Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Psikoloji ve İnsan

Beyninizin Sınırları Sandığınızdan Çok Daha İleride

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 21 Temmuz 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Koku, dokunma, duyma, görme, tat alma… Dünya ile, gerçeklik ile doğrudan bağlantılarımız bunlar. Beş duyumuz. Bir anlamda beynimizin dış dünya ile bağlantısı olan sensörler gibi çalışıyor. Fakat beynimiz öyle güzel yorumluyor ki bunları. Sanki bu duyularımız ile objektif, net, katıksız gerçeklik ile doğrudan bağlantılıymışız gibi geliyor. Dimi? Yani. Gördüklerimiz, duyduklarımız… Kulağımla duymadan, gözümle görmeden inanmam diyoruz ya. Çok. Ama çok güveniyoruz. İşte insanın en büyük hatası bu belki de. Duyularımız aslında dış dünyanın komplike gerçekliği ile ilgili çok bükülmüş bir bağlantı kurmamıza neden oluyor.

Asıl gerçeklik bizim duyularımızla algılayabileceğimizden çok daha karmaşık. Ve aslında bu karmaşayı kendi lehinize kullanabilir ve sadece düşünerek… Evet. Sadece düşünerek bir keman virtüözü olabilir, oturduğunuz yerden karın kası yapabilir, imkansız görünen hesaplamaları zihninizde yapabilir, gerçekliği bükebilirsiniz. Biraz zorlama mı geldi? Birazdan bazı çalışmalardan bahsedeceğim size. Gerçeklik biraz daha bükülebilir. Hazırsanız başlayalım…

Kafatasımızın içerisinde karanlıkta duran beynimiz elinde bu duyularla gelen kusurlu elektrik sinyallerini yorumlayarak neler olduğunu anlamaya çalışıyor. Sonra nöronlar işe koyulup ne olup bittiğini yorumlayıp buna göre nasıl tepki vermemiz gerektiğini algılamaya çalışıyor. Yanlış anlaşılmasın. Bu sistem olabilecek en optimize, en verimli sistemlerden biri. Kaldı ki atalarımızın yırtıcılar tarafından yenilmemesini sağlayarak da gayet iyi bir iş çıkarmıştır. Fakat şunu da biliyoruz. Çok basit optik ilüzyonlar ile, halüsinasyonlar ile, farklı bilinç durumları ile insan beynini kandırmak da çok kolay.

Yani aslında beynimiz dış dünya ile ilgili bir resim çıkarırken sayısız yamaya, hayal gücüne, uydurma bilgilere başvuruyor. Ve bu uydurmalar da insan bedeninde tahmin edemeyeceğimiz değişimler yaratıyor. Misal. Çok insan beyninin nasıl aldatılabileceğine dair çok garip bir deneye bakalım.

1980’lerde bilgisayarların ve neredeyse her şeyin geleceğinin sanal gerçeklik olacağı düşünülüyordu. Bugün sanal gerçeklik dediğimizde oyunlar aklımıza gelse de gerçekten de tıp dünyasında da sanal gerçeklik uygulamalarını görüyoruz. VRT denen bir tedavi türü vardır. Virtual Reality Therapy, yani Sanal Gerçeklik Tedavisi. Bu tedavi genellikle fobiler, travma sonrası stres bozuklukları gibi nörofizyolojik sorunlara yönelik olarak kullanılsa da bu uygulamanın kapsamı çok daha geniştir. Örneğin Washington Üniversitesinden Hunter Hoffman, David Patterson ve Sam Sharar isimli araştırmacılar 1996 yılından beri bu VR tedavisini ileri derecede yanık yaraları olan hastalarda kullanıyorlar. Bu hastaların inanılmaz acı çektiklerini tahmin edebilirsiniz. Acı dediğimiz şey ise psikoloji ile doğrudan bağlantılı nörolojik bir tepkidir. Hatta yanık tedavilerinde plasebo etkisi sıkça kullanılır. Hastanın kullanılacak tedavinin işe yarayacağına inanması çok önemli tabi. Özellikle yanık hastalarında yanmalarına neden olan olay sürekli zihinlerinde flashback’ler şeklinde döndüğü için acının şiddeti de bununla doğru orantılı olarak artar. Bahsettiğimiz araştırmacıların düşüncesi ise şuydu: hastaları üşüdüklerine inandırabilirsek acıları da azalacaktır. Bunun için SnowWorld isimli bir sanal gerçeklik oyununu kullanarak özellikle çok acı verici bir süreç olan bandaj değişimlerinde bu oyunda buzullarda gezmeleri, penguenlerle oynamaları filan sağlanmıştı. Ve gerçekten de normal zamana göre çok daha az acı hissettiklerini söylemişlerdi. Bu sadece hastaların geribildirimi ile değil sonrasında yapılan fMRI gibi görüntüleme teknikleri ile de kanıtlanacaktı.

