
Oynat düğmesine bastığında YouTube oynatıcısı yüklenir. YouTube’da izle ↗
Hep söyledim. Hep söyleyeceğim. İnsana güvenilmez. Bunu ister ilişki bazında alın, ister şirket, isterseniz ülkelerin yönetiminde. İnsan. İnsandır. Makine değildir. Bizim güzelliğimiz, farkımız, bizi insan yapan özelliğimiz. Duygularımız var bizim. Olayları her zaman mantık çerçevesinde ele alamayabiliyoruz. Bakın bunu bir eksiklik olarak söylemiyorum. Aksine. Bir canlının bu özelliğe sahip olabilmesi, duygularının olması, 6. Hissinin olması. Bu başlı başına zaten bir mucize. Bunları söylüyorum çünkü yanlış anlaşılmak istemiyorum. Zira birazdan söyleyeceklerim eminim güzel bir tartışma başlatacaktır.
Ben diyorum ki. İnsanız ya biz. Hatalarımızla varız. O yüzden. Şirket, ülke, silah programları vs. yönetimlerini, bu konulara ilişkin kararları, analizleri filan. Biz yapmayalım. Evet. Biz çekilelim sahneden ve dünyayı… Yapay zeka yönetsin! Sadece bu cümle bile yığınla tartışmanın fitilini ateşleyebilecek cinsten biliyorum. O yüzden bunu bir “münazara” gibi de düşünelim ve ben konunun yapay zeka tarafında olan birisi olarak argümanlarımı bu video ile ortaya dökelim ve bu konuyu birlikte tartışalım ardından. Hazırsanız başlayalım…
Şimdi. İnsanın duygularının olması elbette çok güzel bir şey ama bu duyguların arasında hırs, güç tutkusu, çıkar, ego, öfke ve nefret de olduğu için… İşte bunlar tarihi biraz okuduğumuzda başımıza hep bela açtı. Azınlıkların çektiklerini biliyoruz, farklı olanların, sadece derisi, dili, doğduğu yer nedeniyle öldürülen kitleler. Biliyorsunuz. Çok konuşmaya gerek yok. Tarihten bu olayların fitilini ateşleyen ve az önce bahsettiğim duyguları yoğunlukla yaşayan liderleri çıkarsaydık ve bunların yerine bir “yapay zekalı makine” koysaydık… Neler olurdu? Bugün insanlık nerede olurdu? Bunları bir düşünelim…
Evet. İlk başta fikir çok uç gibi geliyor ancak… Şöyle söyleyeyim. Teoride bu pratiğe çok da uzak değiliz. Tüm gelişmeler bizi bunların tartışmaya açılacağı bir çağa götürüyor. Otonom araçlar mesela. Çok çok hızlı bir şekilde, kimi tahminlere göre önümüzdeki 20 yıl içinde bazı ülkelerde insanların çoğunluğu ulaşımını tamamen bu araçlarla karşılayacak. Toplu taşımadan, nakliyeye… Otonom tırlardan gemilere hatta uçaklara kadar. Yaşamın bu çok önemli parçasını makinelere bırakmaya hazırlanıyoruz yavaştan. Az bir şey değil bu… Peki neden yapacaklar bunu?
Çünkü daha kolay! Saatlerce trafikte oturmaktan ve direksiyon sallamaktansa hem bir organizma gibi çalışan sayısız otonom araç sayesinde telefonuyla oynayan sürücüler nedeniyle kitlenen trafik çok büyük oranda çözülecek hem de uzun sürse bile bu süreçte araç kullanmak yerine daha araç içinde zamanınızı daha verimli değerlendirebilirsiniz. İşlerinizi bitirebilir, kitap okuyabilir, film izleyebilir, sohbet edebilirsiniz… Dahası ölmeyeceğinizden emin olabilirsiniz. Yılda 30 bin insanın hayatı söz konusu. Bunun ötesinde. Artık kabul edelim mi?
