Metaverse. Sanırım son yılların internet jargonu ile ifade edersek en büyük “hype”ı. Hype terimini tanımlamaya çalışırsak “moda” ya da “heyecan uyandıran olay” diyebiliriz, herkesin ilgisini çeken, toplumun büyük kesiminin konuştuğu olay ya da olaylar bütünü. Ama hype’ın büyük de bir dezavantajı var. İnsanlar bu heyecandan geri kalmamak adına pek araştırma yapmadan, çok da derinine inmeden trene atlayabiliyor. Bazen neden heyecanlandığını bile anlayamayabiliyor. Sadece “bu çok önemli bir şey olmalı. Çünkü herkes konuşuyor” psikolojisi ağır basıyor kimi zaman.
Metaverse de bundan nasibini alanlardan galiba. Bir kesim için sadece blockchain evrenini, token, coin, NFT’leri çağrıştırıyor. Kimi sadece video oyunu olarak bakıyor Metaverse’e. Bazıları için bildiğimiz internetin gözlüklü halinden başka bir şey değil… Bu da çok normal. Genellikle bağlantıları kurarak genel bir resim çizmek ve olayın bütününe odaklanmak gerçekten zor olabiliyor. Kaldı ki metaverse gibi elle tutulur pek bir şeyi yok gibi görünen bir olgu olduğunda. İşler daha da zor. “Bu benim ne işime yarayacak” şimdi sorusunu iyi cevaplamak lazım o yüzden.
Ama detaylara girmeden önce kısaca şunu söyleyeyim. Metaverse dediğimiz olgu belki isim kurbanı olsa da ve Zuckerberg’in son zamanlarda pek popüler olmaması sebebiyle birçok insan mesafeli yaklaşsa da hepimizin düşündüğünden çok daha önemli bir olay.
Bunun nedenine genel olarak bu yazıda değineceğiz fakat kısa bir süre içinde de hepimizi bu evrene hazırlayacak, bebar bilim olarak bu konunun uzmanı çok önemli isimleri de yanıma alarak hazırladığım, çok çok önemli bir eğitim programını hep birlikte paylaşacağım sizinle. Hep birlikte gerçek anlamda, safsatadan uzak, çok sağlam bilimsel, felsefi ve teknik altyapısı olan, doğru kurgulanmış ve Türkiye’nin gençlerinin önümüzdeki dönemde her anlamda donanımlı olmasını sağlayacak bir program bekliyor bizi. Detayları konuşacağız çok kısa bir süre içinde. Şimdi biz konumuza dönelim. Metaverse’ü bir anlayalım önce.
Sevgili Barış Özcan da bahsetmişti çıkış noktasından. Terimin dayandığı yer 1992 tarihli bir bilim kurgu kitabı. Neal Stephenson’dan Snow Crash isimli bir kitap. Kısaca bahsetmek gerekirse Stephenson bu kitapta Metaverse’ü kitabın kahramanı Hiro’nun taktığı gözlükler aracılığı ile oluşturulan üç boyutlu bir sanal gerçeklik olarak tanımlamıştı. Burada gözlükler ve kulaklıklar iki önemli “duyusal” simülasyondu diyebiliriz. Tüm duyuların taklit edildiği bir evren tanımı henüz ortada yok.
Uzun bir süre sonra özellikle çok oyunculu oyunlar aslında bunun mümkün olduğunu, belirli bir seviyede Metaverse’ü andıran özellikleri ile tekrar hatırlattı bize. Çok daha hızlı bilgisayarlar ve görüntü işleme teknolojileri sayesinde de artık “yapılabileceği” de anlaşıldı. Ardından belki de yeni dünyanın asıl sahipleri diyebileceğimiz dev teknoloji şirketleri bu konuyu tekeline almaya başladı. En azından buna çalışmaya başladılar.
