5 sn civarı bir müzik ve çarpıcı görüntülerle giriş yapalım. Burada Iron Maiden 2 Minutes to Midnight şarkısından 5-10 snlik bir kesitle girilebilir belki grup ve şarkı ismi ekranda yazarak. Ya da film sahnesi gibi başka ilgi çekici bir giriş fikrin olursa uyar.
(Konuşmaya başladığım giriş sekansı için şu videolardan kesitler iyi olabilir: https://www.youtube.com/watch?v=n9gjmne5U3w https://www.youtube.com/watch?v=szerAbQ0e98 ) 1947’nin Haziran ayında Manhattan Projesi mühendisleri, Nobel ödüllü bilim insanları ve başka bilim insanlarından oluşan ve Atom Araştırmaları Yapan Bilim İnsanları Bülteni olarak da bilinen bir kurum bir araya gelecekti. Bu kurum aslında Atom Çağının başlangıcında nükleer silahlar ve teknolojinin durdurulamaz ilerleyişi ile ilgili insanlığı uyarmak için kurulmuştu. Zira 1945 yılında atom bombası icat edildikten sonra insanlık tarihinde ilk defa insan kendini yok etme gücüne kavuşmuştu. Ve işte Bulletin of the Atomic Scientists olarak bilinen bu kurum da Albert Einstein ve J. Robert Oppenheimer başta olmak üzere dönemin ileri gelenleri tarafından kurulacaktı. 1947 yılında bir araya geldiklerinde ise çok önemli bir gündemleri vardı. Saatleri ayarlamak…
Evet. Bir saat ayarlamışlardı birlikte. Ve ilk dergilerinin kapağına baktığınızda da bu saati görebilirdiniz. Sanatçı Martyl Langsdorf’un tasarladığı bu kapaktaki saat tam olarak gece yarısına 7 dakika kaldığını gösteriyordu. (Buradan sonra filmlerden kesitler kullanılabilir intro bitene kadar) 7 dakika sonra ne olacaktı peki? Gece yarısı neyi ifade ediyordu? Neyi ifade ediyordu biliyor musunuz? Kıyamet gününü… Öyle epik hikayelerde anlatılanlardan değil. Bizzat kendi elimizle hazırladığımız ve kaçınılmaz bir kıyamet bu. İnsanlığın kendisini yok etmesine ne kadar süre kaldığını gösteriyordu. Peki.
1947’de 7 dakika kalan saatin şu anda neresindeyiz? O zamandan beri 25 kere daha değiştirilen bu saat şu anda tam olarak kaç ve tam olarak neyi ifade ediyor? Gelin bakalım. (INTRO Biter. Kısa bir karanlık ve sessizlik sonrası önce dramatik bir müzik sonrası benim sesim ve sonrası görüntü) Önce saati başlatalım mı birlikte? Saatin tik taklarını değiştiren olaylar neydi ona bir bakalım. Önce 1947’ye gidelim. Gece yarısına 7 dakika var. İki yıl geçtikten sonra saat 23:53’ten 23:57’ye geliyor. Zira Sovyetler Birliği RDS-1 isimli ilk atom bombasını test ediyor. Bu insanlığı kıyamete 4 dakika daha yaklaştırıyor.
1953’e geldiğimizde ise ABD IVY Operasyonu ile ilk Hidrojen Bombasını test ettikten ve Sovyetler Birliği Ağustos ayında Joe 4 ile buna cevap verdikten sonra gece yarısına 1 dakika daha yaklaşıyoruz. Kıyamete 2 dakika kalıyor. 1960 yılında ise hidrojen bombaları ile birlikte tüm uluslar sadece birbirlerini değil tüm dünyayı yok edebileceklerini fark ettiğinde Sovyetler Birliği ve ABD farklı mecralarda işbirliği yapmaya, iletişime geçmeye ve bu konuyu bilim insanları aracılığı ile tartışmaya başladığında saat bayağı bir geri alınıyor. Başladığımız yerden de iyi bir yere, 23:48’e geri dönüyoruz.
Fakat birkaç yıl sonra, 1968’de Vietnam Savaşı başta olmak üzere 1965 yılında Hindistan ve Pakistan arasındaki savaşlar ve 1967’de İsrail ve Arap Dünyası arasındaki altı gün savaşları tüm dünyada savaş ortamını yeniden canlandırken Fransa ve Çin’in Nükleer Silah Anlaşmasını hala imzalamaması bizi kıyamete biraz daha yaklaştırıyor ve saatler tekrar başladığımız yere, 23:53’e, kıyamete 7 dakika kalaya geri getiriyor. 1969 yılında ise Hidistan, İsrail ve Pakistan hariç neredeyse tüm ülkeler Nükleer Silahların Yayılmasının Önlenmesi Antlaşması’nı imzaladığı için tekrar rahatlıyoruz ve saatimiz 3 dakika gerileyerek 23:50’ye geliyor.