Kendimizi yönetmeyi beceremiyoruz. Elimize yüzümüze bulaştırıyoruz. Tüm dünyada bir çatışma olmadan geçen gün sayısı bir elin parmaklarını geçmiyor. Tüm dünyada seçimlerde çok büyük çoğunluk maalesef sadece konuşmasını, duruşunu sevdiği için oy veriyor politikacılara. Politikalarından, neler yapacağından bahseden yok. Bizim ideallerimizi, değerlerimizi savunduğu sürece önemsemiyoruz. Sonra bir rüşvet skandalında, bir görevin kötüye kullanımında hayal kırıklığına uğruyoruz. “Ama o benim gibi düşünüyordu. Niye böyle oldu.” Diyoruz. Onun da insan olduğunu unutarak.
Bu nedenle işte doğru şekilde kurgulanmış, algoritması doğru bir yaklaşımla inşa edilmiş bir yapay zeka yönetimi bu sorunları ortadan kaldırabilir.
Ama tabi bu “hadi makineyi başa koyalım olsun bitsinle” olacak bir şey değil. Örneğin yasaları inşa ederken doğrudan mevcut anayasayı uygulamasını mı isteyeceğiz yoksa “uyarlamasını” mı isteyeceğiz. Veya yoksulluk, eşitsizlik ve hak ihlalleri konusunda nasıl bir yaklaşım izlemesin isteyeceğiz? Bazen bazı sorunlar katmanlıdır. Görünenin altında çözülmesi gereken başka sorunlar da vardır. Bazen daha önce hiç karşılaşılmamış bir sorun baş gösterir mesela. Bu durumda işte bir insanın yorumu önemli olabilir. Burada algoritmanın daha önce karşılaşmadığı, veritabanında bulunmayan bir olaya karşı nasıl bir yaklaşım sergileyeceğini kestiremeyebiliriz.
Diye düşünebiliriz. Ama tabi burada da yapay zekanın son 20 yılda geldiği yer bizi rahatlatabilir. Biliyorsunuz. Birçok yapay zeka robotu veya algoritması artık Go, Satranç gibi oyunlarda dünyanın en iyi oyuncularını alt edebiliyor. Yani özellikle Go oyununu düşündüğümüzde. Bu oyunda evrendeki atomlardan daha fazla oyun ihtimali söz konusu. İşte bu ihtimalleri öğrenebilen, uygulayabilen bir makineden bahsediyoruz. İnsanların binlerce yılda inşa ettiği bu kaleyi 5 ay içinde fethetti Yapay Zeka.
Ne zaman zor kararlar vermesi gerektiğini, nasıl bir strateji geliştirmesi, veya risk alıp almaması gerektiğini öğrendi. Bazı oyunları daha önce hiç görmediğimiz hamleler yaparak kazandı. Daha önce bizim görmediğimiz şeyler… Yani hatta şu an telefonumuza indirebildiğimiz basit satranç oyunları var ya?
İşte bu oyunlarda bile şu anda herhangi bir kurumu yöneten herhangi bir insandan çok daha üstün bir stratejik bilgi birikimi mevcut. Yani 2003 yılına gidelim mesela. O zaman ABD başkanı bir Yapay Zeka olsaydı. Bu yapay zeka Saddam Hüseyin ile ilgili tüm verileri analiz edip, kitle imha silahları ile ilgili tüm istihbaratı toplayıp Irak’ın işgal edilmesinin çok anlamsız olacağını ve üstüne demokrasi götürmek için muhtemelen en ahmakça yöntem olacağını söyler ve buna izin vermezdi değil mi? Ya da Vietnam’da olanlar.
Tabi. Gerçek yaşam elbette satranca benzemiyor. Ama zaten makineler satrancı filan aşalı çok oldu. Ne denli karmaşık bir yapı, bir sorun koyarsanız koyun önüne. Çözüyor. Anlıyor. Uyguluyor.
