Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Toplum ve Öğrenme

Ayrımcılık Yapmayın! – Siz de CYBORG’sunuz!

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 14 Ağustos 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Bir düşünce deneyi yapalım birlikte. Çok uzak bir geleceğe gidelim. Biyoteknolojinin inanılmaz geliştiği bir zamana. İnsan için yedek parçaların sıradanlaştığı bir zaman. Ama tabi daha çok zenginler için sıradanlaştığını varsayalım. Çok da yanlış bir varsayım olmaz değil mi? Neyse. Siz de bu sınıftasınız. İnsan yedek parçalarına erişiminiz var. Dilediğiniz zaman kendi uzuvlarınızı upgrade edebiliyorsunuz. Bir gün çok sevdiğiniz bir arkadaşınız kansere yakalanıyor. İyileşme şansı yok. Vücudunun her yerine yayılmış durumda. Daha da kötüsü bu arkadaşınızın biyoteknolojik geliştirmelere erişim şansı da sıfır.

Ve siz bu arkadaşınıza yardım etmek istiyorsunuz. Vücudunda iflas eden uzuvlarını, organlarını yenileriyle değiştirmeyi teklif ediyorsunuz. O da başka çaresi yok tabi kabul ediyor. Başlıyorsunuz teker teker vücudunu güncellemeye. Fakat zaman içinde kollar, bacaklar, gövde dahil olmak üzere değiştirilmedik yeri kalmıyor. Ve sonunda öğreniyorsunuz ki kanser beynine de sıçramış. Bir karar vermeniz gerekiyor. Arkadaşınızla görüştükten sonra karar veriyorsunuz. Zihnini dijitale aktarıp beynini de yenileyeceksiniz. Ve en nihayetinde arkadaşınızın o eski biyolojik bedeninden geriye hiçbir şey kalmıyor.

Tamamen yeni bir bedende ama tüm eski hatıraları, aynı karakteri, tüm benliği ile kendisi ama işte baktığınızda bambaşka bir şey görüyorsunuz. Şimdi sorumuz şu. Bu arkadaşınız yine o eski arkadaşınız mı sizin için? Ona tıpkı eskiden olduğu gibi bakabilir, hiçbir fark yokmuş gibi davranabilir, aynı hissedebilir misiniz? Evet cevabını verebiliyorsanız sizi şimdilik biraz bekletelim. Çünkü bizim sorunumuz buna “hayır” diyenlerle. Sorun da demeyelim… Bu yeni bedendeki eski arkadaşı, eski arkadaşı gibi göremeyenlerle ilgili ünlü filozof William Lycan’ın söyleyecekleri var.

Lycan’a göre her şeyiyle aynı ancak artık “biyolojik” olmayan arkadaşınıza karşı aynı hisleri besleyemiyorsanız siz “insan şovenistisiniz”… Yani “insan” milliyetçisi, insan olmayan her şeye karşı mutlak bir kin ve nefret besliyorsunuz. Ayrımcılık yapıyorsunuz yani. Yani gelecekte bir gün hepimiz makineleşirsek bunun sorun olmaması gerekiyor. Değil mi? Yani. Biz yine aynı biziz… Şimdi burada çok ilginç bir felsefenin de kapısını açmamız gerekiyor. Evet. Biz biyokimyasal yapılar olarak kendimizi “kendi” üretimimiz olan makinelerden üstün ve ayrı görmeye meyilliyiz. Bu makineler sonuçta bizim için bazı işleri yapmak için üretilmiş araçlar sadece.

Fakat. Düşünür Andy Clark veya özellikle evrimsel biyolog Richard Dawkins’e göre aslında bu bakış açısında bir sorun var. Biz, diyor Dawkins, insanı sadece bedeni ile kısıtlayamayız. İnsan düşünceleri ile çevreyi kendi yararına kullandığı ölçüde tanımı genişleyen bir şey. Biz düşüncelerimizin uzantıları ile birlikte tanımlanabilen daha geniş ölçekli yapılarız aslında. Biraz karışık gelmiş olabilir. Şundan bahsediyor aslında Dawkins. Kullandığımız teknolojik cihazlar, araçlar, alet edevatlar, bilgisayarlar, robotlar… Bunların hepsi aslında bizden ayrı olgular değil, bizim birer uzantımız.

