Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Bilim Tarihi

Her Şeyi Bilen Son Adam – Thomas Young Belgeseli

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 14 Ocak 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Bir dahinin hayatını şöyle uzun uzadıya konuşmayalı bayağı oldu değil mi? Ben de özledim bu içeriği. bu yazının konusu da bir önceki 300.024 videomuzu hazırlarken ortaya çıktı aslında. İnsanlığın kökenlerine doğru yaptığım dalışta kendi alanım olan dil çalışmaları ile ilgili de bayağı bir kaynak okuması yaparken tabi yolum yine Rosetta taşına çıktı. Ve elbette onun şifresini kıran o muhteşem dehaya.

Çok ilginç bir adam gerçekten. The Last Man Who Knew Everything isimli bir kitap var. Her Şeyi Bilen Son Adam diye. O kitap da bu adamla ilgili. Rosetta taşının şifrelerini kıracak kadar iyi bir dilbilimci, bir filolog, yüzlerce dili okuyabilen bir dil ustası. Buna rağmen onun asıl tanındığı alan da bu değil. Birçok insan, özellikle fizik okuyanlar, hatta kuantum fiziği ile ilgilenenler onu bambaşka özelliği ile, bilinen en iyi fizikçilerden biri olması ile tanır. Ama o kadar da değil. Sayısız hastanın da şifacısı bir hekimdir kendisi. Yani gerçekten de bambaşka bir zihin, her şeyi bilen bir adam, Thomas Young’ın hikayesine hoş geldiniz…

Şu Her Şeyi Bilen Adam yakıştırmasını neden hak ettiğini bir açıklayalım önce. İngilizce’de Polymath diye bir tabir vardır. Birçok alanda bilgili kişi anlamına gelir. Osmanlıcası da Hezarfendir hatta. Bir kişinin fizik, kimya, matematik, tıp, sosyoloji vs. gibi birçok alana hakim olmasını ifade eder. Thomas Young da yaşadığı dönem içerisinde gelişmiş ve gelişmekte olan fizik, tıp, matematik ve daha birçok alanda gerçekten de zamanının ötesindeydi. Diğer hezarfenler arasında elbette ilk akla gelen Leonardo Da Vinci, Isaac Newton, Arşimet, Descartes, Göethe gibi isimleri sayabiliriz. Ve bu “hezarfenlik” bilim geliştikçe, yepyeni sayısız alan ortaya çıktıkça rafa kaldırılan bir tabir oldu diyebiliriz. Kendisi de bu tabirin yakıştığı son isimlerden biriydi.

Thomas Young. 1803 yılının Kasım ayında Londra’daki Royal Society’de bilim insanı arkadaşlarına yeni tasarladığı bir deneyi anlatırken şunları söylemişti: “Şu an göstereceğim deneyi herkes, güneşin olduğu her yerde, evindeki malzemelerle kolayca gerçekleştirebilir…” Bahsettiği bu deneyi biz bugün “çift yarık deneyi” olarak biliyoruz. Evet. Klasik fizikten kuantum fiziğine isimli serimizde bahsettiğimiz ve hepimizin aklını başından alan o efsane deneyi ilk tasarlayan Thomas Young’tır. Ki zaten bu deney Young Deneyi olarak da bilinir. Ve bunu yaptığında henüz kuantum devrimine daha 97 yıl vardı. Max Planck daha doğmamıştı bile düşünün. Elbette kendisi atomaltı parçacıklardan, fotondan pek haberdar olmasa da “ışığın doğası” ile ilgili bu çalışması çok daha sonra anlaşılacak bir şifreydi aslında. Nereye bakılması gerektiğini herkesten önce o görmüştü.

