Bebar Bilim · Merak, evrenin en iyi başlangıç noktasıdır.
Teknoloji

Gerçek Beyin Hücreleri ile Çalışan Bilgisayar DOOM Oynadı

▶ YouTube’da izle ↗

Oynatınca YouTube’a bağlanılır. YouTube’da aç ↗

Bu yazı, 19 Mart 2026 tarihinde yayımlanan Bebar Bilim videosunun metninden uyarlanmıştır. Güncel gelişmeler içeren değerlendirmeler özgün yayın tarihinin bağlamındadır.

Son zamanlarda beynin dijitale aktarılması konusunda heyecan verici gelişmeler izliyoruz. Önce birkaç yıl önce bir sineğin beyninin tüm nöronları ile haritalanması ve bilgisayara aktarılmasına tanık olmuştuk. Geçtiğimiz haftalarda bilgisayara aktarılan bu sinek beyninin bir dijital sineğe bir anlamda monte edilmesiyle sineğin dijital ortamda gerçek hayattaki bir sineğin beynini kullanarak dijital bir evrende varoluşunu izlemiştik. Simülasyonda gerçek bir beyni kullanarak var olan ilk dijital varlıklardan biriydi bu özünde. Bunun dışında da irili ufaklı sayısız deney gerçekleşiyor beyin dediğimiz inanılmaz kompleks yapının deşifre edilmesi adına.

Ve tüm bunların arasında bambaşka bir deney haberi yayıldı yakın zamanda. Tüm bu denemelerin ötesinde bambaşka bir heyecan yaratan başka bir deney. Bilim insanları bir mikroçip üzerinde yetiştirdikleri 200.000 kadar canlı insan beyni hücresine efsane video oyunu Doom oynamayı öğrettiler. Daha doğrusu bir silikon üzerinde yaşayan beyin hücreleri bir dijital evrende yaşamayı öğrendiler de diyebiliriz. Silikon ile biyolojinin birleşiminden bahsediyoruz. Birçok bilim kurgu hikayesinin temel aldığı olgu, biyoloji ile teknolojinin evliliğinden. Gerçekten biz nelere tanık oluyoruz şu an farkında mısınız? Hadi farkına varalım…

Başta bahsettiğimiz deneyin arkasında Cortical Labs isimli Avusturalya merkezli bir biyoteknoloji şirketi var ve bu geliştirdikleri mantık da yeni değil. Cortical Labs’i duymuşsunuzdur belki ama duymadıysanız daha çok duyacağız gibi geliyor bana. Biraz Cyberpunk’taki Arasaka gibi olma potansiyelleri var. Ama illa ki kötü olmak zorunda da değiller. Neyse. Cortical Labs 2021 yılında çok ilginç bir deneye başlıyor. Laboratuvarda insanlardan alınan kök hücrelerden ürettikleri insan nöronlarını bir silikon mikroçip üzerine yerleştirdiklerini ve bununla canlı hücrelerle elektronik bir arayüz geliştidiklerini duyurmuşlardı. Evet. Ve bu çip hem hücrelere elektrik sinyalleri gönderebiliyor hem de bu hücrelerin ürettiği sinyalleri okuyabiliyordu. Mantık basitti aslında. İnsan beyninde nöronlar birbirlerine elektrik sinyalleri göndererek nasıl öğreniyorsa, bu çipteki nöronlar da aynı şekilde elektrik sinyallerine tepki verip zamanla daha doğru tepkileri üretmeye uyum sağlıyor.

Bu mantıkla geliştirdikleri sisteme de bir isim veriyor şirket: SBI, Synthetic Biological Ingelligence yani Sentetik Biyolojik Zeka… Temelde hedefledikleri şey ise “biyolojik bilgisayarlar”. Yani insan beyninin muhteşem çalışma mantığını silikon çiplerle modellemeye çalışmaktansa doğrudan sürece nöronları dahil ederek hem teknolojiyi hem de biyolojiyi kullanmak istiyorlar. Bu sayede bilgisayarların gerçekten insan gibi düşünebileceğini, sorun çözebileceğini düşünüyorlar. Dediğimiz gibi. Mantık basit.

