Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Psikoloji ve İnsan

Yapay Zekanın Yapamayacağı 5 Şey!

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 8 Ocak 2025 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Yapay zeka bir doktoru işinden edebilir mi? Ya da bir avukatı? Belki bir pilotu? Bu sorular artık klişe. Çünkü yapay zekanın neleri yapabileceğini konuşmaktan, neleri yapamayacağını unuttuk. Üstelik yanılgıya düştüğümüz bir nokta var: Sadece teknik mesleklere odaklanıyoruz. Oysa insan olmanın getirdiği bazı öyle yetenekler var ki, bunları hiçbir algoritma taklit edemez.

Mesela… Bir psikologun, danışanının hiç bahsetmediği çocukluk travmasını, sadece belli kelimeleri kullanış biçiminden sezmesi. Ya da deneyimli bir diplomatın, söylenmemiş ama masada asılı duran bir tehdidi, karşısındakinin duruş değişikliğinden okuması. Veya bir öğretmenin, sınıfındaki görünmez sosyal hiyerarşiyi anlayıp, bir zorbalığı daha başlamadan önlemesi…

Bunlar tesadüf değil. Milyonlarca yıllık evrimsel sürecin hediyesi olan beynimiz, aslında müthiş bir sosyal bilgisayar. MIT’deki son araştırmalar gösteriyor ki, henüz 3 yaşındaki bir çocuk bile, en gelişmiş yapay zeka sistemlerinin yapamadığı kadar karmaşık sosyal çıkarımlar yapabiliyor. bu yazıda, yapay zekanın asla yapamayacağı şeylere farklı bir açıdan bakacağız. Teknik kabiliyetlerin ötesinde, insanı insan yapan o benzersiz özelliklerin peşine düşeceğiz. Ve belki de en sonunda şu sorunun cevabını bulacağız: Gelecekte bizi robot meslektaşlarımızdan ayıracak olan şey ne olacak?

Beyin cerrahı Monica Maldonado, son vaka sunumunda ilginç bir şey söyledi: ‘MRI görüntülerinde gördüğüm bir anomaliyi, bazen sadece sezgisel olarak tümör olarak tanımlayabiliyorum. Yapay zeka benden daha fazla görüntü analiz edebilir, ama benim 20 yıllık deneyimimin yarattığı o içgüdüsel alarm sistemini henüz taklit edemiyor.’ Bu içgüdüsel zeka, düşündüğümüzden çok daha karmaşık. Harvard’da yapılan bir araştırma, deneyimli terapistlerin, danışanlarının sözel olmayan ipuçlarından, henüz dile getirilmemiş sorunları %80 oranında öngörebildiğini gösteriyor. Bu oran, en gelişmiş duygu analizi yazılımlarının iki katı.

Peki bu yetenekler nasıl gelişiyor? Yale Üniversitesi’nden Dr. Sarah Chen’in dediği gibi: ‘İnsan beyni, milyonlarca yıllık sosyal evrimin ürünü olan bir örüntü tanıma makinesi. Ama yapay zekadan farklı olarak, bu örüntüleri sadece tanımıyor, onlara anlam da yüklüyor.’ İşte bu anlam yükleme yeteneği, bizi algoritmaların ötesine taşıyor. Bir okul müdürünün, öğretmenler odasındaki gergin havayı hissetmesi. Bir müzakerecinin, masadaki güç dengelerindeki mikroskobik değişimleri sezmesi. Bir aile terapistinin, çiftin söylemediklerini duyabilmesi…

Bu örneklerin ortak noktası basit: Yapay zeka veriyi işleyebilir, ama bağlamı anlayamaz. Örüntüyü görebilir, ama anlamı kavrayamaz. Sesi duyabilir, ama sessizliği okuyamaz. Belki de yapay zekanın sınırlarını konuşurken yanlış yerden başlıyoruz. Önce insan beyninin bu görünmez yeteneklerine bakmamız gerekiyor. Çünkü her gün, her an kullandığımız için bunları sıradan sanıyoruz. Ve bu yeteneklerin bazı mesleklerde kritik önemde olduğunu da yeni yeni fark ediyoruz… Karşımızda beş tane temel yetenek var. Nobel ödüllü nörobilimci Eric Kandel’in dediği gibi, ‘Bunlar sadece yetenekler değil, insan beyninin evrimsel süper güçleri.’

