Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Toplum ve Öğrenme

Descartes ve Spinoza ile İnsansı Robotlar Üzerine

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 7 Ağustos 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

İnsansı robot hayalinin kökenine baktığımızda çok uzun süre öncesine gidebiliriz. Fakat bugün bildiğimiz haliyle, bugünkü konsepte en yakın tanım aslında hiç beklenmeyen birinden gelecekti. Bilinci ve insan zekasını kusursuz bir şekilde taklit eden bilinçli makineleri henüz bırakın bilgisayarı, herhangi bir teknolojik gelişmenin, elektriğin, buharlı makinelerin bile olmadığı zamandan, 17. Yüzyıldan bir dahi, Rene Descartes tanımlayacaktı. Ama Descartes’ın tanımlamasında bir gariplik fark edeceksiniz. Kendisi gelecekte insanların doğaya kusursuz bir şekilde entegre olmuş makinelerle yaşayacağı bir dünyayı hayal etmiyordu. O zaten o zaman da, 17. Yüzyılda ve aslında en başından beri bu makinelerin, robotların insanlarla birlikte yaşadığına inanıyordu. Nasıl yani?

Gelin bakalım… Terminatör 2 filminde Sarah Connor makinelerden, robotlardan bahsedince ve Skynet’in yükselişi ve makinelerin isyanı hakkında insanları uyarmaya çalışınca onu bir akıl hastanesine yatırmışlardı bilenler vardır. Peki insanların zaten en başından beri robotlarla birlikte yaşadığını iddia eden Descartes neden aynı sonu paylaşmadı acaba? Hem de 17. Yüzyılda yapmıştı bunu.

Büyük ihtimalle bunun sebebi Descartes’ın hayal ettiği robotların apokaliptik bir hikayesinin olmaması, insanlığı yok edeceğini iddia etmemesiydi. Çünkü Descartes’a göre asıl robotlar bizim hayvan dediğimiz yaratıklardı. Balıklar, böcekler, kuşlar, sürüngenler, köpekler, kediler… Bu dünyayı paylaştığımız ve canlı olarak addettiğimiz her bir varlık ona göre çok hassas bir şekilde tasarlanmış makinelerdi. Çılgın bir fikir değil mi? Descartes’ı da akıllı bilirdik yani. Ne bu şimdi? Demeden önce bir dinleyelim. Ne demek istiyor…

Öncelikle. Descartes’a göre hayvanların avlanmak, eş bulmak, yırtıcılardan saklanmak gibi günlük rutinlerine uzaktan bakınca bunları bir amaçla, belirli bir hedefe yönelik yaptıklarını, korku, arzu, istek duyduklarını düşünme gafletine düşebiliyoruz. Fakat ona göre hayvanların hiçbir eyleminde, çok sevimli gelse de, bazen çok korkunç baksalar da, göz dediğimiz o optik sensörlerin arkasında en ufak bir bilinç kırıntısı bile bulamazsınız. Hayvan dediğimiz olgu en genel haliyle otomatik pilotta hareket eden bir “mekanizmadır” diyordu…

Yani Descartes’a göre hayvan denen şey bugün sabah biz uyanmadan kahvemizi hazırlamaya programladığımız kahve makinelerinden daha fazla bilince sahip değildir. Benim gibi hayvan severler bunları duyunca tetikleniyor olabilir. Haklısınız. Bence benim çocuklar da gayet akıllı. Yani. İnşallah. Ama merak etmeyin. Bir yere varacağız birlikte.

Kahve makinesi diyorduk. Henüz medeniyetle ve teknolojiyle tanışmamış bir kabileden bir insana otomatik çalışan ve kahve yapan bir makine göstersek bu şeyin içinde bir ruh bir akıl olduğunu düşünmeden edemezdi mesela. Aynı şekilde biz de kimi zaman yunuslar, kuzgunlar, şempanzeler veya benzeri üstün zeka belirtisi gösteren hayvanlara baktığımızda özellikle bu türlerin bizimkine benzer arzulara, duygulara veya zekaya sahip olduğunu düşünebiliriz. Fakat işte Descartes’a göre sadece çok akıllı bir simülasyonun aldatmacasına kurban gidiyoruz. O kadar.