Ben araştırdığım her dâhinin özellikle çocukluğunu çok merak ederim. Ve genellikle de hepsi çocukluğunda yapabileceklerinin bir mesajını vermiştir. Einstein’ın Pusula hikayesi, Faraday’ın ciltçide çalışırken yaptıkları filan… Thomas Young da aynı şekilde. En başından belliydi başka türlü bir zihne sahip olduğu. 1770’lerin İngiltere’sinde başlıyor onun hikayesi. 10 çocuklu bir ailenin en küçüğü olarak 1773 yılında dünyaya geliyor. Ailesi Hristiyan mezhepleri ve tarîkatlarından memnun olmayanlar tarafından kurulan Quaker’lar olarak bilinen bir tür mezhepin mensubuydu. Bu bilgi önemli. Birazdan geleceğiz. Ve daha ilk yıllarında küçük Thomas herkesi kendine hayran bırakıyordu. Şöyle ki, zaten kendi kendini eğitmiş bir dilbilimci olduğunu biliyoruz ama size durumu şöyle anlatayım. Thomas Young 3 yaşındayken okumayı öğrenmiş, henüz 4 yaşındayken İncil’i iki kere hatim etmişti. daha 14 yaşındayken Yunanca, Latince, Fransızca, İtalyanca, İbranice, Keldanice, Süryanice, Samiri İbranicesi, Arapça, Farsça, Amharca ve son olarak Türkçe bile öğrenmişti.

Bir Quaker mensubu olması şu nedenle sorun olmuştu. Oxford veya Cambridge gibi okullarda okumak için bir tür yemin etmeniz gerekiyordu ancak bu mezhebe mensup birisi için bu mümkün değildi ki bu yüzden ailesi bir anlamda ona engel olmuştu. Fakat Thomas bir şekilde yolunu bulmuş, önce Edinburgh’te tıp okumuş, eğitimine Goettingen’de devam etmiş ve ailesinden uzaklaşmanın verdiği özgürlük ile kendisini kısıtlayan mezhep kurallarını da arkasında bırakmıştı. Zaten bir kere Thomas dans etmeyi, tiyatroyu ve enstrüman çalmayı, özellikle flütünü çok seviyordu. Büyüdüğü mezhep için bunların hepsi çok büyük günahlardı. Bir nevi aforoz edilmişti. Bu da işine gelecekti tabi.

Bir dâhinin hayatının araştırırken dikkat ettiğim başka bir önemli nokta da bu dâhinin yetiştiği ortam, soluduğu atmosferdir. İnsanın doğduğu büyüdüğü yer, çevresi, sunulan fırsatlar tüm kaderini belirleyebilir malum.

Young 1700 ve 1800’lerin Londra’sının havasını solumuştu. Bu dönem ve bulunduğu yer şu yüzden önemliydi: Özellikle o dönem bilimsel devrimin artık daha derin bir şekilde hissedilmeye başlandığı bir dönemdi. Isaac Newton gibi bir devin de katkıda bulunduğu bilimsel düşüncenin hakim olmaya başladığı bu ortamda yine Newton’ın sözlerini hatırlayarak “devlerin omuzlarında yükselecekti” Thomas Young. Bunun da üzerine Richard Holmes’ün The Age of Wonder isimli romantik dönemde bilimsel devrimi ele aldığı kitabında da anlattığı gibi bilim ve sanat bu dönemde el ele yürüyordu. James Cook veya Joseph Banks gibi kaşifler Samuel Coleridge ve Percy Shelley gibi şairlerden ilham alarak yürütüyorlardı keşiflerini. Bilim insanları, edebiyatçılar, sanatçılar arasında çok güçlü bir alışveriş vardı. Ki zaten bu havayı oluşturan topluluk da birkaç on yıl önce kurulmuştu. Christopher Wren, Robert Hooke, Robert Boyle gibi isimler bir araya gelerek 1663 yılında kraliyetin de izni ile Doğa Bilgisini Geliştirme amacıyla Londra Kraliyet Topluluğunu” kısaca Royal Society’yi kurmuşlardı. Mottoları da latince “Nullius in verba”ydı. Yani “kimsenin sözünü dinleme”… Bununla topluluğa üye olanların hiçbir otoriteye boyun eğmeyeceğini ve gerçeğe yalnızca deney ve gözlemlerle ulaşacaklarını çok güçlü bir şekilde ifade etmişlerdi. Nullius in verba!

