Bundan birkaç yüzyıl önce okuma yazma bilmenize gerek yoktu. Çünkü ortada okuyacak çok bir şey yoktu. Kutsal kitaplar ve bazı antik yazmalar dışında. Kutsal kitapları da din alimleri okuyor ve siz de kiliseye, camiye vs. gidip onlardan dinliyordunuz olup biteni. Bugüne hızlı bir sıçrama yaptığımızda, birçok insan yapay zeka konusunda çok şey bilmeme gerek yok diyor. Zaten birkaç tane uygulama ve model var, bunlar da dev teknoloji şirketlerinin elinde ve onların anlattıkları veya bize ilettikleri kadarı ile bilgi sahibi olup yolumuza devam ediyoruz. Neden daha fazlasını bileyim ki?
Bu soruya vereceğimiz cevap işte yarının dünyasında bizim konumumuzu belirleyecek en önemli cevap olacak. Neden Yapay Zeka Okuryazarı olmalıyım? Gelin bakalım.
Başta verdiğim okuryazarlık benzetmesini Andrew NG’nin Ted konuşmasında duymuştum. Kendisi Coursera’nın da kurucularından, yapay zeka ve bilgisayar bilimi alanlarında çok önemli bir isim. Ve aynı konuşmada şunu da söylemişti Andrew. İnsanlar bir şekilde yapay zeka konusunda korkutuluyor. İşin dünyayı ele geçirecek, düşünen makineler vs. seviyesinde magazinsel bir tartışmaya dönüşmesi bu yepyeni devrimsel teknolojiden faydalanabilecek sıradan insanları korkutarak uzaklaştırıyor. Evet. Çünkü ne iş yapıyorsanız yapın, siz bir “veri” üretiyor, veri kullanıyorsunuz. Öğretmenseniz öğrencilerin performansı bir veri sizin için. Bir börek dükkanınız varsa zaten üretimden satışa sayısız veri var elinizde. Ve yapay zekayı kullanmak için big dataya, terabytelarca veriye ihtiyacınız yok.
Eğer doğru yaklaşabilirseniz yapay zeka araçları ile öğrencilerinizin performansını en üst seviyeye çıkarırken öğretmenlik becerilerinizi maksimuma çıkarabilirsiniz Veya çok daha az maliyetle çok daha lezzetli börekler pişirerek çok daha fazla kişiye ulaşıp daha fazla gelir elde edebilir ve bu araçları kullanmayan rakiplerinizin fersah fersah önüne geçebilirsiniz. Burada bahsettiğim konuyu bir örnekle somutlaştıralım dilerseniz. Crosser isimli bir veri analizi şirketinden Andrea Magnago ile bir röportaj yapmıştım daha önce. Onun söylediklerine kulak verelim.
Yani veriniz varsa, bu veriyi anlayacak, yorumlayacak, uygulayacak yetenekleriniz varsa doğrudan sonuç elde edebilirsiniz. Elbette bu seviyeye ulaşmak için önce bazı çok güçlü duvarları yıkmak gerekiyor. Her şeyden önce. Bilmek, farkında olmak gerekiyor. Korkumuzu yenmek için önce şunu bilmemiz gerekiyor. Yapay zeka araçlarını kullanmak, kendinizi, kariyerinizi, işletmenizi dönüştürmek için bu konuda uzman olmanız gerekmiyor.
Bu şu anda kullandığımız teknolojilerle ilişkimize çok benziyor aslında. Bilgisayarlar, akıllı telefonlar veya kullandığımız sayısız cihaz. Bu cihazların nasıl çalıştığını kaçımız biliyor? Donanım tarafındaki süreçleri? İşlemcinin nasıl işlem gerçekleştirdiğini veya grafik işleme ünitesinin görüntüyü nasıl işleyip bize gösterdiğini? Eğer bu konuda bir kariyer planlamıyorsanız bilmenize gerek var mı? Bunun cevabı şununla aynı aslında: İşlerinizi yapabiliyor musunuz? Haritaları kullanıp bir yere gidebiliyor musunuz? Bankacılık, alışveriş, mesajlaşma ve sayısız işlemi gerçekleştirebiliyor musunuz?