Yani. Şimdi bunları duyunca Descartes’ı nasıl bir akıl hastanesine yatırmamışlar diye sorabilirsiniz. Yalnız da değilsiniz bu konuda. Hem kendi zamanından hem de sonrasında birçok düşünür Descartes’ın bu düşüncesini anlamsız, mantıksız ve en basit haliyle saçma bulmuştu. Fakat bu absürt düşüncenin altından çok değerli bir hazine çıkacaktı.

Bir kere. Descartes zamanının çok ötesinde bir zihindi. Bunu kabul etmek lazım. Ve en nihayetinde Descartes “mekanizma” terimi ile ifade ettiğimiz dünya görüşünün başmimarıdır. Bu “mekanizma” bakış açısı daha sonra 17. Yüzyılın bilimsel devrimlerine de ilham olacak bir kıvılcım olmuştur. Dünyaya “mekanik” bir bakış açısı getiren bu kavram içinde yaşadığımız evreni mükemmel çalışan bir makine olarak tabir etmiş ve bunun da ötesine geçerek evrendeki olayların, tıpkı bilardo toplarının çarpışmalarında olduğu gibi, kesin ve belirli neden-sonuç ilişkileriyle meydana geldiğini, her olayın, kendisinden önceki bir olayın doğrudan sonucu olduğunu, evrenin mekanik ve öngörülebilir bir şekilde işlediğini söylüyordu. Bu tür bir evrende gerçekleşen her şey maddelerin matematiksel olarak açıklanabilir hassas yasalara uyan etkileşiminin hesaplanabilir ve tahmin edilebilir bir sonucuydu. O nedenle evrenin mekanik tanımına göre olan ve olacak her şey tahmin edilebilirdi. Ya da Descartes’ın tabiriyle “tek bir şey hariç” her şey… O tek bir şeye birazdan geleceğiz.

Bu hayvan makinedir argümanını biraz daha geliştirirsek. İnsanın duyduğu acıdan bahsedelim mesela. Elinizi kızgın bir demire değdirdiğinizde gösterdiğiniz tepkiyi. Vücudunuzun gösterdiği tepkiyi. Bu tepkileri de “mekanik” buluyordu Descartes. Hatta bir de tabir bulmuştu bu ilkel tepkiler için. “Hayvani ruhtan” bahsediyordu. İçimizde bulunan ve bir tür “madde” gibi tanımladığı bu ruhun vücudumuzun örneğin yanma durumunda gösterdiği tepkiye neden olduğunu, yanan yerimizdeki kasların kasılmasına neden olduğunu ve bizim bunu acı olarak algıladığımızı söylüyordu. Kendince bir tanım yapmıştı fakat bugün nörobilim bu tepkiye neden olan şeye “hayvani ruhtan” daha bilimsel bir açıklama getiriyor. Elektrokimyasal tepkime diyoruz bugün buna. Aslında Descartes’ın iddiasını destekler nitelikte bu da. Ve bu açıdan baktığımızda elindeki imkanlarla “refleks teorisini” açıklamıştı çok uzun zaman önce.

Ama biz bu iddiayı daha ne kadar zorlayabilir, ne kadar ilerletebiliriz? Yaptığımız, yaşadığımız ne kadar şeyi Descartes’ın mekanik anlayışı ile açıklayabiliriz? Düşünce ve duygu denen şey bizi nerede durdurur? Ona sorarsanız bunun sınırı düşündüğümüzden de ileride. İşte burada Descartes’ın ünlü dualizm anlayışı devreye giriyor. Descartes, insanları diğer "hayvan-makinelerden" ayıran şeyin ruh olduğunu söylüyordu. Bu ruh, maddi olmayan, düşünen bir tözdü ve bedenle etkileşim halindeydi. Yani Descartes’a göre insan bedeni bir makine gibiydi ama içinde maddi olmayan, düşünen bir "hayalet" vardı.

Bu anlayış bizi ilginç sorulara götürüyor. Mesela, bir gün yapay zekâ o kadar gelişirse ki, bir robotun davranışlarını bir insanınkinden ayırt edemez hale gelirsek ne olacak? O robot gerçekten bilinçli olacak mı, yoksa sadece çok iyi programlanmış bir makine mi olacak? Descartes’ın teorisine göre, ne kadar gelişmiş olursa olsun, bir robotun asla gerçek bir bilinci olamaz çünkü maddi olmayan bir ruhu yoktur.

