Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Toplum ve Öğrenme

Yapay Zekanın Tarihi #1 – Herkes İçin Yapay Zeka – Bölüm 1

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 16 Haziran 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

1954 yılında Frendric Brown isimli bir yazar “Answer” isimli kısa bir öykü yazıyor. Hikaye harika bu arada. Şöyle ki. Evrende gelişmiş yaşam bulunan 96 milyar tane gezegenin hepsi bir dev-süper bilgisayara bağlı. Bu bilgisayara da tabi o en can alıcı soruyu soruyorlar. Diyorlar ki “Tanrı var mıdır?” Bilgisayarın cevabı biraz ürkütücü. “Evet” diyor. “Artık tanrı var”…

Bilim kurgu tabi. Harika da bir hikaye. Ama tabi bilim kurgu yeni teknolojiye de hep ilham vermiştir malum. Yapay zeka mevzusu da bu hikayelerin en sık kullandığı temalardan bir olmuştur. En sevdiğimiz karakterler de genellikle benliğine kavuşmuş androidler veya bilgisayarlardan oluşur. Terminatör gibi. Blade Runner, Space Odyssey ve hatta Frankestein da öyle. Ama bugün kurgudan bayağı uzaklaşmaya başladık. Birçok bilim kurgu hikayesinin de gerçek olduğuna şahit oluyoruz. Cebimizdeki bir cihazla konuşuyor, tüm sorularımıza cevap alıyoruz filan. O kadar normalleştirdik ki artık şaşırmıyoruz bile.

Ama Yapay Zekayı anlamak istiyorsak biraz tarih okumamız ve bazı kilometre taşlarını iyi yerleştirmemiz gerekiyor. Zira Yapay zeka tarihini konuştuğumuzda göreceksiniz ki bu yol bayağı dikenli tellerle örülüydü. Bir ara hatta yapay zekanın tamamen tozlu raflara kaldırıldığı ve kimsenin yüzüne bile bakmadığı bir Yapay Zeka Kışı da yaşanmıştı. Bunun yanında da Alan Turing, John McCarthy, Marvin Minsky ve Geoffrey Hinton gibi müthiş isimleri de kazandırdı bize. Bu dâhilerin de çabaları ile işte bugün geldiğimiz noktaya geldik. Ama nasıl geldik. Kemerleri bağlayın. Başlıyoruz.

Böyle bir hikaye anlatacaksak Alan Turing’i en başa koymazsak olmaz. Nam-ı diğer “Yapay Zekanın Babası”. 1936 yılında bir makale yayımlıyor ve burada bildiğimiz bilgisayarın temel ilkelerini önümüze koyuyor. Daha bilgisayarın geliştirilmesine 10 yıldan fazla var bu arada. Bu makalede tanımladığı şeyi biz Turing Makinesi olarak biliyoruz.

Ama asıl “Computing Machinery and Intelligence” isimli bir makale yayımlıyor sonrasında ve işte orada bahsediyor “Akıllı Makinelerden”. Tabi akıllı makinelerden bahsediyorsanız önce “aklı”, “zekayı” tanımlamanız gerekiyor. Turing de bunu yapıyor makalede. Turing Testi ile. Üç kişiden oluşan bir oyun özünde. İki insan ve bir bilgisayar. Bir insan ki “değerlendirici” olarak tanımlıyor Turing bu kişiyi, karşısındaki bir bilgisayar ve bir insana “açık uçlu” sorular soruyor. Ve amaç karşısındakinin insan olup olmadığını anlamak. Eğer değerlendirici aldığı cevapların bir makineden gelip gelmediğini kesin olarak belirleyemezse işte o zaman diyor ki “ben ayırt edemiyorum”… Yani bilgisayarın akıllı olduğunu kanıtlamış oluyor bu durumda.

Bu testin en güzel tarafı bilgisayarın öyle çok bir şey bilmesine gerek yok. Hatta özbenlik geliştirmesine ve hatta doğru cevap vermesine bile gerek yok. Bu teste göre bir makine çok fazla veriyi işleyip, konuşmayı anlayıp insanlarla iletişim kurabildiğinde bazı eşikleri aştığını söyleyebiliyoruz.