Çünkü bakın. Şunu iyi sindirelim. Çok iyi hem de. Alphazero’yu hatırlıyorsunuzdur. İnsanları bırakın en iyi satranç motorlarını bile yenebilen bir algoritma. Bu algoritmanın sıfırdan satranç öğrenmesi sadece 4 saat sürmüştü. Bakın. Binlerce yıllık bilgi birikimi. 4 saat diyorum. Ve bu 4 saatte bir insan kaç maç yapabilir sizce? 3-5 neyse… AlphaZero bu 4 saatte kendi kendine tam olarak 19.6 milyon maç yaptı. Zamanı bükmek değil de ne bu? Ve daha da korkuncu. Satranç kurallarını da vermediler algoritmaya. Onu da kendisi çözdü.
Ama bu sadece bir oyundu ve bu bir denemeydi. Zira mühendisler buradan edindikleri bilgi birikimi çoktan gerçek hayata uygulamaya başladılar bile. Örneğin Nature dergisinde yayımlanan bir makaleye göre yapay zeka cilt kanserini bilinen en iyi profesörlerden bile daha iyi teşhis edebiliyor artık. Şu anda akciğer kanserini çok daha iyi teşhis eden algoritmalar test aşamasında. İnsan beynini andıran sinir ağları ile çalışan bu algoritmalar çok kısa sürede devasa veriyi özümseyerek, hatalarından anında öğrenip bunları düzelterek en doğru kararı verebiliyorlar. Tam da tüm dünyadaki siyasilerde eksik olan bir özellik değil mi bu?
Bizim ihtiyacımız olan… Son zamanlarda da bu algoritmalar için gerekli olan son halkalardan birinin yükselişine şahit oluyoruz. Dall-e ve ChatGPT gibi gelişmeler. Bunlar basit adımlar değil. Yapay Zeka’yı her anlamda, çok boyutlu olarak “akıllı” yapacak son adım bu. Çocuğun konuşmaya başlaması gibi bir şey. Ama en önemlisi ne biliyor musunuz? Biz. Avcı-toplayıcılıktan daha dün çıkmış olan insanlık. Biz bu dünyaya hazır değildik. Dijital devrime. Hiç hazır değildik. Bu kadar veri. Yok. Bizim kaldırabileceğimiz bir şey değil bu.
Bir insanın bu denli veriyi özümsemesi, temizlemesi, sınıflandırması, analiz etmesi ve en nihayetinde en doğru kararı alabilmesi. Yok. Mümkün değil. Biz bunu yapamayız. Big Datayı biz dizginleyemeyiz. Bana kalırsa bu süreç doğal bir evrim olarak gerçekleşecek gibi geliyor. En azından belirli ölçeklerde. En azından liderlerin danışmanları mesela. Yapay zeka olabilir. Son karar yine bir insana bırakılabilir ilk etapta. Neden peki? Zira bazı tehlikeler var. Evet. Baştan beri söylediklerim kulağa çok hoş gelse de. Elbette ciddi riskler var.
En büyük risk. Yine biziz. Evet. O algoritmayı yazacak olan biziz zira. Microsoft’un Twitter Bot’unu hatırlayın. Birkaç saat içinde korkunç bir karaktere dönüşmüş ve hemen fişi çekilmişti. Tabi bir de yapay zeka başkanın hacklenmesi riski de var. Zamanla öğrenerek sadece belirli gruplar için dünyayı daha iyi bir yer haline getirme eğilimi de geliştirebilir. Yani bilim kurgu da olsa, Terminatör’de Skynet’in insanlığı yok etmeye çalışması, Matrix’te insanın bir enerji kaynağı olarak görülmesi… Bunlar uç olsa da bazı olasılıkların bir göstergesi.
Ama tabi illa ki bu şekilde olmak zorunda değil. Zaten olasılıkları konuşuyoruz ve bu noktaya gelene kadar biraz daha zamanımız var. İşte biz, bu zamanı bunları düşünerek geçirmek zorundayız. Bunları tartışmalı, insanlığın, dünyamızın, tüm canlıların geleceği için eğer bir yapay zeka daha iyi kararlar alabilecek duruma gelirse burada belki de sahneden çekilmeyi ciddi ciddi düşünebilmeliyiz. Sizce peki? Bu fikir size ne hissettirdi? Bir yapay zekaya oy verir miydiniz? Ya da hangi yapay zekaya mı demeliydim?



