Bir kez daha. Bir karadeliğin gözünün içine baktık. Bir kez daha evrenin en sıradışı, en korkunç, en muhteşem olgularından birini gözlemlemenin yolunu bulduk. Ama bu sefer gördüğümüz bizi daha da heyecanlandırdı sanki. Zira bu sefer kendimize baktık. Kendi evimizin temel taşına. Saggitarius A*’dı bu gördüğümüz. Bildiğimiz kadarıyla tüm galaksilerin merkezinde olan o süperkütleli kara deliklerden biriydi. Hala tam emin değiliz. Galaksimiz oluştuğu için mi o var yoksa o olduğu için mi galaksiler var. Ama bir şeyi artık kesinlikle biliyoruz. Evet. Orada bir kara delik var. Konu kapanmıştır.
Çok mutlu olduğum bir konu, tahminimin de ötesinde bir ilgiyle takip ettik bunu. Her şeyden o denli uzaklaşmak istiyoruz ki. Kozmik bir mucize gibi kendini gösterdi ve bir süreliğine de olsa daldık hayallere. Bu yoğun ilgi sayesinde de tahmin ediyorum ki genel bir fikriniz vardır bu görüntüyü nasıl elde ettiğimize dair. Özeti, dünyamızı dev bir teleskoba dönüştüren Event Horizon işbirliği sayesinde. Olay Ufku Teleskobu… İsmi de çok güzel değil mi? Ama tüm bu detayları bir kenara bırakıp ben tekrar “kara delik” konuşmak istiyorum. Anlamaya çalışmak, teorileri irdelemek. Ve bir tane olasılık var ki… Zaman zaman boşluğuma gelip beni yakalayan.
Düşündükçe heyecanlandıran. Biraz çılgın. Bayağı çılgın… Ama fazla çılgın gelirse ve göz ardı etmek isterseniz diye önceden uyarayım. Bu olasılığın fikir babası öyle pek de göz ardı edilecek biri değil. Stephen Hawking’ten bahsediyorum. Ve onun “primordiyal” yani ilkel kara deliklerinden… Bu “ilkel kara delikler” ya da diğer adı ile “başlangıç kara delikleri” neden çılgın bir fikir biliyor musunuz? Şöyle ki: “Bir kara delik nasıl oluşur?” diye sorduğumuzda denkleme hemen bir yıldız alarak cevabımızı kurgularız. Doğumundan, ölümünden, kütlesinden ve kara deliğe dönüşmesinden bahsederiz. Kara delikler ölen yıldızların kalıntılarıdır deriz.
İşte bunlar öyle değil. Zira bu varsayımsal ilkel kara delikler oluştuğunda henüz ortada yıldız yoktu. Bırakın yıldızı. Madde bile yoktu. Evet. Atom bile yoktu. Onların ta en başta. Evrenin ilk zamanlarında, o bildiğimiz fizik yasalarının bile olmadığı zamanlarda doğduğu düşünülüyor. O sadece kuarklardan ve gluondan oluşan ilk zamanlardaki inanılmaz sıcak plazma çorbasının içinde oluştuğu düşünülen kara delikler bunlar. Yani belki de büyük patlamanın ürünü olan kara delikler olabilir.
Ve daha da ilginci bildiğimiz yıldız kökenli kara delikleri bile tespit etmek bu kadar zorken, bu ilkel kara delikler tahminimizden de çok fazla bir nüfusa sahipse bunlar neyi açıklayabilir biliyor musunuz? En büyük gizemlerden birini… Karanlık maddeyi… Dedik ya. Çılgın bir fikir. Ama bir o kadar da heyecan verici. Ama bir önce bu ilkel kara delik fikrinin kökenine bir inelim. 70’lere bir gidelim. Stephen Hawking ve Bernard Carr. Hawking özellikle evrenin ilk zamanları ile yatıp kalkıyordu. Neredeyse hayatının büyük bir kısmını bu döneme yaptığı zihinsel seyahatlerle geçirmişti.
