Asteroidler. Kuyruklu yıldızlarla birlikte güneş sistemimizi oluşturan toz ve gaz bulutundan güneşimiz ve gezegenler oluştuktan sonra arta kalan malzemeler aslında. Çoğu birkaç metre çapındaki küçük kaya parçaları, bazıları ise yüzlerce, hatta binlerce metre çapındaki devler. Bunların büyük bir çoğunluğu da Mars ve Jüpiter arasındaki asteroid kuşağında bulunuyorlar. Ama aslında güneş sistemimizin başka bölgelerinde de, hatta bazıları dünyamızın yörüngesinden de geçen bazı küçük gruplar da bulunuyor.
Ve bu küçük gruplardan bizim payımıza düşenler tüm insanlık için müthiş bir fırsat vaadediyor. Hepimizi, her birimizi milyarder yapabilecek kaya parçaları bunlar. Tüm insanlık olarak zevk ve sefa içerisinde yaşamamızı sağlayacak. Tabi. Aç gözlüler hepsini kendine almazsa… Biraz naifçe bir düşünce oldu değil mi. Biliyorum. Neyse. Şunu açmamız lazım. Bu kaya parçaları nasıl bizi zengin edecekmiş ki? Basit aslında. Birkaç sondaj ekipmanı yapıp bu asteroidlere göndereceğiz, bu asteroidlerin bazılarında bulunan altın, gümüş, elmas, ne varsa işte kazıp geri getireceğiz. Bu kadar… E niye yapmıyoruz peki? Asteroid madenciliği yani.
Ne durumdayız? Ne zaman milyarder olacağız? Görünüşe göre bu iş ciddiye binmeye başlayacak gibi. Nasıl mı? Gelin bakalım…
Öncelikle. Şu herkesin milyarder olacağı umudunu üzülerek çürütmem gerekiyor. Altın misal. Onu değerli kılan şeyin biraz ekonomi biliyorsak ki maalesef hepimiz ekonomiyle çok ilgiliyiz, ne olduğunu biliyoruz. Az bulunması. Bugün megatonlarca altını asteroidlerden dünyaya getirdiğimizde olacakları tahmin ediyorsunuz. O yüzden asteroid madenciliğinin asıl amacı bu olamaz değil mi? Başka bir gündem var burada. Ve aslında altın gümüş filan getirmekten çok daha heyecan verici bazı kapılar açabilir bu mevzu. Kardashev ölçeğinde ilerleme ve gezegenler arası bir tür olma fırsatı mesela. O yüzden. Önce asteroid ile ilgili kafamızdaki soruları bir cevaplayıp bu atık maddelerde bulunan değerli minerallerle neler yapabileceğimize bir bakalım.
Şimdi. Asteroid terimi kendi başına hatalı bir terim zira kelime anlamı ile “yıldız benzeri” gibi bir anlamı var. Bu ismi vermişler zamanında zira bunları gerçekten yıldız zannetmişler. Bizde de hala kullanılagelen “kuyruklu yıldız” tabirinde olduğu gibi. İlk olarak 1800’lü yıllarda bugün cüce gezegen olarak bildiğimiz Ceres’in keşfiyle ortaya atılan bir terimdi. Ve asteroid kuşağındaki milyonlarca asteroidin toplam kütlesinin yarısından fazlasına karşılık geliyordu Ceres. Ama bizim asıl odak noktamız küçük olanlar. Küçük dediklerimizin bazıları da tabi dinozorların sonunu bile getirebilecek güce sahip olabiliyor malum.
Dış güneş sistemindeki asteroidlere baktığımızda ise bunların genellikle buz parçaları olduğunu görürüz. Pek bir değeri olmadığını söyleyebiliriz büyük çoğunluğunun. Fakat iç güneş sistemindeki asteroidler tahmin edeceğiniz üzere bizim kayalık gezegenlerimizi oluşturanlardan arda kaldıkları için genellikle metal veya kayalık ağırlıklı oluyor. Bunları da belirli kategorilere ayırıyoruz. C, M ve S tipi asteroidler. Kısaca Karbonlu, Metalik ve Silisli ya da kayalık olanlar.
En yaygın olanları C tipi ya da karbon tipi asteroidler. Bunlar bilinen asteroidlerin ¾’üne karşılık geliyor. Bunlarda bol bol da su bulunuyor aslında. Ve bir miktar da değerli metal içeriyorlar. Ama bu konuda elbette S ya da M tipi olanlarla yarışamazlar. Silisli asteroidler tüm asteroidlerin %17’sine tekabül ederken metalik olanlar ise daha nadir bulunuyorlar.
