Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Uzay ve Evren

Artemis: Büyük Hayal mi, Büyük Oyalama mı?

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 1 Mart 2026 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

https://www.youtube.com/watch?v=cwZb2mqId0A&pp=ygUVbW9vbiBsYW5kaW5nIGZvb3RhZ2Ug https://www.youtube.com/watch?v=hzApsIPHRwo&pp=ygUVbW9vbiBsYW5kaW5nIGZvb3RhZ2Ug https://www.youtube.com/watch?v=_6J4J7jP8rU&pp=ygUMYXJ0ZW1pcyBwbGFu https://www.youtube.com/watch?v=Ke6XX8FHOHM&pp=ygUMYXJ0ZW1pcyBwbGFu https://www.youtube.com/watch?v=_T8cn2J13-4&t=167s&pp=ygUMYXJ0ZW1pcyBwbGFu Biz hatırlamıyoruz tabi. Bizim anne babalarımız da hatırlamaz. Yaşınıza bağlı olarak belki de onların anne babaları da hatırlamaz ama 3-4 nesil önceki atalarımız çok iyi hatırlar. Biz bir zamanlar aya gittik aya!

Evet. Neredeyse bir efsaneye dönmüş durumda. Belli belirsiz. Şu anda yaşayan çok az insanın doğrudan tanık olduğu bir olaydı ay seyahatleri. Ki bu sebepledir ki birçok insan artık “inanmamaya” “şüphe duymaya” da başlamıştı. “Yahu gerçekten gittik mi? Emin miyiz? E öyleyse bir daha niye gitmedik?” gibi deli sorular dolaşmaya başlamıştı ki…

Zamanı geldi. Tam 54 yıl sonra Artemis II görevi ile insanlık, henüz tekrar aya ayak basmasa da yeniden onu ziyarete gidiyor. Bir bakıp geleceğiz. Sonraki çok önemli aşama için bir hazırlık olacak bu. Ama sonuçta insanlı olacak, 4 astronot ay yörüngesinde, bu sefer Apollo görevlerinde kat edilen mesafeyi de aşarak, bir insanın dünya yörüngesinden gittiği en uzak mesafeye de erişerek bir rekor da kıracak ve o eski hatırayı tekrar hatırlatacak bize. Tabi Artemis, biliyorsunuz sadece bir Ay görevi değil. Evet bir sonraki aşamada aya ineceğiz ancak orası bizim geçici karargahımız olacak. Asıl hedef Mars…

Gezegenler arası bir tür haline getirecek tarihi bir görevin ilk adımı anlayacağınız. Sayısız erteleme sonrasında da yine bir erteleme olmazsa 6-11 Mart tarihlerinde de bu adım atılacak. Farkındaysanız hem insanlık, hem bilim hem de uzay tarihi açısından belki de en önemli görev bu… Öyle artık eski havası kalmayan yeni iPhone lansmanı filan değil. Bayağı devasa bir proje var karşımızda. Apollo’dan her anlamda kat be kat büyük bir olay. Ama… Yine farkındaysanız… Sanki… Bir şeyler eksik değil mi? Yani. Sanki gerektiği kadar heyecan duyulmuyor gibi.

Yani bizim ülkemiz göndermiyor biz niye heyecan duyalım diye de düşünebilirsiniz, işin bilimsel heyecanını bir kenara bırakarak ama inanın tüm dünyada, ve hatta Amerika’da da durum aynı. Bayağı sönük geçiyor Artemis projesi. Bir türlü istenilen hype yakalanamadı. Ve bunun da birçok çok haklı sebebi var. Hepsini detayları ile anlatacağım size. Arkanıza yaslanın o halde Biraz siyaset, bol tarih ve bol bol uzay konuşacağız bugün. Haydi başlayalım. Şimdi önce bugün Artemis’ten bahseden herkesin kaçırdığı bir tarihten bahsedelim.

