Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Teknoloji

YENİ DÜNYA DÜZENİNİN YENİ OYUNCUSU OPENAI’ın KARANLIK YÜZÜ

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 14 Aralık 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

2015 yılında California’da bir restoranda tarihin en önemli toplantılarından biri gerçekleşecekti. Çok zengin, çok zeki ve çokça endişeli birkaç adam bir araya gelmişti bu toplantıda. Ve bu toplantı sonunda bir anlamda bir çağ açılacaktı. O toplantı masasında bulunanların bazılarını çok iyi tanıyorsunuz. Başta Elon Musk oradaydı. Bir de Sam Altman, Ilya Sutskever, Greg Brockman da oradaydı. Bu isimler çok tanıdık gelmediyse, henüz duymadıysanız, merak etmeyin… Daha çok duyacaksınız. Ve o toplantıdan çıkan karar ise yeni bir devin doğuşuydu. OpenAI’ın temeli atılmıştı o toplantıda.

Ve bu toplantının üzerinden 8 yıl geçmişken OpenAI bu sürede, özellikle son birkaç yılda birer birer bombaları bırakmaya başladı. DALL-E, ChatGPT ve çok daha fazlası… Yetişemiyoruz değil mi? Ne olduğunu bile anlayamıyoruz bazen. Bir Yapay Zeka çılgınlığıdır gidiyor. Biz nefesimiz yettiğince yeni çıkan araçları kullanıp olan biteni anlamaya çalışırken 2015’teki o toplantılardan daha sık yapılmaya başlandı kapalı kapılar ardında.

Sam Altman’ın kovulması, Microsoft’un hemen devreye girmesi, sonra tekrar geri gelmesi filan. Olan biteni hatırlarsınız. Ki onun arkaplanını da konuşacağız. Bu öyle basit bir olay değil. Bir güç savaşı gerçekleşiyor orada. Görünenden, bize gösterilenden çok daha büyük değişimler, planlamalar yapılıyor. Bir anlamda bizim haberimiz olmadan toprak paylaşımı yapılıyor bir yerlerde. Etkilerini gördüğümüzde ise sanırım çok geç olacak.

Önce iyi haberden başlayalım. Tabi güzel bir duyuruyu da sıkıştıralım buraya. Bu yapay zeka devrimi artık geri dönülemez bir noktaya geldiği için artık mümkün olduğunca her hafta bu konu ile ilgili bir video hazırlayacağım. Neler oluyor, dünyada kim, hangi şirket, ne üzerinde çalışıyor, yeni araçlar, gelişmeler neler vs. gibi her gün değişen gündemi artık yakından takip edeceğiz. Pazar sabahlarımız yine bebar bilim’in alışık olduğunuz videoları gelirken hafta içleri akşam saatlerinde bu tip videolar, güncel gelişmeler vs. gibi konularda videolar göreceksiniz. Konuklar da olacak, işin uzmanları da gelecek. Takipte kalın o yüzden.

İyi haber demiştik. Google Gemini ile ilgili videomu izlediyseniz orada bir olasılıktan bahsetmiştim. Google’ın genlerinde taşıdığı Alphazero geleneği ile büyük dil modellerinin potansiyelini harmanlayacaklarını söyledikleri Gemini yavaştan kullanılmaya başlandı ve görünüşe göre henüz o “genetiği” tam potansiyeli ile yansıtmıyor. Google’ın bu hamlesi OpenAI’ın kendisinin icat ettiği bir teknoloji üzerine koyup piyasada bir anlamda tekel olmasının önüne geçmek amacıyla GPT-4’ü yakalamak için atılmış bir hamle gibi görünüyor. Yani anlayacağınız GPT-4’ten güçlü bir model ile gelseler de henüz o “genel yapay zekanın” henüz gelmediğini söyleyebiliriz. Bu gerçekten iyi haber. Neden biliyor musunuz? Daha zamanımız var demek bu. Hazırlanabilir, ne olup bittiğini anlayabilir, belki de biz de ucundan kıyısından dahil olabiliriz bu yarışa. Bazıları Google yalan söyledi, yan çizdi vs. gibi okusa da bu gelişmeyi, ben farklı bakıyorum. Bakmalıyız da. Olayın özü dedim ya. Biz o yüzden yolumuza devam edelim. Çünkü bugün olmasa da yarın. Oluyor bir şeyler. Göreceksiniz. Her hafta konuşacağız, konuştukça daha da iyi anlayacaksınız.

