Eric Schmidt. Teknoloji tarihinin Bill Gates, Steve Jobs gibi isimleri ile birlikte en önemli figürlerinden biri. Tüm bu isimlerle de Google, Android ve hatta Apple’ın inşasında rol oynamış, kimi zaman fikir ayrılıkları yaşamış, bir dönem Google’ın CEO’luğunu da yapmış, bu piyasanın gediklilerinden. O yüzden, onun söylediği her şey gündem oluyor, birçok insan onun ağzına bakıyor. Uzun süredir de sessizdi. Ta ki geçtiğimiz günlerde Stanford Üniversitesi’nde yaptığı bir röportaja kadar.
Sorun şu ki; Schmidt’ın verdiği bu röportaj daha sonra doğrudan kendi isteği ile internetten kaldırılıyor. Görünüşe göre bazı tepkiler aldı bir yerlerden. Ama internetten herhangi bir şeyin silinmediğini biliyorsunuz. Kaldı ki Streisand etkisi ile silinen bir şeyin daha da gündem olduğunu da biliyorsunuz. Haliyle herkes bu röportaja bir şekilde ulaştı ve silinmesine neyin neden olduğunu incelemeye başladı. Biz de Schmidt’in yapay zeka, küresel rekabet ve toplumsal değişimler hakkında çok ilginç ve tartışmalı şeyler söylediği bu röportajı irdeleyeceğiz bugün.
Schmidt, konuşmasına yapay zeka alanında yakın gelecekte yaşanacak üç büyük gelişmeden bahsederek başlıyor: geniş bağlam pencereleri, akıllı ajanlar ve metin-eylem dönüşümü. Teknik terimler biliyorum ama açıklayacağız merak etmeyin. Kendisi bu üç unsurun bir araya gelmesiyle, önümüzdeki bir yıl içinde dünyayı derinden etkileyecek gelişmeler yaşanacağını öngörüyor. Ve hatta 2025’in, yani önümüzdeki yılın çok hayati olduğunu söylüyor.
Öncelikle "bağlam pencereleri" kavramını açıklayalım. Bu, yapay zekanın kısa süreli belleği gibi düşünülebilir. Schmidt, bu teknolojinin çok uzun metinleri anlama ve özetleme yeteneği kazandıracağını söylüyor. Örneğin, bir yapay zekaya 20 kitabı okutup "Bunlar ne anlatıyor?" diye sorduğunuzda, tıpkı insan beyni gibi, gereksiz ayrıntıları eleyip size özünü aktarabilecek. Evet. Bugün benzer bir yeteneği var mevcut modellerin. Fakat Schmidt’in bahsettiği “gerçekten anlamak”…
İkinci olarak "akıllı ajanlar"dan bahsediyor. Bunlar, belirli bir alanda uzmanlaşmış yapay zeka sistemleri. Daha önce bol bol bahsettik bundan. Devin AI ya da herhangi spesifik bir alanda uzman modeller. Schmidt, insanların şu anda esasen yapay zeka ajanları inşa ettiğini söylüyor. Örneğin, kimya alanında çalışan bir yapay zeka, kimyanın temel ilkelerini öğrenip deneyler yapabilir ve sonuçları kendi bilgi tabanına ekleyebilir. Bu, sürekli kendini geliştiren, öğrenen sistemler demek. Schmidt aslında benim de sık sık söylediğim “tek bir her şeyi yapabilen modelden ziyade her işe özgü ajanlar beklememiz gerektiği” savını doğruluyor burada.
Son olarak "metin-eylem dönüşümü" geliyor. Sözlerin eyleme dönüşmesi. Metinden görsele, metinden videoya yapabiliyoruz şu an malum. Ama asıl sıçramayı işte metin eyleme döndüğünde yaşayacağız diyor. Schmidt şöyle bir örnek veriyor: "Yapay zekaya şöyle bir komut verebilirsiniz mesela: Bana TikTok’un bir kopyasını yap, tüm kullanıcıları ve müzikleri al, benim tercihlerimi ekle, bu uygulamayı 30 saniye içinde üret ve yayınla. Eğer bir saat içinde viral olmazsa, sorunları belirle ve viral olana kadar geliştir." Sadece bu da değil. Yine bir robota herhangi bir şeyi sadece söylemenizin yeterli olabileceği bir durumdan bahsediyor Schmidt. Sözlerle, yazılarla gerçek yaşamda yaratacağımız değişimden…
Schmidt’e göre işte asıl değişim bu üç unsurun birleşimi ile ortaya çıkacak. Ve her insanın kendi kişisel programcısına sahip olacağı bir dünyadan bahsediyor. Üstelik bu programcılar, insanların aksine, tam olarak istenileni yapacak ve sınırsız sayıda olacak. Schmidt, "Hayal edin, gezegendeki her bir insanın, aslında istediklerini yapan kendi programcısı var" diyor.
