Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Bilim Tarihi

Heisenberg’in Karanlık Yüzü – 2. Bölüm

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 14 Ağustos 2022 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

1943’ün Mayıs ayında İttifak devletleri Kuzey Afrika’da büyük bir yenilgi almış ve Müttefikler, özellikle İngiltere ve Amerika bir anlamda zaferin kokusunu almışlardı. Çok geçmeden Winston Churchill özellikle İttifak devletlerinin yumuşak karnı olarak adlandırdığı İtalya’ya girmeleri gerektiğini söylemiş ve en nihayetinde, 1943’ün Eylül ayında İtalya ele geçirilmişti. Bu savaşın gidişatını da çok önemli ölçüde değiştirecekti ancak kapalı kapılar ardında Müttefiklerin çok önemli bir planı vardı. Özellikle Almanya’nın nükleer enerji projesinin ve genel anlamda tüm bilimsel çalışmalarının ele geçirilmesi.

Bu bağlamda İngiltere ve Amerika’dan askeri, bilimsel ve istihbarat ekiplerinden oluşan özel bir ekip kuruldu. Ve ünlü “ALSOS OPERASYONU ya da GÖREVİ” başlamış oldu. Çok önemli iki amacı vardı bunun. Birincisi bahsettiğimiz gibi dünyanın bilimsel anlamda lider ülkesini bilimsel anlamda işgal etmek ve ikincisi de bu çok değerli bilgilere, özellikle atom bombası inşa etmeye yarayacak bilgilere Sovyetler Birliğinin erişmesini engellemek.

Alsos görevi de ünlü Manhattan Projesinin bir uzantısı olarak hayata geçecekti. Görev kapsamında Almanya’nın çok önemli merkezleri ele geçirilecek, neredeyse tüm nükleer araştırmalarına ulaşılacak ve çok değerli isimler de ele geçirilecekti… Otto Hahn, Max von Laue, Carl Friedrich von Wizsacker gibi… Bunlardan birisi de… Evet. Werner Heisenberg’ti… Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim. Amerika Alsos Operasyonu ile büyük umutlarla Almanya’nın kusursuz atom bombası planına ulaşmayı planlıyordu. Ama sonuç büyük hayal kırıklığıydı. Birkaç nükleer enerji projesinden başka bir şey bulamamışlardı…

Ama hikaye buraya nasıl geldi. Şu noktada önce bunu konuşmamız lazım. Özellikle Heisenberg’in tüm bunlardaki rolünü. Heisenberg. Önceki bölümde konuşmuştuk. Amerika’da harika bir yaşam fırsatını tepmiş ve çok sevdiği ülkesine dönmüştü. Çok geçmeden. 1 Eylül 1939’da 6 yıl sürecek, milyonlarca cana mal olacak ikinci dünya savaşı resmen başlamıştı. Hükümetin büyük şüphe ile yaklaştığı fakat dehasının da farkında olduğu Heisenberg ise nükleer araştırmaların başına getirilmişti. Daha önce bir vatan haini olarak gösterilmeye çalışılan Heisenberg ise bu görevi hiç düşünmeden kabul etmişti.

Ama Heisenberg tüm dünyanın kaderini belirleyecek inanılmaz önemli bir kararın da eşiğindeydi. İkinci dünya savaşının galibini ve dolayısıyla tarihin gidişatını tamamen değiştirebilecek görev kendisindeydi. Fakat 1939 yılında atom bombası ile ilgili bilimsel anlamda sıkıntı şuydu.

Bir zincirleme reaksiyon başlatmanın fare kapanları ile yapılacak bir zincirleme reaksiyondan farkı olmadığı düşünülüyordu. Yani bir odaya sayısız fare kapanı koyarsınız. Birini tetiklediğiniz zaman o bir başkasını, sonra iki, dört, sekiz… Gibi. Ama burada bir sıkıntı var. Atom çekirdeğinden gönderilen nötronların bu tür bir zincirleme reaksiyon başlatması için inanılmaz fazla miktarda kütleye ihtiyacınız olmalı diye düşünülüyordu. Ki daha da büyük sorun bu tip bir reaksiyon için çok nadir bir element gerekiyordu. Uranyum 235. Zaten çıkarılan uranyumun yüzde birinden azı bu izotoptu ve o zamana kadar hiçkimse bu izotopu izole etmeyi başaramamıştı. Bir gram bile.

