Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Fizik ve Matematik

Nükleer Savaş Simülasyonu

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 13 Mart 2026 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Evet o can sıkıcı konuyu konuşmanın zamanı geldi. Cevabı ne kadar bizi korkutsa da sıradan bir vatandaş olarak yapabileceğimiz en önemli şey “bilinçlenmektir”. Şimdi. Önceki yazımızda kimin ne kadar nükleer silahı olduğunu konuşmuş ve şu anda dünyada bulunan toplam mühimmatın yıkıcılık potansiyeli ile ilgili şunları söylemiştik: Dediğim gibi. Konu can sıkıcı.

Ve eğer bir akıl tutulması sonucunda patlak verecek bir nükleer savaş sonucunda dünyayı neler bekler acaba demiş ve bırakmıştık. Şimdi. Bunu hesaplamak elbette hiç kolay değil. Böyle bir savaşın ne durumda, nerede, kimler arasında, hangi şartlarda başlayacağı gibi sayısız faktör var dikkate almamız gereken. Ve konu da hassas bir konu olduğu için bu önemli analizi kendimiz yapmak yerine güvenilir bazı kaynakların yürüttüğü çalışmaları baz almanın doğru olacağı kanaatindeyim. Bunun için 2019’da Princeton Üniversitesinde yapılan bir nükleer savaş simülasyonunu, Amerikan Bilim İnsanları Fedarasyonunun hesaplamalarını temel alacağız ve elbette bizim de bazı eklemelerimiz olacak.

Bu simülasyonların da tabi ortak çıkış noktası şu anda dünyada nükleer güç olarak görebileceğimiz iki ülkeyi temel alması. ABD ve Rusya. Ellerinde tüm mühimmatın %90’ını bulunduran bu iki ülke gelecekteki olası bir nükleer savaşın başat aktörleri olacaktır. Baştan uyaralım tabi. Konuşacağımız ihtimaller pek iç açıcı değil. O halde başlayalım.

Şimdi öncelikle bir miktar içimizi rahatlatmak adına böyle bir nükleer savaş ihtimalinin çok çok düşük olduğunu söyleyelim. Bunun sebebi dünya liderlerinin çok akıllı ve hümanist olması değil tabi ki, asıl sebep böyle bir savaşın kazananı olmayacağını herkesin aslında çok iyi bilmesi. O nedenledir ki nükleer silahlar için özel bir tabir üretilmiştir: MAD derler kısaca. Mutually Assured Destruction. Yani Karşılıklı Garantili İmha. Yani böyle bir savaş durumunda savaşan tarafların hepsinin birbirini yok etmesi kaçınılmaz. Herhangi bir çıkarı olmayan bir savaş da pek olası değil elbette. Bunu da az çok tarih okuyan bilir. Ama maalesef böyle bir savaşın çıkması da tahmin ettiğimizden daha kolay olabilir.

Çünkü tüm simülasyonlar şunu söylüyor bize. Bir nükleer savaşın patlak vermesi herhangi bir tarafın fırlatacağı tek bir nükleer füzeye bağlı olabilir. Buna “alpha strike” derler. Alfa saldırısı. Ve bu tip bir saldırının temel amacı da düşmanın size karşı saldırı gerçekleştirmesini önlemek adına onların mühimmatını hedef almaktır. İşte bu nedenledir ki özellikle ABD nükleer mühimmatını çeşitlendirmiş ve tüm dünyaya yaymıştır. O nedenle önemli hedefleri vurulsa bile böyle bir savaşı tırmandıracak sayısız kaynağı bulunmaktadır.

Öyleyse gelelim ana simülasyonumuza. Princeton Bilim ve Global Güvenlik Programının 2019’da hazırladığı Plan A adını verdikleri simülasyona göre Rusya ABD ve NATO’nun ilerleyişini durdurmak adına Kaliningrad yakınlarındaki bir üsten bir nükleer uyarı atışı yapıyor. Ve NATO da tek bir taktik nükleer füze ile karşılık veriyor. Rusya’nın amacı aslında göz korkutmak ama işte bu “nükleer eşik” denilen sınırın aşılması anlamına geliyor. Yani ok bir kere yaydan çıkıyor. Bu olay ile birlikte Avrupa’yı içerisine alan bir taktik nükleer savaş tırmanıyor ve Rusya Avrupa’daki NATO üslerine ve NATO birliklerine 300’ün üzerinde nükleer başlığı hava saldırısı ve kısa menzilli füzelerle fırlatıyor. NATO ise temelde hava bombardımanı şeklinde 180 başlıkla karşılık veriyor. Ve bu seviyede bile ilk 3 saat içerisinde toplam ölüm sayısı çoğunlukla Avrupa topraklarında 2.6 milyon seviyesine ulaşıyor.