Peki bu testte ne durumdayız? Turing 1900’lerin sonuna kadar makinelerin bu eşiği aşacağını öngörmüştü fakat çok basit gibi görünen bu testi gerçek anlamda geçebilen bir bilgisayar olmadı diyebiliriz. Bu arada bu test için Loebner Ödülleri ve Turing Testi Yarışması gibi yarışmalar da var. İnsanlar akıllı yazılımlarla bu yarışmalara katılıp sistemlerinin yeteneklerini test ediyorlar. 2014 yılında da bir haber çıkmıştı. Bu testin geçildiğine dair. Bayağı olay olmuştu. Ama olan aslında şuydu. Bir bilgisayar 13 yaşında olduğunu söylemiş ve verdiği bazı yanıtların yanlış olması nedeniyle jüri de bir anlamda aldanmıştı. Fakat birkaç test sonrasında makine açık vermişti tabi.

2018’de ise bir Google etkinliğinde Google Assistant tanıtıldığında da bayağı bir heyecan yaratmıştı. Burada Google CEO’su Google Assistant’ı kullanarak bir kuaförden randevu almıştı. Kuafördeki kişi de karşısındaki bir insanmış gibi davranmıştı. Ama tabi burada da Turing Testini geçtiğini söyleyemiyoruz zira sohbet belirli bir konu üzerineydi ve “açık uçlu, yoruma açık” sorular yoktu.

Bu test ile ilgili tartışmalar da yok değil tabi. Manipüle edilebileceğini söyleyenler de çok. 1980 yılında filozof John Searle “Minds, Brains and Programs” isimli ünlü bir makale yayumlamış ve burada “Çince Odası Deneyinden” bahsetmişti. Bu deney de şöyleydi: John diye biri olsun. Kapalı bir odada. Ve çince bilmiyor. Ama elinde çince ile ilgili kılavuzlar, sözlükler vs. var. Çince bir metni yorumlamasına yetecek kadar malzemesi var. Odanın dışında da Çince bilen Jan var. John’a kapı altından bazı karakterler veriyor. Bir süre sonra John tabi sözlüğü filan kullanarak doğru çeviriler yapıyor. Bu durumda Jan, John’un Çince konuştuğunu düşünebilir.

Ama Searle’ün buradaki argümanı şu. John aslında çince bilmiyor. Yaptığı şey bazı algoritmaları uygulayarak biliyormuş gibi davranıyor. Bize doğru dataları veriyor olması onu çince bilen birisi haline getirmiyor. Bu bilgisayarlarda da aynıdır. Bu aslında sağlam bir argüman ve o zamandan beri de tüm tartışmaların temelinde yatan bir yaklaşım. Searle bunun yanında ayrıca Yapay Zekayı da ikiye ayırmıştı. Güçlü ve Zayıf Yapay Zeka olarak.

Güçlü Yapay Zeka’ya sahip bir makine olan biteni gerçekten anlayabilir diyordu. Duygular ve yaratıcılık da dahil buna. Bilim kurguda gördüğümüz de bu aslında. AGI, Yapay Genel Zeka olarak da bilinir bu. İşte Google’ın Deepmind’i, Bard’ı ya da bugünkü ChatGPT gibi uygulamaların da hedeflediği tür bu. Bir de Zayıf Yapay Zeka var. Bu da bir tür “eşleştirme” makinesi özünde. Belirli görevlerle sınırlı olarak belirli girdileri belirli çıktılarla eşleştirerek bir sonuç üretebilen sistemler. Apple’ın Siri’si veya Amazon’un Alexa’sı gibi.

