. Aslında bu sığırcıkların hiçbiri bu harika gökyüzü balesini yapmıyor. Bu “hadi toplanalım da şu dansı yapalım” diye planladıkları bir şov değil. Kimse sen şuraya uç ben buraya diye anlaşmıyor. Tek bir sığırcığa odaklanırsak aslında onun sadece en yakın dostu ile basit bir etkileşimi takip ediyor. Ama hepsi bir araya geldiğinde işte bu kompleks, koordine dans ortaya çıkıyor. “Emergence” diye bir kavramdan bahsetmiştik daha önce birkaç videoda. Bize çok sofistike gelen davranışların aslında bazı etkileşimler sonucunda ortaya çıkan bir olgu olduğunu anlatan bir tabirdir. Ve aslında sığırcıkların dansında da olan budur. Ve aslında bu davranış doğanın o kadar temel bir kuralıdır ki. Gelin işte bu kuralı nerelerde gözlemleyebildiğimizi, kendimiz ve insan davranışları ile ilgili bize neler öğretebileceğini konuşalım.

Her yerde görebiliriz demiştik bu koordine dansı. Mesela piyasaları düşünün. Her bir bireysel yatırımcı bir alış, satış kararı alır. Birinin başına gidip oturduğunuzda, neye göre karar verdiğini sorduğunuzda yine diğer yatırımcıların kararlarını baz aldığını söyler. Belirli bir doğru fiyat, doğru karar yoktur. Ama tüm yatırımcıların kararları tüm dünyada işleyen dinamik bir sistem inşa eder. Her yerde. Ama her yerde görebilirsiniz bunu. Sosyal medya jargonlarının bir süre sonra tüm toplum tarafından tanınıp kullanılmaya başlanması da yine belirli bir kişinin kararı değil, milyonlarca kişinin dilbilimsel etkileşimlerinin bir sonucudur.

Burada aslında karşımıza çıkan şey birbirine bağlı bireylerden oluşan, tek bir bireye baktığınızda bir anlam çıkaramayacağınız sistemlerin temel bir karakteristik özelliğidir. Birbirinden tamamen alakasız tüm sistemlerde gözlemlediğimiz bu “emergence” ilkesini başka nerede gözlemleyebiliriz biliyor musunuz? Çağımızın en büyük gizemi olan “beynimizin” çalışma sisteminde. Yeni bir yaklaşımdan bahsediyorum size bu arada bugün. Beynimize bu açıdan çok bakılmadı bu zamana kadar. Ama yavaş yavaş nörobilimde destekçi sayısı artan bir yaklaşım bu. “Dolanık beyin” diyor bir nörobilimci bunu anlatırken.

Ama önce birkaç adım geri gidelim ve nerede olduğumuzu anlamak için nereden geldiğimize bir bakalım. 1899’da Cecile ve Oskar Vogt isimli iki beyin araştırmacısı Berlin’de Sinirbilim Merkezini kuracaktı. Ve bazı diğer araştırmacılarla birlikte çok basit bazı soruları cevaplamaya çalışıyorlardı. Mesela “duygu” gibi zihinsel fonksiyonların beynin neresinde bulunduğu gibi.

Bunun için serebral korteksi farklı bölümlere ayıracaklardı. Kendileri beynin bu bölümünün neredeyse 200 farklı bölmeden oluştuğunu düşünürlerken Karbinian Broadmann isimli başka bir araştırmacı 50 bölüme ayırdığı bir harita yayımlamış ve bu harita bir temel oluşturmuştu. Broadmann beynin bu bölümlerine “zihnimizin organları” adını da vermişti hatta. Çok hoş bir tabir aslında. Ve artık işleri kolaydı. Şimdi bu organların her birinin ne işe yaradığını bulduğumuzda puzzle çözülecek ve beynimizi tamamen çözmüş olacaktık. E işte bugüne bir sıçradığımızda o zamanki büyük heyecanı ve sonrasında yaşadıkları hayal kırıklığını tahmin etmek zor olmasa gerek.