Avrupa bir anlamda yangın yerine dönmüşken NATO ABD topraklarında ve çeşitli denizaltılarda bulunan 600 kadar başlığı Rusya’ya fırlatıyor. Özellikle ABD topraklarından fırlatılan başlıkların ulaşması birkaç saat süreceği için Rusya gelen yıkımın farkında olarak silolarında, kara araçlarında ve kendi denizaltrılarında bulunan başlıkları anında ateşliyor. Ve bu dalgada da 45 dakika içerisinde beklenen ölüm sayısı 3.4 milyona ulaşıyor.

Bu noktada savaş artık askeri olmaktan çıkıp iki taraf birbirinin en kalabalık şehirlerini hedef almaya başlıyor. Tamamen yıkımın başladığı nokta da burası. İki taraftan da en büyük 30 şehri hedef alan bu saldırılarda her şehir için 5-10 kadar nükleer başlık kullanılıyor ve bu saldırı sonrasında da 45 dakika içerisinde beklenen ölüm sayısı 85 milyonun üzerinde hesaplanıyor.

Yani dikkat edin daha savaş yeni başladı ve ilk gün Rusya, Avrupa ki bir NATO ülkesi olduğumuz için bizim de hedef alınabilmemiz muhtemel ve Amerika’nın büyük şehirleri çok büyük oranda yerle bir oluyor ve henüz ilk gün, ilk saldırılar sonrasında neredeyse 100 milyon insanın anında hayatını kaybettiği korkunç bir senaryo var elimizde.

Peki şimdi bu ihtimali biraz daha ileri götürelim. Sadece ABD, Rusya ve NATO değil… Çin’in, Hindistan’ın, Pakistan’ın, İsrail’in ve diğer nükleer güçlerin de zincirleme şekilde bu savaşa dahil olduğunu düşünelim. Yani dünyadaki tüm nükleer cephaneliğin gerçekten devreye girdiği bir senaryo. Bugün dünya üzerinde toplamda yaklaşık 12–13 bin nükleer başlık bulunuyor. Bunların hepsinin kullanılacağını düşünmek uç bir senaryo gibi gelebilir ama büyük bir küresel savaşta hedeflerin de küresel olacağını unutmamak gerekiyor. Büyük şehirler, askeri üsler, limanlar, sanayi merkezleri, enerji altyapıları… yani modern uygarlığın düğüm noktaları.

Böyle bir tabloda sadece ilk saatlerde bile dünya haritasının birçok yerinde onlarca Hiroşima büyüklüğünde değil, ondan 10–20 kat daha güçlü patlamalar meydana gelirdi. Tek bir modern savaş başlığı bile birkaç milyonluk bir metropolü birkaç saniye içinde yaşanamaz hale getirebilir. Bu yüzden yapılan askeri ve akademik modellemelerde büyük bir nükleer savaşın ilk günlerinde yüz milyonlarca insanın doğrudan patlamalar, yangın fırtınaları ve radyasyon nedeniyle hayatını kaybedebileceği hesaplanıyor. Eğer dünyanın büyük güçlerinin şehirleri karşılıklı olarak hedef alınırsa bu sayı 300–400 milyon civarında doğrudan kayba kadar çıkabiliyor. Yani sadece birkaç saat içinde, insanlık tarihindeki tüm büyük savaşların toplamına yaklaşan bir ölüm sayısı.

nükleer Ve bu sadece başlangıç olurdu. Çünkü modern şehirler sadece nüfus yoğunluğu değil aynı zamanda enerji, ulaşım ve üretim ağlarının düğüm noktalarıdır. New York, Moskova, Şanghay, Londra, Paris, Delhi, Pekin, Tokyo, İstanbul gibi megakentlerin hedef alındığı bir senaryoda dünya ekonomisinin büyük bölümü birkaç gün içinde fiziksel olarak ortadan kalkar. Limanlar yok olur, enerji hatları kopar, küresel tedarik zinciri çöker. Yani mesele sadece şehirlerin yıkılması değildir. Modern uygarlığın çalışmasını sağlayan bütün sistem aynı anda kırılır.

Böyle bir senaryoda dünya nüfusunun önemli bir kısmı ya doğrudan hedef bölgelerde ya da o bölgelerin ekonomik ve lojistik ağlarına bağlı olduğu için birkaç hafta içinde hayatta kalma mücadelesi vermeye başlar. Ve işte tam bu noktadan sonra hikâye başka bir aşamaya geçer. Çünkü patlamaların kendisi korkunçtur… ama çoğu bilim insanına göre asıl felaket patlamalardan sonra başlar. İlk birkaç saat içinde yaşananları bir kenara bırakalım. O aşamada zaten yüz milyonlarca insanın hayatını kaybettiği bir tablo var. Ama çoğu araştırmaya göre asıl felaket patlamalardan sonra başlıyor. İlk gün.