Zuckerberg bir anlamda şirket ismini dahi değiştirerek bu konuda “elini en üste koyan” ve Metaverse kavramı ile kendisini özdeşleştiren isim olsa da mesela ondan önce Microsoft’un CEO’su Satya Nadella bir konferansta Metaverse’ü özellikle “dijital ikiz” tanımına vurgu yaparak şöyle tanımlamıştı. Dijital İkizlerden, modellenmiş mekanlardan ve karmaşık gerçeklikten oluşan Metaverse bildiklerimizin ötesine geçecek bir platform olarak şekilleniyor.” Ötesine geçmek. Kelime de zaten onu gösteriyor. Meta – verse. Yani Öte evren…
İşte ardından Mark Zuckerberg çok geçmeden 2020 Temmuz ayında metaverse’ü kendi tanımı ile açıklayınca asıl “hype” başlamıştı. Kimine göre şirketinin üzerindeki skandalları bir anlamda örtmek amacıyla biraz aceleye getirilmiş bir hareket olsa da Zuckerberg de metaverse’ü sanal gerçekliğin ya da bilgisayar oyunlarının ötesinde bir oluşum olarak tanımlamıştı. “İnternetin ete kemiğe bürünmüş hali” demişti. Sadece izlemek değil, etkileşimde olmak… İki boyuttan üç boyuta göç. Bir nevi. Evet. Matrix…
Şimdi buraya kadar gerçekten harika bir “şey” gibi duruyor. Ama. Sizde de o his var mı? “Eee?” “Yani?” internet devriminin bizi getirdiği yer sadece burası mı? Gözlüklerle toplantı yapmak mı? Bu kadar mı yani? Elbette değil ama bu şekilde düşünen birçok “eleştirmen” de oldu. İkna olmayan bir grup. Onları da bir dinleyelim.
The Guardian’da yazan Jessa Crispin mesela bir halkla ilişkiler oyunu gibi görüyor. Nasıl Jeff Bezos ve Elon Musk uzay programlarını bir anlamda reklam olarak kullanıyorsa, bu da farklı değil… Diyor. Evet. O da ayrı bir konu. Şöyle söylüyor hatta: “Metaverse ve türevleri şımarık milyarderlerin zarar verdiği dünyadan kaçarak hiçbir sorumluluk almayacakları bir kaçış planıdır”…
Bunun üzerine bir ayrı parantez açmak lazım aslında konuya geri dönmeden önce. Netflix’teki Social Dilemma da aynı konuyu birçok açıdan ele alıyordu. Facebook ve diğer teknoloji şirketleri sosyal refahtan çok ne kadar kar ettiği ile ilgilenir mesajı hakimdi. Bu şirketler üzerimizde inanılmaz bir güce sahip. Korkunç bir güç. Topladıkları her bir bilgi parçacığı ile, data ile çığ gibi büyüyen bir güç. Metaverse işte bu gücü sonsuza yakınlaştırabilir. Fortnite’ın üreticisi ve Epic Games’in kurucusu Tim Sweeney de bu konuda 2017 yılında uyarıda bulunmuştu. Sadece belirli şirketlerin elinde MEtaverse distopik bir kabusa dönüşeblir demişti.
Şöyle söylemişti tam olarak: “Metaverse’e doğru yol alırken oluşturduğumuz platformlar bu şirketlerin kontrolünde olursa yaşamlarımız, gizli verilerimiz, diğer insanlarla olan özel ilişkilerimiz üzerinde daha önce olmadığı kadar büyük bir kontrole sahip olacaklar.” Şimdi. İsterseniz Metaverse’ün tüm hype’ı karşılaması ve gerçek bir sanal gerçekliğe dönüşmesi ve fortnite gibi oyunların ötesine geçebilmesi için öncelikle neye ihtiyacımız var ona bir bakalım.