Peki, bu gelişmeler nasıl bir rekabet ortamı yaratacak? Schmidt, en üst düzey yapay zeka modelleri ile diğerleri arasındaki farkın giderek açıldığını söylüyor. Bu üst düzey modelleri geliştirmek için inanılmaz miktarda para gerekiyor. 10 milyar, 20 milyar, hatta 100 milyar dolardan bahsediliyor. OpenAI’nin kurucusu Sam Altman’a göre bu rakam 300 milyar doları bile bulabilir.
Bir yapay zeka modelini geliştirmek için neden bu kadar para gerekir ki diye düşünüyor insan haliyle. Ama burada enerji kaynakları kritik önem kazanıyor. Schmidt, Amerika’nın bu işi tek başına yapacak yeterli enerji kaynağına sahip olmadığını belirtiyor. Hatta bu konuda Beyaz Saray’a gittiğini ve onlara Kanada ile "en iyi arkadaş" olmaları gerektiğini söylediğini anlatıyor. Çünkü Kanada hem yapay zeka konusunda deneyimli hem de bol miktarda hidroelektrik enerjisine sahip. Schmidt, "Ülke olarak bunu yapacak yeterli gücümüz yok" diyor ve ekliyor: "Alternatif, Arapların bunu finanse etmesi, ki ben Arapları kişisel olarak severim, çok zaman geçirdim orada, ama onlar bizim ulusal güvenlik kurallarımıza uymayacaklar."
Veri konusunda söyledikleri de bir o kadar ilginç. Schmidt, insanlığın şu ana kadar ürettiği tüm verilerin zaten kullanıldığını ve artık yeni veri kalmadığını söylüyor. Bu yüzden ya sentetik veri üretmeyi öğrenmemiz ya da elimizdeki veriyi daha verimli kullanmanın yollarını bulmamız gerekiyor. Sam Altman’ın da benzer şeyler söylediğini belirtiyor: "Daha azla daha fazlasını yapmamız gerekiyor çünkü insanlığın şimdiye kadar yarattığı tüm verileri zaten kullandık, gerçekten başka bir şey kalmadı."
Google’ın neden yapay zeka yarışında geri kaldığı sorusuna Schmidt’in verdiği yanıt ise büyük ihtimalle röportajının kaldırılmasının nedeni oluyor. Schmidt’e göre Google işi amiyane tabirle bildiğimiz “savsaklıyor”. Evet. Google biraz fazla özgürlükçü bir yaklaşım sergiliyor ona göre. Şöyle söylüyor: "Google’a göre iş-yaşam dengesi ve evden çalışmak yarışı kazanmaktan daha önemli gördü." Şöyle de ekliyor: "Özür dileyerek bu kadar açık sözlü olmak zorundayım, ama gerçek şu ki, üniversiteden ayrılıp bir şirket kuracaksanız, eğer diğer start-up’larla rekabet etmek istiyorsanız insanların evden çalışmasına ve haftada sadece bir gün ofise gelmesine izin vermezsiniz." Yani rakipler gece gündüz çalışırken siz yatamazsınız diyor. CEO’luğunu yaptığı Google’a tembel diyor aslında.
Schmidt ülkeler arasındaki çekişmeye de değiniyor. ABD ile Çin arasındaki yapay zeka rekabetinin önümüzdeki yıllarda en büyük mücadele olacak diyor. ABD’nin şu anda 10 yıllık bir çip teknolojisi avantajı var ve bu üstünlüğü korumak için sert önlemler alıyor. Örneğin, Nvidia çiplerinin Çin’e satışını yasakladılar. Schmidt, "Kabaca 10 yıllık bir çip avantajımız var ve Çinliler bu konuda çok öfkeli, inanılmaz derecede üzgünler." diyor.