Ki tüm bilim tarihini değiştirecek Newton’ın Principia’sını da işte bu topluluk yayımlayacaktı… Sonra bu topluluk önce İngiltere sonrasında tüm dünyada bilimsel devrimin bir anlamda katalizörü görevi görürken bir noktadan sonra genellikle sadece bilim insanları arasındaki iletişimin bir merkezi haline gelen bu yeri tamamlayacak şekilde 1799 yılında Royal Institution da kurulacaktı. Burada daha çok bilimsel bilginin ve gelişmelerin halkla paylaşılması, halkın eğitilmesi amaçlanıyordu ki Michael Faraday’in efsane halka açık dersleri de burada gerçekleşecekti. Böyle bir ortamdan bahsediyoruz işte.

Ve Thomas Young da kendisini çok genç yaşta Faraday, Davy ve daha birçok dâhinin arasında bulacaktı.

Edinburgh sonrası Göttingen’de tıp okuyan Thomas Young en nihayetinde kendisini Cambridge’e atabilecekti. Bu işte kariyeri açısından çok değerli bir adımdı. Cambridge’de tıp eğitimini tamamladıktan sonra insan gözünün farklı mesafelere nasıl odaklandığına dair yaptığı bir çalışmasını Royal Society’ye sunmuş ve henüz 21 yaşındayken bu topluluğun bir üyesi haline gelmişti. Daha sonra özellikle ilgili olduğu diğer alanlarda da çalışmalarını yürütmüş ve önce Ses ve Işık, ardından “Gözün Mekaniği” ve sonunda “Işık ve Renklerin Teorisi” isimli çalışmaları ile henüz 24 yaşına gelmeden daha yeni kurulmuş olan az önce bahsettiğimiz Royal Institution’da profesör ünvanı ile göreve başlamıştı. Burada, Faraday’den de önce daha çok genç yaşta mekanik fizik, hidrodinamik, astronomi ve mekanik gibi farklı alanlarda 100’ün üzerinde halka açık dersler vermişti.

Özellikle ses ve ışığın nasıl iletildiğine dair bir nevi takıntılıydı. Hatta bir hikayeye göre dalgaların kesişimi konusunu Emmanuel Kolejinin göletindeki kuğuların suda oluşturdukları dalgaları gözlemleyerek geliştirmişti. Bu daha sonra Young Deneyi olarak da bilinecek yarık deneyine de ilham olacaktı. Bu deneyle Thomas Young ışığın dalga özelliğini kanıtlamıştı. Bu şu açıdan çok önemliydi. Özellikle Optik konusunda da tek otorite olarak kabul edilen Isaac Newton ışığın sadece parçacık özelliği gösterdiğini söylüyordu. Young’ın teorisi buna tamamen tersti. Ki bu yüzden toy bir gencin çıkıp Newton gibi bir adamın söylediklerini yalanlaması üzerine dönemin neredeyse tüm bilim insanları bir nevi dalga geçmişlerdi onunla. Ama Young’ın haklı olduğu geç de olsa anlaşılacaktı.

Bununla da kalmayıp gözün renkleri nasıl algıladığını da açıklayan bir teori geliştirmişti Young. Ona göre gözün algıladığı renkler üç ana rengin karışımıydı ve retinamızda farklı frekansları algılayabilen üç farklı algılayıcı bulunmalıydı. Bu konuda da çok haklı çıkacaktı. Gerçekten de insan gözünde çok sonra anlaşılacaktı ki üç tip koni hücresi bulunuyordu. Bu arada hatırlatalım tekrar. Kendisi bir tıp doktoruydu. Ve evet, tüm bu çalışmaları yürütürken aynı zamanda doktorluk da yapıyordu bir taraftan. Ama bitti mi? Bitmedi tabi.