Yani. Atom bombası o zaman için bildiğiniz bir fanteziden öteye gidemez diye görülüyordu. Çok çok zor bir görevdi bu. Ama bir gün… İnanılmaz bir şok yaşayacaktı bütün fizikçiler. Hem de Heisenberg’in öğrencilerinden biri tarafından yapılacak keşif. Şu fotoğrafta Heisenberg’in yanında duran, Yahudi olduğu için ülkeden sürgün edilen genç fizikçi. Rudolf Pierels.

Pierels İngiltere’ye sığınmış ve burada, Birmingham üniversitesinde çalışmaya başlamıştı. Fakat her ne kadar Yahudi olsa da yine de bir Alman’dı ve o yüzden radar gibi önemli araştırmalarda çalışmasına izin verilmiyordu. Pierels de başka bir Yahudi sığınmacı ile kafa kafaya verip atom bombası fantezisinin peşine düşecekti. Yakından tanıdığımız bir isim. Otto Frisch… 1940 yılında Frisch ve Pierels Birmingham’daki küçük laboratuvarlarında yaptıkları hesaplamalar sonrasında kelimenin tam anlamı ile birbirlerine uzun bir süre kıpırdamadan, şok içinde bakakalmışlardı…

Zira. Herkesin düşündüğünün aksine bir atom bombası yapmak için gerekli Uranyum-235 miktarı öyle tonlarca değildi. 1 Kilosu bile bir şehri yok etmeye yeterdi… Gerçekten öylece kalmışlardı zira bu keşif… Bu acayip kapılar açıyordu. Atom bombası hiç de imkansız değildi. Hatta. Çok çok kolaydı… İlk şoku atlattıktan sonra başka bir ihtimal onları daha da endişelendirecekti. Eğer onlar bu hesaplamayı yapabildilerse, öğretmenleri, Werner Heisenberg de çoktan yapmış olmalıydı. O da biliyor olmalıydı bu ihtimali…

Gerçekten de öyleydi. O sıralarda Leipzig üniversitesinde nükleer reaktörünü inşa ederken Heisenberg de bu ihtimali büyük bir dehşetle fark etmişti. Atom bombasının kapıları onun da gözünün önünde açılmıştı. Ama çok önemli bir farkla. Heisenberg hala devasa miktarda uranyuma ihtiyacı olduğunu düşünüyordu. Hesaplamalarındaki bu önemli hatayı hala görememişti. Ve işte tam bu yol ayrımında çok önemli bir karar vermek zorundaydı Heisenberg. Bu korkunç ihtimali hemen arkadaşı Von Weissecker ile paylaştı. -Ve ikisi birlikte bunu akıl hocalarına danışmaya karar verdiler. Niels Bohr’a.

O zamanlar Nazi işgali altındaki Kopenhag’a giderek büyük bir risk de alıyorlardı. Direkt Bohr’a gitmelerinin nedeni ise Niels Bohr gerçekten tüm fizik camiasındaki isimler üzerinde çok büyük bir etkiye sahipti. O dâhilerin akıl hocasıydı. Herkes onu dinliyordu. Ve ondan şunu istemekti asıl amaçları. Tüm dünyadaki fizikçiler. Acaba… Bir anlaşma yaparak… Atom bombası yapmayı reddederler miydi? En azından. Savaş bitene kadar erteleyebilirler miydi? Heisenberg de Niels Bohr ile Kopenhag’ta bir akşam yaptığı yürüyüşte tam olarak bunu konuştu. Bu akşam yürüyüşü sırasındaki sohbet bilim tarihindeki en hayati konuşmalardan biridir düşününce…

Heisenberg aslında Hitler’e atom bombasını çok kısa sürede verebilirdi. Ama büyük bir risk alarak, insani değerleri tüm değerlerin önüne koyarak, bunu yapmak istemiyordu. Ve maalesef Niels Bohr bu talebi reddetmiş ve Heisenberg üzüntüyle evine dönmüştü. Ama işte hikayemiz tam da bu noktada çok farklı bir yere geliyor. Zira bunlar, Heisenberg ve çocuklarından duyduklarımız. Ama görünüşe göre olay örgüsü hiç de bu şekilde gerçekleşmemişti. Zira çok sonra, Niels Bohr’un bir mektubu çıkacaktı ortaya.