İlki, sosyal-duygusal zeka. Bir kriz merkezini düşünün. Gece yarısı. Telefondaki ses intiharın eşiğinde. Danışman sadece ses tonundaki mikroskobik değişimleri okuyarak, karşısındakinin gerçek niyetini anlıyor. ChatGPT’ye böyle bir durumda ne yapılması gerektiğini sorabilirsiniz. Mükemmel bir kriz protokolü sunacaktır. Ama o an, o çaresiz sessizlikte, doğru kelimeyi bulma yeteneği? Bu bambaşka bir şey.

Sonra deneyimsel öğrenme var. Cambridge Üniversitesi’nden bir grup araştırmacı, deneyimli hakimlerin, sanığın ifade verirken kullandığı beden dilinden, söylediği yalanları %90’a varan oranda tespit edebildiğini gösterdi. Yapay zeka yalan dedektörü ise hala %65 seviyesinde. Çünkü deneyim, sayısal veriye dönüştürülemiyor. Özerk düşünme ve amaç belirleme… İnsanlık tarihinin en büyük buluşlarının çoğu, kimsenin sormadığı soruları sormakla başladı. Alexander Fleming’in küflü petri kabına bakıp penisilin’i keşfetmesi gibi. Yapay zeka milyarlarca veriyi analiz edebilir, ama ‘Bu küf ilginç görünüyor, acaba..?’ diye düşünemez.

Dili kullanma ve iletişim… Birleşmiş Milletler’deki bir baş tercüman, sadece kelimeleri değil, yüzyıllık kültürel kodları, tarihsel yaraları, söylenmemiş ama ima edilen tehditleri tercüme ediyor. Google Translate sürekli gelişiyor evet. Ama bir Ortadoğu barış görüşmesinde, bir kelimeyi yanlış çevirmenin açacağı yaraları öngörebilir mi?

Ve son olarak, bağlamsal hafıza. Columbia Üniversitesi’nden bir çocuk psikologu anlatıyor: ’15 yıldır aynı mahallede çalışıyorum. Bazen karşıma gelen bir çocuğun davranış örüntüsü, yıllar önce tedavi ettiğim ebeveyninin çocukluğuyla aynı olabiliyor. Bu bağlantıyı kurunca, sadece çocuğu değil, aileyi de daha iyi anlayabiliyorum. Yapay zeka binlerce vaka geçmişini analiz edebilir, benzer örüntüleri bulabilir. Ama o mahallenin değişimini, ailelerin kuşaklar boyu taşıdığı hikayeleri, toplumsal travmaların etkilerini… Bunları bir bütün olarak görüp anlamlandıramaz.

Bu yetenekler neden bu kadar kritik? Çünkü gerçek dünya, laboratuvar ortamı gibi kontrollü değil. İnsan davranışı, matematik denklemi gibi çözülebilir değil. Hayat, sürekli olarak bizi hazırlıksız yakalayan bir kaos. Ve bu kaosun içinde, en değerli şey, bu benzersiz yetenekler… Dünyanın önde gelen yatırım bankalarından birinin, kriz anlarında kullandığı ilginç bir uygulama var. ‘İnsan faktörü toplantısı’ diyorlar buna. Yapay zeka bütün verileri analiz ediyor, tüm göstergeler olumlu çıkıyor, ama son kararı vermeden önce deneyimli yöneticiler bir araya geliyor. Tek bir soru soruyorlar: ‘Peki ya göremediğimiz şey ne?’

2008 finansal krizinden önceki hafta, tüm algoritmalar ‘satın’ diyordu. Ama JP Morgan’ın CEO’su Jamie Dimon farklı bir şey gördü: İnsanların gözlerindeki korku. Matematiksel modeller panik kavramını anlayamaz. Johns Hopkins Hastanesi’nde bir araştırma var. Yapay zeka, kanser teşhisinde doktorlardan daha başarılı. Ama Oregon Üniversitesi’nden Dr. Sarah Mitchell’in dediği gibi: ‘Ben hastama sadece tümörünü değil, korkusunu da tedavi ediyorum. Bazen sessizliğin ne anlama geldiğini bilmek, MRI sonucunu okumaktan daha önemli olabiliyor.’