Yüzlerce şehirde devasa yangınlar başlar. Çünkü modern şehirler beton değil aslında; içleri plastik, yakıt, asfalt ve kimyasallarla dolu. Bu yangınlar birleşerek “yangın fırtınaları” oluşturur. Hiroşima’da bunun küçük bir örneği görülmüştü. Ama burada ölçek çok daha büyük. Modellemelere göre bu yangınlar atmosfere 100 ila 150 milyon ton kurum ve duman gönderebilir. İlk hafta. Bu kurum tabakası stratosfere kadar yükselir. Yağmurla kolay kolay temizlenemez. Ve güneş ışığının önemli bir kısmını kesmeye başlar. Dünya genelinde yüzeye ulaşan güneş ışığı %20 ila %70 arasında azalabilir. İlk ay.

Sıcaklıklar hızla düşmeye başlar. Küresel ortalama sıcaklık 1–2 derece değil, bazı modellemelere göre 8–10 dereceye kadar düşebilir. Bu, son buzul çağından bile daha hızlı bir soğuma anlamına gelir. İlk yıl. Tarım çöker. Çünkü bitkilerin büyümesi için gereken ışık ve sıcaklık yoktur. Mısır, buğday ve pirinç üretimi bazı bölgelerde %80–90 oranında düşebilir. Dünya zaten normal şartlarda bile gıda açısından hassas bir denge üzerinde duruyor. Küresel gıda stokları sadece birkaç aylık. İkinci yıl.

İşte burada gerçek kriz başlar. Çünkü artık mesele savaş değildir. Kıtlık başlar. Büyük ölçekli nükleer savaş senaryolarında yapılan gıda simülasyonlarına göre ortaya çıkacak açlık krizi 2 milyardan fazla insanı doğrudan etkileyebilir. Bazı en kötü senaryolarda ise 5 milyara yakın insanın açlık nedeniyle hayatını kaybedebileceği hesaplanıyor. 5 Milyar… İşte burada artık geriye kalan dünya başlar.

Eğer gerçekten 5 milyara yakın insanın hayatını kaybettiği bir senaryo yaşanırsa, geriye kalan 2–3 milyar insan için dünya artık tanıdığımız gezegen değildir. Küresel ticaret çoktan çökmüştür. Büyük limanların çoğu yok olmuş ya da çalışamaz haldedir. Petrol rafinerileri, elektrik santralleri, veri merkezleri, uydu ağları… modern uygarlığın bütün karmaşık altyapısı birbirine bağlı bir sistemdi ve bu sistem büyük ölçüde kırılmıştır. Birçok bölgede elektrik artık yoktur. İnternet yoktur. Küresel lojistik ağları yoktur.

Büyük şehirlerin çoğu yaşanamaz hale gelir. Çünkü modern şehirler kendi kendine yetmez. Gıda üretmezler, su üretmezler, enerji üretmezler. İnsanlık yavaş yavaş bu dev şehirlerden çekilip daha küçük, daha yerel topluluklara dağılmak zorunda kalır. Tarım yeniden başlatılmaya çalışılır ama iklim hâlâ dengesizdir. Mevsimler değişmiştir. Yazlar kısa ve soğuktur. Birçok tarım bölgesi yıllarca sürecek verim kaybı yaşar. Ve en önemlisi şu olur.

İnsanlığın son iki yüz yılda kurduğu o inanılmaz karmaşık uygarlık… küresel ekonomi, yüksek teknoloji, havacılık, uzay programları, yarı iletken üretimi, küresel internet ağı… bunların büyük kısmı artık sürdürülemez hale gelir. Çünkü bu sistemler milyarlarca insanın, binlerce fabrikanın ve dünya çapında çalışan bir lojistik ağın üzerine kuruludur. Yani nükleer savaş sadece şehirleri yok etmez. Bildiğimiz haliyle medeniyetin sonu anlamına gelir. Amacım korku yaymak değil. Tam tersine… hatırlamak. Çünkü insanlık bazen en tehlikeli şeylere bile zamanla alışabiliyor. Savaşlara, yıkıma, acıya… sanki başka bir yerde oluyormuş gibi bakabiliyoruz.

Ama nükleer savaş farklıdır. Bir şehir yok olmaz sadece. Bir ülke yok olmaz sadece. Bildiğimiz haliyle uygarlığın tamamı kırılabilir. Ve belki de bu yüzden nükleer silahların varlığı bize sürekli aynı şeyi hatırlatıyor: İnsanlık teknoloji olarak inanılmaz bir noktaya geldi. Ama aynı hızda bilgelik geliştirebildik mi? Çünkü insanlık ilk kez kendini tamamen yok edebilecek güce sahip. Asıl soru şu: Bu güce sahip olacak kadar zeki olduk… onu kullanmayacak kadar akıllı olabilecek miyiz?

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Nuclear warfare