Arkadaşı Carr ile birlikte işte yine bu dönem ile ilgili yaptıkları bir düşünce deneyi sırasında, büyük patlamadan hemen sonraki ilk saniyeyi gözlerinin önüne getiriyorlar. İnanılmaz yoğun bir ortam. Ama bazı bölümleri, diyorlar, diğerlerinden daha yoğun olmalı. Bazı noktalar. Bu noktalar da, kimbilir sayısı ne kadardı, o ilk saniye içinde aşırı yoğunlaşma nedeniyle, evet. Kara deliklere dönüşmüş olabilir. Ama dedik ya. Bildiğimiz kara deliklerden değil bunlar. Eğer bu gerçekleştiyse, evrenin dört bir köşesinde, belki de tahmin ettiğimizden çok çok fazla. Neredeyse her yerde asteroidlerden bile küçük kara delikler dolaşıyor olabilir.
Hawking hemen bu fikir üzerine yaptığı hesaplamalarda da bu sonuca varıyor. Gizemli kara delikler her yerde olabilirler… Ama daha sonra bu fikir haliyle sadece bir fikir olarak kalmıştı. Birkaç isim dışında üzerine pek düşünen olmamıştı. 90’larda ise biraz daha aşama kaydedilecekti. Şu kozmik inflation yani büyük patlama sırasında ani genişleme olarak bildiğimiz teori kabul görmeye başlamıştı. Bu tüm yasaları yok sayan genişleme işte ilkel kara delikleri açıklayabilecek yoğunluk dengesizliklerini de destekliyordu.
Bu arada. Evrenin ilk saniyesi ile ilgili bir videom vardı daha önce. Onu da izlerseniz bu ilk saniyenin bizim bildiğimiz zaman algısının dışında olduğunu anlarsınız. İşte bu ilk saniyenin ilk çağı sona erdiğinde evreni dolduran inanılmaz sıcak plazma bir miktar soğuduktan sonra plazmada bulunan kuarklar ve gluonlar da birleşebileceği bir alan bulmuşlardı. Bu birleşme daha ağır parçacıkları oluşturmaya başlamış ve bu süreçte ortaya çıkan basınç düşüşü yeni bir kara delik oluşum çağı başlatmış olabilir.
Ama tabi 90’larda kimse kuarklar ve gluonlardan oluşan akışkanın fiziğini anlamıyordu. Bu nedenle bu ilkel kara delikler ne kadar kütleli olabilirlerdi veya kaç tane olabilirlerdi kimse bir tahmin yapamıyordu. Ama artık bu ortamı daha iyi tahmin edebiliyor ve bu ortamdaki kuark-gluon plazmasındaki basınç ve yoğunluk farklarını da hesaplayabiliyorlar. 10 yıllar süren çalışmaların sonucunda gelinen bu noktada artık düzenli olarak bu ilkel kara deliklerle ilgili bir makale görüyoruz bilimsel dergilerde.
Ama bu konuya yönelik ilginin tekrar popüler olmasını sağlayan 2016’da LIGO tarafından yapılan ve çığır açan kütleçekim dalgaları keşfiydi. Bu keşif ile yeni bir gözümüz olmuş ve kara delikleri, çarpışan kara delikleri vs. daha iyi yakalamaya başlamıştık. O günden bu yana LIGO ve benzeri projelerle birçok kara delik keşfedildi. Bazı anlaşılmaz ve kafa karıştıran sinyallerle birlikte. Şu anda bu zamana kadar yeterli veri olmasa da elimizde bir “kara delik nüfusu” tahmini de yapılmaya çalışılıyor ancak kimilerine göre bu sayı tahminlerimizin çok ötesine geçebilir. Yani Stephen Hawking’în bu çılgın fikri tekrar canlanmış olabilir.