Ve bu mantıkla 2022 yılında kök hücrelerden elde ettikleri 800.000 kadar nöronu bir silikon çipin üzerine yerleştirip bir bilgisayara bağlıyorlar. Ve bu nöronlar ilk olarak çok basit bir oyun olan Pong oyununu oynuyorlar. Bu da olay olmuştu zamanında hatırlayanlar vardır. Buradaki mantık da şuydu: pong oyununda topun ekrandaki konumu nöronlara elektrik sinyali olarak gönderilyiordu, nöronların verdiği elektriksel tepkiler de oyundaki raketin hareketine çevriliyordu. Yani hücreler klasik anlamda “eğitilmiyordu”… Sistem sadece geri bildirim veriyor ve topu yakaladıklarında daha düzenli bir sinyal alıyorlar, kaçırdıklarında ise daha kaotik bir sinyal geliyor. Nöronlar doğal olarak düzenli sinyallere uyum sağladığı için ağ zamanla raketi doğru hareket ettirecek şekilde davranmaya başlıyordu. Yani…

Evet. Kendi kendilerine öğreniyorlardı. Tabi oyun ve yazılım dünyasında bir geyik vardır. “Can it play Doom?” derler. Şu “gta kaldırıyor mu?” geyiğine benzer. “Doom oynayabiliyor mu peki?” diye sorarlar herhangi bu tip bir gelişmede. Ve Cortical Labs de bu meydan okumayı kabul ediyor. Ve işte bir ay kadar önce, Cortical Labs’ten bir mühendis, sadece 1 hafta içerisinde, pong oynayan 800 bin nöron yerine sadece 200 bin nöron kullanarak bu nöronların Doom oynayabilmesini sağlayacak altyapıyı geliştirdiğini duyurdu. Evet.

Ama burada şunu doğru anlamak lazım. Bu hücreler ekrana bakıp Doom oynuyor değiller. Oyun görüntüsünü görmüyorlar. Aslında yapılan şey çok daha ilginç. Ki buna da değineceğiz. Bu da ayrı bir mevzu Bu sefer de Doom’daki dünyanın bazı basit bilgileri alınıyor. Mesela düşman hangi tarafta, karakter sağa mı dönmeli sola mı, ateş etmeli mi gibi karar noktaları. Bilgisayar bu bilgileri görüntü olarak değil, elektrik sinyallerine çeviriyor. Sonra bu sinyaller çip üzerindeki nöronlara gönderiliyor.

Nöronlar da buna kendi doğal dilleriyle cevap veriyor: yine elektriksel aktivite üreterek. Çip bu aktiviteyi okuyup oyuna geri çeviriyor. Yani nöronların ürettiği elektriksel desenler oyunda dönmek, ilerlemek ya da ateş etmek gibi komutlara dönüşüyor. Burada klasik anlamda bir programlama ya da eğitim de yok. Kimse nöronlara “şimdi şunu yap” demiyor. Sistem sadece bir geri bildirim döngüsü kuruyor. Eğer ürettikleri tepki oyunda işe yarıyorsa sistem bunu pekiştiriyor, işe yaramıyorsa o sinyal kayboluyor.

Ve nöronlar zaten biyolojik olarak daha düzenli ve öngörülebilir sinyallere uyum sağlayan sistemler olduğu için, zamanla rastgele davranmak yerine işe yarayan tepkileri daha sık üretmeye başlıyorlar. Sonuç şu: yaklaşık 200 bin gerçek insan beyin hücresinden oluşan küçük bir sinir ağı, bir hafta içinde tamamen rastgele davranmaktan çıkıp Doom dünyasında hareket edebilen, ateş edebilen ve basit kararlar verebilen bir sistem gibi davranmaya başlıyor. “Can it play doom” şakası artık pek de şaka gibi gelmiyor tabi.

Ve iş şakadan çıkıp bize zihnimizi zorlayacak yeni bir gerçekliğin kapısını açıyor. O kapıyı da kısa bir aradan sonra açalım isterseniz.

