Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Uzay ve Evren

MERKÜR: Tanrıların Elçisi – Uzay Yolculuğu – 2. Bölüm

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 28 Temmuz 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Veteran bir boksör hayal edin. Ömrü boyunca birçok maça çıkmış. Kah yenmiş, kah yenilmiş. Ama ayakta kalmış bir şekilde. Vazgeçmemiş. Tabi bu çalkantılı hayatın izlerini de yüzünden okuyabilirsiniz. Kim bilir kaç kere kırılan burnundan. Ezilmiş kulaklarından. Yüzünden okuyabilirsiniz yediği darbeleri. Bir noktada jübilesini de yapıp hayatına devam etse de ölene kadar taşıyacaktır o emareleri. Son maçından da büyük darbeler alıp jübilesini yapan Merkür gibi. 3.9 milyar yıl kadar önce, Ağır bir Bombardıman yaşanmıştı sistemimizde. Tüm gezegenler, bizim ayımız ve Merkür de büyük yara almıştı bu dönemde.

Sistemimizde bir “düzensizlik” yaşanmıştı tahminlere göre bu dönemde. Bir anomali. Sistemin oluşumundan arda kalan devasa asteroidler özellikle iç güneş sistemindeki gezegenleri, yani Merkür, dünya, mars ve venüsü bayağı bir hırpalamıştı. Ayın, venüsün, merkürün ve dünyanın yüzeyinde oluşan kraterlerin çoğunun hikayesi de bu döneme dayanır zaten. Ama biz bugün nereye gidiyorduk? Merkür’e. Sistemin en küçük, en utangaç, annesine en düşkün üyesine. Haydi o zaman. İstikamet Merkür. Hazır mısınız? —

Utangaç dedik Merkür’e. Çünkü onu görmek pek mümkün olmuyor. Çünkü bugünkü teknolojiyle bile Merkür’e bakmak bir anlamda Güneş’e bakmak demek. O nedenle onu anlamak, çalışmak o kadar da kolay değil. Hep güneşin yakınlarında Merkür. O yüzden annesine en düşkün demiştik zaten. Kimi zaman açıyı iyi ayarladığımızda bir yüzünü görebiliyoruz işte. Niye Merkür diyoruz ona peki biliyor musunuz?

Merkür. Mitolojide yeraltında ruhlara rehberlik etmesinin yanında tanrıların da elçisidir. Bir “iletişim” tanrısıydı özünde. Mesajları yerine hızlıca iletmek için hızlı hareket etmek zorundaydı. Gezegen olan Merkür de öyle. Sistemin en hızlısı. Güneşe bu kadar yakın olduğu için onun kütleçekimi nedeniyle etrafında dönmesi bizim gibi 365 gün değil 88 gün sürüyor sadece.

Biz baktığımız yerden Merkür’ü güneşin bir ucundan diğerine geçerken görürüz. Bir ay kadar sürer bu. Geceleri o yüzden bir akşam yıldızı gibi görünür. Bir ay boyunca alacakaranlıkta da güneş battıktan sonra ufukta görürüz. Sonra güneşin arkasına geçerek bir ay boyunca gözden kaybolur. Sonra tekrar başladığı yere döner. Bizim açımızdan 116 günlük bir döngüdür bu. Gözlem döngüsü bizim eksenel hareketimiz ve merkürün hareketi nedeniyle güneş etrafındaki döngüsünden farklıdır.

Yunan astronomlar ilk etapta bu gezegenin gündüz ve gece farklı konumlarda görünmesi nedeniyle iki farklı gezegen olduğunu düşünmüşlerdi. O yüzden aslında Merkür’ün ilk başta iki ayrı ismi vardı. Apollo ve Hermes. İlk olarak Pisagor MÖ 500 yılında bu ikisinin aslında aynı gezegen olduğunu belirtmişti. Büyük ihtimalle çok benzer görünmeleri ve hızlarının aynı olması nedeniyle bu sonuca varmıştı. Ama daha da önemlisi Apollo varken Hermes yoktu. Hermes varken de Apollo.