Peki. Şu soruyu bir aradan çıkaralım devam etmeden önce. Niye asteroidlere gidiyoruz ki? Yani. Asteroidlerde filan platinyum gibi değerli elementler var ama bunlar zaten dünyada yok mu? Asteroidlerde olup da dünyada olmayan element var mı? Aslında yok. Evet. Fakat “nadir metaller” diyoruz bunlara dünyada. Çünkü dünya çok büyük. Ve oluşurken nikel veya demir ile birlikte altın vs. gibi birçok metal de dünyamızın çekirdeği tarafından kütleçekim etkisi nedeniyle yutuldu maalesef. Hatta şu an dünya yüzeyinde bulunan birçok değerli minerallerin de asteroidler ile dünyaya geldiği düşünülüyor. Yani. Asteroidler küçük olduğu için bizim çekirdeğimize kaybettiğimiz sayısız mineral orada gidip almanızı bekliyor desek yeridir.
Peki bu mümkün mü? Ve mantıklı mı? İkisi de evet. Aslında şu anda yavaştan bu çağın başladığını söyleyebiliriz. Ve bunun da ötesinde dünyamızın, doğanın ve birçok ülkede madencilik faaliyetleri nedeniyle yok edilen veya sömürülen toplulukların selameti için de çok mantıklı bir girişim asteroid madenciliği. Ama tabi doğa, insan hakları filan bu işi yapabilecek şirketlerin pek umurunda değil. Onların bu işe girmesi için başka bir şeyin gerçekleşmesi gerekiyor. Geleceğiz ona birazdan. Şimdi bu işin nasıl yapılacağına bakalım.
Önce bunun için bir asteroid seçmemiz lazım tabi. İllaki asteroid kuşağına kadar gitmemize de gerek yok aslında. Misal 2015 yılında dünyamıza yakın geçen UW158 isimli asteroitte tüm dünya tarihinde çıkarılmış platinyum hacminden daha fazla plütonyum bulunuyordu. Ya da 16 Psyche asteroidi. Metal bileşiminin dünya ekonomisindeki karşılığı 700 kentilyon dolardan fazla. Bu dünya nüfusunun tamamı için kişi başına 100 milyar dolar demek… Ama tabi böyle olmayacağını anladığımızı farz ediyorum. Asteroid seçimine geldiğimizde ise bizim seçeceklerimiz de ilk olarak dünya yörüngesine yakın geçenlerden olacaktır. Ne çok büyük ne de çok küçük olanları hedefleyebiliriz. İşin güzel tarafı da bu asteroidlere gitmek aya gitmekten daha kolay. Kütleçekimleri çok zayıf olduğu için asteroidlere iniş ve işimiz bittiğinde oradan ayrılma süreçleri oldukça kolay olacaktır. Ve topladığınız maddeleri de yine aya kuracağınız bir üsse taşıyarak burada işleyebilirsiniz.
Asteroide gönderilecek ekipmanları tabi çok verimli tasarlamanız gerekiyor. Hem çok hafif hem de dayanıklı olmalı ve tekrar kullanılabilir olmalı. Bu çözüldüğünde ise tabi bir asteroidde madencilik nasıl yapılır sorusu ortaya çıkıyor. Bu konuda da öyle devasa sondalara, büyük iş makinelerine ihtiyacımız yok. Zira birçok asteroid oldukça gevşek bir kayalık oluşumuna sahip. Tabi bu öyle kazma kürekle giremeyeceğimiz anlamına da geliyor. Kazı yaptığınızda uçuşan parçalar uzay boşluğuna gidecektir. Bunun için asteroidin yüzeyini süpürmek ve bunu elemek en basit çözüm olabilir. Ya da doğrudan ekipmanlara yerleştirilecek mıknatıslar dahi orada duran metalleri toplayabilir. Peki kalkış için gerekli yakıtı nereden bulacak? Burada da yine asteroidlerde bolca bulunan bir şeyi kullanabiliriz: su. Suyu ayrıştırarak roket yakıtı yapılabiliyor sonuçta. Ve bu enerjiyi kullanarak elbette yine uzayda yeni ekipmanlar yapmayı, koloni kurmayı da düşünebiliriz.