1972’te yine ABD ve Sovyetler Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmelerine başlayıp Anti-Balistik Füze Antlaşmasını imzaladığında biraz daha rahatlıyoruz ve saatler 23:48’e geriliyor. Fakat 1974 bir tür dönüm noktası oluyor ve İran Smiling Budha isimli nükleer testini gerçekleştirip Stratejik Silahların Sınırlandırılması Görüşmeleri durma noktasına gelince saatler ilerlemeye devam ediyor. 23:51. 1980’de Sovyetler Birliği ve Afganistan savaşı başladığında ABD de görüşmeleri sonlandırmış ve insanlığın sonuna 2 dakika daha yaklaşmıştık. 23.53.
1981 ise bunun yansımalarını gösterecekti bize. ABD ile Sovyetler arasında gerilim iyice artmış, dönemin başkanı Jimmy Carter ABD’yi Moskova Olimpiyatlarına göndermemiş, Ronald Reagen başkan olduktan sonra nükleer silah anlaşmalarına bakış değişmiş, Sovyetleri yok etmeden soğuk savaşın bitmeyeceğini söylemişti. Nükleer Silah tehdidi tekrar canlanmıştı. Bunun üstüne İran -Irak savaşı, Polonya’da darbe, Güney Afrika’da yaşanan Apartheid yani ırksal ayrımcılık sistemi ve dünya çapında yükselen insan hakları ihlalleri bizi kıyamete 3 dakika daha yaklaştırarak 23:56’ya getirmişti. 1984’te bu gerilim devam etmiş ve saatlerimiz 23:57’ye gelmişti.
1988’de ise ilk defa insanlık en rahat dönemlerinden birine girecekti. Önce Gorbachov ve Raegan bir nükleer silah kontrolü anlaşmasına daha imza atmış bu bize 3 dakika kazandırmış, saatler 23:54’e gerilmeişti. 1990’da ise Berlin Duvarının ve beraberinde Demir Perdenin yıkılması ile Almanya’nın resmen birleşmesi ile soğuk savaşın bitme sinyalleri ile birlikte 4 dakika daha kazanmış ve 23:50’ye gerilemiştik. 1991 ise kıyamet günü saatinin ilk ve son defa tarihteki en rahat seviyeye, 23:43’e gerilemesine şahit olmuştu. Bunun nedeni ise abd VE Sovyetlerin START 1 isimli silah kontrolü anlaşmasını imzalaması ve Sovyetlerin 26 aralıkta dağılmasıydı.
Fakat 1995’ten sonra bir anlamda serbest düşüş başlamıştı. Önce Sovyetler Sonrası nükleer tehdidin yeniden artması nedeniyle 23:46’ya 1998’de Hindistan ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirmesi ile 23:51’e, 2002’de ABD’nin bazı nükleer kontrol anlaşmalarından çekilebileceğini duyurması ve 11 Eylül sonrasında terörizm tehdidinin daha da güçlenmesi ile 23:53’e, 2007’de Kuzey Kore’nin nükleer testler gerçekleştirmesi, İran’ın nükleer başlık stoğunu güncellemesi, ABD ve Rusya’nın da buna karşılık olarak nükleer başlıkları ile gövde gösterisi yapması ile saatler 23:55’e gelmiş ve kıyamete 5 dakika kalmıştı.
Bu yıl ayrıca ilk defa iklim değişikliği de insanlığın sonunu getirebilecek tehditlere eklenmişti. 2010’da iklim krizi ile mücadele anlaşmaları ve nükleer stoğun azaltılmasına yönelik yeni görüşmeler bize 1 dakika kazandırsa da 2012 sonrasında hiçbir ülkenin aslında iklim değişikliği ile mücadele konusunda bir adım atmaması, sonrasında 2015 yılında nükleer atık tehditleri ve sonrasında 2017’de Donald Trump’ın nükleer tehditler savurması ile saatler hiç olmadığı kadar ilerlemiş, 23:57:30’a kadar gelmiş, ilk defa küsüratlı bir saat ile karşılaşmıştı.
2018’de inmsanlığın sonunu getirebilecek tehditlere yapay zeka, siber savaş, sentetik biyoloji, biyolojik savaş tehditleri de eklenince kıyamete sadece 2 dakika kalmış ve sonunda önce Rusya-Ukrayna savaşı, ardından Filistin-İsrail savaşı, ardından Rusya’nın nükleer anlaşmaların tamamından çekilme konusunu meclise getirmesi, Kuzey Kore’nin nükleer stoğunu daha da geliştirmesi, Covid ile birlikte daha da ciddi şekilde tartışılan biyolojik savaş tehdidi ve yapay zekada yaşanan kontrolsüz gelişim ile 2023 yılında kıyamet günü saati 23:58:30’a kadar yani kıyamete 90 saniye kalaya kadar getirilmiş ve bu yıl da burada sabit bırakılmıştır.