Bu arada modern Yunanca ’da Merkür’e hala Hermes denir. Zeus ve Maia’nın oğlu, tanrıların en hızlısı Hermes’ten gelir bu isim. Merkür de aslında Hermes’in Roma mitolojisindeki karşılığıdır. İkisi de aynı yani.

Bu astronomik cisimlerin isimlerinin hikayesi de ayrı bir zevkli değil mi? Antik çağlarda özellikle gezegenlerin karakteristik özellikleri, ismini aldıkları tanrılar ve astrolojinin o dönemki popülerliği ile insanlar üzerindeki etkisi arasında hep bir bağlantı kuruluyordu. Merkür hızlıydı, Venüs. Zaten biliyorsunuz. Aşk tanrıçası. Güzelliğin timsali. Mars. Kızıl rengi ile savaş naraları atıyor gibi. Jüpiter ya da diğer adı ile Jove… Tanrıların kralı… Kullarına oyunlar oynayan bir kral. Satürn. Yavaş. Sakin…

Eski ingilizcede de bunlardan doğan kelimeler vardı. Mercurial. Aniden değişen. Venüs’ten esinlenilen “venereal” mesela. Tutkulu, afrodizyak etkisine sahip anlamına gelir. Martial… Biliyorsunuz. Martial arts vardır. Savaş sanatları… Neyse. Hepsini ayrıca konuşacağız zaten. Biz “mercury”e dönelim tekrar… Merkürü çalışmak zor demiştik.

Amatör bir astronoma sorarsanız o da söyler size. Güneş ufuk çizgisinin üzerindeyse Merkür’e asla dürbün veya teleskopla bakmayın derler. Bunun ötesinde en gelişmiş teleskoplarımız bile Merkür’ü çalışırken çok temkinli davranır. Hubble teleskobu mesela asla Merkür’e dönmez yüzünü. Zira o yönden gelecek güneş ışığı ve ısısı teleskop içerisindeki ekipmanları kullanılamaz hale getirebilir.

Bunun yanında Merkür’ün yörüngesi de bir garip. Tüm gezegenlerin yörüngelerinin dairesel değil elips olduğunu biliyoruz zaten. Fakat her gezegenin yörüngesi aynı oranda elips değil elbette. Her gezegenin güneş yörüngesindeki hareketi sırasında güneşe olan uzaklığı da değişikliğe uğrar. Kimi gezegenlerde bu değişim dramatik olabilir. Aslında bu değişimi “dış merkezlik” ile anlayabiliriz. Yörüngenin bir mükemmel daireden ne oranda saptığı ile ilgili bir kavram bu. Dünyamızın dış merkezliği 0,017’dir mesela. Yani bir daireye çok yakındır. Fakat merkür’de bu oran 0,21’dir. Tüm gezegenler içinde en “eksantrik” olan. Kullanılan tabir de bu bu arada. Eksantrik. Aykırı anlamına da geliyor. İşte bu özelliği nedeniyle Merkür’ün Güneş ile olan mesafesi 46 milyon km ila 70 milyon km arasında değişebiliyor.

İşte bu özelliği nedeniyle de aslında Newton’ın başını bayağı bir ağrıtmıştı. Klasik Fizikten Kuantum Fiziğine serimizi izleyenler iyi hatırlar. Einstein’ın da en önemli başarılarından biriydi. Çünkü. Newton ne yaparsa yapsın Merkür’ün yörüngesini hesaplarken çok ama çok ufak bir sapma ortaya çıkıyordu. Bunu çözememişti bir türlü. Çünkü sorun şuydu. Merkür’ün yörüngesi elipsti evet ama bu elipsin konumu da sabit değildi. Yörünge de bir miktar hareket ediyordu. Bu yüzyılda 1.5 derecelik bir sapmaydı tabi. Çok yavaş. Presesyon ya da Devinim deniyor buna da.