O halde harika. Yani bu işe gecikmeden girmemiz lazım. Ama bundan 10 yıl kadar önce oldukça büyük umutlar beslenen bu işte neden şu an beklenen seviyeye gelmedik? Google’ın kurucularının da desteklediği şirketler kurulmuş, peşinden birçok isim bu işe girmek için kolları sıvamıştı. Fakat tabi işler beklendiği gibi gitmedi. Zira bu iş her ne kadar dünyayı kurtarabilecek potansiyele sahip olsa da zenginlerin asıl beklentisini karşılayacak seviyeye henüz gelmedik: para tabi ki. Şu anda uzay sehayatleri elbette eskisine göre çok daha ucuz fakat hala bu alanda yapılan araştırma ve geliştirmeler milyarlarca dolarla ifade ediliyor. Bu da kar-zarar dengesini bozuyor tabi. Bu şuna benziyor aslında. Dünyanın okyanuslarında da milyonlarca ton altın bulunuyor. Trilyonlarca dolarlık bir kaynak suyun içinde. Fakat bu altını ayıklamak, erişmek, işlemek o kadar pahalı ki bu pek düşünülmüyor bile. Yani basit bir algoritma var burada: o kentilyon dolarlık asteroidi kazıp malzemeleri geri getirmek için harcanacak para ve bu yatırımın dönüş süresi standart bir yatırımcı için ölü yatırım anlamına geliyor. Bunun için Elon Musk’ın başlattığı ticari uçuşların çok daha sık yapılması ve maliyetlerin çok daha düşük olması gerekiyor. Ama sanırım yavaş yavaş o döneme de girmiş bulunuyoruz. Bunu ise zaman gösterecek.
Fakat bu çabaların yakın zamanda doğrudan hepimizi zengin edecek olmasa da her zaman bazı yan faydaları olmuştur. Birincisi dünya dışındaki cisimlerde bulunan kaynakları kullanmaya başlamak demek insanlığın kardashev ölçeğinde biraz daha yükselmesi anlamına geliyor. Bu yükseliş ve yeni kaynakların envanterimize katılması ile dünya dışındaki varlığımızı sürekli hale getirebilir ve çok daha fazla malzeme ile teknolojik gelişmenin önünü açabiliriz. Bunun ötesinde mesela asteroid madenciliği için önerilen çözümlerden biri bir asteroide iniş yapıp bu asteridin yörüngesini değiştirerek dünyaya yakın bir yere ve hatta ay yörüngesine yerleştirmekti. Bu 2017 yılında NASA tarafından iptal edilmiş olsa da bu konuda kendimizi geliştirirsek dünyamızı hedef alacak bir asteroid tehdidine karşı da elimiz çok güçlenirdi. Yahut yine mesela Mars’ı kolonileştirme rüyası için de gerekli tüm geliştirmeleri yine uzayda, oradan elde edeceğimiz imkanlarla inşa edebilir ve bu sehayatleri çok daha mümkün kılabiliriz.
Her şeyin ötesinde bizim de yakın zamanda ülkemizde yaşanan madencilik felaketlerini düşünün. Hem insan hayatı hem de doğa açısından yıkıcı bir sanayi madencilik. Elbette mecburuz, bunu yapmak zorundayız fakat bunu yaparken kullanılan toksik maddeler, katledilen doğa ve hayatını kaybeden veya hastalanan insanlar ve hayvanlar için asteroid madenciliği büyük bir umut vadediyor.
Bir de işin hem ekonomik hem de siyasi yönü var. Bazı doğal kaynaklar malum bazı ülkelerin tek elinde. Teknolojik olarak gelişmek isteseniz bile eğer bu ülkeler o veya bu sebeple bu maddelere erişiminizi kısıtlıyorsa eliniz kolunuz bağlı oluyor. O nedenle bu alanda bizim ülkemizin de planlama yapması ve bu yarışa katılması gerekliliğinin de farkında olmak gerekiyor. Kolay olmadığını, söylemenin kolay olduğunu biliyorum ancak bu konuda farkındalık yaratmak bile bir başlangıç olabilir.
Özetle dünyamızın yakınlarından aslında tüm kaynaklarımızı dünyayı da kirletmeden elde edebileceğimiz sayısız asteroid geçiyor. Eğer bir gün bu cevherleri işleyebilecek duruma gelirsek açılacak kapılar bizi bambaşka bir hikayeye götürebilir.




