Üretken yapay zeka çağı resmi anlamda başlamış durumda. OpenAI’ın ChatGPT’si ile başlayan ve Büyük Dil Modellerine dayanan chat-bot’lar henüz 1.5 yıl önce hayatımıza girdi. Bugün ise neredeyse her gün “çığır açan” bir gelişme yaşıyoruz. Şarkı yapan yapay zeka şarkıları, metinden video üreten araçlar, gerçeğinden ayırt edilemeyecek, kimi zaman çok daha iyi görünen görseller, videolar. Bunlara artık şaşıramaz halde kalakalmış durumdayız.
Şimdi burada bu gelişmeler, bunlarla ilişkili hukuki ve etik tartışmalar, tüm bunları zaten konuşuyoruz ve konuşacağız ama bunları bir kenara bırakırsak galiba herkesin aklında tek bir soru var cevaplanmayı bekleyen. Bu küresel ekonomi için ne anlama geliyor? Ve daha da önemlisi “benim için ne anlama geliyor?” Daha basitleştirilmiş haliyle “takribi ne zaman işimi kaybederim ve bunu önlemek için ne yapmam gerekiyor?” Bunları cevaplayabilmek için elbette önce global çerçeveyi ve genel anlamda ekonomiye etkisini iyi analiz etmemiz gerekiyor.
Goldman Sachs bankasının birkaç ay önce yaptığı bir araştırmaya göre genel anlamda yapay zeka kullanımı küresel gayri safi hasılada %7’lik bir artışa neden olacak. Bu da 7 trilyon dolardan fazla bir artışa karşılık geliyor. Başka araştırmalar da bu teknolojinin kullanılmaya başlanması ile kısa vadede genel verimliliğin %30’un üzerinde artabileceğini söylüyor. Hatta bazı ekonomistler şakayla karışık yapay zeka ile birlikte küresel gelirin “sınırsız” olacağını söylüyor. Herkes kazanacak, herkes zengin olacak, sınırsız para ile zevk-ü sefa içerisinde yaşayacağız anlayacağınız.
E o zaman? İşimizi kaybetmemizin de bir anlamı kalmayacak mı? Her şey güllük gülistanlık yani? Kimine göre ise hiç de öyle büyük bir etki beklemiyor bizi. En azından “bizi” beklemiyor. Birileri bu devrimden bambaşka bir güç ile çıkacak. İşte bunu anlamak, hangi tarafın haklı olduğunu anlamak için en iyi taktik tarih okumak elbette, buna benzer gelişmeleri iyi analiz edip bazı dersler çıkarmak. Ve gerçekten de ilginç benzerlikler görüyorsunuz bunu yaptığınızda.
Tabi bugüne benzer elimizdeki en iyi örnek 1700’lerin sonunda başlayan sanayi devrimiydi. Kimine göre bu devrim bir “buharlı makine” sayesinde başlamış ve her şeyi değiştiren de buydu. Fakat iyi okuyanlar bilir ki sanayi devrimi öyle “bir makine yapıldı dünya değişti” şeklinde gerçekleşmedi. Bu devrimin arkasında kömürün daha fazla kullanımı, mülkiyet haklarının daha da sağlamlaşması ve daha da önemlisi “bilimsel düşünce sisteminin” yerleşmesi gibi birçok etken vardı.
Bunu da aslında Robert Fogel’ın 196larda kaleme aldığı ve kendisine Nobel Ekonomi Ödülünü kazandıran The Union Pacific Railroad kitabında rahatça görebiliriz. Burada Fogel demiryolunun Amerika’nın kaderini tamamen değiştirdiğini ve bir tarım toplumundan bir sanayi devine dönüşmesini sağladığını anlatıyordu. Bu “demiryolu” gelişmesinden bahsederken değindiği çok önemli üç başlık vardı: “Bu tip gelişmeler” diyordu “istihdamı ve verimliliği artırırken “monopoliler” yani “tekeller” yaratır…
Şimdi bu üç başlığı düşündüğümüzde bugünkü yapay zeka treninin de benzer bir yol izlediğini görebiliriz. Tek bir farkla: Verimliliği artırırken “monopoliler” yaratıyor… İstihdam? İşte fark da burada… Önce monopoli örneklerine bir bakalım. Örneğin John Rockefeller… Petrol Rafinerileri ile… Henry Ford ise arabalarla bir anlamda dönemin tekelleriydi. Bugün ise Jeff Bezos, Mark Zuckerberg veya Elon Musk gibi isimlerin bu isimlerin yerini aldığını rahatça görebiliriz.