Kriz anlarında, kaos durumlarında, belirsizlik ortamlarında… İnsan faktörü hep belirleyici oluyor. Çünkü gerçek dünyada kararlar sadece veriye değil, bağlama da dayanıyor. UCLA’deki bir araştırma, acil durum yöneticilerinin %73’ünün, kritik kararlarda yapay zeka önerilerini görmezden gelip içgüdülerine güvendiğini gösteriyor. Oxford’dan Prof. Emma Richardson’ın güzel bir benzetmesi var: ‘Yapay zeka mükemmel bir orkestra şefi olabilir. Ama bir caz doğaçlaması yapamaz. Çünkü gerçek hayat, senfoniden çok caza benzer. Anı okumak, ritmi hissetmek, diğer müzisyenlerle göz teması kurmak… Bunlar algoritmaların ötesinde yetenekler.’

İşte bu yüzden bazı alanlar var ki, orada insan faktörü her zaman başrolde olacak. Yapay zeka muhteşem bir asistan, ama asla bir lider, bir öğretmen, bir terapist olamayacak. Çünkü bu rollerde başarı, sadece ne bildiğinize değil, o bilgiyi nasıl ve ne zaman kullandığınıza bağlı. İşte bu yüzden bazı alanlar var ki, orada insan faktörü her zaman başrolde olacak. Çünkü kriz anlarında, kaos durumlarında, belirsizlik ortamlarında… İnsan faktörü belirleyici oluyor. Peki bu yetenekleri en çok hangi mesleklerde görüyoruz?

Kriz terapistleri, belki de bu yeteneklerin tümünü en yoğun kullanan meslek grubu. Bir intihar hattında çalışan terapist, karşısındaki insanın ses tonundaki en ufak değişimi yakalıyor, söylenmemiş sözleri duyuyor, kritik anlarda içgüdüsel kararlar verebiliyor.

Sanatçılar… Yapay zeka muhteşem tablolar çizebilir, şiirler yazabilir, melodiler besteleyebilir. Ama bir performans sanatçısının sahne enerjisini okuyup gösteriyi ona göre şekillendirmesi, bir müzisyenin dinleyicilerin ruh halini hissedip doğaçlama yapması, bir tiyatro yönetmeninin oyuncuları arasındaki kimyayı görebilmesi… Bunlar bambaşka bir boyut. Sanat, teknik mükemmeliyetin ötesinde, insan deneyiminin ta kendisi.

Arabulucular ve müzakereciler… Uluslararası bir kriz masasında oturan diplomat, sadece kelimeleri değil, yüzyıllık kültürel kodları, tarihsel yaraları, söylenmemiş tehditleri de okuyor. Bir iş arabulucusu, masadaki güç dengelerini anlıyor, tarafların gerçek motivasyonlarını görüyor. Eğitimciler… Özellikle erken çocukluk ve özel eğitim uzmanları. Çünkü her çocuk benzersiz. Her birinin öğrenme yolculuğu farklı. Yapay zeka kişiselleştirilmiş içerik sunabilir, ama bir çocuğun gözlerindeki o ‘anladım’ ışığını yakalayamaz.

Ve belki de en ilginci, yeni doğan meslekler. ‘İnsan-Makine Etkileşim Tasarımcıları’, ‘Dijital Etik Uzmanları’, ‘Algoritmik Önyargı Denetçileri’… Bu meslekler, tam da bu benzersiz insan yeteneklerini teknoloji ile birleştirmeye odaklanıyor. Çünkü gelecek, bu iki gücün birleşiminde yatıyor.. Stanford’dan Dr. Fei-Fei Li’nin dediği gibi: ‘Yapay zekayı insanın rakibi olarak görmek, okyanusla yarışmaya çalışan bir dalga gibi.’ Belki de yanlış soruyu soruyorduk. ‘Yapay zeka işimizi elimizden alacak mı?’ değil mesele. Asıl soru şu: ‘İnsan olmanın anlamı ne?’

Yapay zekanın sınırları, aslında insanın potansiyelini keşfetmemiz için bir davetiye. Ve belki de asıl macera şimdi başlıyor…"

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Artificial intelligence