Öyleyse siz “dijital okuryazarlığı” olan bir insansınız. Şimdi sırada “yapay zeka okuryazarı” olmak var… Makine öğrenmesi, derin öğrenme, sinir ağları nasıl çalışır, benim gibi meraklıysanız mantığını anlamaya çalışırsınız ama bugün, şu anda yapay zekayı kullanarak hayatınızı ve geleceğinizi inşa etmek için teknik ve profesyonel düzeyde bu bilgilere ihtiyacınız yok. Peki neye ihtiyacınız var? Burada elbette şunu iyi kavramak gerekiyor. Tüm mesleklerden, tüm ilgi alanlarından tüm insanlığı, herkesi kapsayacak tek bir reçete yok. Herkesin yol haritası farklı olacaktır. Fakat genel geçer bazı aşamaları mutlaka uygulamamız gerekiyor.
Burada elbette eğitim sisteminde önemli bir revizyon gerekiyor. Çünkü şunu unutmamamız lazım. Bugünkü çocuklar. Her anlamda bir YAPAY ZEKA nesli olarak dünyaya geldiler. Önce fark etmediğimiz seviyelerde alışverişten sosyal medyaya kadar hayatlarının merkezinde olan her şeyin arka planında işleyen bir yapay zeka dünyasına doğdular. Önce görünmezdi bu teknoloji. Sonra çok da büyümeden ChatGPT ile tanıştılar. Shakespeare tarzı şiirlerden dedektif kitaplarına kadar her şeyi yazabilen ve üstelik kodlama yapabilen, ve bunları konuşarak yaptırabildiğiniz bir araç.
Ve şimdi biraz yaşı geçmiş olanlar şunu da hatırlar. Biz okula gittiğimizde ki hala da öyle, dolaşım sisteminden fotosentezin nasıl çalıştığına veya ampüllerin nasıl çalıştığına kadar her şeyi öğrenmiştik. Bir biyolog ya da elektrik teknisyeni olmamıza gerek yoktu. Dünyayı daha iyi anlamak için bunları öğreniyoruz. Ve işte aynı şekilde bugünkü dünyayı anlamak için de yapay zeka okuryazarı olmamız, bu sistemlerin nasıl çalıştığını bilmekten de öte, nasıl kullanılacağını da öğrenmemiz gerekiyor.
İlk olarak yapılması gereken şey bu sistemlerin “mistik” birer varlık olmadığını anlamak ve anlatmaktır. Sanki dört yanımızı sarmış büyülü bir varlık gibi bahsettiğimiz zaman başta da bahsettiğimiz gibi korku iklimi yaratıyoruz. Hayır. Tüm bu sihir gibi gelen modeller insanların ürettiği, kontrol ettiği, tasarladığı modeller. Ve en temelde yapılmaya çalışılan şey ise insanın yapabildiklerini simüle etmektir. Otomasyondan bahsediyoruz. Önce fiziksel gücün otomasyonunu gördük sanayi devriminde. Şimdi de “zihinsel gücün” otomasyonuna tanık oluyoruz. Olan bu.
Bunu iyi anlamak gerekiyor zira Yapay Zeka şu anda tamamen olasılık ve istatistiğe dayanan bir tahmin makinesi şeklinde çalışıyor. Bu nedenle yanlış da yapıyor bol bol. Yanlış bilgi de üretiyor. Bunu yayabiliyor da. O nedenle henüz ilkokulda çocuklara önce dijital okuryazarlık ve ardından yapay zeka okuryazarlığına yönelik eğitimler verilmeye başlanmalıdır. Basit bir şekilde kulak, göz gibi organların teknolojik karşılıklarının mikrofon, hoparlör veya kamera gibi araçlara karşılık geldiğinin öğretilmesi bile bir başlangıçtır.