Şu anda önümüzde çok büyük bir engel var. “Immersive” yani gerçekten kendimizi tüm duyularımızla içinde hissedeceğimiz bir öte evrenden bahsedebilmek için garip gözlüklerden çok daha ötesine ihtiyacımız var. Şu anda bu evrene açılan tek kapımız bu hiç de ergonomik olmayan cihazlar. Sadece bununla yaşadığımız bir deneyim gerçekten çok büyük bir yenilik sunmuyor. Bize ne lazım biliyor musunuz? Beyin-makine arayüzleri…
Neuralink aklınıza gelmiştir. Elon Musk’ın çılgın projesi. İşte bu bağlantıyı kurduğumuzda, beynimizle makineler arasına tüm duyularımızı tetikleyebilecek arayüzler yerleştirdiğimizde… Heh. İşte o zaman zaten birçok eşik aşılmış olacak ve gerçek bir deneyimden bahsedebileceğiz. Bu arada bu gerçekleştiğinde birçok şey için çok geç kalmış olacağız. Onu da ayrıca konuşacağız.
Ama şu beyin-makine arayüzlerinden bahsedelim biraz. Bazı arayüzler beyne doğrudan girmeden kafamıza ya da belirli organlarımıza takılan elektrotlarla sinirsel sinyalleri algılayarak bilgisayara ve oradan da bize tekrar iletebiliyorlar. Bunlar sayesinde farklı duyularımız tetiklenerek o “immersive” deneyimi yaşayabiliriz.
Ama tahmin edersiniz ki bu şirketler burada durmak istemiyorlar. Nörobilimcilerle birlikte çok daha invazif yani beyne doğrudan ulaşan yöntemlerin peşindeler. Doğrudan beyne yerleştirilecek iğnelerden bahsediyoruz. Tam da gerekli bölgelere yerleştirilerek tam da istenilen duygu ve duyuyu tetikleyecek arayüzler. Neuralink de eğer gerçek olursa bu yöntemi kullanacak. Elon Musk hiçbir zaman daha azını istemiyor değil mi? Bu aşama da zaten tam olarak Matrix’e giriş demek. Bir ufak bilgi daha sıkıştıralım buraya. Pentagon da bu doğrudan beyne yerleştirilecek beyin-makine arayüzlerinin araştırılması için onlarca milyon dolarlık bir bütçe ayırıyor.
Şimdi bunları da göz önüne aldığımızda şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Bir arabadayız. Ve son sürat bir yol ayrımına doğru yaklaşıyoruz. Bu yollar elbette sayısız ancak ilk etapta karşımızda iki yol var. Bir taraf distopya bir taraf ütopya…
Direksiyonu ütopyaya doğru çevirebilmek için öncelikle araba kullanmayı bilmemiz lazım. Bunun için bu yeni evreni inşa edenlerden biri olmamız lazım. Tüm bu konuştuklarımızın bugün olmazsa yarın gerçekleşeceğini sanırım hepimiz biliyoruz artık değil mi? İşte bunun için ya yine birçok fırsatı kaçırdığımız gibi yolcu koltuğunda bekler arabanın bizi götürdüğü yere doğru gideriz. Ya da direksiyona geçeriz. Dediğim gibi. Bunun için de veri okuryazarı olmamız lazım her şeyden önce. Geleceğin para biriminden biriktirmeye başlamamız lazım. Her şeyi bırakıp buna yatırım yapmamız lazım. Hep birlikte big datayı, makine öğrenmesini, yapay zekayı yutmamız lazım. Tüm disiplinlerden, her alandan uzmanlarla bir araya gelip, bu işin felsefesini, hukukunu, etiğini konuşmamız lazım.
Birilerinin evreninde kobay değil kendi evrenimizin mimarı olmamız lazım. Zira metaverse bir oyun değil. İçinde ekonominin, siyasetin, sosyal yaşamın… Bu dünyada ne varsa çok daha fazlasının olacağı. Yeni işlerin, yeni becerilerin, yepyeni bir yaşamın doğacağı bir yer olacak. Biz de ya içeride olacağız ya da dışarıda… İşte tam da bu nedenle tüm safsatayı bir kenara bırakıp hazırlanmamız lazım diye düşünüyorum çok uzun süredir. Başta bahsettiğim eğitim programı üzerinde de çok uzun süredir çalışıyorum. Birlikte bu yeni oluşan evrende yerimizi alacağız. O yol ayrımında kontrolde biz olacağız. Takipte kalın…