Artemis görevi NASA tarafından resmen 2017 yılında duyuruldu. ABD hükümetinin Uzay Politika Direktifi kapsamında Donald Trump tarafından duyurulmuştu. Temel amaç da ayda bir üs kurup asıl hedef Mars için zemin hazırlamaktı. Ve ilk hedefe göre 2020 gibi Artemis I yani insansız test, 2022-23 gibi Artemis II yani insanlı ay yörüngesi hedefi vardı. Yani bu ay yapılacak uçuştan bahsediyoruz. Ve Artemis III yani aya iniş için de 2024 planlanmıştı. Sonra araya pandemi filan girince sarktı tabi, bu kadar ertelenmesi normal gibi düşünebiliriz. Ama asıl hikaye çok başka.

Bu hikayenin başlangıcı çok daha öncesine, 2004’e uzanıyor. Taa George W. Bush’a kadar. Yani bugünkü heyecan eksikliğinin temel nedenlerinden biri bu. Ciddi bir bıkkınlık var bu hikayede. Ama asıl neden bu değil tabi. Şöyle ki. 2004’te George W. Bush çıkıp diyor ki: “Shuttle emekli oluyor, yerine yeni bir uzay aracı yapıyoruz: Crew Exploration Vehicle.” Plan net: 2008’de uçsun, 2014’te insanlı görevler başlasın, 2020’de Ay’a geri dönelim, uzun vadede de 2030’larda Marstayız.

NASA bunu alıyor, büyütüyor ve adına Constellation diyor. Hatta iki roket tasarlıyorlar: Ares I ve Ares V. Astronotları taşıyacak kapsülün adı da: Orion. NASA yöneticisi Mike Griffin çıkıp buna “Apollo on Steroids” diyor “Besili Apollo”. 2012’de de uçurmak istiyor. Ama iş daha baştan sallanıyor. Malum 2008’de Obama seçiliyor. Göreve geldiğinde programda sadece 1 prototipin olduğunu ve bütçenin 3.1 milyar dolar üzerine çıkılmış olduğunu ve en az 3 yıl gecikmeyi görüyor. Üstelik “2020’de Ay’a ineceğiz” sözü de boşa çıkıyor, artık “2020’de Ay’a gideriz” deniyor; Ay’a inmek 2030’lara erteleniyor.

Sonuç? NASA’nın hesabı şu: “Bu işin yürümesi için her yıl +3 milyar dolar ekstra bütçe lazım.” Tabi kongre ek bütçe vermeyince de Obama yönetimi Constellation’ın fişini çekiyor. Hatırlayanlar vardır. O zaman bayağı ortalık karışmıştı. Ama bu “ya niye aya gidemiyoruz hayal kırıklığı” değildi. Sorun şu ki NASA’nın bu tip projeleri ABD’de ve dünyanın birçok yerinde binlerce insan için istihdam sağlar. Ve Space Shuttle döneminden kalan devasa bir üretim hattı ve tedarik zinciri bu kararla boşa çıkacak, binlerce insan bu kongre kararı ile işsiz kalacaktı. Ve ABD’de bu toplumsal infial için çok geçerli bir sebeptir.

Ve koltuklarını çok seven senatörler “tamam constellation iptal olsun ama olmuş gibi de olmasın. Nasa yalandan bir roket yapsın işte…” Şaka gibi geliyor ama gerçekten de olay bu. Neden olduğu hiç önemli değil, bir roket yapıyor gibi görünsünler ve insanlar da işlerini kaybetmesin, biz de koltuklarımızdan olmayalım derdindeler.

Ki zaten şart olarak da 1981’de başlayan ve 2011’de sonlanan ünlü Shuttle programında kullanılan teknolojiyi kullanmalarını söylüyorlar. Ve gerçekten de öyle oluyor. Shuttle’ın teknolojisi bir anlamda geri dönüştürülüyor, birkaç parça alınıyor, üzerine bir şeyler ekleniyor, iptal olan Constellation misyonunda zaten geliştirilmiş olan ama bir köşeye atılmış Orion kapsülü de dahil ediliyor ve karşımıza SLS çıkıyor… Evet. Bugün insanlığı aya ve marsa getirecek olan dev ağır yük roketi SLS bir nevi bir yeniden uyarlama…

Ve daha da garibi şu. SLS tasarlandığında ortada görev yok. Önce roketi yapıyorlar, sonra bir görev uydurma yarışı başlıyor. Asteroid görevi konuşuldu bir ara, başka ay görevleri filan. Bu tartışmalar devam ederken de Donald Trump koltuğa geçiyor. Bu sefer hedef belirleniyor. Buna bir isim de bulunuyor. Artemis. Hedef de belli. Ayın güney kutbuna inmek ve Mars’ın alt yapısını kurmak… Yani Mars’a gidiyoruz. YAŞASIN! Mı acaba? Bu vizyonda da ciddi sıkıntılar var. Bahsedeceğim ondan da ama durun. Bir sıkıntı daha var.