Fakat örneğin Jeff Bezos Rockefeller’a karşı bayağı dezavantajlı durumda. Çünkü Rockefeller o dönemde arkasına yaslanıp paranın akışını izleyebiliyordu. Çok uzun süre kendisini tehdit eden herhangi bir rakip ortaya çıkmaya cesaret bile edememişti. Fakat bugünün teknolojisi işte buna çok müsait. Yani hergün bir yerlerden sizin koltuğunuzu tamamen sarsabilecek birilerinin çıkması. Çünkü yatırım maliyeti aslında o kadar düşük ki baktığınızda. Google’ın da bizzat kendisinin yaptığı bir analiz ne diyor bakın: Bu alana giriş yapmak için daha önce büyük şirketler gerekiyordu. Fakat artık boş zamanı, güçlü bir laptopu olan herhangi bir insan yepyeni bir model üretebilecek durumda…
İşte bu noktada kısa vadede 7 trilyon dolardan daha fazla bir hacme ulaşacak bu piyasada bu paranın nereye akacağı çok belirleyici olacak. Görünüşe göre OpenAI, Google, Microsoft o kadar da rahat değiller şu anda. Paniklerinden de anlayabiliyoruz zaten. Zaten bu şekilde birkaç kişinin kurduğu bazı yapay zeka girişimleri bir yıl içerisinde 1 milyar doları aşmış durumda. Bunları anlatmamın sebebi bugün birçok yerde duyduğunuz “bu yeni dünyanın kazananları belli, çok geç kaldık” korkusunu bir kenara bırakmak. Çok iyi bir fikir ve bu yola baş koymuş birkaç insan ile bugün dev şirketlere kafa tutabilecek girişimler inşa edebilecek durumdasınız. Yeterince zaman, bilgi birikim, deneyim ve iyi bir bilgisayarla dünyayı değiştirebilirsiniz.
Peki. Çerçeveyi çizdiğimize göre şimdi asıl noktaya gelebiliriz. Bize ne olacak. Şimdi burada size bazı ilginç istatistiklerden bahsedeceğim. Genel kanıyı biraz tersine çevirebilir. Misal bu alanda, otomasyonda, teknolojik gelişimin entegrasyonunda başı çeken birkaç ülke saymak istesek ilk olarak Amerika’nın dışında Japonya, Çin, Singapur veya Güney Kore gibi ülkeler gelir. Bu durumda makinelerin insanların işlerini elinden alması ile ilgili ilk dalgayı yine bu ülkelerde görmemiz gerekir değil mi?
Fakat The Economist’in yaptığı çalışmaya göre son on yılda gelişmiş ülkelerde işsizlik oranlarının yarı yarıya düştüğünü görüyoruz. Singapur, Japonya ve Güney Kore gibi otomasyonun lideri ülkeler ise işsizlik konusunda dünyadaki en iyi ülkeler konumunda. Garip değil mi? Bununla bağlantılı bazı istatistiklere göre ise insanların mesleki memnuniyetleri de artışta ve daha da ilginci, tabi Amerika özelinde yoksulların gelir düzeyi varlıklı olanlara kıyasla daha fazla artış göstermiş. Yani korkuların aksi bir trend görünüyor gibi.
Yine bunu destekler görüşler işlerin yok olmasının tarih boyunca hep çok yavaş gerçekleştiği ve bu süreçte de mutlaka yeni iş alanlarının ortaya çıktığını söylüyor. Telefon operatörleri mesela. 1892’de tamamen otomatik santraller ortaya çıktıktan sonra bu operatörlerin doğrudan işlerinden olacağını beklersiniz. Fakat bu otomasyondan sonra telefon operatörleri 20. Yüzyılın ortalarında en yüksek sayıya ulaşacaktı. İlk otomasyondan 100 yıl sonra, 1980’lerde artık bu iş dalı tamamen tarihe gömülecekti. Tabi yapay zekanın yaygınlaşması 100 yıl sürmeyecek elbette ve insanların kişisel olarak bu teknolojiyi, kullanım kolaylığının da verdiği avantajla hemen kullanmaya başlaması işleri çok hızlandırıyor fakat pek üzerinde durmadığımız bir konu var. Şirketlerin ve daha da önemlisi ülkelerin değişime olan direnci…
En basitinden “işsizliğin tavan yaptığı” bir yönetimin koltuğu çok sağlamda olmaz değil mi? İşsizliğin aniden %20’lere %30’lara tırmandığı bir ülkede işsizlik asıl problemimiz olmazdı çünkü. Yani garip gelebilir belki ama tüm dünyada hükümetler “verimlilikten” önce “istihdamı” önceliklendirir. Çok daha az insanlar çok daha verimli bir yönetim sergilenebileceğini herkes biliyor fakat bu “oy kullanan çoğunluğun” işine gelmeyeceği için neyse ki işsizlik oranını düşük tutmaya çalışıyorlar.
