Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Teknoloji

SİZİ SİZDEN İYİ TANIYORLAR

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 8 Ekim 2023 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

İşe veya okula normalde gittiğiniz yoldan başka bir yoldan mı gittiniz? Yolda çocukluk arkadaşınızla mı karşılaştınız? Bir kahve mi içtiniz? İşe biraz geç kalıp işyerinde hemen bilgisayar karşısına oturup çalışıyor gibi yapıp o çocukluk arkadaşınızın gönderdiği eski fotoğraflara mı baktınız? Bu fotoğraflardan birinde gençliğinizde üzerinizden çıkarmadığınız marka bir mont mu vardı? Akşamüstü bu montla ilgili reklamlar mı görmeye başladınız? Bir süre sonra tekrar aynı monttan mı almaya karar verdiniz? Aslında hiç ihtiyacınız olmamasına rağmen… Nostaljik hissetiniz belki. Size gençliğinizi hatırlattı… O kadar çok gördünüz ki gittiniz parası neyse verdiniz ve aldınız mı? Özgür iradeniz ile… Kendi kararınız ile…

Tüm bunları sizden başka kimse bilmiyor olmalı değil mi? Anne-babanız bilmiyor. Arkadaşlarınıza bahsetmediniz bile… Kimsenin bilmemesi lazım. Hayır. Siz çok incelikli, harika bir mühendisliğin kobayı oldunuz. Geçmiş olsun. Umarım montu arada giyersiniz… Biliyorlar. Her bir adımınızı… Her bir kararınızı. Neyi neden yaptığınızı. Rutininizi. Rutininizi ne zaman bozduğunuzu. Neden bozduğunuzu… Biliyorlar. Sizi… Sizden iyi tanıyorlar. Google filan dimi… Şeytani şirketler. Hayır. Yani evet. Onlar zaten biliyor da… Yakınlarda kombi temizliği filan için aradılar mı? Ya da garip garip yerlerden sürekli arıyorlar mı?

Heh. İşte onlar da biliyor sizin tüm hareketlerinizi. Onlar doğrudan takip etmeseler bile parası neyse verip alıyorlar tüm hareketlerinizi… Sizi. Satın alıyorlar… Peki ne olmuş? Yani. Evet. Biliyoruz zaten takip edildiğimizi. Çoğumuzun da hoşuna gidiyor. Netflix sevdiğimiz dizileri öneriyor, Instagram zevklerimize göre öneriler yapıyor filan. Yani. O kadar da olsun değil mi?

Ama tabi o kadar da basit değil… Şu anda özellikle gelişmiş ülkelerde bu “gizlilik” konusunda açılan davaların sayısı inanılmaz bir artışta. Bu davalardan da anladığımız kadarıyla yeni bir “gizlilik ihlali çağına” girmiş durumdayız. Daha yakından baktığınızda olayın sadece zevklerimizi anlayıp bize buna göre ürün veya hizmet satmak olmadığını, bu “online casusluğun” kariyerinizden ilişkilerinize kadar her şeyi, tüm hayatınızı etkilediğini anlıyorsunuz. Aslında bunun da ötesinde hayatınızın aslında nasıl “tasarlandığını da” görüyorsunuz.

2018 yılında Avrupa Birliği GDPR yani Genel Veri Koruma Düzenlemesi gibi bir yasa çıkardı. Bunun sonucunda da dikkat ettiyseniz her web sitesine girdiğinizde sizden “cookie” toplamak için izin istediklerini görürsünüz. Temel olarak siteler artık sizi takip etmek için sizden izin istiyor. Bu izinleri kimimiz okumadan kabul edip geçiyoruz. Ya da istersek kabul etmeyiz ve güvende oluruz değil mi?

Bu soruya şu istatistikle cevap verelim. ETH Zürih’te yapılan bir araştırmaya göre sitelerin %95’i avrupa birliğinin bu yasasını sallamıyor. Siz cookie’leri kabul etmeseniz bile kabul etmişsiniz gibi davrananlar var. O izin isteme çoğunda göstermelik anlayacağınız. Reklam engelleyicilerin ya da VPN’in sizi koruduğunu düşünüyorsanız orada da şöyle bir sorun var: VPN sağlayıcılarının neredeyse hepsi sizin verilerinizi başka şirketlerle paylaşıyor. Sizin verilerinizi koruduğunu iddia edenler de verilerinizi satıyor anlayacağınız.