Şimdi zamanımız var demişken o yüzden kendi tarzımız ile, tüm konulara yaklaştığımız gibi önce bu devrimin hikayesini bir konuşalım. Bunu konuşmak için de elbette önce sıfır noktasına bir gidelim ve OpenAI’ı bir tanıyalım. Kapıları bir bir açacağız ardından. Ya bir kahraman olarak ölürsün ya da kötüye dönüştüğünü görecek kadar uzun yaşarsın… Cehennemin yolları iyi niyet taşları ile örülüdür derler… OpenAI’ı o masada kuran insanlar da ilk taşları iyi niyetlerle örmüşlerdi… Bazı vazgeçilmeyecek ilkeler belirlemişlerdi. Bunlardan ilki, anayasanın ilk maddesi gibi düşünebileceğimiz ilke şuydu:

Yapay Zeka her zaman tüm insanlığı daha iyiye götürmek için kullanılacak.

Elon Musk da, Sam Altman da imzasını atmıştı bunun altına. Evet. Kendileri çok zengin ve güçlü olmasına rağmen Yapay Zekanın bazı kesimlerce tekeline alınmasının ne kadar tehlikeli olabileceğinin farkındaydılar. Ayrıca herkesin erişebilmesini istiyorlardı. Hiçbir ayrım gözetmeksizin herkesin emrine sunulacaktı tüm imkanlar. O yüzdendir ki OpenAI ilk kurulduğunda bir “Kar Amacı Gütmeyen Kuruluştu”… Bir ticari veya tüzel kurum değildi. Bir start-up değildi. Bu şu anlama geliyordu. Yatırımcılar milyon dolarlar veriyordu OpenAI’a ama OpenAI karşılığında hiçbir şey vermek zorunda değildi…

Diğer bir ilke de “yapay zeka güvenli ve güvenilir” olmalıydı. Bu konuda Elon Musk başta olmak üzere zaten hepsi Yapay Zekanın yaratabileceği tehlikenin farkındaydı. Bu ilke gayet anlaşılabilir o yüzden. Diğer taraftan yapay zeka “şeffaf ve hesap verebilir” olmalı demişlerdi. Zaten “OpenAI” demelerinin sebebi de buydu. Open. Yani “Açık” olacaklardı her anlamda. Sonraki ilkeleri de “yapay zekanın “ortaklaşa” geliştirilmesi” gerekliliğiydi.

OpenAI da buna ilk günden önem veriyordu zaten. Ekibi hemen dünyanın önde gelen programcıları, nörobilimcileri ve hatta felsefecileri ile doldurdular. Yeni bir “zekanın” doğuşunu disiplinler arası bir perspektiften ele almak istiyorlardı. Sonra. Ki bu da çok önemliydi. Yapay Zeka “insanın yerini” almamalı, “onun yeteneklerini geliştirmeli” demişlerdi. Kopilot gibi düşünmüşlerdi. İnsanın verimliliğini, becerilerini artırarak tek başımıza erişemeyeceğimiz seviyelere gelmemizde bize yardımcı olacak bir yardımcı gibi. İşte bunlar OpenAI’ın kuruluşunun temel ilkeleri, binanın taşıyıcı kolonları gibi görebileceğimiz ilkeleriydi.

Bu adamların da yapmaya çalıştıklarını gayet anlayabiliyoruz buradan. Zaten. Mantıklı da değil mi? Bu ilkelerde bir sorun görüyor musunuz? Ben görmüyorum… Çok da güzel maddeler. Ama bu ilkeleri benimseyen OpenAI bunları ne kadar uyguladı sizce? Ne kadar sadık kalabildi temel kuruluş prensiplerine? İyi niyet taşlarına ne oldu? İşte orası da güzel hikaye…

OpenAI’ın bir “kar amacı gütmeyen kurum” olarak hayata geçtiğini söylemiştik. İşte bu 2019’da değişecekti. Şirket faaliyetlerini finanse edebilmek için ticari bir yapıya dönüşecekti. Burada sorun yok diye düşünebiliriz. Fakat bu bir domino etkisi yaratacaktı. Bu noktaya gelmeden “fikir ayrılıkları” nedeniyle şirketten ayrılan Elon Musk özellikle bu gelişmeyi hiç hoş karşılamamıştı. Biliyorsunuz, lafını pek esirgemez bizim Musk. “Satılmışsınız” demişti hatta eski ortaklarına.