Şu anda da henüz Zayıf Yapay Zeka’nın çok ötesine geçebilmiş değiliz. Kapıları zorluyoruz tabi. Tüm bu heyecanın sebebi de bu. İlk defa bu kadar yaklaştık. Bu arada yine bir bilgisayarın insan gibi düşünüp düşünmediğini anlayabileceğimiz başka testler de var. Ray Kurzweil ve Mitch Kapor’un Kurzweil-Kapor Testi gibi. Bu testte bilgisayarın iki saat boyunca üç kişilik bir jüri ile kesintisiz sohbet edebilmesi gerekliliğinden bahsediyorlar. Bunu yapabilen bir makine zekidir.

Bir de Kahve Testi var. Bunu Apple’ın kurucularından Steve Wozniak öne sürmüştü. Bu teste göre bir robotun yabancı birinin evine girip, mutfağı bulup bir fincan kahve yapması gerekiyor. Bunu yapabilen bir makine zekidir diyordu Wozniak.

Tüm bunlar işte zekayı tanımlamak için gösterilen çabalardı. Biraz eksik, biraz taraflı aslında. Bizim kendi zekamızı tam olarak anladığımız yanılgısı da sinmiştir biraz bunların içerisine. Zira tüm bu tartışmaların ötesinde asıl kilidi açacak çalışma çok başka bir alandan gelecekti. Warren McCulloch ve Walter Pitts isimli iki yakın arkadaş. McCullogh ve Pitts birlikte Freud psikolojisinde tanımlanan bilgeliğin ötesine geçerek “beyni açıklamak” üzere yeni teoriler geliştirmişlerdi. Ve özünde “mantık” meselesine çok önem veriyorlardı. Alan Turing’in varsayımlarını da harmanlayarak 1943 yılında Bulletin of Mathematical Biophysics dergisinde bir makale yayımlamışlardı. İddiaları şuydu: Nöronlar ve sinapslar gibi beynin temel bileşenleri aslında mantıkla ve matematikle açıklanabilirdi. Hatta bilgisayar programlama dillerinden aşina olduğumuz “Ve, Veya ve Değil” gibi operatörlerle. Bunları kullanarak bilgiyi işleyebilecek, öğrenebilecek ve düşünebilecek karmaşık bir ağ oluşturabilirdiniz.

Nörobilimciler bu makaleyi pek ciddiye almasa da yapay zeka ve bilgisayar bilimi açısından büyük bir devrim niteliğindeydi bu. Daha sonra çok daha iyi anlayacağız bunun etkisini…

Başka bir devrimsel çalışma da 1948 yılında Norbert Wiener’dan gelecekti. Büyük bir dehadır kendisi. Her anlamda. Ama özellikle “ canlı ve cansız tüm karmaşık sistemlerin denetlenmesi ve yönetilmesini inceleyen” sibernetik alanındaki çalışmaları büyük bir heyecan yaratmıştı. Aslında bayağı ağdalı bir bilimsel yayındı bu. Karmaşık denklemlerle dolu, çok az kişiye hitap eden bir yapım. Ama kısa sürede bildiğiniz Çok Satan kitaplar arasına girmişti. Yani öyle konular vardı ki içinde. Newton mekaniği, meteoroloji, istatistik, astronomi ve termodinamik. Öyle bir kitaptı ki kaos teorisini, dijital iletişimi ve hatta bilgisayar hafızaları ile de ilk defa karşılaşmıştı bir çok insan. Bir de yapay zeka konusunda da büyük iz bırakacaktı. Zira Wiener da beyni bir makineye benzetiyordu. Hatta bilgisayarların birgün satranç bile öğreneceğini ve büyük ustaları bile yenebileceğini söylemişti. 50 yıl kadar sonra da bu öngörüsünün gerçekleşmesi… Harika bir insandı Wiener.

Bunun da ötesine geçerek Wiener bilgisayarların bir gün insanları gereksiz kılacağını da iddia etmişti. Bu iddiasının da yavaş yavaş gerçekleştiğine şahit oluyoruz sanki. Şimdi ise geldik asıl kırılma noktasına. Her şeyin başladığı o güne… Ve o isme. John McCarthy. 1948 yılında bir senminere katılıyor. “Davranışın Serebral Mekanizmaları” başlıklı. Seminere katılanlar da bu arada John von Neumann, Alan Turing ve Claude Shannon. Şampiyonlar ligi. Burada McCarthy ilk defa bilgisayarlarla ve müthiş potansiyeli ile tanışıyor diyebiliriz. Bundan sonra da başka bir şey düşünemiyor zaten.

