Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Psikoloji ve İnsan

Kendini Mumyalayan Keşişlerden Neler Öğrenebiliriz?

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 2 Haziran 2024 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Japonya’nın Yamagata eyaletinin dağları bölgede yaşayan Budistler için kutsal addedilir. Bu kutsal bölgeler çok az nüfusun yaşadığı, genellikle sık ormanlarla kaplı, fakat garip noktalarda bazı Budist tapınakları ile karşılaştığınız bir yer. Bu tapınakların birçoğu aslında insanların inzivaya çekilmek için kullandıkları bir yerdi. Ama bu tapınakların asıl ilginç özelliği içlerinde bulunan “kendi kendine” mumyalanmış mumyalardı.

Kendi kendine mumyalanmak… Bu tabiri aklımızda tutalım. Çünkü bu insanın, insan zihninin, insan bedeninin sınırları, yapabilecekleri, akıl almaz yetenekleri hakkında bize çok şey söyleyecek. Ama biz hikayeye devam edelim şimdi… 1960’lara gidiyoruz.

1960’larda bu ücra yerlerde bulunan tapınaklara bazı bilim insanları ve tarihçiler mumyaları görmek için çat kapı gelmeye başlamışlardı. Bir duyum almışlardı çünkü. Bir ziyaretlerden kısa bir süre önce bir araştırma grubu Yamagata’daki beş tapınakta altı tane mumyalanmış Budist rahip keşfetmişti. Bu keşiften hemen sonra Japonya’daki üniversiteler bu mumyaları araştırmak amacıyla Mumya Araştırma Komitesi kurmuşlardı. Büyük olay olmuştu zira bu mumyalar. Çünkü bildiğimiz o Antik Mısır’dan gelen mumyalardan farklıydı bunlar. Öyle bezlerle sarılmış, Mısır’daki mumyalarda görülen “mumyalama işlemlerinden” geçmemiş, bildiğiniz oturduğu yerde, olduğu gibi kendi kendine mumyalanmış bedenler duruyordu karşılarında. Evet. Karşılarında. Çünkü öyle lahitlerin içinde bile değildi bu bedenler. Açık şekilde tapınağın özel bir yerinde öylece duruyor, oradaki keşişler sadece genel bakımını yapıyordu…

Bu gerçekten ama gerçekten akıl alır gibi değildi. Nedenini birazdan anlayacaksınız. Tabi mumyalama mevzusu bu olay ile ilk defa duyulmamıştı Japonya’da. Daha önce de özellikle 12. Yüzyılda Fujiwara topluluğundan 4 lider mumyalanmıştı. Bu mumyalar da hala Japonya’nın kuzey doğusundaki bir altın tapınakta sergileniyor. Ama dediğimiz gibi. Bu olay başkaydı. Nedeni ise şu:

Mumyalama dediğimizde bu çok çetrefilli, bazı prosedürleri olan bir işlemdir. Binlerce yıl bir bedenin bozulmadan kalabilmesi için bazı işlemlerden geçmesi gerekir. Özellikle bakterilerin, böceklerin ve mantarların bedeni tamamen bozmaması için mumyalanacak bedenin iç organları tamamen çıkarılır. Daha sonra belirli koruyucu maddeler uygulanarak havasız bir ortamda muhafaza edilir. Ama Yamagata mumyaları işte sıfır işlem, sıfır koruma ile tamamen olduğu yerde öylece duruyordu.

Tabi araştırmacılar şundan emindi. Büyük ihtimalle iç organları alınmış olmalıydı bu mumyaların. Yoksa yani özellikle nemli bir coğrafya olan o bölgede bakterilerin, mantarların, böceklerin bir bedeni bu şekilde bırakması mümkün değildi. Fakat bedenleri incelediklerinde bayağı bir şok olacaklardı. Bu bedenlerin tüm iç organları yerli yerindeydi. Peki olan neydi burada? Bir tür işkence mi, bir tür kurban ayini vs miydi olan? Hayır. Olan şey şuydu. Bu rahipler kendi kendilerini mumyalamışlardı… Hem de mumyalanma süreçleri hala hayattalarken başlamıştı. Nasıl ama? Nasıl olabilir ki bu? İşte insan zihninin sınırlarına burada giriyoruz.

Bu mumyalaşmış rahipler Budizmin Şingon olarak bilinen Budist okullarından geliyordu. Japon Ezoterik Budizmi olarak da bilinir. Bu okulun kurucusu 9. Yüzyılda Çin’de öğrenim görmüş Japon bir rahip Kukai’dir. Şingon Budizmi ile daha yaygın şekilde bilinen Tibet Budizmine ait keşişler arasında çok büyük benzerlikler vardır.