Tüm gezegenler de yaşıyor bunu. En temel sebebi de Güneş’in de dünyamızın ya da neredeyse tüm “küresel” astronomik cisimlerin de olduğu gibi kusursuz bir “küre” olmamasıdır. Bu devinim miktarını da Newton neredeyse tüm gezegenler için neredeyse kusursuz hesaplamıştı. Fakat Venüs ve özellikle Merkür’de sorun vardı. Çünkü az önce bahsettiğimiz nedenle Merkür’ün devinim farkı yüzyılda 43 ark saniye civarındaydı. Bir ark saniye 1/3600 derece civarındadır. Yani fark o kadar yüksek bir fark olmasa da fark vardı.

Bu anomaliden bu arada güzel başka bir hikayede çıkmıştı. Bu sorunu araştıran Fransız astronom Urbain Le Verrier Merkür’deki bu farkın başka bir keşfedilmemiş gezegen nedeniyle olduğunu düşünüyordu. Çünkü kendisi daha önce Uranüs’ün yörüngesindeki gariplikleri araştırırken başka bir gezegen olması gerektiğini öne sürmüş ve gerçekten de hiç görmediği bir gezegeni, Neptün’ü, sadece başka bir gezegenin hareketlerine bakarak keşfetmişti. Bundan emin olarak Merkür’ü etkileyen başka bir gezegen olduğunu da düşünmüştü ama durum böyle değildi tabi. Newton’a o kadar güveniyordu ki tabi insanlar haklı olarak, bu arayış uzun bir süre devam etti. Vulcan diye bir gezegen uyduruldu hatta. Güneş’teki bir lekeyi gezegen zanneden bir doktor, Edmond Lesarbault bunu herkese duyurdu. O zamanki topluluk da inandı ona. Onur madalyası kazandı hatta. Bir gezegen kaşifi olarak doktorluğu bırakıp astronom olmaya da karar verdi. Ama sonra gözlemlerle bu keşfinin olmadığı kanıtlanınca madalyayı da, prestijini de, işini de kaybedecekti.

Neyse. İşte Newton’ın bir yanlışı olabileceğini söylemeye ilk cesaret edenlerden biri, Albert Einstein bu işi çözecekti. Uzay-zamanın stabil değil, büklebilen bir “şey” olduğunu söylediğinde ve tüm cisimlerin hareketlerini kusursuz bir şekilde hesaplayan denklemleri önümüze serdiğinde Merkür’ün devinimini de, ortaya çıkan farkın nedenini de, her şeyi anlayacaktık. Merkür de Einstein’ı haklı çıkararak bir anlamda teorilerinin güvenilirliğini kanıtlayacaktı.

Bunun yanında 1965 yılında artık teknoloji bayağı bir geliştikten sonra Merkür’ün yüzeyine radyo sinyalleri göndererek çalışan astronomlar Merkür’ün garip bir özelliğini de keşfediyorlar. Bunu anlamak biraz kafa karıştırabilir ama en basit haliyle şöyle söyleyelim. Hani Merkür’ün bir yılı bize göre daha kısaydı ya. 88 günde güneş etrafında dönüşünü tamamlıyordu. Peki Merkür’ün bir günü ne kadar sürüyordur sizce? Yani kendi ekseni etrafında dönüşünden bahsediyorum. Sıkı durun. Merkür’de 1 gün dünyada 176 güne denk gelir. Evet. Bir daha söyleyelim. Merkür’de bir yıl 88 dünya günü, bir gün ise 176 dünya günüdür… Nasıl yani? Şöyle ki…

Güneş Merkür’ü esir almıştır. Şu anlamda. Kütleçekim kilidi diye bir olgu vardır. Bizim dünyamız ile ay arasındaki ilişki gibi. Sürekli aynı yüzünü görürüz ayın. Kütleçekim kilidi ile kilitlidir sistemler birbirine. Ayın kendi ekseni etrafındaki dönüşü de, dünya etrafındaki dönüşü de 1 ay sürer mesela. Aynı şekilde Merkür ile Güneş arasında da bu tip bir ilişki vardır. Ama bu kadar basit değil işte. Biraz garip bir kütleçekim kilidi ilişkisi var aralarında.