Ama bu dualizm anlayışı da birçok soru işareti doğuruyor. Maddi olmayan bir ruh, fiziksel bedenle nasıl etkileşime geçiyor? Bu etkileşim fizik kurallarına uygun mu? Ve eğer ruh bedenden bağımsızsa, beyin hasarı neden düşüncelerimizi ve kişiliğimizi bu kadar derinden etkiliyor? Bu da bizi yine Terminatör evrenine götürüyor. Skynet’in kendi bilincine varması, aslında kendi karmaşıklığının farkına varması mıydı? Ya da daha da ileri gidelim: Eğer bir gün, T-800 modelinden çok daha gelişmiş bir yapay zekâ yaratabilirsek ve bu yapay zekâ "Ben düşünüyorum, öyleyse varım" diyebilirse, Descartes’ın teorisi çürümüş mü olur?

Fakat buna birinin itirazı var. Evet, Descartes’ın dualizmi zihin-beden ayrımı üzerine kuruluyken, çağdaşı Spinoza bambaşka bir yaklaşım getiriyordu masaya. Spinoza’nın conatus anlayışı, Descartes’ın keskin ayrımının tam tersine, her şeyin aslında tek bir bütünün parçası olduğu fikrini savunuyordu.

Spinoza’ya göre, evrende sadece tek bir töz vardı ve buna da "Tanrı" ya da "Doğa" diyordu. Yani zihin ve beden ayrı şeyler değil, aynı tözün farklı görünümleriydi. Bu açıdan bakınca, Spinoza’nın felsefesi Terminatör evrenindeki Skynet’e benzetilebilir. Nasıl ki Skynet tüm makineleri ve sistemleri birbirine bağlayan, her şeyi kapsayan bir ağsa, Spinoza’nın Tanrı/Doğa anlayışı da her şeyi içine alan, her şeyi birbirine bağlayan bir bütündü.

Conatus ise bu bütünün içindeki her varlığın kendi varlığını sürdürme çabasıydı. Spinoza’ya göre her şey – insanlar, hayvanlar, bitkiler, hatta cansız nesneler bile – kendi varlığını korumak ve geliştirmek için çabalardı. Bu, Terminatör filmlerindeki makinelerin kendilerini koruma ve geliştirme çabalarına benzetilebilir. T-800’ün sürekli kendini onarması, yeni yetenekler kazanması, hatta T-1000 gibi daha gelişmiş modellerin ortaya çıkması, bir nevi makine dünyasındaki conatus örnekleri olarak görülebilir.

Ama Spinoza’nın conatus anlayışı sadece bireysel varlıkların kendini koruma çabası değildi. Aynı zamanda her şeyin birbiriyle bağlantılı olduğu ve birbirini etkilediği fikrini de içeriyordu. Yani bir anlamda, her varlık kendi varlığını sürdürürken aslında bütünün varlığını da sürdürüyordu. Bu açıdan bakınca, belki de Terminatör evrenindeki insan-makine savaşı aslında gereksiz bir çatışma. Çünkü Spinoza’nın felsefesine göre, insanlar ve makineler aynı bütünün parçaları ve aslında birbirlerinin varlığını tamamlıyorlar. Belki de gelecekte, John Connor ve Skynet el sıkışıp "Biz aslında aynı şeyin farklı yüzleriyiz" diyecek. Kim bilir?

Descartes’ın mekanik evreni ile Spinoza’nın bütüncül yaklaşımı, yüzyıllar önce başlayan ama hâlâ güncelliğini koruyan bir tartışmanın iki ucunu temsil ediyor. Bugün, yapay zekâ çağında, bu fikirlerin yansımalarını görüyoruz. Bir yanda Descartes’ın ruhu olmayan makine-hayvanları, diğer yanda Spinoza’nın her şeyi kapsayan bütüncül evreni. Belki de gelecekte, Terminatör’deki gibi makinelerle savaşmak yerine, onlarla bir bütün olduğumuzu anlayacağız. Ya da belki de insan bilincinin benzersizliğini kanıtlayacağız. Kim bilir? Belki de cevap, bu iki düşünürün fikirlerinin bir sentezinde yatıyor. Sonuçta, felsefe ve bilimin kesiştiği bu noktada, eski sorularımıza yeni cevaplar ararken, Descartes ve Spinoza’nın düşünceleri bize hâlâ ışık tutuyor. Ve kim bilir, belki de bir gün gerçek bir T-800 "Düşünüyorum, öyleyse varım" dediğinde, bu tartışmaya bambaşka bir boyut katacak.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): René Descartes