Özellikle “çilecilik” konusunda. Şingon keşişleri “çileciliği ekstrem düzeyde” uygularlar. Yani dünyevi zevkler, ihtiyaçlar ve isteklerden tamamen sıyrılmanın aslında ilüzyon olarak düşündükleri fiziksel dünyanın ötesini görmelerine olanak sağladığına inanırlar. Kimi zaman görürsünüz. Kor halindeki kömürün üzerinde yürümek, buz gibi şelalelerin altında meditasyon yapmak gibi ritüeller işte bu “sıyrılmanın” uygulamalarıdır.

Bir de bu keşişler başkaları için kendini feda etmeye de derinden inanıyorlardı. Yoksullarla ilgilenmek, yaşlıların bakımı, hastaları iyileştirmek gibi geleneksel yardımlaşmanın ötesinde fedakarlıklarının topluma ruhsal yönden de faydası olduğuna inanıyorlardı. Örneğin 18. Yüzyılın sonlarında bugün Tokyo olarak bildiğimiz bölgede bir tür körlük salgını baş göstermişti. Bir tür göz hastalığı nedeniyle insanlar bir anda görme yetilerini kaybediyordu. Anlatılanlara göre Tetsumonkai isimli bir Shingon keşişi kendi geliştirdiği bitkisel bir ilacı insanlara ulaştırmak için tüm bölgeyi yürüyerek dolaşmış fakat ilacının işe yaramadığını görünce hafifletilmiş tabiri ile bir gözünü feda etmiş ve Sumida nehrine atmış, bu fedakarlığının insanların acılarını dindirmesi için dua etmişti.

İşte böyle bir adanmışlıktan bahsediyoruz. Mumyalanma sürecini daha iyi anlamak için bu karakterleri iyi tanımamız gerekiyor. Zira bu keşişler için tüm fedakarlıklarının ötesinde insanlığın refahı, affedilmesi ve kurtuluşu için bir son fedakarlık vardı. Asıl, en üst seviye, en uç fedakarlık. Benliğin, bedenin tamamen feda edilmesi… Ama öyle kolay bir fedakarlık değil bu. Önce uzun süren bir yoksunluk ve acı ile gelen bir fedakarlık. Bu acının kendilerini reeknkarnasyon döngüsüne girmeden önce uzun ve mutlu bir ömür geçirdikleri Tusita cennetine girmeleri için ödedikleri bir bedel olduğuna inanıyorlardı.

Ve işte bunun için 2000 gün yani yaklaşık neredeyse 6 yıllık sürecek, bunun büyük bir bölümü bitmek bilmeyen bir çilecilik ve bir tür oruçla geçen mumyalanma sürecine başlıyor keşişler. Japınca sokushinbutsu diyorlar bu sürece. İlk 1000 gün yani 3 yıl kadar tüm tahıl ve türevlerinden vazeçerek sadece meyve ve kuruyemiş benzeri yiyeceklerle besleniyorlar. Bu sırada meditasyona ve tapınağa hizmet etmeye de devam ediyorlar. Daha sonra dozu daha da artırarak 1000 gün boyunca sadece palmiye ağacının iğneleri ve ağaç kabukları ile besleniyorlar. Bu toplam 2000 gün sonunda keşişin bedeni bir anlamda tükenmiş, su ve gıdadan arınmış oluyor. Bu sayede mumyalanma sonrasında bedenin bozunmasına neden olabilecek fazla tüm et ve yağ kütlesinden de kurtulmuş oluyorlar. Bu süreçte bazı keşişler urushi olarak bilinen bir ağaçtan yapılan bir tür çay da içiyorlar. Bu ağaç bildiğiniz vernik türü bir kaplamanın üretiminde kullanılan bir madde salgılar. Bu madde öldükten sonra da bedende kalmaya ve bir anlamda içeriden mumyalamayı da sağlıyor bir taraftan.

Ve bu zorlu 6 yılın ardından asıl süreç başlıyor.

Keşiş artık tükenmiş bedeniyle çok dar, özel olarak inşa edilmiş, sadece tek bir nefes deliği bulunan bir tür mezara kapatır kendini. Burada son günlerini meditasyonla geçirirken yanındaki zili düzenli aralıklarla çalarak dışarıdakilere hayatta olduğunu bildirir. Artık zil çalmadığında ise dışarıdakiler hava deliğini kapatarak mezarı tamamen hava almaz halde bırakırlar. Burada da 1000 gün geçmesini bekler ve 1000 günün ardından mezarı açarak bedeni kontrol ederler. Eğer bozulma ibaresi yoksa keşişin “sokushinbutsuyu” başardığı anlamına gelir ve bedeni alınarak tapınağa yerleştirilir ve Buda olarak tapınılır. Eğer beden bozulmuşsa denemesi için bir anlamda kutsanarak gömülür.

