Bir dakikanızı ayırın ve düşünün. Yaşamınızda, günlük rutininizde yapay zekanın dokunamayacağı neresi var? Hangi alanlarda: yok ya, yapay zeka ile ne alakası var bunun” dediğiniz yer neresi? Buldunuz mu? Bulduysanız yanılıyorsunuz. Üzgünüm. Şurada ben diyeyim 5 siz deyin 10 yıl. Ki biz bunları tartışıp duralım… Sanayi devriminde olduğu gibi. Nükleer silahlarda, nükleer enerjide, uzayda, soğuk savaşta… Teknolojide, otomobilde, internette… Toprak savaşlarında. Her türlü alanda tarih boyunca gerçekleşen mücadelenin en büyüklerinden biri çok uzun süre önce başladı zaten. Dünyanın en büyük oyuncuları bir üstünlük yarışı içerisinde şu anda.
Çin, Amerika ve Avrupa Birliği bu hayatın her anına dokunacak ve haliyle korkunç bir ekonomik değişim yaratacak teknoloji devriminde söz sahibi olmak için kılıçları çekmiş durumda. Ve burada çok önemli bir yol ayrımında duruyoruz insanlık olarak. Bu gücün sahibi kim ya da kimler olacak? Çin ve ABD’nin potansiyelini biliyoruz. Bu yolda yapabileceklerini de. Avrupa Birliği ülkelerinin ise şu an tek bir amacı var: bu gücün ABD veya Çin’in ya da tek bir büyük şirketin eline geçmemesi. Bunun sonucunda olabilecekleri herkesten iyi biliyorlar çünkü. Zira bu konuda çok deneyimliler. Neyse.
Hedef belli. Tek bir ülke ya da şirketin denetimsiz bir şekilde Skynet’i inşa edebilecek güce sahip olmasını engellemek. Peki bu konuda neredeyiz? Kimler burada elini taşın altına koyuyor? Bu hikayede yanan yine biz mi olacağız? Bakalım…
Öncelikle. Uluslararası ilişkileri biraz küresel haberleri takip ediyorsanız anlamışsınızdır. Kağıt üzerinde anlaşmalar yapılır, ülkeler birliktelik mesajları verir, ortak açıklamalar yapılır, sonra herkes evine dönüp bildiğini okur, önce kendi çıkarını düşünür. Bu konuda da geçtiğimiz yılın sonlarında ABD, Çin, Avrupa Birliği başta olmak üzere düzenlenen konferanslarda ülkeler “Sürdürülebilir, herkes için faydalı, etik, uluslararası yönetmeliklere uygun yapay zeka” konusunda anlaşmış, bunun için bazı anlaşmalar imzalamıştı. Fakat gerçek elbette çok başka. Önce kameralar önünde birliktelik pozu veren Çin ve ABD ilişkilerine bir bakalım.
Yapay zeka uygulamalarının arkasında elbette ciddi bir donanım gücü var. Ve şu an için yarı iletken pazarı bu piyasaya çalışıyor desek yeridir. Ve ABD 2022 yılında Ticaret Bakanlığı aracılığı ile ne yapmıştı biliyor musunuz? Gelişmiş çipler, bu çiplerin geliştirilmesinde kullanılan teknolojilerin ihracatını özellikle Çin başta olmak üzere kısıtlamıştı. Bu çipler olmadan yapay zeka geliştirmek isteyen herhangi bir ülke büyük bir dezavantaja sahip oluyor. Daha sonra NVidia’nın H800 ve A100 gibi çiplerinin de doğrudan Çin’e ihracatının yasaklanması ile o kameralar önünde verilen pozlar kısa sürede çöp olmuştu.
Çin de tabi boş durmamıştı bu hamle karşısında. Ağustos 2023’te çip üretimi için hayati hammaddelerden galyum ve germanyum minerallerinin ihracatı üzerinde kontrolü artırmıştı. Bu hamleden iki ay sonra doğrudan Joe Biden’ın imzası ile tüm teknoloji ihracatı üzerinde ciddi kontrol uygulanmaya başlandı. Yani teknolojik bir balkanlaşma yani bölünme, kutuplaşma yaşanıyor tüm dünyada şu anda… Bazı uzmanlara göre de bu kutuplaşma işte gelecekte uluslararası ticarete büyük sekte vurabilecek bir konu. Ki bu çip savaşları işin en görünen yüzü.
Alman sanayici Werner von Seimens 1800’lerde “Standartlara sahip olan piyasaya sahip olur” demişti. Standart derken de tüm gelişmelerde küresel anlamda ülkelerin üzerinde mutabık kaldığı birimler, değerler, ölçümlerden bahsediyoruz. Şöyle açıklayabiliriz bunu: Türkiye’nin farklı şehirlerinde örneğin tren raylarının üretimi ve yerleşiminde farklı standartlar olsa ve siz tüm türkiye’yi geçecek bir tren yolu inşa etmek isteseniz ne olurdu? Bunun için de tüm dünyayı ilgilendiren bir gelişme ile ilgili tüm ülkelerin üzerinde mutabık kaldığı standartlar olmalı.