Yani 1947’de başlayan ve dönem dönem dünyadaki gelişmelerle güncellenen bu saate göre insanlığın kendi sonunu getirmesine elbette “mecazen” 90 saniye kalmış durumda. Bunu bir metafor olarak aldığımızda aslında tüm korkunç savaşlar ve gelişmelerin ötesinde, aslında tarihimizde teknolojik açıdan en gelişmiş durumda olduğumuz şu an yine bu kurulun üyelerine, sayısız Nobel ödüllü bilim insanına göre ilk defa kendimizi yok etmeye bu kadar yakınız…
Şimdi. Bu bültenin hala devam ettiğini ve bu saatin hala güncellendiğini söyleyelim. İlk başlatıldığında ana gündem elbette J. Robert Oppenheimer’ın da kendisinin parçası olduğu atom çağının tehlikeleriydi. Bu saati başlatan en önemli ismin kendisinin olması da ilginç bir ironi. Fakat tabi zaman içerisinde bu tehdide iklim krizi ve son dönemde yapay zeka tehdidi de eklendi. Bu tip bir saatin başlatılması ve birkaç dakika ve son olarak 90 saniye gibi kısa bir süre belirlenmesi elbette tamamen bir metafor ve temel amacı da bu tehditler karşısında insanlığa biraz da aciliyet ve korku duygusu aşılayarak adım atmaya zorlamaktı.
Ben bunun önemli ve değerli bir uyarı olduğunu düşünüyorum. Gerçekten de teknolojik gelişmeler ne kadar inanılmaz ve heyecan verici olsa da tarih bize bir şeyi çok iyi öğretti. İnsanlık korkunç güçleri kontrol etme konusunda defalarca çuvalladı. Bugün teknolojiye, hammaddeye, birçok araca erişimin bu kadar kolay olması bir taraftan müthiş bir şey olsa da yine robotlarla ilgili tehditten bahsettiğim videoda da söylediğim gibi bu şu ihtimali de beraberinde getiriyor: yeterli zamanı ve imkanı olan bir ya da birkaç kötü niyetli insan bazı teknolojik hilelerle çok basit cihazları kitle imha silahlarına dönüştürebilir.
Bunun üzerine uluslararası gerilimin gittikçe artmasını da eklediğinizde ve yapay zeka başta olmak üzere iklim krizi gibi tehditlerde uluslararası işbirliğinin gittikçe daha da zorlaşması bu tehditleri daha da korkunç hale getiriyor. Yani aslında yavaş yavaş yine birbirimizi yok etmeye doğru giderken oturup konuşalım diyen kimsenin olmaması o noktaya geldiğimizde bunun için çok geç olabileceğini gösteriyor bize.
O nedenle bu saat, evet, önemli bir sembol olabilir fakat şu anda tüm dünyada bazı kurum ve kuruluşların yaptığı Global Risk Değerlendirmelerine de bakmamız lazım. Dünya Ekonomik Forumunun son raporuna göre de önümüzdeki 10 yıl için teknoloji başta olmak üzere ekonomik belirsizlik, iklim krizi, nüfus krizi ve göç dalgaları ile birlikte yine özellikle iklim değişikliği ile bağlantılı olarak doğal felaketlerde ciddi artış, bununla bağlantılı olarak 10 yıllık süreçte insanlığı zorlu bir süreç bekliyor. Tabi bu konuda bir şeyler yapılmazsa.
Bu rapor ile birlikte farklı kaynaklardan gelen raporları da ayrı bir videoda detaylıca inceleyelim isterseniz. Bu arada benim de çok sevdiğim gruplar veya yapımlar da bol bol konu edinmiştir bu saati. Iron Maiden’ın 2 Minutes to Midnight şarkısı 1984 yılında bu saate bir göndermeydi mesela. Ya da Sting’in Russians şarkısının klibinde de görünür. DC evreninde Watchmen hikayesinde de bol bol geçer bu saat. Linkin Park’ın Minutes to Midnight albümü de yine bu konuya bir göndermedir. Shadow of the Day şarkısının klibinin sonunda da saatin geceyarısına vurduğunu görürüz.
Özetle. Neler olduğunun pek farkında değiliz. Küresel anlamda savaşlar, hastalıklar, ekonomik kriz başta olmak üzere büyük insanlık dramları yaşanıyor ve yaşanmaya devam edecek. Gelişmiş ülkeler özellikle bu zamana kadar umursamadığı ülkeler ve nüfusların akını ile yüzleşiyor ve sömürerek yok saydığı yığınların etkisini ilk elden yaşamaya başlıyorlar. Yine gelişmiş ülkelerde nüfus krizi söz konusuyken yok sayılan kitleler çok daha kalabalık bir halde dünyanın kaynaklarının daha adil paylaşılması gerekliliğini gösteriyor bize.
Dünyanın diğer bir ucunda rahat uyumayan insanların bizi de rahat uyutmaması, tüm dünyada hem ekonomik hem de insani açıdan adil bir düzen kurmamız gerektiğini hatırlatması gerekiyor. Ne dersiniz?