Mars’a filan gitmek için Aya gidip üs kuracağız ya. Bunun için o zaman korkunç bir bütçeye ihtiyacı var NASA’nın. Peki ne oldu derseniz. Trump yöneetimi 2020 yılında NASA’ya ulusal bütçeden sadece yüzde 0.45 bütçe ayırdı. Bu şu demek: NASA en son bu kadar düşük bütçe aldığında yıl 1960’tı! Hayaller ve gerçekler… Yani elimizde müthiş bir vizyon var ama… Kemal Sunal gibi vizyona mı ekmek banıyoruz biz şu an o zaman? Yani. Tam değil tabi. Gideceğiz belli ki. O kadar söz verdi yönetim sonuçta. Ayı bir dolaşıp geleceğiz Artemis II ile. Artemis III artık ne zaman olursa aya iniş de mümkün gibi. Ama Mars hayali… Bir şeylerin altı dolduruluyor gibi.

Roketler, uzay, ay, mars filan güzel konular ama dürüst olmakta fayda var. Şu mars hayali mesela. Hiç de yeni bir hayal değil. Taa 1969’da Nixon göreve geldiğinde NASA bir program sunmuştu ona. Bir istasyon inşa edilecek ve bu istasyon Mars’a gitmek için durak olarak kullanılacaktı. Ve 1981’de insanlık mars’a ulaşmış olacaktı! 1981… Ve bu tarih sürekli revize edildi. Sadece NASA tarafından da değil. 2016’da Elon Musk’a göre 2022’de Mars’a gidiyorduk. 2020’de tekrar sorulduğunda 2026 kesin demişti…

Ve işin ironik kısmı şu: Bu “Ay’a gidip bir tur atıp geri dönme” fikri aslında NASA’nın geçmişte tek başına yeterli görmediği bir şeydi. Çünkü Apollo döneminde de buna benzer bir test uçuşu yapıldı: Apollo 8. O da Ay’a inmedi, ama fark şuydu; Apollo 8 sadece gidip bakıp dönmedi, Ay yörüngesine girdi. Yani iniş görevleri için kritik olan manevralar gerçek ortamda test edildi. Ay’a yaklaşmak başka bir şey, Ay’ın çekimine girip yörüngeye oturmak ve sonra oradan çıkıp Dünya’ya dönebilmek bambaşka bir şeydi.

Apollo 8’in yaptığı şey tam olarak buydu. Ay yörüngesine giriş ve Dünya’ya dönüş için motor ateşleme gibi hayati adımlar ilk kez gerçek Ay koşullarında denenmişti. Çünkü o motor düzgün çalışmazsa, geri dönüş yoktu. Bu yüzden Apollo 8 bir “uçup geldik” görevi değil, resmen aya inişin provasıydı.

Artemis II ise Ay’a gidiyor ama sadece yanından geçip geri dönüyor. Yani bir flyby. Gelecekte iniş için kullanılacak kritik sistemlerin büyük kısmı burada test edilmiyor. Ve bu fark, ister istemez insanın kafasında şu soruyu büyütüyor: Madem bu Mars yolculuğunun ilk adımı, madem bu insanlık tarihinin en büyük projesi diye anlatılıyor, o zaman neden bu kadar temel bir seviyede kalıyoruz? Apollo 8 bir eşikti. Artemis II ise sanki sadece “yoldayız” demek için yapılan bir tur gibi duruyor. Şimdi işin “gelecek planı” kısmına geliyoruz ve burada hikaye iyice dedektiflik moduna geçiyor, çünkü kağıt üzerinde her şey mükemmel görünüyor.