Teknoloji söz konusu olduğunda pek bilinmeyen Uluslararası Telekomünikasyon Birliği, Uluslararası Elektroteknik Komisyonu, Uluslararası Standardizasyon Örgütü ve İnternet Mühendisliği Görev Grubu gibi uluslararası kurum ve kuruluşlar bu standartların belirlenmesinden görevli. Bu kurumlar kimin elinde peki? Evet. ABD ve Avrupa Birliği. En azından yakın zamana kadar böyleydi. Bir süredir Çin de bu kurumlara temsilci göndermeye ve hatta içeriden bir anlamda fethetmeye başladı diyebiliriz. Fakat yine de ABD ve Avrupa etkisini bazı örnek olaylarda çok net görebiliriz. Örneğin 2019 yılında Çinli bir dev, Huawei işte tam da bu standartlar bahane gösterilerek bir anlamda batının tamamından kovulacaktı.
Yapay zeka söz konusu olduğunda ise bu tip standartlar şu açıdan önem arz ediyor: dezenformasyon ve deepfake pornografi söz konusu olduğunda mesela, bazı ülkeler bu konularda daha “esnek” politikalar benimsiyorsa bu tüm dünyayı etkileyebilecek bir silaha dönüşebilir. Ya da şöyle bir konu var: Yani. Çin ve ABD’nin -halkları bir kenara bırakırsak- yönetim seviyesinde birbirinden ne kadar nefret ettiğini söylememize gerek yok sanırım. Yani. Çin’in burada konuya bakışı ise bizim yapay zeka ile ilgili anlatılarımızı destekler nitelikte. Ne diyoruz hep? Yapay zeka dediğimiz şey sizin beslediğiniz verilerle inşa ettiğiniz algoritmalar… Bir yapay zekayı iyi ya da kötü yapacak olan şey de yine sizin o beslediğiniz veriler olacaktır. Yani bir yapay zeka algoritması onu inşa edenin bir yansımasıdır. Çin de diyor ki… Bu bir tür “yapay beyni” inşa eden ABD olursa o da ABD gibi yanlı, güç sevdalısı, manipülatif ve sömürgeci olur ve tüm dünya bunun bedelini öder… Gerçek hayattan farksız bir şekilde. Şunu çok iyi biliyorlar çünkü: yapay zeka sadece bir teknolojik gücü ifade etmiyor, bu teknolojinin yansımaları hem finansal hem de askeri alanlarda üstünlüğün de anahtarı olacak.
Çin Komünist Partisinin bu devrimin ilk günlerinden beri belirlediği duruş bu ve hiç vakit kaybetmeden ülke çapında hem devlet eliyle hem de girişimcileri destekleyerek bu alanda son gaz söz sahibi olmaya çalışıyor. Ama burada yine standartlar konusunda büyük bir sorun var. Yani datanın kullanımı ve demokratikleştirilmesi. Tiktok mevzusunu biliyorsunuz. ABD, beyaz saraydan tutun da eyalet mahkemelerine kadar en üst düzeyde bir telefon uygulamasına savaş açmış durumda. Ne garip değil mi? Bir uygulama ulusal güvenlik meselesi olarak görülüyor. Bunun sebebi de yine “data” konusu tabi. Tiktok’u bir nevi ülkenin içerisine yerleştirilmiş bir truva atı olarak görüyorlar. Ve bu önceki soğuk savaştan beri zihinlere kazınmış komünizm düşmanına gösterdikleri tepkileri de canlandırıyor. Bu korku da yine ABD’nin bazı kameralar önünde verdiği uluslararası anlaşmaları kendi kafasına göre esnetmesine neden oluyor. 2015 yılından bu yana tüm ülkeler yapay zeka çalışmaları konusunda “verilerini” zincirlemeyeceği, uluslararası akışına izin vereceğini söylüyor, buna dair anlaşmalar yapıyor. ABD de bunun öncülerindendi aslında. Daha şeffaf bir veri akışı daha fazla güvenlik ve daha özgür bir dünya yaratacağını söylüyordu. Fakat bugün gelinen noktada Hindistan ve Çin başta olmak üzere bu konuda esnekliği tercih ederken ABD kapıları daha da sıkı bir şekilde kapatmaya devam ediyor.
Bu diğer ülkelerde de tepki alırsa herkes kendi datasına sıkı sıkıya sahip çıkmaya, politik sınırların da ötesinde sanal sınırların oluşmasına tanık olabiliriz. Dijital bölünme… Özetle bazı kilometre taşlarının döşendiği bir dönemden geçiyoruz. Çiplerin ihracatının yasaklanması, veri akışının kısıtlanması, uygulamaların yasaklanması derken sanırım herkes tüm bu mücadelenin trilyon dolarlık bir pazara dönüşen ve gelecek yıllarda tüm dünyanın güç dengelerini değiştirecek bu dijital hükümdarlıkla alakalı olduğunu artık anlamıştır.
Tarihi en başa alın ve ipek yolunu, petrol savaşlarını, soğuk savaşları ve kaynaklar üzerinde dönen tüm güç savaşlarının çok benzerinin şu anda yaşandığını göreceksiniz.
Tamamen veri üzerine kurulu bu yeni dünyada da bizi bekleyen yeni gelişmeler arasında bu yapay zeka furyasının dönüşeceği yeni tür yapay genel zeka olasılığı, nesnelerin interneti ile katlanarak artacak veri akışı, yapay zeka asistanları ile dönüşecek sektörler ve çok daha fazlasını sayabiliriz. Bunları da artık yavaş yavaş konuşmanın vakti geldi aslında. Sis hafif hafif dağılırken henüz hala tam olarak net olmasa da artık bizi neler beklediğine dair ufaktan fikir sahibi olmaya başlıyoruz gibi. Bundan sonraki süreçte bu ihtimallere de bol bol değineceğim. Bu konuyu farklı yönleriyle konuşmaya da devam edeceğim.