Yeni bir gerçeklik diyorduk. Devam edelim. Ama öncelikle tekrar hatırlayalım. Cortical Labs’in amacı burada CL1 adını verdikleri biyolojik bilgisayar ürününü geliştirmek burada. Şirket bunu “code-deployable biological computer” diye tanımlıyor; yani yazılımı doğrudan canlı nöronlarla etkileşen bir sisteme koşturuyorsun. Buna da “wetware” derler yazılım dünyasında. Hardware’i bilirsiniz. Burada artık donanımın bir kısmı “canlı”. E haliyle cyberpunk hayalleri ve korkuları da burada canlanıyor. Çünkü artık biyoloji, hesaplama altyapısı olarak kullanılıyor. Teknoloji, canlanıyor…

Bu ilk etapta gerçek hayatta çok işimize yarayabilir. Nörolojik hastalık modelleme, ilaç testi, toksisite analizi ve kişiselleştirilmiş tıp açısından çok daha ciddi bir potansiyel var karşımızda. Ayrıca yine şirketin iddiasına göre bilgi işleme ve yapay zeka konusunda enerji problemini de çözebilecek bir olasılık bu. Zira insan beyni evrenin gerçekten de en enerji verimli yapısı. Hatta daha da ileri gidip biyolojik veri merkezlerinden bahsediyorlar. Bunlar güzel olasılıklar tabi. Ama “biyolojik veri ve enerji merkezleri” dediğimizde de matrix geliyor aklımıza.

Ve işin ilginç tarafı şu: Bu tip fikirler uzun zamandır bilim kurgunun merkezinde zaten. Mesela Evangelion evreninde üç süper bilgisayar vardır: Magi sistemi. Melchior, Balthasar ve Casper. Ve bu sistemler sıradan bilgisayarlar değildir. Her biri bir bilim insanının beyninin farklı yönlerini temsil eden biyolojik temelli hesaplama sistemleridir. Yani kararları sadece algoritmalar değil, bir anlamda biyolojik düşünme süreçleri verir. Bugün laboratuvarda bir mikroçip üzerinde çalışan birkaç yüz bin nöron ile Doom oynatıyoruz. Ama hayal gücünü biraz genişletirseniz şunu sormaya başlıyorsunuz: Peki ya bu sistemler büyürse? 200 bin nöron…

1 milyon nöron… 10 milyon nöron… İnsan beyninde yaklaşık 86 milyar nöron olduğunu hatırlatalım bu arada. Şimdi şunu düşünmek bile garip: Eğer bir gün milyonlarca nörondan oluşan böyle hibrit sistemler yapılabilirse, bunlar sadece oyun mu oynar? Yoksa robotların kontrol sistemlerine mi bağlanır? Bir robotun görme sensörlerinden gelen veriyi alıp çevreye nasıl tepki vereceğine biyolojik bir sinir ağı mı karar verir? Bir makine, bir anlamda küçük bir canlı sinir sistemiyle mi hareket eder? Bu noktada bilim kurgu ile gerçek bilim arasındaki sınır bulanıklaşmaya başlıyor. Blade Runner’daki replicantlar, Ghost in the Shell’deki cyber-brain kavramı,

Neuromancer’daki wetware sistemleri, Cyberpunk evrenindeki biyoteknolojik implantlar… Bunların hepsi aslında aynı sorunun farklı versiyonlarıydı: Teknoloji ile biyoloji birleşirse ne olur? Ve bugün ilk defa o sorunun gerçek dünyadaki ilk kaba prototiplerini görmeye başlıyoruz. Ama daha ilginç bir soru var. Bu sistemler bir noktada gerçekten öğrenmeye, gerçekten karmaşık kararlar vermeye, belki bir gün çevrelerini anlamaya başlarsa… O zaman şunu sormak zorunda kalacağız: Bu sadece bir makine mi? Yoksa bir çeşit yeni varlık biçimi mi? Şu anda elimizde sadece birkaç yüz bin hücre var. Ama evrimsel olarak bakarsanız…

Beyin dediğimiz şey de bir zamanlar tek bir hücreyle başlamıştı. Ve bu yüzden Cortical Labs’in yaptığı deneyler teknik olarak küçük olabilir. Ama kavramsal olarak… İnsanlık ilk defa şu sorunun kapısını aralıyor olabilir: Canlılık ile makine arasındaki çizgi gerçekten nerede başlıyor ve nerede bitiyor?

Kaynaklar ve ilgili okumalar

  1. Özgün Bebar Bilim videosu
  2. İlgili okuma (Wikipedia, İngilizce): Organoid intelligence