Ve başta bahsettiğimiz gibi evet… Google, Amazon, Meta veya Microsoft bu olayın devleri. Verinin ve dolayısıyla gücün başındakiler bunlar. Ama arkaplanda milyonlarca veri alıcı, satıcı, sunucu, takipçisi ve analizcilerinden oluşan bir ekosistem var. Bizim gibi sıradan kullanıcılar için ne ifade ediyor bu peki?

Bunu anlamak için de Cambridge Analytics olarak bilinen ve Donald Trump’ın seçilmesinde Facebook verilerini kullanarak sosyal mühendislik yapan şirketle ilgili skandala bakabiliriz. İsviçre’de Hestialabs isimli bir girişim var. Bu girişimin kurucusu da Paul-Olivier Dehaye isimli biri. Bir matematikçi. Ve Cambridge Analytics skandalının ortaya çıkarılmasında en önemli “muhbirlerden” biriydi. New Scientist gazetecilerinden Amanda Ruggeri de Dehaye’yi şirketinde ziyaret ediyor. İşlerin nasıl yürüdüğünü sormak için. Ve veri gizliliği üzerine çalışan bu şirkete gittiğinde kendisine bir anlamda bir gösteri yapıyorlar. Amanda’nın farklı şirketlerde bulunan verilerini alarak bir profil çıkarıyorlar. Ve Amanda bir anlamda şok geçiriyor.

Çünkü sağda solda gezinen verilerini hiç tanımadığı insanlar önüne döktüğünde bulunduğu her yeri nokta nokta gösteren bir harita görüyor. Beğendiği bütün postlar, sürekli gittiği yerler, yeni doğan çocuğunun bakıcısı, ev adresi… Her şey. Bunların ötesinde daha korkutucu bir şey görüyor. Her gün. Her an kullandığı telefonundaki uygulamaların başka şirketlerle nasıl bağlantıda olduğunu görüyor. Bir uygulama mesela son bir haftada 29 farklı şirkete onun verilerini iletmiş… Sadece o değil. Market uygulaması, sanal not alma uygulaması… Hepsinin arkasında farklı veri şirketleri ile bağlı kocaman bir ağ var…

Genellikle de şu şekilde işliyor bu sistem. Bir şirket bir ürün veya hizmet satmak istiyor. Bunun için bir reklam veya pazarlama şirketi ile görüşüyor. Bu şirket reklamları bize ileten, gösteren şirketlerle iletişime geçiyor. Bir makine gibi çalışan ve yıllık 150 milyar dolardan fazla Pazar payı olan bu sistem de siz herhangi bir sosyal medya postu üzerinde gereğinden fazla durduğunuzda çalışmaya başlıyor.

Bu tabi görünen yüzü. Buraya kadar da tamam diyebilirsiniz. Ama Amanda biraz daha derine indikçe şunu fark ediyor. Şirketlere sağlanan ve kendisine gösterilen reklamlar, içerikler kısmen alakasız gibi görünse de birçoğu belirli çizgifilmler, oyuncaklar, çocuk yetiştirme ile ilgili postlardı. Ve belirli markalar, belirli yetiştirme biçimleri, örneğin hangi yemeklerin yedirileceğine kadar öne çıkıyordu. Ve olay sadece satın aldığı şeylerin ötesine geçiyordu. Çocuğunun belirli oyuncakları sevmesi, ona yedirdiği şeyler, onu yetiştirme biçimi… Gerçekten kendi kararı mıydı? Yoksa onun ve daha da ileride çocuğunun hayatı aslında bir “tasarım mıydı?”

İşte bu o kadar katmanlı bir soru ki bir noktada siz sormayı bırakıp olduğu gibi kabul etmeye başlıyorsunuz. Zira sistem bizim anlayamayacağımız kadar karmaşık çalışıyor. Ama bu sistemin arkasında hayatını bu işlere adamış ve ötesinde bu işlere milyarlarca dolar ayıran şirketler var. “Bizi tasarlayan”… Bunu da doğrulayacak şekilde geçtiğimiz Haziran ayında The Markup isimli derginin araştırmasına göre bizim bilmediğimiz, görmediğimiz katmandaki verilerimiz kullanılarak reklamverenler bizi siyasi görüşlerimiz, sağlık durumumuz ve psikolojik sağlığımıza göre kategorize ediyormuş. Ve bu şekilde oluşturulan 650.000’in üzerinde kategori bulunuyor.