Beynin serberal korteksini 50 ila 200 bölüm arasında sınıflandıran araştırmacıları onun altında sayısız başka alt bölüm ve bu bölümler arasındaki akıl almaz bir bağlantı ağı karşılayacaktı. Her bölüm alt bölümlere, her alt bölüm başka alt bölümlere ayrılıyor. Her alt bölüm diğer alt bölümlerle milyarlarca farklı kanalla sinyal alışverişi yapıyor ve bir bölümün ne işe yaradığını anlamaya çalışırken o diğer alt bölümlerle saniyede milyarlarca farklı sinyal alışverişi yapıyordu. Tek başına baktığınızda, aynı sığırcıklarda olduğu gibi onu diğer sığırcıklarla birlikte düşünmediğinizde bir şey anlayamadığınız gibi öylece kalakalıyordunuz. Beynimiz sanki çözülmek istemiyor gibiydi.

Bu ne demekti peki? O “bölümlere” ayırıp her bölümü ayrı şekilde inceleme hayali suya düşmüştü. Algı, bilgi işleme, duygu, eylem… Hepsi muhteşem bir sistemin, kusursuz senfonisinin birer ürünüydü…

İşte bu noktada bir paradigma değişimi yaşanacaktı. Bunu anlamak için tüm dünyada inşa ettiğimiz yolları düşünebiliriz. Bu yolları asfalt, toprak, çakıl ve diğer yapısal unsurlar açısından değerlendirip bunlara fazla odaklandığınızda size pek bir şey ifade etmeyecektir. Asıl bakmamız gereken bu yolların amacıdır. Ekonomik ilişkiler, kültürel bağlantılar… Bu yolların yapısından çok ne işe yaradıkları önemlidir. Beyindeki bağlantılara da artık bu açıdan bakmaya başlayacaktı bilim insanları. Bu bağlantılar üzerinden iletilen sinyallerin ne işe yaradığına, nasıl tetiklendiğine, ne yönde ilerlediğine… Bunu da yine beynin farklı bölgelerinde yaşanan değişimleri izleyerek ölçebiliyorlardı. Roma imparatorluğunda iskenderiye’de ve roma’da bulunan kazılardan çıkan eserlere baktığınızda o iki bölge arasındaki bağlantıyı keşfedebildiğiniz gibi. Bugün o yollar belki yok ama bu ilişkiye baktığınızda o yok olmuş yolu gözünüzde canlandırabilirsiniz aslında. Konu yol değil, ilişkidir.

Bu işte bizi o muhteşem orkestraya getiriyor bizi. Dolanık beyine. Bölümlere bakmaktansa yeni teknolojilerle birlikte ilişkilere bakıyoruz. Bir şeyi düşündüğümüzde, bir şey hissettiğimizde veya yaptığımızda nerelerde aktivite oluyor, nereler yanıp sönüyor, nerelerde sinyaller yoğunlaşıyor ona bakıyoruz. Ve bu gerçekten de çok önemli bir paradigma değişimine yol açtı. Hadi bağlantıyı biraz daha genişletelim burada ve şunu da sıkıştıralım: bu bakış açısı işte yapay zekanın da çıkış noktasıydı. Yapay sinir ağları da bu algı değişikliği sonucunda hayal edilen bir olgu olacaktı. Bakın bu bizi nereye getirdi. Neyse.

Burada tabi plasitisiteyi de açıklayabiliyoruz. Beyninizi hiç hayal edemeyeceğiniz şekilde eğitebileceğinizi de anlayabilirsiniz. Zira konu ilişkiler olduğu için kendinizi, beyninizi belirli kalıplara göre eğittiğinizde gerçekten de siz beyninizi bölümlere ayırmış oluyorsunuz. Ama aslında beynin her bölümü gerektiğinde farklı işlerde de ustalaşabiliyor. Dil yetisinde gözlemlediğimiz sinyallerin yaratıcılık veya sorun çözme konularında da yardımcı olabileceğini görüyoruz. Orkestra demiştik. Yaylı çalgılar bazı anlarda altyapıyı oluştururken bazen tüm eserin ana unsuru haline de gelebiliyor. Konu sizin o enstrümanı ne amaçla kullandığınızla alakalı anlayacağınız. Burçlar, kişilik anketleri, sağ-sol beyin yaklaşımları o yüzden çok sorunludur. Sizi bir kalıba sokar, yapabileceklerinizi belirli sınırlar içerisine hapseder. Siz kendinizi belirli kalıplara hapsetmediğinizde ise yapabilecekleriniz sizi bile şaşkınlığa uyğratır.