Yapay zekanın savaş teknolojilerini de derinden etkileyeceğini belirten Schmidt, Ukrayna’nın ucuz dronlarla pahalı Rus tanklarını etkisiz hale getirmesini örnek gösteriyor. Bu, savaşın doğasını tamamen değiştirebilecek bir gelişme.
Schmidt, yapay zekanın bilginin doğasını da değiştireceğini düşünüyor. Artık öyle karmaşık sistemler yaratıyoruz ki, bunların nasıl çalıştığını tam olarak anlayamıyoruz. Bunu şaka yollu ergenlik çağındaki gençlere benzetiyor: "Ergenler de insan, biliyoruz ama ne düşündüklerini tam olarak çözemiyoruz!" Schmidt, "Muhtemelen tam olarak karakterize edemediğimiz bilgi sistemlerimiz olacak, ama sınırlarını anlıyoruz. Yapabileceklerinin sınırlarını anlıyoruz ve bu muhtemelen elde edebileceğimiz en iyi sonuç." diyor.
Yazılım geliştiricilerin geleceği konusunda da ilginç öngörülerde bulunuyor. Yapay zekanın, yazılımcıların verimliliğini en az iki katına çıkaracağını düşünüyor. Hatta bazı şirketler, 100 kişilik yazılım ekiplerini ve milyonlarca satır kodu yönetmek için yapay zeka kullanmayı planlıyor. Schmidt, "Kendi görüşüm, yazılım programcılarının üretkenliğinin en az iki katına çıkacağı yönünde." diyor ve ekliyor: "Üç veya dört yazılım şirketi var ki bunu yapmaya çalışıyorlar, hepsine yatırım yaptım."
Ancak bu gelişmeler beraberinde büyük riskler de getiriyor. Schmidt, demokrasi için en büyük tehdidin dezenformasyon olduğunu söylüyor. Yapay zeka ile üretilen sahte içerikler o kadar inandırıcı olacak ki, neyin gerçek neyin sahte olduğunu ayırt etmek giderek zorlaşacak. Schmidt, "Sanırım demokrasi için en büyük tehdit yanlış bilgilendirme, çünkü bunda gerçekten iyi olacağız." diyor.
Schmidt, küresel yapay zeka yarışında hangi ülkelerin öne çıkacağı konusunda da fikirlerini paylaşıyor. Hindistan’ı "sürpriz" olarak tanımlıyor. Yani, Hindistan’ın tercihlerinin küresel dengeleri değiştirebileceğini düşünüyor. Çin’in artık yarışta geri kaldığını, Japonya ve Güney Kore’nin ABD safında yer aldığını, Tayvan’ın donanım üretiminde harika olduğunu ama yazılımda zayıf kaldığını belirtiyor. Avrupa’nın ise Brüksel’in koyduğu kısıtlamalar nedeniyle "mahvolduğunu" düşünüyor. Schmidt, "En ilginç ülke Hindistan, çünkü en iyi yapay zeka uzmanları Hindistan’dan ABD’ye geliyor ve biz Hindistan’ın en iyi yeteneklerinin bir kısmını elinde tutmasına izin vermeliyiz, hepsini değil ama bazılarını." diyor.
Schmidt, yapay zeka ne kadar gelişirse gelişsin, insanların hala kodlama öğrenmesi gerektiğini vurguluyor. "Evet, kesinlikle. Bu sistemlerin nasıl çalıştığını gerçekten anlamanız gerekiyor ve çok güçlü bir şekilde evet diyorum." diyor.
Röportajda bahsedilen diğer önemli konular arasında, yapay zekanın etik kullanımı, veri gizliliği, siber güvenlik ve yapay zeka sistemlerinin güvenilirliği yer alıyor. Schmidt, bu sistemlerin güvenilirliğini test etmek için "düşman yapay zeka" kavramından bahsediyor. Yani, mevcut yapay zeka sistemlerini test etmek ve zayıf noktalarını bulmak için özel olarak tasarlanmış yapay zeka sistemleri geliştirileceğini öngörüyor. "Grubumun konsensüsü, sonunda bunu yapmanın yolunun, sözde düşman yapay zeka olacağı yönünde. Aslında, yapay zeka sisteminizi kırmak ve kırılganlıklarını bulmak için para ödeyeceğiniz şirketler olacak." diyor.