Ki zaten bu ticarileşme kararının üzerinden birkaç ay geçmeden fırsatın kokusunu alan dev bir balina devreye girecekti. Microsoft OpenAI’a 10 milyar dolar yatırım teklifi ile gelmişti. 10 milyar dolar! İyi para. Bu paranın açamayacağı kapı pek yok malum. Yine anlayabiliriz diyebiliriz ama bu gelişme işte OpenAI’ın üzerinde durduğu o temel ilkelerde çatlaklar oluşturmaya başlamıştı bile. Özellikle “tekelleşme” endişesine karşı büyük bir fedakarlıktı bu. Ve bu olduktan sonra, temel kolonlardan biri zayıfladıktan sonra diğerlerinde de esnemeler görmeniz kaçınılmaz tabi.

Parayı bulan OpenAI önce GPT1 ve ardından GPT2 isimli büyük dil modellerini GitHub’ta paylaşmış ama GPT3’e geldiğinde bir tedirgin hale gelmişti. Model mükemmeldi bu arada. Harika çalışıyor, insansı hale gelmeye başlıyordu. Metin yazabiliyor, sorulara harika cevaplar verebiliyordu. Ama bu modeli ilk başta yayınlamadı OpenAI. Ne yaptı biliyor musunuz? Microsoft’a lisansını verdi. Tüm ürünlerinde kullanabilecekti Microsoft. Yani. Microsoft. Bir anlamda OpenAI’ın dizginlerini tutuyordu artık. Sonra GPT-4 geldi ki zaten en büyük yaygara da bu modelle kopacaktı.

Konuştuk detaylarını bir videoda. Çığır açtı. Ortalığı birbirine kattı. Çok büyük bir heyecan yarattı. OpenAI ise bir skandal karar daha aldı burada. Bunu “açık kaynaklı” olarak yayınlamayacağını, asla bunu yapmayacağını söyledi. OpenAI artık o kadar da Open değildi… Kolonlar çatırdıyor duyuyorsunuz değil mi? İnsanlığın faydasına olmasını beklediğimiz bir teknoloji artık dünyanın en zengin şirketlerinden birinin oyuncağı konumundaydı. Galiba henüz fedakarlık yapmadıkları tek ilke farklı disiplinlerle ve kurumlarla hala ortak çalışmalar yürütüyor olmaları.

Bir de ilk başta yola çıkan ekipten Elon Musk hariç Sam Altman, Ilya Sutskever ve Greg Brockman da hala direksiyondalar. O direksiyon da birkaç kez el değiştirdi ama durun. Orası bambaşka bir mevzu. Bu isimler de aslında OpenAI’ın ilk günkü “kar amacı gütmeyen” genlerini koruduğunu söylüyor. Yatırım almaları, kısmen de olsa ticarileşmeleri “mecburiyetten” olmuştu. Bu kısım da anlaşılabilir dediğim gibi. Fakat. Burada az önce bahsettiğimiz nedenlerle o genlerin modifikasyona uğradığını da söyleyebiliriz.

Bir de artık “açık kaynaklı” ilerlememelerini de anlayabiliriz. Zira OpenAI’ın aslında en temel amacı “Genel Yapay Zekaya” yani her anlamda insanı aşan tam anlamı ile yapay zekaya ulaşmak. Bunu da herkese açık, açık kaynak halde sunmak çok mantıklı olmayabilir. Kodu herkese açık yayınladığınızda tüm dünyaya aslında bir kitle imha silahı vereceğiniz anlamına gelebilir. Açık Kaynaklı Yapay Zeka gerçekten bir felaket senaryosu olabilir. Ama şimdi bu dönüşümü bir kenara koyalım.

Bir girişimin temel prensiplerinden ödün vermesi, giderek farklı bir yapıya dönüşmesi daha önce de söylediğim gibi farklı açılardan baktığımız zaman anlaşılabilir bir dönüşüm olabilir. Bir yerden sonra bizi de ilgilendirmez. Fakat… Burada bizi ilgilendiren kısım bu dönüşümün tetikleyicisi. Bir yeni dünya düzeninden bahsediyoruz artık. Uzun süredir dillendiriliyordu bu, kısık sesle konuşuluyordu fakat artık bağıra bağıra gelen bir değişim var önümüzde. Hiçbir ülkenin, yönetimin, uluslararası sistemlerin hazır olmadığı bir dönüşüm hem de bu.