İlginç bir bakış açısı değil mi? İlk etapta tam oturtamıyor insan zihninde. Ama özellikle Dawkins’in “uzatılmış fenotip” argümanı bunu somutlatırıyor. Fenotip dediğimiz şey genetik bir tabirdir ve aslında bir dizi genin dışsal ifadesi olarak bilinir. Bir dizi proteinin vücudumuzun farklı uzuvlarını oluşturabilmesi gibi düşünebiliriz bunu. Dawkins’e göre işte bir genin fenotipik etkileri onun kendisini gelecek nesillere aktarma araçları gibi düşünülebilir. Kimi zaman bu araçlar başka bir organizmanın sinir sistemine kadar uzanabilir.

Başka bir deyişle, sizin biyolojik varlığınız sizin biyolojik bedeninizle sınırlı değil. Çevrenize ve hatta ürettiğiniz ve kullandığınız aletlere kadar uzanıyor. Dawkins bunu örneklendirirken kunduzlardan ve inşa ettikleri barajlardan bahsetmeyi çok sever. Ona göre bir baraj inşa etmek kunduz olmanın ana şartı gibidir. Kunduzu barajı olmadan düşünemezsiniz. Barajlar kunduzu kunduz yapan biyolojik genlerden daha önemsiz değildir. Örümcekler için de aynı şey. Ağ örmek örümcek olmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Terminatör 3 Rise of the Machines filminde TX bir noktada diğer tüm makineleri kontrol etmeye başladığında mesela, diğer tüm makineler TX’in bir uzantısı haline gelir, tek bir organizmaya dönüşür…

Buradan baktığımızda işte insanın ürettiği tüm teknolojiler insanın doğal uzantıları olarak düşünülebilir. Ve bir gün ürettiğimiz bir yapay süper zeka insanın sonunu getirmeye karar verirse, onun bu kararı da yine insanın uzantısı, insanın kararlarının bir sonucu olarak görülmelidir. Kötü inşa edilmiş ve onu inşa eden kunduzların üzerine yıkılarak onları öldüren bir baraj ya da kendisini inşa eden örümceği tuzağa düşüren yanlış tasarlanmış bir örümcek ağı gibi.

Bu konuya başka ilginç bir bakış açısı da az önce ismini andığımız düşünür Andy Clarke’tan geliyor. Cyborg tabirini duymuşsunuzdur. İnsan biyolojisi ile mekanik teknolojinin birleşimini ifade eder. Andy Clark’a göre insan da aslında doğuştan cyborgtur. Özellikle teknoloji çağında doğanlar için bu böyle. Doğduğumuz andan itibaren teknoloji bir şekilde gelişimimizde rol oynuyor. Andy Clark da şöyle söylüyor: “Gezegendeki tüm canlıların arasında sadece insan biyolojik olmayan araçları temel biyolojik işlevlerini geliştirmek, tamamlamak için kullanıyor. Bu sayede etten oluşan beyinden oldukça farklı sorun çözme sistemleri gelitşirebiliyor.” Yani insan beyni aslında kafatasının içerisinde karanlıkta değil. Beş duyu organımızla da sınırlı değiliz dşündüğümüzde. En basitinden bir bilgisayar kullandığınızda, oyun oynadığınızda, mail gönderdiğinizde beyniniz sınırlarının dışına çıkarak zihninizin uzantılarını inşa ediyorsunuz. Beyininizin içerisindeki zihinsel faaliyetler bilgisayarın içerisindeki işlemciye kadar uzanıyor ve bir nevi nöral bağlantılar kuruyor. Evet. Telefon, bilgisayar, tablet kullanan sizler birer cyborg’sunuz. Herhangi bir araç ile işini gören herhangi bir insan bir cyborg. Ve bu açıdan insanı diğer türlerden ayıran özelliğine, yani alet kullanma, çevresini kendi lehine manipüle edebilme becerisine de baktığımızda bu özelliğimiz en derinlerimize kadar işlemiş durumda. Andy Clark’ın da söylediği gibi. Doğa bizi çevremizle, aletlerimizle, araçlarımızla bir bütün olacak şekilde dizayn etmiştir. Biz işimiz, kullandığımız araçlardan ayrı düşünülemeyiz.