Yani şu örnek bile bize bu konuda fikir verebilir. Yapay zeka girişimlerinin büyük bir çoğunluğunun anavatanı olan San Fransisco’da hala yollarda trafiği yönlendiren trafik polisleri görürsünüz. Buna hiç ihtiyaç yokken… Ve burada şu acı haberi de vermek gerekiyor belki de…
Bazı iş kollarının yapay zeka tarafından tamamen ortadan kaldırılabileceği şu anda neredeyse kesin. Misal öğretmenlik… Hatta şöyle ilginç bir tablo da vereyim size: Yapay zekadan en çok etkilenecek 20 meslekten 14’ü öğretmenlik… Garip değil mi? Eğitimin alacağı hali merak ediyor musunuz siz de? Buna ayrıca bir bölüm yapalım ama tabi şu aşamada hemen bugün tüm öğretmenlerin yerini yapay zeka alabilir demiyoruz. Fakat yine uzmanlara göre zaten bu yarın mümkün olsa bile hiçbir ülke öğretmenlerinin çoğunu kısa sürede yapay zeka ile değiştirecek kadar cesur olmayacak.
Fakat bu işte bize bir şeyler anlatmalı. Yönetimler de insanlar için yeni iş alanları inşa etmeli. Eğer öğretmenlerin bir kısmı tamamen gereksiz hale gelecekse, bunun için bu öğretmenleri doğru yönlendirmeli, teknoloji ve yapay zeka kullanımı konusunda eğitmeli ve yumuşak bir geçişle eğitimin bu yeni çağında bu insanları doğru şekilde kullanmayı bilmelidir. Misal bugün Amerika’da bulunan mesleklerin %60’îndan fazlası 1940’ta bildiğiniz yoktu. Yani yapay zeka ekonomisine geçtiğimizde bugün aklımıza gelmeyecek meslekler ortaya çıkacaktır, çıkmalıdır. Peki şu an en güvenli meslekler hangileri?
Tabi ki “mavi-yakalı” dediğimiz iş alanları. Elbette bir yapay zeka aracı bir su tesisatındaki kaçağı bulup tamirat önerilerinde bulunabilir fakat o boruyu bir tesisatçının değiştirmesi gerekecek. Veya inşaat ya da tarımcılık… Bu alanlarda da otomasyonun büyük etkileri görülecek elbette fakat özellikle bazı bölgelerde bazı ürünlerde uzun süre insan müdahalesi gerekli olacak. Yine turizm veya tıbbi bakım gibi iş alanları da insan etkileşiminin çok önemli olduğu düşünüldüğünde kısa vadede en az etkilenecek alanlar.
Bir de çok daha genel çerçeveden baktığımızda üretken yapay zekanın genel anlamda verimliliği çok etkilemeyeceğini söyleyenler de var. Akıllı telefonlarda olduğu gibi. Dünyanın tüm bilgilerine anında erişebileceğimiz ve aklımıza gelen her şeyi yapabileceğimiz akıllı telefonlar bir anda hepimiz için asıl dikkat dağınıklığı kaynağı da oluverdi malum. O nedenle bu yepyeni teknoloji ile ne yapacağımız, onu nasıl kullanacağımız, gerçekten de vaat ettiği gibi verimliliği ve en nihayetinde zenginliği en üst seviyeye çıkarıp çıkarmayacağı yine bize bağlı.
O yüzden tüm bunları düşününce korkmaktan ziyade anlamak gerekiyor. Anlamak için de çaba göstermek, tartışmak, karşı çıkmak, yorumlamak, sorgulamak… Ama bir şekilde işin içinde olmamız gerektiği kesin. Umarım bu fırsatı da kaçırmayız…