NASA’nın planına göre Artemis 3, 2027’de Ay’a gerçekten inecek. Üstelik özellikle güney kutbuna. Çünkü orada buz var, yani su var, yani yakıt var, yani uzun vadeli bir üs fikrinin bel kemiği orası. Ardından Gateway devreye girecek. Ay’ın etrafında dönecek bir uzay istasyonu. Artemis 3 bunun ilk parçasını götürecek, Artemis 4 2028’de hem tekrar inecek hem de Gateway’e yeni modüller ekleyecek. Artemis 5 2030’da bir rover deneyecek, Artemis 6 2031’de habitat gibi bir şeyi test edecek, Artemis 7 2032’de basınçlı bir rover deneyecek… Yani planın üstünde baktığınızda, her şey tıkır tıkır ilerleyen bir Ay kolonisi senaryosu gibi.

Ama bu planların çoğu “olacak” değil, “olsa güzel olur” kategorisinde. Çünkü Artemis’in en kritik ayağı, iniş aracı meselesi. Artemis 3’ün inişi için SpaceX’in devasa Human Landing System aracı düşünülmüştü. Ve bu sistemin çalışması için Ay’a gitmeden önce Dünya yörüngesinde defalarca yakıt ikmali gerekiyor. Öyle bir iki roket değil; tek bir iniş için bile 10-15 Starship fırlatması gibi sayılar konuşuluyor. Orion ise ayrı bir tarafta duruyor: astronotları SLS ile Ay’a götürecek, sonra astronotlar Orion’dan bu iniş aracına transfer olacak, iniş öyle gerçekleşecek. Yani tek görev, başlı başına bir lojistik kâbus gibi.

Üstüne bir de uçuş rotası meselesi var. Çok karmaşık yörüngelerden bahsediliyor ve bu da “bir şey ters giderse kaçış planı” üretmeyi zorlaştırıyor. Hani Apollo’nun o meşhur “her aşamada abort” güvenliği vardı ya, burada onu kurmak çok daha zor görünüyor.

Ve asıl kritik kırılma noktası şu: Starship tarafı o kadar gecikiyor ki NASA 2025’te “başka firmalar da gelsin, alternatif iniş aracı üretin” diye kapıyı açıyor. Yani bir anlamda, “SpaceX’e güveniyorduk ama bu iş yetişmeyebilir” demeye başlıyorlar. Bu sırada Blue Origin zaten Artemis 5 için ayrı bir iniş aracı kontratı almış durumda. Yani ortada tek bir net plan yok, birden fazla plan var. Daha doğrusu… plan değil, ihtimaller var.

Sadece iniş araçları değil, roketler de birbirine karışmış durumda. Bir yanda Blue Origin’in New Glenn’i, bir yanda SpaceX’in Falcon 9’u, Falcon Heavy’si, Starship’i… Hatta teorik olarak Falcon Heavy’nin Orion’u Ay’a taşıyabileceği bile konuşuluyor. Yani “NASA’nın resmi roketi budur” diye net bir çizgi yok, her şey sürekli yeniden şekilleniyor.

Derken asıl bomba geliyor: 2026 bütçe taslağına bakıldığında, SLS ve Orion’un iptal edilmesi konuşuluyor. Yani Artemis’in omurgası dediğimiz sistem, daha tam çalışmadan “pahalı ve gecikmiş” diye rafa kaldırılmak isteniyor. Hatta metin açık açık diyor: SLS ve Orion üç uçuş sonra bitecek. Artemis 2 ikinci uçuş, Artemis 3 üçüncü uçuş… yani daha Ay’a ilk inişi yapar yapmaz sistem çöpe gidebilir. Ve burada ister istemez şu soruyu soruyorsun: Artemis II neyi test ediyor o zaman? Eğer zaten bu donanımın ömrü üç uçuşsa, biz şu an gerçekten bir gelecek inşa etmiyoruz da sadece “bir görev daha yapıp defteri kapatmaya” mı gidiyoruz?

NASA bütçesinde “Moon to Mars” tarafına 8 milyar dolarlık bir artış öneriliyor ama toplam bütçe artmıyor. Yani bu para bir yerden kesilerek bulunuyor. Nereden kesiliyor? Bilimden. Özellikle uzay bilimi ve gezegen misyonlarından. Mesela yıllardır planlanan Mars Sample Return iptal ediliyor. Perseverance’ın zaten topladığı örnekleri Dünya’ya getirecek o inanılmaz görev… tam da bu sırada kesiliyor. Yani Mars’a insan götürme hayali uğruna, Mars’ı anlamamızı sağlayacak bilimsel görevlerden vazgeçiliyor.