1956 yılına geldiğinde ise artık bu çalışmaları somut bir şeye dönüştürmek istiyor ve Darthmouth Üniversitesinde 10 hafta sürecek bir araştırma projesi başlatıyor. Projenin adı ise “yapay zeka çalışmaları”… Ve ilk defa insanlık “yapay zeka” terimini burada duyacaktı. Projeye katılanlar ise Marvin Minsky, Nathaniel Rochester, Allen Newell, O.G. Selfridge, Raymond Solomonoff ve Claude Shannon. Bu alanla az da olsa ilgili birisinin gözleri açılmıştır büyük ihtimalle. Bu isimlerin hepsi yapay zeka çalışmalarında birer deve dönüşecekti sonra. Proje hedefi de şuydu:

Makinelerin dil kullanmasını, soyut düşünmesini, sadece insanların çözebildiği sorunları çözebilmesini ve kendilerini geliştirmelerini sağlamaya çalışacağız. Ve proje sonunda, Allen Newell, Herbert Simon ve Cliff Shaw insanlık tarihinin ilk yapay zeka programını, Logic Theorist’i inşa edeceklerdi… Logic Theorist ilk etapta Bertrand Russell ve Alfred Whitehead’ın yazdığı Principia Mathematica’dan bazı matematik sorularını çözmek üzere tasarlanmıştı. Ve özellikle bir soruya verdiği cevap daha önce kimsenin düşünmediği kadar “zarif” bir cevaptı. Bertrand Russell da bayağı etkilenecekti…

Fakat sorun şu ki… Bu küçük ekip dışında dünyada bu gelişmeden heyecan duyan kimse yoktu neredeyse. Yapay zeka terimi bile büyük eleştiri alıyordu. Kimse ne yapmaya çalıştıklarını anlamamıştı zira. Uzun süre de anlamayacaklardı. 1950’lerden bahsediyoruz unutmayın… Gayet de anlaşılabilir bu isteksizlik… Ama özellikle John Mccarthy durdurak bilmeden çalışmaya devam etmişti. Önce 1950’lerde Yapay zeka projeleri için kullanılan LISP programlama dilini geliştirmişti. Hala kullanılır bu dil. Sonra 1961’de “zaman paylaşımlı” bilgisayar konseptini geliştirdi ve Internet ve bulut bilişimin temellerini de atmıştı.

Birkaç yıl sonra Stanford’da Yapay Zeka Laboratuvarını kurmuştu… 60’larda. Dikkat edin… 1971’de de zaten Bilgisayar Biliminin Nobeli Turing ödülüne layık görülmüştü… Yani kimse ne olduğunu anlamasa da, kendisi de tam olarak nereye varacağını bilmese de tüm hayatını inandığı bir şey uğruna adayan bir isimdi McCarthy… 2011 yılında hayatını kaybeden McCarthy 2006 yılında yaptığı bir konuşmada Güçlü yakay zeka ile ilgili biraz fazla iyimser olduğunu söylemişti. Uzun bir ömür sonunda henüz çok yol kat edilememiş olması biraz hayal kırıklığı da yaratmış olabilir. Haklı da… Ama keşke bugünleri görebilseydi… Değil mi… Neyse…

Burada bir ara verelim ve buraya kadar konuştuklarımızı bir sindirelim… Hiçbir şeyin tesadüf olmadığını… Tüm gelişmelerin arkasında vazgeçmeyen, deneyen, yanılan, sürekli yenilikçi düşünen isimler olduğunu… Çok çalışmaktan, yorulmadan yürümekten, düşsek bile kalkmaktan başka çaremiz olmadığını düşünelim bir süre… Zira bu hikaye daha çok su götürecek… Bir sonraki bölümde görüşmek üzere. İyi ki varsınız sevgiler…

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): History of artificial intelligence