Aslında bu sadece bunun gibi dışarıdan destekli ekipmanlarla değil zihinsel tüm egzersizlerde geçerli. Japonya’da yaygın olarak kullanılan bir beyin egzersizi vardır. Bildiğimiz fiziksel abaküsün zihinde uygulanan bir karşılığı. Anzan olarak bilinir bu teknik. Zihinsel bir abaküs ile hızlı ve doğru hesaplama yapma pratiği diyebiliriz. 2012 yılında Naofumi Ogasawara bu tekniği kullanarak Dünya Zihinsel Hesaplama Şampiyonu olmuştu mesela. Ayrıca Flash Anzan olarak bilinen bir yarışmada da bu becerilerini sergiler insanlar. Burada ekranda bir anlığına 15 tane üç haneli sayı gösterilir ve yarışmacılar bu 15 sayıyı hatırlayıp zihinlerindeki abaküsü kullanarak en kısa sürede toplamaya çalışırlar. Ve bu yarışmada 15 tane üç haneli sayıyı bazı aşmış yarışmacılar 2 saniyede toplayabilir. 2 saniye. İnanılmaz değil mi? Öyle gibi gelse de aslında bu bize insan beyninin sınırlarının ne kadar zorlanabileceğini de gösteriyor.

Bunu ayrıca fiziksel çaba gerektiren aktivitelerde de görebiliriz. Müzisyenlerde sporcularda. Normalde elbette bir enstrüman çalan biri için bir enstrümana sahip olması çok iyi olur değil mi? Ama görünen o ki o enstrümanın bir zihinsel kopyasına sahip olmak da aynı etkiyi yaratabiliyor. Ve bilimsel araştırmalardan çok önceden beri zaten müzisyenler bunun farkında. ÖrneğinMatthew ve Sandra Blakeslee’nin yazdığı 2007 tarihli “The Body Has a Mind of Its Own” kitabında bir vakadan bahsedilir. Bir keman virtüözü bir sebeple hapse girer. Ve bu müzisyen hapiste geçirdiği 7 yıl boyunca kemanı olmadan her gün zihninde pratik yapar. Ve serbest kaldığı günün akşamında gerçek kemanına kavuşan bu kemancı hapse girmeden önceki halinden çok daha müthiş bir keman dinletisi gerçekleştirir. Zihinsel pratiği onun hassas motor becerilerini de korumasına ve hatta geliştirmesine yardımcı olmuştu.

Garip olan şey ise şu. Bu insanlar zaten müzisyen, onların zihinsel pratik yapması kolay diye düşünebilirsiniz. Fakat Harvard Medical School’dan Alvaro Pascual Leone’nin çalışması çok ilginç bir şey ortaya koyuyor. Daha önce hiçbir müzik aleti çalmamış bir deney grubu belirleyip bu gruptakilere sadece piyanodaki bazı parmak hareketlerini ve tuşlara nasıl basılacağını gösterdikten sonra bu grubu ikiye ayırıyor ve bir grup 1 hafta boyunca iki saat gerçek piyanoda pratik yaparken diğer gruptan sadece zihinsel olarak piyano pratiği yapmalarını istiyor. Çalışmanın sonunda iki grubun beyinlerinde yapılan görüntülemelerde hem fiziksel hem de zihinsel pratik yapanların beyinlerinin aynı bölgelerinin aynı şekilde değiştiğini görüyor. Görünüşe göre beyin gerçekten aradaki farkı pek anlamıyor. Hareketi zihninizde çok güçlü bir şekilde simüle edebilirseniz gerçekten çaldığınızı düşünüyor beyniniz.