Bunun da ötesinde, bazı ülkeleri çok rahatsız edecek şekilde, Kapitalizmin de hazır olmadığı bir dönüşümden bahsediyoruz.

Eski endüstri devrimleri ile benzetmeler yapılıyor bu yeni dönem için fakat hayır. Bu sefer bu yeni devrimin sosyal, finansal, askeri, güvenlik gibi alanlarda yaratacağı etkiyi devletler, hükümetler kontrol etmiyor. Bazı restoranlarda, bazı ofislerde, büyük şirketlerin sahipleri bu alanların nasıl etkileneceğine karar veriyorlar. Ve bir anlamda geleceğimiz bu adamların inisiyatifine kalmış durumda. OpenAI’ın hikayesi ve dönüşümü o yüzden çok önemli. Ve bu açıdan okuduğunuzda bu CEO’nun kovulması, Microsoft’un milyar dolarlar dökmesi filan çok da masum gelmeyecektir size. Tabi bu isimlerin en nihayetinde tüm insanlığın faydasına olacak bir çözüm üreteceğine de güvenebilirsiniz. Bu sizin tercihiniz fakat bu ne kadar güvenli?

Biyolojik silahlar, tüm finans sistemini çökertebilecek veya manipüle edebilecek yazılımlar, otonom silahlı dronelar üretebilecek bir teknolojiden bahsediyoruz.

Bahsettiğim gibi. Benzer değil fakat basit bir örnek. Sanayi devrimi ile küresel iklimi kökünden değiştiren dev şirketlerin bugün bize sürdürülebilirlik masalları anlatmasını düşünün. Küresel ısınmanın en büyük müsebbibi kendileri ve kendilerinin neden olduğu doyumsuz “büyüme” politikaları iklimi geri döndürülemez biçimde değiştirdikten sonra bugün hiçbir şey olmamış gibi hayatlarına devam edip bunun faturasını sıradan insanlara çıkarmaya çalışmalarını düşünün. Yarın bugün kapalı kapılar ardında insanlığın geleceğini şekillendiren şirketler nedeniyle yaşanacak felaketlerde bunun faturasını kim ödeyecek sanıyorsunuz?

Neyse. Beni tanıyanlar bu tip senaryoları konuşmayı çok sevmediğimi bilir. Fakat bu sefer en azından farkında olalım istiyorum.

Tabi bu video ile bu konuya bir açıdan baktık ve zihninizde bazı sorular olduğunu da biliyorum. Bu aciliyetin sebebi ne? ChatGPT filan oyuncak gibi bir şey, bahsettiğin finansal, askeri ve benzeri değişimleri bu mu yaratacak? Diye sorabilirsiniz. Çok da haklısınız. Zaten bu ChatGPT filan değil konumuz. Bu bize gösterilen bir yüz sadece. Olayın Hype kısmı burası. OpenAI’ın asıl pek duyulmayan bir projesinden bahsedeceğiz. Tüm o kovulmalar, güç savaşları, çalışanların ve araştırmacıların “bir saniye, burada durmamız gerekiyor” dediği projesinden. Q Star’dan bahsedeceğiz. Dediğim gibi. Daha çok konuşacağız.

Ve yine bahsettiğim gibi. Amacım temelsiz korku yaratmak değil. Zaten korku harekete dönüşmediği sürece zararlı bir duygu. Bu korkuyu ve endişeyi yumuşatıp bu bilgi ile ne yapacağız sorusunun cevabını bulacağız birlikte. Bu dönüşümde nerede durmalıyız, tek başımıza elbette bir yere varamayız fakat kitlesel bir farkındalık oluşturup yönetimlerden bu konuda taleplerde bulunabiliriz. O yüzden bu farkındalık yolculuğumuz devam edecek. Şimdi bugün konuştuklarımız üzerine bir düşünme vakti. Siz de duygularınızı paylaşın lütfen. Bu video size ne hissettirdi? Neler yapabilirsiniz? Ve belki ilerideki videolarda neleri konuşmak istersiniz? Yorumlarda tartışalım.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): OpenAI