Bir de elbette daha ileri seviyelerde çocukların yapay zeka araçlarını birinci elden kullanmaları için imkanlar da tanınmalıdır. Teknoloji ile savaşmaktansa bu yeni araçları eğitime nasıl dahil edebiliriz bu düşünülmelidir. Ve tabi şunlar da anlaşılmalı ve anlatılmalı: Bugün şirketlerin %49’u ChatGPT’yi kullanıyor kalan kısmın %30’u da yakında entegre etmeyi düşünüyor. Daha da çarpıcısı. Bugün şirketlerin %48’i sadece ChatGPT’nin bazı mesleklerin, çalışanların yerine geçtiğini söylüyor. Çünkü bu şirketlerin %25’inden fazlası sadece ChatGPT ile yıllık 75 bin dolardan fazla tasarruf ettiğini söylüyor.
Ve tüm şirketlerin %93’ü ChatGPT kullanımını artıracaklarını söylüyor. Özellikle çalışanların yerine bu araçların geçiyor olması ki bunu söyleyen şirketlerin oranı %48 seviyesinde, çok çarpıcı. İki şirketten birinde bazı işleri insanlar yerine yapay zeka araçlar gerçekleştiriyor şu anda. O yüzden hem kendimizi hem de çocuklarımızı bu dünyaya hazırlamak artık bir seçenek değil, zorunluluk haline geliyor. Buna hazırlarken elbette bu değişimin asla sadece teknolojik bir gelişme olmadığını da hatırlamamız gerekiyor elbette. Etik, felsefi bir altyapıya da ihtiyacımız var.
Örneğin otonom araçlarla ilgili popüler bir düşünce deneyi vardır. Bu şu anda amerika’daki yapay zekanın müfredata dahil edildiği bazı okullarda da bulunan bir tür deney. Bir otonom araç bir kazanın kaçınılmaz olduğu bir senaryoda kendini bulduğunda yolda yürüyen bir yayaya mı çarpmalı yoksa yönünü şarampole mi çevirmeli şeklinde sorulan bir soru aslında. İlk senaryoda araçtakilerin hayatı kurtulurken yayanın yüksek ihtimalle hayatını kaybetmesi söz konusu. İkinci senaryoda ise araç içindekilerin ciddi yaralanma ve ölüm riski var ancak bu kesin değil.
Bu tip sorular elbette algoritmaları tasarlayan mühendislerin de üzerinde durduğu sorular ve teknolojinin gelişim hızını ciddi anlamda etkileyen bir konu. Ve tabi bu konu başka bir konuyu da karşımıza çıkarıyor. Bu tip hususlarla alakalı yasalarımız ne kadar hazır? Yani yasama, yürütme ve yargının da bu yeni teknolojilere hazır olması gerekiyor. Yani öğretmenler, avukatlar, mühendisler, sosyologlar… Hiçkimse bu gelişmeden hariç tutulamaz. Herkesi etkileyecek bir konu var karşımızda.
Özetle yapay zeka okuryazarı olmak demek tek bir basit tanıma sığdırabileceğimiz bir şey değil. Sizin için de, herkes için olduğu gibi farklı tanımlarınız olacaktır. Bu konsept elbette zaman içinde evrilecektir de. O yüzden belirli bir program ve sonunda “uzman” olarak çıkabileceğiniz bir yolculuk değil bu. Bir farkındalık yolculuğu özünde. Gelişmeleri takip etmek, bu alanda neler olup bitiyor yakından incelemek, çıkan araçları kullanmak, kullandığınız araçları kendinizi geliştirmek için en optimum şekilde kategorilendirmek… En basit haliyle farkında olmak gerekiyor.
Biz de yolculuğumuzda daha derinlere inerek farklı disiplinlere özel öneriler, araçlar ve yaklaşımlara bakacağız zaman zaman. Takipte kalın.