Buradan yine o hep düşündüğümüz, tartıştığımız soruya gelebiliriz. Makineler insanı yok edecek mi? Yoksa fayda sağlamaya devam edecek mi? Her zaman olduğu gibi.

Dawkins’in veya Clark’ın argümanları ile birlikte düşündüğümüzde bu soruya vereceğimiz cevap daha daderinleşiyor. Makinelerle veya gelecekteki kötücül bir yapay zeka ile aramızdaki ilişki “onlar karşısında biz” gibi, bir rekabet gibi algılanmamalı. Makineleri bizden ayrı düşünemediğimiz için bu ayrımı yapamayız. Elbette bu “makineler bize zarar vermeyecek” anlamına da gelmiyor. Çernobil’de, Hiroshima veya Nagasaki’de olduğu gibi ürettiğimiz makineler, barajlarını kötü inşa eden kunduzlarda olduğu gibi teknolojinin üzerimize çökebileceğini gösteriyor.

Ve gelecekte makineler insanı yok ederse bunun bir “katliam” ya da “soykırımdan” ziyade bir “intihar” olacağını anlamamız gerekiyor. O yüzden bizim endişelenmemiz gereken makineler değil yine kendimiziz. John Connor da yine filmde “Kendimize yaptıklarımızdan öte bir kader yok” derken bundan bahsediyordu.

Bu tartışmayı bitirirken, belki de Japon robot bilimci Masahiro Mori’nin "Tekinsizlik Vadisi" (Uncanny Valley) kavramını düşünmemiz gerekiyor. Mori, insanların robotlara karşı duygusal tepkilerini incelediğinde ilginç bir şey fark etti. İnsanlar, robotlar insana benzedikçe onlara daha olumlu yaklaşıyorlar, ta ki bir noktaya kadar. O noktadan sonra, robot çok insansı olduğunda, insanlar aniden rahatsızlık ve korku duymaya başlıyorlar. İşte bu duygu değişiminin yaşandığı bölgeye "Tekinsizlik Vadisi" deniyor.

Şimdi, bizim az önce tartıştığımız senaryoyu düşünelim. Arkadaşımızın vücudunu parça parça değiştirdiğimizde, belki de farkında olmadan onu bu vadiye doğru itiyoruz. Ve belki de asıl sorun, arkadaşımızın değişmesi değil, bizim ona bakış açımızın bu vadiye takılıp kalması.

Belki de gelecekte, sadece teknolojinin değil, algımızın da evrilmesi gerekecek. Bu vadiyi aşıp, insan ve makine arasındaki ayrımı tamamen ortadan kaldırmamız gerekecek. Çünkü sonuçta, biz zaten doğduğumuz andan itibaren teknoloji ile iç içeyiz. Belki de geleceğin asıl zorluğu, teknolojiyi dışımızda bir şey olarak görmekten vazgeçip, onu gerçekten kendimizin bir parçası olarak kabul etmek olacak.

Ve kim bilir? Belki de bir gün gelecek, arkadaşımızın yeni bedenine baktığımızda, orada sadece eski dostumuzun gülümsemesini göreceğiz. Çünkü sonuçta, bizi biz yapan şey, tenimizin altındaki silikon ya da karbon değil, ruhumuzun derinliklerindeki o benzersiz ışıltı olacak.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Cyborg