Ve Niels Bohr, Heisenberg’în, o çok güvendiği, sevdiği öğrencisinin kendisi ile böyle bir konuşma yapmadığını söylüyordu. Bir yürüyüş yaptıkları, Heisenberg’in Kopenhag’a gittiği doğruydu ama Heisenberg’in amacı çok farklıydı. Niels Bohr mektubunda şunları söylüyordu. Heisenberg Bohr’a gidip kendisinin Almanya’nın Danimarka’daki üstünlüğünü kabul etmesini, Almanlarla işbirliği yapmasını, birlikte Naziler için çalışmasını istemişti… Heisenberg. Hocasından, Niels Bohr’dan açıkça Naziler için bir atom bombası yapabilmek için yardım istemişti…

Bu mektup çok çok sonra çıkmıştı ortaya. O nedenle genellikle Heisenberg’in atom bombası yapmadığı, ahlaki nedenlerle Nazilerin atom bombası planını sabote ettiğine dair hikayeler duyarsınız. Maalesef ki bu doğru değil. Heisenberg atom bombası yapmamış değil yapamamıştı. Zira 1941 yılında Nazi subaylarına verdiği bir konuşmada bu olasılıktan bahsetmiş ve bir de rapor sunmuştu. Rapora baktığımızda gerçekten de Heisenberg’în yanlış hesaplama yaptığını anlıyoruz. Burada da devasa miktarda Uranyuma ihtiyaç olduğundan bahsediyordu.

Bunun da ötesinde Adolf Hitler’in kendisi fiziği bir Yahudi bilimi olarak gördüğü ve uzak durduğu için çok fazla destek ve finansman da sağlamamıştı. Ve yine başa dönüyoruz. Alsos Operasyonu ile Heisenberg’in de dahil olduğu bilim insanları gözaltına alınmış ve uzun bir süre hapishanede kalmışlardı. Bu süreçte tüm konuşmaları da kaydedilmişti. Bir süre sonra Amerika’nın Hiroshima ve Nagazaki’ye atom bombası attığı haberi yayılınca da Heisenberg’in bu konuşmalarında bunun imkansız olduğunu, 9 ay içinde kimsenin bunu başaramayacağını söylediğini görüyoruz. Yani kendisi hala bir anlamda çözememişti.

Ama birileri çözmüş ve maalesef başarıya ulaşmıştı. Heisenberg’in hikayesi işte bu ikilemlerle dolu. Müthiş bir deha. Bunu tartışmak bile anlamsız. Gerçekten kuantumu anlayan az insandan biriydi. Heisenberg’in Belirsizlik İlkesi bilim tarihinin en önemli ve en başarılı ilkelerinden biri hala. Ama… Ama işte nasıl bakacağımız bize kalmış. Çok iyi bir Almandı derken de vurgulamaya çalıştığım buydu. Ciddi anlamda bir vatanseverdi. Ama… Bu acaba onu kör etmiş olabilir miydi? Ya başarılı olsaydı? Hitler’e atom bombasını verseydi… O zaman ne konuşuyor olurduk? Sorular sorular.

Ama elbette üzülüyor insan. Böyle bir dâhinin her anlamda kusursuz olacağını umuyor insan. Öyle istiyor. Ama en nihayetinde “insan” olduğunu unutuyoruz bazen. Ve bu hikaye o kadar çok yönlü bir hikaye ki… “Başarılı olsaydı ne olurdu” diye sormuştum ya… Birisi başarılı olmuştu biliyorsunuz. Ve bizim ne düşündüğümüzden bağımsız olarak kendisi zaten “başarılı olsaydı ne olurdu” sorusunun cevabını veriyor… Ve hikaye onunla devam ediyor…

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Werner Heisenberg