Merkür güneşin etrafında 2 kere döndüğünde kendi ekseni etrafında 3 kere döner mesela. Yani 2 yılda 3 kere gibi. Bu da acayip etkiler doğurur tabi. Merkür’de yaşasaydınız mesela, güneşe bakan tarafta, 176 dünya günü süren bir gün boyunca güneş bazen bir basket topu kadar küçülür, bazen bizim gördüğümüzden 2 kat daha büyük görünür, bazen de güneş ufukta bir yerlerde durup geriye doğru gitmeye başlardı. Yani merkür’e yerleşecek bir medeniyet için bir takvim ve saat sistemi geliştirmek bayağı çetrefilli bir iş olacak… Ama şimdilik bunu dert edecek bir durum yok neyse ki. Merkür’e yolculuklarımızdan bahsedelim bir de isterseniz.

Yani çok kolay değil oraya herhangi bir araç göndermek malum sebeplerle. Ancak 1970’lerde Mariner 10 aracı yakın uçuş yapmıştı Merkür’e. Sonra Merkür’ün ismine bir gönderme olarak Messenger yani Elçi adı verilen araç 2011’de yörüngeye yerleşmiş ve yüzeyini büyük ölçüde haritalandırabilmişti. 2015’te de Merkür’e çakılarak görevini tamamlamıştı. Evet. Merkür’ün üzerinde de bizden bir iz var. Önümüzdeki yıldan sonra da BepiColombo isimli bir görev yola çıkacak merküre doğru.

Bu arada tabi güneşe bu kadar yakın olan bir gezegenin hava durumunu merak edenler de olabilir. Merkür her konuda aykırı olduğu gibi bu konuda da aşağı kalır yanı yok. Kütleçekim kilidi nedeniyle bir tarafı yanarken bir tarafı donuyor Merkür’ün. Öyle ki güneşe bakan tarafında sıcaklıklar 427 C çıkarken en soğuk yerleri eksi 183 dereceye kadar düşebiliyor. Bu sıcaklıklar nedeniyle Merkür’de kurşun ve çinko gibi metaller doğrudan eriyecektir. O nedenle bir Rover gönderip özellikle gündüz vakti üzerinde dolaştırmak imkansıza yakın bir görevdir. Ama garip bir bilgi daha. Merkür’de Buz halinde su da var. Evet. Yani. Değişik demiştik.

Yediği darbeleri de konuşalım son olarak. Merkür’ün yüzeyi bahsettiğimiz geç dönem ağır bombardımanı sırasında çok büyük darbe almıştı. Merkür’e yakından bir baksak her yerde kraterler görürdük. Bazıları inanılmaz büyük kraterler. Caloris Planitia isimli bir krater 1300 km çapında… Caloris Planitia da “sıcak düzlükler” anlamına gelir. Zira bu krater güneşe bakan yönde tam da ekvator kısmında bulunur. Güneş sisteminde bulunmak isteyeceğiniz son yerleden biri burası. İşte böyle. Bizim küçük, asi, garip komşumuzun, tanrıların elçisi Merkür’ün hikayesi böyle.

Artık onu geride bırakma vakti. Bir daha ziyaret ederiz mutlaka ama şimdi işimiz var. Yolumuz da uzun. Güzelliğin, aşkın, arzunun, doğurganlığın, zenginliğin ve zaferin tanrıçası Venüs bizi bekler… Haftaya Venüs’te buluşalım mı?

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Mercury (planet)