Schmidt, yapay zekanın toplumsal eşitsizlikleri artırma potansiyeline de dikkat çekiyor. Bu teknolojiye erişimi olan ve olmayan ülkeler, şirketler ve bireyler arasındaki farkın giderek açılabileceğini, bunun da yeni bir "dijital uçurum" yaratabileceğini vurguluyor. Schmidt’in röportajında değindiği diğer önemli noktaları da hızlıca bir özetleyelim merak edenler için isterseniz: Yapay Zeka Yatırımları:
Schmidt, yapay zeka alanına yapılan yatırımların inanılmaz boyutlara ulaştığını belirtiyor. "Yatırım yapılan para miktarları akıl almaz düzeyde ve ben esasen her şeye yatırım yapıyorum çünkü kimin kazanacağını çözemiyorum." diyor. Bu durumun bir yatırım balonu yaratabileceğini, ancak bunun teknoloji tarihinde daha önce de yaşandığını ve sonunda bir dengeye ulaşılacağını öngörüyor. Yapay Zeka ve Enerji Tüketimi: Yapay zeka sistemlerinin çalışması için gereken enerji miktarının kritik bir konu haline geleceğini belirtiyor. Bu durum, ülkelerin enerji politikalarını etkileyebilecek ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi artırabilecek.
İş Dünyasındaki Değişimler: Schmidt, yapay zekanın iş dünyasını kökten değiştireceğini düşünüyor. Pek çok mesleğin ortadan kalkabileceğini, ama aynı zamanda yeni mesleklerin de ortaya çıkacağını söylüyor. Özellikle yaratıcılık, duygusal zeka ve karmaşık problem çözme becerilerinin çok daha değerli hale geleceğini vurguluyor. Sağlık Alanındaki Gelişmeler:
Yapay zekanın sağlık alanında devrim yaratacağını öngörüyor. Hastalıkların çok daha erken teşhis edilebileceğini, kişiye özel tedaviler geliştirilebileceğini ve hatta yeni ilaçların keşfedilebileceğini söylüyor. Ancak bu noktada veri gizliliği ve etik konularının çok daha önemli hale geleceğini de ekliyor. Uzay Araştırmaları: Schmidt, yapay zekanın uzay araştırmalarını hızlandıracağını düşünüyor. Karmaşık uzay görevlerinin planlanmasında, uzay araçlarının kontrolünde ve hatta yeni gezegenlerin keşfinde yapay zekanın çok önemli roller üstleneceğini belirtiyor. Çevre Sorunları ve Yapay Zeka:
Çevre sorunlarıyla mücadelede yapay zekadan büyük beklentiler olduğunu ifade ediyor. İklim değişikliğiyle mücadele, enerji verimliliği, atık yönetimi gibi konularda yapay zekanın çözümler üretebileceğini söylüyor. Yapay Zeka ve Ulusal Güvenlik: Schmidt, yapay zekanın ulusal güvenlik açısından kritik önemde olduğunu vurguluyor. ABD’nin bu alanda liderliğini korumak için büyük yatırımlar yapması gerektiğini söylüyor. Aynı zamanda, diğer ülkelerin de bu yarışta yer alacağını ve bunun yeni bir küresel rekabet alanı yaratacağını belirtiyor. Yapay Zeka Etiği:
Schmidt, yapay zekanın etik kullanımının çok önemli olduğunu vurguluyor. Özellikle yapay zekanın karar verme mekanizmalarında kullanılması durumunda, bu kararların nasıl alındığının şeffaf olması gerektiğini söylüyor. Ayrıca, yapay zeka sistemlerinin önyargılardan arındırılması gerektiğini de ekliyor. Yapay Zeka ve Eğitim: Eğitim sisteminin yapay zeka çağına uyum sağlaması gerektiğini belirtiyor. Öğrencilerin sadece bilgi edinmekle kalmayıp, bu bilgiyi nasıl kullanacaklarını ve yapay zeka ile nasıl çalışacaklarını da öğrenmeleri gerektiğini vurguluyor. Yapay Zeka ve Sanat:
Schmidt, yapay zekanın sanat dünyasını da etkileyeceğini düşünüyor. Yapay zeka tarafından üretilen sanat eserlerinin giderek daha yaygın hale geleceğini, ancak bunun insan yaratıcılığının yerini tamamen alamayacağını belirtiyor. Yapay Zeka ve Dil: Dil modellerinin giderek daha sofistike hale geleceğini ve çeviri, metin üretimi gibi alanlarda devrim yaratacağını öngörüyor. Ancak dilin inceliklerini ve kültürel bağlamı anlamada hala insan zekasının üstün olduğunu vurguluyor. Yapay Zeka ve Hukuk:
Hukuk sisteminin yapay zeka çağına uyum sağlaması gerektiğini belirtiyor. Yapay zeka tarafından alınan kararların yasal sorumluluğu, yapay zeka sistemlerinin fikri mülkiyet hakları gibi konuların yakın gelecekte önemli tartışma konuları olacağını söylüyor. Yapay Zeka ve Finansal Sistemler: Finansal sistemlerin yapay zeka ile dönüşeceğini öngörüyor. Algoritmik ticaret, risk analizi, dolandırıcılık tespiti gibi alanlarda yapay zekanın çok daha yaygın kullanılacağını belirtiyor. Yapay Zeka ve Sosyal Medya:
Sosyal medya platformlarının yapay zeka ile daha da kişiselleşeceğini, ancak bunun "yankı odaları" ve dezenformasyon gibi sorunları da beraberinde getirebileceğini vurguluyor. Yapay Zeka ve Kişisel Mahremiyet: Kişisel mahremiyetin korunmasının yapay zeka çağında çok daha zor olacağını belirtiyor. Veri toplama ve analiz yöntemlerinin giderek daha sofistike hale gelmesiyle, bireylerin mahremiyetini korumak için yeni yasal düzenlemelere ve teknolojik çözümlere ihtiyaç duyulacağını söylüyor. Yapay Zeka ve Demokrasi:
Yapay zekanın demokrasi üzerindeki potansiyel etkilerinden bahsediyor. Bir yandan bilgiye erişimi demokratikleştirirken, diğer yandan manipülasyon ve dezenformasyon risklerini artırabileceğini belirtiyor. Yapay Zeka ve Uluslararası İlişkiler: Yapay zekanın uluslararası ilişkileri ve diplomasiyi de etkileyeceğini öngörüyor. Ülkeler arasındaki yapay zeka yarışının yeni bir soğuk savaş yaratma potansiyeli olduğunu belirtiyor. Yapay Zeka ve İnsan Psikolojisi:
İnsanların yapay zeka ile etkileşiminin psikolojik etkilerinden bahsediyor. İnsanların giderek daha fazla yapay zeka sistemleriyle etkileşime girmesinin, insan ilişkilerini ve psikolojiyi nasıl etkileyeceğinin araştırılması gerektiğini vurguluyor. Yapay Zeka ve Ekonomi: Yapay zekanın ekonomiyi kökten değiştireceğini öngörüyor. Üretkenliği artıracağını, yeni iş modelleri yaratacağını, ancak aynı zamanda işsizlik gibi sorunlara da yol açabileceğini belirtiyor. Yapay Zeka ve Bilimsel Araştırma:
Bilimsel araştırma yöntemlerinin yapay zeka ile dönüşeceğini söylüyor. Büyük veri analizi, karmaşık simülasyonlar ve hipotez oluşturma gibi alanlarda yapay zekanın bilim insanlarına büyük destek sağlayacağını belirtiyor. Özetle schmidt’in görüşleri, yapay zekanın potansiyelini vurgularken, aynı zamanda bu gücün sorumlu ve etik bir şekilde kullanılması gerektiğini de hatırlatıyor. Önümüzdeki yıllarda, bu konuların daha da yoğun bir şekilde tartışılacağı ve toplumsal mutabakatlar oluşturulması gerektiği açık.
Bu teknoloji çağında, her birimizin bu gelişmeleri yakından takip etmesi, eleştirel düşünmesi ve kendi görüşlerini oluşturması büyük önem taşıyor. Çünkü yapay zeka, sadece teknoloji şirketlerinin veya bilim insanlarının değil, hepimizin geleceğini şekillendirecek bir güç. Sizce yapay zeka gelecekte hayatımızı nasıl etkileyecek? Bu gelişmelerin olumlu ve olumsuz yanları neler olabilir? Bu sorular üzerine düşünmeye ve tartışmaya devam etmeliyiz. Çünkü geleceği şekillendirenler, sadece bu teknolojiyi geliştirenler değil, aynı zamanda onu kullanan ve onun hakkında düşünen bizler olacağız.