Bu tip bir mumyalama çabasının ilk bilinen örneği bu arada 1081 yılında Shojin isimli bir keşiş tarafından gerçekleştirilmişti. Fakat Shojin başarısız olmuş ve gömülmüştü. O günden bu yana 100’den fazla bilinen girişim söz konusu. Ve başarılı olanların sayısı ise 10 civarında. Mumyalama süreci de zaman içinde evrime uğrasa da belirli bir reçetesinin olmadığı görülüyor.

Fakat Yamagata bölgesindeki keşişlerin diğer bölgelerdeki denemelere göre daha başarılı olduğu görülüyor. İnanışa göre bunun sebebi ise Yudono dağından gelen suyu içiyor olmaları. Başta bahsettiğim komite de bu suda araştırma yaptıklarında ölümcül düzeyde arsenik içerdiğini fark ediyorlar. Arsenik ölümcül olmasının yanında öldükten sonra da bedende kalarak urushi ağacına benzer bir etki ile mumyalanmayı kolaylaştırır.

1877 yılında ise İmparator Meiji bu çabaları yasa dışı ilan ederek bunu deneyen tüm keşişlerin mezarlarının üzerlerine kapatılması emrini vermişti. Başlarda bahsettiğimiz gözünü feda eden keşiş Tetsuryükai de denemesine hazırlanırken bu yasa çıkmış ancak yıllardır hazırlandığı için vazgeçmeyip lahitine kapatıyor kendisini. Süreç sonunda ise lahitinden onu çıkaran keşişler Tetsuryükai’nin de sokushinbutsuyu başarı ile tamamladığını görüyorlar. Yasadan korkan keşişler tapınak kayıtlarını değiştirerek bir anlamda son mumya olarak bugün hala sergilendiği Nangaku tapınağındaki yerine koyuyorlar.

Bugün ise farklı tapınaklarda kendini mumyalamış 16 keşişi ziyaret edebilirsiniz. Her biri “lotus” pozisyonunda, öldükleri andaki halleriyle duruyorlar. Tabi her şeye rağmen yüzlerine bakmak birçok insan için rahatsız edici olabilir. Buna rağmen her yıl binlerce insan bu keşişleri ziyaret ederek bir anlamda bir tür ibadet gerçekleştiriyor, onların hikayelerini, bu adanmışlıklarını anlamaya çalışıyorlar. Bizim amacımız da bir taraftan bu zaten… Birçoğumuz elbette bu çabalarını anlamsız bulabiliriz, gerçekten de bu kadar çile, bu kadar fedakarlık, bu denli adanmışlık… Pek anlamlı gelmiyor değil mi?

Ama zaten konuyu biraz etraflıca ele alıp bu keşişlerin hikayelerinden hepimiz kendi heybemize bazı dersler koyabiliriz.

Kimileri karşılıksız bir fedakarlık ve özveriyi görebilir bu hikayede. İnsanlık için elinde herhangi net bir verisi olmamasına rağmen gerçekten inanan, bunu en derinlerde hisseden insanın gidebileceği en uç mesafeleri. Yine inancın gücünü görebilir kimileri burada. İnsanı, insanlığı hem tarihsel hem de toplumsal açıdan anlamak adına tüm kültürlerde örneklerine rastladığımız bu hikayelerin toplumları nasıl dönüştürdüğünü, bazı toplumların neden bugün böyle olduklarını anlayabiliriz. Neye inanırsanız inanın, dilerseniz hiçbir şeye inanmayın, içinde bulunduğunuz toplumun benimsediği, pratik ettiği inançların en derinlerinize nasıl işlediğini görebilirsiniz. Bu da bir öz muhasebe şansı sunar size.

Bu keşişlerin hikayesinde tutarsızlıklar da bulabilirsiniz ya da… Buda’nın “Orta Yol” öğretisi vardır. Aşırı lüks ya da aşırı fedakarlık arasında bir denge kurulmasını öğütler bu öğreti. Ya da daha pratik açıdan bakıp insan zihninin ve bedeninin ne denli inanılmaz olduğunu da görebiliriz. Bu gördüğümüz örnek zira tamamen zihinsel bir pratik. 6 yıldan fazla tüm ihtiyaçlardan sıyrılma, bazen aylarca bir tür mezarın içerisinde ölmeyi bekleme… Ve bunu tamamen bir iç huzur ile kabullenme… Zihnin şifrelerini anlamamız, sınırlarını görebilmemiz için de öğretici olabilir. Peki size ne anlattı bu keşişler?

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Sokushinbutsu