Daha çarpıcı bir örnekten de bahsetmek istiyorum son olarak. Bu sefer konumuz spor. 2004 yılında Cleveland Clinic Foundation’dan bir grup araştırmacı bir çalışma yapmaya karar veriyor. Öğrenmeye çalıştıkları şey ise şu: belirli bir fiziksel aktivitenin zihinsel olarak pratik edilmesi vücudun o bölgesinde bir değişiklik yaratabilir mi? Yani kol kası çalıştığınızı düşündüğünüzde kol kaslarınız gerçekten de gelişebilir mi? Saçma dimi? Yani olmaz öyle şey.

Şimdi. Burada üç grup belirliyor çalışmacılar. Bir grup bir parmağını sağa sola hareket ettiriyor. İkinci grup hiçbir şey yapmıyor. Üçüncü grup ise parmağını sağa sola hareket ettirdiğini hayal ediyor. Evet. Ve 12 hafta devam ediyor deney. Bu deney sonucu ise gerçekten ilginç. Parmağını gerçekten hareket ettiren ilk grubun parmak kuvvetinde %53’lük bir artış gözlemleniyor. Hiçbir şey yapmayan grupta bu parmakta herhangi bir değişiklik olmuyor. Düzenli olarak parmağını hareket ettiğini hayal eden gruptakilerin parmaklarında ise ortalama %35’lik bir kuvvet artışı gözlemleniyor. Beyinlerini parmağının hareket ettiğine inandırmayı başarmışlardı anlayacağınız. Ve beyin buna uygun bir fiziksel tepki vermişti. Çok garip değil mi?

Tabi bu tek örnek değil. 2007 yılında kanada da benzer bir çalışma yapılıyor. Bu sefer kalça kasları hedef alınıyor. Burada da bir grup ağırlık kaldırarak kalça kası çalışıyor. Ve sonuçta %28.3’lük bir kuvvet artışı elde ediyorlar. Ağırlık kaldırıp kalça kasını çalıştırdığını düşünen grupta ise kalça kaslarında ortalama %23.7’lik bir güç artışı gözlemleniyor. Çok garip değil mi? Beyninizi doğru eğittiğinizde, zihninizde gerçek fiziksel aktivitenin kusursuz bir simülasyonunu oluşturabildiğinizde beyniniz bunu gerçeklik olarak algılıyor. Bununla da kalmayıp bedeninizde buna uygun olarak fiziksel değişiklikler yaratıyor.

Bu bağlantı, bu zihinsel egzersizlerle yaşanan fiziksel değişimlerin tam olarak nasıl olduğu hala tam olarak çözülebilmiş değil bu arada. Nörobilimciler bunu hala araştırıyorlar. Ama özetle bu ve sayısız başka örnek bize bir şey söylüyor. Beynimizi yeterince doğru kullanmıyoruz. Onu kandırabiliriz aslında. Beynimizdeki motor nöronlar zihinsel egzersizlerimizden yeterince elektrik alabildiği zaman minyonlarını gönderip bedenimizde kasları güçlendiriyor sanki. Ama dediğimiz gibi. Bunun detayları hala net değil. Yine de sadece hayal gücümüzün sonuçları hiç de hayali olmayan sonuçlar doğurabildiği açık.

Henüz bunun bir reçetesi olmasa bile bizim buradan almamız gereken en önemli çıkarımlardan biri de şu: siz şu an olduğunuzdan çok daha fazlasısınız. Ve düşünce ve hayal gücü dünyanızı doğru organize eder, düşüncelerinizi doğru yönlendirebilirseniz hem kendi bedeninizde hem de hayatınızda inanılmaz değişimlere şahit olabilirsiniz.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Neuroplasticity