Siz hangi kategoridesiniz acaba? Sizi hangi gruba almışlardır? Bahsettiğim gibi. Bu ürün satma veya hizmet almanın ötesinde. Bunun çok yakın zamandaki etkileri hangi işe kabul edileceğinizi veya hangi sosyal ortamlara girip giremeyeceğinizi belirleyecek. Distopik hikayelerde gördüğümüz “yok artık” dediğimiz olayların tohumlarından bahsediyoruz. Reklamcılığın bir adım ötesi, gerçek yaşamın tasarımından…

Kimi ülkeler bunun farkında ve hızlıca yasalar tasarlıyorlar bununla ilgili. Peki diğerleri? Örneğin ABD kendi topraklarında kayıtlı veri alım-satımı yapan şirketleri bir bir kayıt altına aldı ve bunları çok sert bir denetim altında tutuyor. Fakat görünüşe göre bu şirketler ABD’de denetimde olsalar da diğer ülkelere, gelişmemiş ülkelerdeki liderlere, şirketlere, kimi zaman “kişilere” bu verileri çok kolay satabiliyor. Hatta şu anda devam eden yine ABD’deki bir soruşturmaya göre bankalar ve sigorta şirketleri de kredi notunu veya müşteri puanını sosyal medyadaki kişiliğinize göre belirlemeye ve buna göre fiyatlandırma yapmaya başladığı görülüyor.

Başka devam eden bir davada ortaya çıktı ki Facebook’ta yayınlanan iş ilanlarında, özellikle bilişim ve mühendislik alanındaki iş ilanları veriler manipüle edilerek kadınlara gösterilmiyormuş. Anlıyorsunuz değil mi? Bu “mühendisliğin” etkileri tahmin edebileceğinizden daha sarsıcı. Kendinizi iyi hissetmediğinizde google’da yaptığınız bir arama sonucunda bazı hastalıklar sizi korkutabilir. Sonra bununla ilgili doktora gittiğinizi de şirketler bilecektir. Sonrasında tanı konulduğunda yaptığınız takip eden aramalar sonucunda ne hastalığınız olduğunu da. Bunu bilen sigorta şirketleri de sizi “kara listeye” alabilir. Bu en basit örneklerden birisi…

Kiminle, ne, nasıl, ne zaman konuştuğunuz… Nerede ne yaptığınız… Nerelerde dolaştığınız… Hepsi sizin tüm hayatınızı etkileyen kararlar olabilir. Ürkütücü değil mi? Kaçacak yer yok gibi… Çözüm peki? Yani. Elbette telefonunuzu kapatmak ve dijital dünyadan uzak durmak en kolay çözüm. Mümkün mü? Sizi bilmem. Benim için değil… Sonraki adım? Hangi uygulamaları kullandığınızı? Bu uygulamalara ne izinler verdiğinizi bir gözden geçirebilirsiniz… Google’da ayarlarda harita takibini kapatabilirsiniz. Bunun gibi ufak önlemler alabilirsiniz. Bu sizi tamamen görünmez kılmayacak elbette… Ama… Bir başlangıç olabilir. Elbette asıl iş yönetimlerde bitiyor.

Şirketlere veri alıp satmaları için tüm imkanları sağlayan yönetimler halkın gizliliği ve refahı için de daha etkin adımlar atmalı. Bunun da ötesinde bu konuya milyar dolarlar ayıran şirketlerin gizlilik konusuna geldiğinde “nasıl yapıyoruz onu ya?” naifliğini de bir kenara bırakması… Bırakmıyorlarsa ciddi yaptırımlara uğramaları gerekiyor… Bu işin şakası yok. Ben bu konuda çok açık görüşlü olmaya çalışan bir insan olarak söylüyorum bunu. Benim için hayatımı kolaylaştıracak, bana en iyi hizmeti sağlayacak şekilde verilerimin kullanılması hiç sorun değil.

Fakat bu toplum mühendisliğine dönüştüğünde ki birçok kez gördük dönüşüyor… O zaman işte bu işin şakası yok… Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda? Nasıl hissediyorsunuz? Var mı aldığınız şahsi önlemler? Yorumlarda tartışalım…

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Surveillance capitalism