Thomas Young bir de "Young Modülü" teorisini geliştirmişti. Bu, maddenin elastik özelliklerini ölçmek için kullanılan bir yöntemdir. Bu teori, bir malzemenin ne kadar güç uygulandığında ne kadar esneyebileceğini veya şekil değiştirebileceğini matematiksel olarak hesaplamaya olanak tanır. Örneğin, bir köprü veya bina gibi yapıların ne kadar güçlü ve esnek olması gerektiğini belirlemek için bu teori kullanılır.

Ayrıca Young, gelgitlerin nasıl oluştuğunu açıklayan bir teori geliştirdi. Bu çalışması, Ay’ın ve Güneş’in Dünya üzerindeki çekim kuvvetlerinin, okyanuslardaki su seviyelerinin yükselip alçalmasına nasıl neden olduğunu inceledi. Yani, gelgitlerin meydana gelme sürecini ve zamanlamasını anlamamıza yardımcı oldu.

Peki. Bu kadar mı? Elbette değil. Bu kadar şey konuştuk ama en başta üzerinde durduğumuz muhteşem dil yeteneği ile imza attığı çok önemli bir şeyden bahsetmedik daha. Thomas Young ayrıca Rosetta Taşı olarak bilinen ve yüzyıllar boyunca kimsenin çözemediği gizemli yazıtı da ilk çözen isimlerden. “Tabi ki İngiliz’lerin her zaman yaptığı gibi British Museum’a getirilmiş olan ve MÖ 196 yılında hükümdar olan V. Ptolemy’nin tahta çıkışını ve onun aldığı bazı kararları içeren Rosetta Taşı üç farklı yazı tipinde yazılmıştı: gizemli hiyeroglifler, bilinmeyen bir yazı olan ‘demotik’ ve Yunanca.

Geçmişte Yunanlar ve Romalılar, hiyerogliflerin sembolik olduğunu ve fonetik olmadığını düşünüyorlardı. Bu yanlış anlayış, yüzyıllar boyunca hiyeroglifleri çözme çabalarını engelledi. Ancak Young, Yunanca metinden, bazı hiyeroglif kartuşlarının Ptolemy adını temsil ettiğini anladı. Bu bulgu, hangi sembollerin fonetik olarak kullanıldığını belirlemesine olanak tanıdı. Sonrasında Young, demotik yazı için bir alfabe ile birlikte 218 demotik ve 200 hiyeroglif kelimenin çevirilerini içeren bir makale yayınladı.

Bu arada, genç bir Fransız bilgin olan Jean-François Champollion (1790-1832) da hiyeroglifleri çözmeye çalışıyordu. 1822 Eylül’ünde Paris’te bulunan Young, Champollion’un Academie des Inscriptions’da hiyeroglifleri çözdüğünü açıkladığı bir toplantıya tesadüfen denk gelecekti. Young onun kendisinin daha önce yayımladığı çalışmasından esinlendiğini düşünüyordu fakat Champollion Young’tan hiç bahsetmeyecekti bile. Dışarıdan Champollion’a karşı herhangi bir kırgınlık göstermese de tabi ki katkılarının tanınmamasından dolayı içten içe üzülmüştü. Yine de daha sonra Young’ın daha önce bu çalışmaları yürüttüğü anlaşılmış ve Westminster Abbey’deki anıtında ‘Mısır’ın yüzyıllardır gizli kalan hiyerogliflerinin sırrını ilk çözen kişi’ yazması da bir nevi hakkının teslim edilmesini sağlamıştır.

İşte böyle. Thomas Young. Son polimatlardan, birçok dahi çocuğun aksine yetişkinliğinde de dahi kalabilmeyi becerebilenlerden, daha burada saymaya vaktimizin olmayacağı akışkanlar mekaniğinden tıpta kendi ismi verilmiş sendromlara, müzikte enstrümanların akorduna kadar bir sürü ufak başarının da mimarı… 1829 yılında henüz 55 yaşındayken kalp rahatsızlığından hayatını kaybetmiş, yaşarken hak ettiği değeri pek görmese de bugün birçok disiplinden birçok ismin saygıyla andığı bir isim…

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Thomas Young (scientist)