Bir de arka planda sızan “Project Athena” diye bir belge var. Yeni yönetici Jared Isaacman’ın çevresinden çıktığı söylenen bir doküman. Orada NASA’nın bilim yaklaşımının “science-as-a-service” gibi bir modele evrilmesinden bahsediliyor. Bir de daha tuhaf bir cümle var: NASA’nın iklim bilimi işinden çekilmesi gerektiği söyleniyor. Yani “iklim verisini devlet toplamasın, akademi halletsin” gibi bir yaklaşım. Ama akademi roket fırlatamaz. Üniversiteler uzay ajansı değil. Bu da NASA’nın bilim üretme rolünün ciddi şekilde budanacağı anlamına geliyor.

Bu durumda Artemis bir program gibi durmuyor artık. Daha çok farklı parçaların aynı isim altında toplanmış hali gibi duruyor. Ve eğer SLS-Orion iptal edilirse, eğer Gateway iptal edilirse, eğer bilim kesilip para insanlı Mars’a aktarılırsa… o zaman NASA’nın rolü de değişiyor. NASA bir keşif kurumu olmaktan çıkıp, SpaceX ve Blue Origin’e bütçe aktaran bir ihale kurumuna dönüşüyor gibi.

Diyelim ki bu “Mars’a hızlı gidelim” gazı verildi. Peki ya yarıda kesilirse? Bir sonraki yönetim “çok pahalı” deyip fişi çekerse, ya da şirketler “bu iş riskli” deyip geri vitese takarsa? O zaman yine aynı döngüye döneriz. Mars yine 10-20 yıl öteye itilir. Yani klasik hikaye. Ama daha da kötüsü şu olabilir: Diyelim ki gerçekten gittik. Bir iniş yapıldı, bir bayrak dikildi, birkaç fotoğraf çekildi. Ama sürdürülebilir bir üs kurmak imkânsız çıktı. Ve bu uğurda da diğer tüm bilim programlarını budadıysak… elimizde Mars’a gitmiş bir insanlık değil, uzay altyapısını kaybetmiş bir dünya kalır.

Ve insanın aklına ister istemez şu soru geliyor: Biz niye bu kadar takıntılıyız? Neden her şeyi feda edip Mars’a “hemen şimdi” gitmeye çalışıyoruz? Keşfetmek için mi? O zaman robotik görevler çok daha mantıklı. Voyager, Cassini, New Horizons gibi misyonlar inanılmaz keşifler yaptı ve insanlı görevlerin yanında neredeyse bedava sayılır. Bütün bunlar olurken astronotların suçu yok tabii. Onlar harika insanlar, işlerini yapıyorlar. Ama programın üstündeki hava garip. NASA içinde bile bu işe heyecanla değil, tedirginlikle bakan çok insan var.

Bütün bu hikâyeyi anlatmamızın sebebi aslında çok basit: Uzay hayali harika bir hayal. Ay’a gitmek, Mars’a gitmek, insanlığı gezegenler arası bir tür yapmak… bunların hepsi büyüleyici. Ama bu hayalin bir anlamı olması için, sadece “bir yere gitmek” yetmez. O yolculuğun bilimi büyütmesi, insanlığın bilgisini genişletmesi, evreni anlama çabamızı ileri taşıması gerekir. Çünkü NASA’nın asıl gücü roket fırlatması değil; bize yeni bir gerçeklik göstermesi. Yeni bir gezegenin toprağını, yeni bir dünyanın atmosferini, kendi gezegenimizin kırılganlığını anlatması.

Ve şimdi gördüğümüz şey şu: Artemis’in etrafında dönen belirsizlikler, bütçe oyunları, iptal edilen bilim projeleri ve “hız takıntısı”… bu büyük hayali kirletiyor. Mars’a daha çabuk gitmek uğruna, uzayı gerçekten anlamamızı sağlayacak bilimsel damarlar kesiliyor. Ve açıkçası bu benim pek hoşuma gitmiyor.

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Artemis program