Tüm bunları göz önünde bulundurduğumuzda, beynin yapısını klasik mühendislik sistemleri gibi anlamaya çalışmanın neden sıkça başarısızlığa uğradığını da daha iyi kavrayabiliyoruz. Beyin, insan eliyle tasarlanmış sistemler gibi değildir. Çünkü amacı onlar gibi tek bir soruna çözüm üretmek değil, yaşamın karmaşık ve sürekli değişen ihtiyaçlarına uyum sağlamaktır. Bu yüzden de evrimsel süreçte, merkezi kontrol noktalarından çok, dinamik ve bağlamsal koalisyonlar kurarak çalışan bir yapı olarak şekillenmiştir.

İşte bu yüzden, psikolojik durumları tek bir beyin bölgesine indirgemek yanıltıcıdır. Korku sadece amigdala ile ilgili değildir. Depresyon yalnızca serotonin eksikliğine bağlanamaz. Bağımlılık, yalnızca dopamin fazlalığıyla açıklanamaz. Çünkü bunların her biri, beynin birçok farklı bölgesi arasındaki karmaşık etkileşimlerin ürünüdür. Tıpkı sığırcık sürüsünün yaptığı o büyüleyici dans gibi: Her birey sadece yakın çevresine tepki verir ama ortaya çıkan yapı olağanüstü bir bütünlük sergiler. Ve bu bütünlük, hiçbir bireysel parçanın tek başına sahip olmadığı bir özelliği yansıtır.

Dolayısıyla zihinsel süreçlerimiz de aynı şekilde ele alınmalıdır: bölünemez, tekilliklere indirgenemez ve durağan değildir. Beyin her an, mevcut bağlama göre farklı bölge gruplarını bir araya getirerek “koalisyonlar” kurar. Bu koalisyonlar, bir düşünceyi, duyguyu ya da davranışı oluşturur ve sonra dağılır. Bu geçici ve bağlamsal yapıların oluşturduğu sinerji, işte o “dolanıklık” dediğimiz şeyin ta kendisidir. Ve bu dolanıklık sayesinde beynimiz, sabit şemalarla değil, sürekli yeniden düzenlenebilen ilişkilerle çalışır.

Bunu anlamak, sadece sağlıklı bir beyin nasıl çalışır sorusuna değil, aynı zamanda ruhsal sıkıntıların da neden bu kadar çeşitlendiği ve kişiden kişiye farklılaştığı sorusuna da yanıt verir. Çünkü sorunlar da aynı şekilde – sadece bir “bölge”nin değil, bir ilişkinin, bir senkronizasyonun, bir geçici uyumun bozulmasıdır. Ve bunu tamir etmek, tek bir vidayı sıkmakla değil; tüm mekanizmanın nasıl çalıştığını yeniden anlamakla mümkündür.

Bu yüzden kendinizi "ben böyleyim" diye tanımlarken bir kez daha düşünün. Çünkü beyniniz, sandığınızdan çok daha esnek, çok daha potansiyel dolu bir yapı. Sizi tanımlayan şey bir kişilik tipi, bir anket sonucu ya da beyninizin sadece bir bölgesinin daha aktif olması değil; o an hangi bağlantıların kurulduğu, hangi ilişkilerin devreye girdiği ve hangi bağlamda nasıl bir senfoni çaldığınızdır.

Ve iyi haber şu: Bu senfoni her an yeniden yazılabilir. Yeni alışkanlıklarla, yeni bakış açılarıyla, yeni insanlarla. Kendinizi sabit bir yapının değil, sürekli dönüşen bir orkestranın şefi gibi görmeye başladığınızda, değişim artık bir ihtimal değil; bir gerçek olur.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Quantum mind