Ama işin “karanlık madde” ile ilgili olabilecek kısmına gelirsek. Karanlık madde. Adı üstünde karanlık. Hiçbir şey bilmiyoruz. Birçok hesaplama ile orada bir yerlerde olduğunu biliyoruz ama ne olduğunu. Bilmiyoruz. Birçok hipotez öne sürüldü, birçok teorik parçacık olasılığından bahsedildi ama. Yok. Elimizde hiçbir şey yok. İşte bu yönde yapılan çalışmalardan birinde, bir araştırmacı olan Karsten Jedamzik bu ilkel kara deliklerin var olduğunu, sayısının çok fazla olduğunu ve hatta karanlık maddeden de sorumlu olduğunu söylüyor. Bu çalışmasını da 2020’nin Eylül ayında yayımlamış ve şöyle söylemişti:
Güneşimiz ile Alpha Centauri arasındaki mesafeyi dolduracak kadar kalabalık kara delik kümeleri olabilir. Bu kümeler merkezinde dev bir kara delik bulunan ve çevresinde daha küçük olanların bulunduğu bir sistem gibi düşünülebilir. Bu sistemde kara deliklerin çarpışması mümkün ancak küçük olanların çarpışması LIGO tarafından yakalanacak kadar büyük kütleçekim dalgaları oluşturmuyor olabilir. Büyük kara delik birleşmelerini de LIGO zaten belirli bir oranda yakalıyor.
İşin ilginç tarafı Jedamzik ikinci bir çalışma yayımlayıp büyük kara delik birleşmeleri ile ilgili bir oran hesaplaması yapmış ve LIGO’nun yakaladıkları ile karşılaştırıldığında bu oranın çok çok yakın olması… Yani… Evet. Başka bir astrofizikçinin de söylediği gibi Jedamzik gerçekten mantıklı bir argüman koyuyor ortaya. E o zaman sorun ne? Sorun tabi gözlem… Burada birkaç katmanlı bir gözlemsizlik söz konusu. İlk olarak. Hawking’in de öngördüğü ilkel kara delikleri gözlemlemememiz lazım. Bir toplanma diski olmayan kara delikler olduğunu ve bunların bir şekilde, mikro-lensing adını verdiğimiz bir teknik ile yakalanabildiğini biliyoruz.
Eğer öngörüldüğü kadar fazla kara delik söz konusuysa bunları bu teknik ile yakalamamız lazım. Bunun için de NASA’nın hayata geçirmiş olduğu ve önümüzdeki 10 yıl boyunca bu teknikle gökyüzünü tarayacak Nancy Grace Roman teleskobundan gelecek verileri beklememiz gerekebilir. Bu arada Nancy Grace teleskobuna bu yeteneği, yani mikro-merceklenme taraması ekipmanını ekleten de Avrupa Uzay Ajansının bilim direktörü Günther Hasinger… Kendisi de ilkel kara deliklerin birçok gizemi açıklayabileceğini düşünüyor… Tabi öncesinde başka bir keşif ile bunu başarmazsak.
Bir diğeri de tabi karanlık maddeyi oluşturduğu düşünülen parçacıkların keşfi. Eğer bu parçacık keşfedilirse belki ilkel kara delikler olmasa da bunların karanlık madde olarak düşünülen olgular olduğu fikri ortadan kalkacaktır. Yani evet. Birkaç bilinmeyenli bir denklem var önümüzde. Ama bazı çılgın bilim insanları da ellerindeki tüm imkanlarla bu gizemleri çözmek için büyük bir savaş veriyor. Hep diyorum. Harika bir zamanda yaşıyoruz diye. Kısa ömrümüzde bile yüzlerce yılda yaşanan gelişmelere birkaç yılda bir tanık oluyoruz. Belki bu alışkanlık nedeniyle şaşırma ve hayranlık duyma duygularımızı da kaybediyoruz sanki.
İşte beni en çok üzen bu olurdu… İnsan tam içindeyken ne yaşadığını pek anlayamaz ya… Misal geçmişe gidip Galileo ile aynı zamanda yaşayan birine bunu söylesek, ya da Da Vinci’den bahsetsek… Endüstri devrimi yaşanırken mesela… Kaç insan bunun farkındaydı… Ben işte. Farkında olalım istiyorum. En derinine kadar. Farkında olalım, dahil olalım ve hatta bazı keşifleri yapan… Biz olalım… Bakalım. Zaman ne gösterecek. Daha keşfedilecek çok şey var.




